ActualArticlesEnglishTURKISH WRITINGS
Trend

TÜRKİYE’DE 15 TEMMUZ SONRASI İŞLENEN NEFRET SUÇLARI

Bilindiği üzere, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası başta Gülen Hareketi mensupları olmak üzere muhalif kesime yönelik başlatılan soruşturmalarda sistematik ve toplu gözaltı ve tutuklama kararları verilmiş ve adeta rejim mahkemelerine dönüşen yargı mercilerince ağır cezalara çarptırılmışlardır. Bu hukuksuz süreçte insanların en temel hakları olan özgürlük ve güvenlik ile adil yargılanma hakları bir devlet politikası olarak ellerinden alınırken gerek ceza evlerinde ve gerekse sivil hayatta bu nefret politikasının etkisi ile sivil ölüme terkedilmiştir.

Bu sivil ölüme terk sürecinde başvurulan yöntemlerden biri de nefret söylemi ve suçlarıdır. Türkiye’de 17/25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarıyla başlayan ve 15 Temmuz darbe girişimiyle devlet politikası haline gelen nefret söylemi ve devlet uygulamaları toplumda da karşılık bulmuştur. İktidar mensupları ve devlet görevlilerinin geliştirdiği nefret politikaları doğrudan eyleme dökülmüş ve ortaya çok ciddi nefret suçları çıkmaya başlamıştır. Kamu görevliler tarafından gerek cezaevinde ve gerekse sivil hayatta başta KHK’lılar olmak üzere muhalif kesime yönelik gerçekleştirilen şiddetꓹ tehditꓹ yaralama ve taciz gibi eylemlerin benzerlerinin sivil vatandaşlar tarafından da nefret saikiyle işlendiği görülmektedir. Bu noktada vahim olan ise bu eylemlerin yargı mercilerince cezasız bırakılmasıdır. Burada iktidar söylemiyle bir politika olarak geliştirilen muhaliflere yönelik nefret söylemi yargı eliyle de koruma altına alınmaktadır.

Son günlerde; deprem nedeniyle TUBİTAK tarafından verilecek burs bakımından KHK’lı olmaması koşulu getirilmesi veya deprem nedeniyle alınacak banka kredisinin başvurucunun eşinin KHK ile ihraç edilmiş olması nedeniyle reddedilmesi ya da YÖK’ün KHK ile ihraç edilip iadesine karar verilen öğretim görevlilerinin İstanbul, Ankara ve İzmir illeri dışına yapılan atamalarının “Geri Alınmayacağına” ve “AYM kararının uygulanmayacağına” dair işlemleri veyahut İş Bankası tarafından KHK’lı depremzede için banka hesabı açılmaması Türkiye’deki nefret eylemlerinin geldiği noktayı ortaya koymaktadır.

Bu zamana kadar bu hukuksuzlukların uluslararası kuruşlulara taşınması ve bu kuruşluların raporlarında yer bulması için yoğun bir gayret sarf edilmektedir. Bu kapsamda, Türkiye’de son dönemde gerçekleştirilen nefret suçlarının tespit ve uluslararası raporlara yansıtılması için Justice Square Foundation (JSF) bünyesinde yeni bir çalışma başlatılmıştır. Bu noktada çalışmanın sağlıklı yapılabilmesi ve doğru verilerin sahadan toplanabilmesi bakımında öncelikle nefret suçlarını oluşturan eylemlerin tespiti ve “nefret suçu” kavramının kısaca açıklanması gerekmektedir.

Nefret suçu; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi ön yargı doğurabilecek nedenlerden ötürü işlenen, genellikle şiddet içeren suçlardır. Eğer bu suç bir defaya mahsus olarak işlenmemişse ve süreklilik arz ediyorsa, suç işleyenler nefret grubu olarak tanımlanmaktadır. Burada kanunda suç olarak tanımlanan eylem mağdurun kimliğinden kaynaklı duyulan nefret nedeniyle sistematik ve planlı bir şekilde işlenmektedir. Diğer bir ifade ile nefret saikiyle yaygınlaşan bir durum söz konusudur.

Uluslararası kuruluşlar nefret suçu ve söylemiyle mücadele adına yılık raporlar yayınlamakta ve muhatap ülkeler bu konuda gerekli tedbirleri almaya davet etmektedirler. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı  (AGİT) bu kurumlardan biridir. AGİT’e göre ortada bir nefret suçunun bulunduğuna karar verebilmek için, suç teşkil eden bir eylemin nefret saikiyle işlenmiş olması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle burada özel bir kast bulanmaktadır. Burada nefretin kaynağı ise mağdura karşı ait olduğu ırk, milliyet, etnik köken, din, dil, renk, cinsiyet, cinsel yönelim, yaş, engellilik ve benzeri sebeplerden dolayı duyulan ön yargıdır. Burada fail mağdura sahip olduğu kimlikten kaynaklı olarak bu kimliği ile mevcut toplumun bir parçası olamayacağını ve böyle bir hakkının olmadığı mesajı verilmektedir.  AGİT kayıtlarına göre Türkiye her ne kadar yıllık verilerini iletse de kolluk tarafından nefret suçu kaydı tutulmayan ülkelerden biridir.

Nefret suçu; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din,  cinsiyet  ve cinsel yönelim gibi ön yargı doğurabilecek nedenlerden ötürü işlenen, genellikle şiddet içeren suçlardır. Eğer bu suç bir defaya mahsus olarak işlenmemişse ve süreklilik arz ediyorsa, suç işleyenler nefret grubu olarak tanımlanmaktadır. Burada kanunda suç olarak tanımlanan eylem mağdurun kimliğinden kaynaklı duyulan nefret nedeniyle sistematik ve planlı bir şekilde işlenmektedir. Diğer bir ifade ile ortada KHK’lılara duyulan nefret saikiyle KHK’lıları hedef alan ve nefret söylemini aşıp doğrudan nefret suçunu oluşturan yaygınꓹ somut ve fiziki bir eylem bir durumu söz konusudur.

Diğer taraftan nefret suçu TCK’nın “Nefret ve Ayırımcılık Suçu”  başlıklı 122. maddesinde de düzenlenmiştir. Buna göre:

 (1) Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle;

  1. a) Bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini,
  2. b) Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını,
  3. c) Bir kişinin işe alınmasını,
  4. d) Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını, engelleyen kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Maddedeki düzenleme uyarınca  yağma, hakaret, yaralama, öldürme ve cinsel saldırı sözlü taciz, tehdit ve nefret içerikli hakaret gibi suçların, yukarıda sayılan özellikleri taşıyan kişilere karşı önyargı ile işlenmesi bu suçların yanı sıra nefret suçunu da oluşturacaktır. Benzer şekilde;

  • Kişinin ait olduğu yukarıda bahsedilen gruplardan kaynaklı olarak işten çıkarılması,
  • Kişinin HH mensubu olması veya KHK’lı olduğundan bahisle banka veya sağlık veyahut bir başka kamu hizmetini almasının engellenmesi,
  • Kişinin yukarıda bahsedilen gruplardan birine olan aidiyeti nedeniyle kamusal ibadet alanlarına girişinin engellenmesi,
  • Hükümlü olması nedeniyle denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme koşulları oluşmasına karşın kişinin Hizmet Hareketi mensubu olması nedeniyle bu haklardan sistematik ve planlı olarak faydalandırılmaması,
  • KHK ile ihraç edilmesine karşın Komisyon veya Mahkeme kararıyla göreve iade edilen bir kişinin ilgili kurum tarafından görevi kötüye kullanmak suretiyle göreve başlatılmaması,
  • Özel sektörde işveren olan kişinin veya esnafın iş yapmasını engelleyici uygulamalara ya da belediye veya diğer kamu kurumları tarafından haksız ve kötü niyetli denetimlere veya idari para cezalarına tabi tutulması,
  • İşyerlerinin kundaklanması veya mala yönelik tahrip etme ve zarar verme eylemlerinin gerçekleştirilmesi,
  • Geçmişte KHK ile kapanmış kurumlarda çalışmış olmak veya bu kurumlardan mezun olmak ya da KHK ile ihraç edilmiş olmak nedeniyle yapılan iş başvurularının reddedilmesi,
  • Kişinin çalıştığı iş yerinde bu sebeple mobinge uğraması,
  • Kişinin KHK ile ihraç edilmiş olmaktan kaynaklı olarak malvarlığına el konulması ve el koyma kararı kalkmasına rağmen satış ve devir işlemlerinin yapılmaması,
  • Kişinin KHK’lı veya Hizmet Hareketi mensubu olduğunu belirtmek ve toplumda onu damgalamak için ad veya lakap takılması ya da yazılı görsel ve sosyal medyada hedef haline getirilmesi,
  • Kişinin örgüt üyeliğinden yargılanması veya KHK ile ihraç edilmiş olması nedeniyle postayla, e-postayla, telefonla, mesajla, veya duvar yazısı ile rahatsız edilmesi,

şeklindeki eylemler de nefret suçunu oluşturacaktır.

İzah edilen gerekçeler ışığında, Justice Square Foundation (JSF) tarafından başta AGİT olmak üzere uluslararası kuruluşlarca hazırlanacak raporlama çalışmalarına katkı sunmak için bir çalışma yapılacaktır. Özellikle 2022 yılını kapsayan rapor çalışmalarında kullanılmak üzere Türkiye’de veya yurtdışında nefret eylemlerine maruz kalan kişilerin bu konudaki somut bilgi ve beyanlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Yukarıdaki açıklamada örneklemesi yapılan ve nefret suçunu oluşturan eylemlerin uluslararası kurumlar nezdinde gündeme getirilmesi bakımından aşağıdaki şablonda belirtilen şekilde olayꓹ yerꓹ tarih, fail ve olay bilgisi gibi temel bilgiler ile varsa şikayet ve alınan bir yargı kararının justicesquarefoundation@gmail.com adresine bildirilmesi gerekmektedir. Hukuksuzlukla mücadele adına bu eylemleri gerçekleştiren faillerin ortaya çıkarılması ve bu konudaki devlet politikasını bütün dünyaya anlatılması adına yardımlarınıza ihtiyaç vardır.

Bu noktada toplanacak veriler kişisel verilerin gizliğine uygun olarak ve yalnızca JS bünyesindeki veya benzer veriler çerçevesinde çalışmalar yapan uluslararası kuruluşlarla yapılacak çalışmalarda kullanılacaktır.

NEFRET SUÇU BİLDİRİM FORMU

Daha Fazla Göster
Başa dön tuşu