Aziz Kamil CanTURKISH WRITINGS

SOSYAL İLETİŞİM AĞLARININ HUKUKSAL ÇERÇEVESİ

Teknolojinin gelişmesine bağlı olarak yeni suç tipleri ve yeni koruma mekanizmaları da ortaya çıkmıştır. Bu gelişmenin en önemli ayağını da sosyal iletişim ağları oluşturmuştur. Günümüzde milyonlarca kişi facebook, whatsapp, massenger, twitter, google, viber, signal, instagram gibi onlarca iletişim hatları üzerinden birbirleri ile bağlantı halindedirler.

Bu devasa iletişim kanallarına kaydolunan kişisel veri ve konuşmalarının korunması için ulusal ve uluslararası hukuksal çareler uygulamaya konulmuştur. Bilgileri depolayan şirketleri bağlayan mevzuatlar geliştirilmiştir. İfade özgürlüğü ve mahremiyetinin korunmasına çalışılmıştır. Buna rağmen yine de bu verilerin yasa dışı yollarla çalınması ve kötü niyetle kullanılması engellenememektedir.

Örneğin bir süre önce dünya bir skandalla çalkalandı. ABD Başkanlık seçim kampanyası için çalışan Cambridge Analytica isimli şirketin, 50 milyon Facebook kullanıcısının kişisel verilerini izinsiz şekilde topladığı ortaya çıktı. Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı’nın, izinsiz toplanan kullanıcı verileri sayesinde istedikleri adaya seçim kazandırdıklarını itiraf ve ifşa ettiği gizli çekim bir videosu medyaya sızdı. Akabinde, “deletefacebook” kampanyaları başlatıldı. ABD Federal Ticaret Komisyonu, verilerin danışmanlık şirketine bilinçli verilme ihtimali hakkında soruşturma başlattı. Facebook’a verilecek para cezasının milyarlarca dolar olabileceği söylendi. Facebook bu olay üzerine ilk bir haftada 50 milyar dolar kaybetti…

Bütün bunlar insanların mahremiyetine, kişisel verilerine, özel hayat alanının gizli olmasına ve gizli kalması gerektiğine verilen değeri gösteriyor aslında. Halihazırda bütün dünyada kabul gören, geçerli olan, güncel hukuk anlayışı da bu şekilde. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler (BM) Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi başta olmak üzere pek çok uluslararası belgelerde bu haklar açıkça koruma altına alınmış vaziyettedir.

Dahası, münhasıran mahremiyet ve kişisel veriler konusunda hazırlanıp uygulamaya konulmuş uluslararası düzenlemeler de vardır. Mesela, Avrupa Konseyi bünyesinde kabul edilen kişisel verilere ilişkin 108 sayılı Sözleşme, Avrupa Birliği mevzuatı içinde yer alan 95/46 sayılı Yönerge gibi. Hatta Avrupa Birliği (AB) konuya verdiği önem nedeniyle, kişisel verilerin korunmasını bir basamak üste, Tüzük seviyesine çıkararak ve daha ayrıntılı koruma imkanları geliştirerek yasalaştırmış durumdadır. AB Kişisel Verilerin Korunmasına İlişkin Tüzük (2016/679 sayılı GPDR) 2016 yılında AB Resmî Gazetesi’nde yayınlandı ve 2018 yılı mayıs ayında da yürürlüğe girmesi öngörüldü.

Hiç şüphesiz, haberleşmenin yöntemi, usulü ve içeriği de mahremiyet ve özel hayat alanına bağlı olarak kişisel verilerin kapsama ve koruma alanı içinde yer alıyor. O kadar ki, mesela 2015 yılında BM İnsan Hakları Konseyi, 22 Mayıs 2015 Tarih ve A/HRC/29/32 sayılı kararıyla, hem devletlere hem de şirketlere ve özel sektöre bazı tavsiyelerde bulundu. Buna göre insanların 1) Anonimleştirilmiş, 2) Şifrelenmiş yöntemler ve vasıtalarla haberleşmeleri yasaklanmamalı; bilakis teşvik edilmeli ve kolaylaştırılmalıdır; bu konuda alt yapılar geliştirilmeli, yatırımlar artırılmalıdır.

Anonimleştirme; nick name, müstear isim, rumuz gibi yöntemlerle gerçek kimliği ve kişiyi gösteren bilgilerin ayıklanması, arındırılması veya değiştirilmesi demektir. Şifrelenmiş haberleşme ise; özellikle WhatsApp gibi uygulamalarla mesajlaşırken, mesaj ve bilgilerin, sizin telefonunuzdan, yani kaynak cihazın çıkışından itibaren hedef cihaza varana kadar yolda şifreli şekilde nakledilmesi demektir. Buna uçtan uca şifreleme yöntemi de deniyor.

Peki, neden bu tedbirlere başvuruluyor? Çünkü demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, hak ve adaletin tam tesis edilebilmesi, ifade özgürlüğü ve özel hayat ile kişisel verilerin korunması, huzur ve barış içinde yaşama ancak bu şekilde sağlanabilir.

Öte yandan bireylerin özel hayatına bu kadar hassasiyet gösterilirken, konu kamu alanı ve devlet idaresi olunca, tam tersi söz konusu oluyor. Devlette de alabildiğine şeffafiyet, hesap verme, kamuoyunu bilgilendirme, sorumluluk sahibi olarak halka açıklama yapma ilkeleri devreye giriyor. Bunların hepsi, insanlık için yazılı tarihin süzgecinden geçmiş, çoğu acı ve kanlı tecrübelerle elde edilen çok değerli miras ve hazinelerdir.

Hukuk ve demokrasisi güçlü olan ülkelerde bu hususlara riayette hassasiyet gösterilirken, Türkiye gibi dikta yönetimlerin hakim olduğu ülkelerde ise sosyal iletişim hatları yasaklanmakta, sadece kullanmak bile suç sayılmakta, kişisel veriler deşifre edilmekte, yönetimde kapalılık esas alınmakta ve halka gerçekler anlatılmamaktadır.

Erdoğan yönetimi altındaki 80 milyonluk Türkiye, son yıllarda dünyadan kopuk ve kapalı bir devreye girmiş bulunmakta ve her geçen gün de bu kopuş artmaktadır. Bireyler, sosyal medyada düşüncelerini paylaşamaz hale gelmişlerdir. Muhaberat devleti haline getirilen ülkede muhalif bir fikir ileri süren kişi aynı saatlerde istihbari ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen kişisel bilgileri çerçevesinde kimliği deşifre edilmekte ve tutuklanmaktadır.

Çılgınlık öyle bir boyuta ulaşmış ki, dünya çapında piyasaya sürülmüş bir milyon civarında kişinin müşterisi olduğu ByLock gibi bir uygulama otomatik suç kapsamına alınabiliyor, içeriğine bakılmaksızın sadece programın indirilmiş olması bile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası için yeterli görülebiliyor. Yargıtay 16. CD bir kararında (14/02/2018 Tarih, E: 2017/3609, K: 2018/335) “Bylock delili usulüne uygun olarak temin edilmemiş ise de…” dediği halde, korku ve baskıdan dolayı mahkemelerin verdiği cezaları onamaktan çekinmiyor. Sadece ByLock değil, signal, viber, telegram vb daha değişik kimi uygulamaları kullanmak, hatta bunlara dokunmak, yanından geçmek, o tarafa bakmak, kullanmasan dahi kullanan birisini aramak (bkz. Mehmet Altan kararı) “silahlı terör örgütü üyesi veya yöneticisi” olarak ceza almaya kâfidir.

Erdoğan yönetimi ve bağlı medya yüzbinlerce, belki milyonlarca insanın özel hayat ve bilgilerinin, mesajlarının yer aldığı veri tabanını ele geçirebilmek için, özel ekiplerin jetlerle başka bir ülkeye (Litvanya) gizlice gittiğini, binaya operasyonla sızdığını, veri tabanını çaldığını açıklamaktan utanmıyorlar. Uluslararası hukuku, diplomasiyi, devlet şeref ve haysiyetini ayaklar altına almaktan haya etmiyorlar. Yapılan bu hukuksuzlukla gurur duyabiliyorlar. Bununla alakalı kitaplar yazabiliyorlar.

Ancak, anın kendilerine sağladığı güce güvenerek bu hukuksuzluklarını deşifre eden siyasi ve bürokratlar elbette bir gün güçlerini kaybedecek ve itiraf niteliğindeki bu hukuksuz eylemlerinin hesabını gerçek bir yargı önünde vermek zorunda kalacaklarıdır.

Hukukçular arasında atasözü gibi bir deyim vardır: “Katil mutlaka delil bırakır.” Bu, tohumun eninde sonunda filizlenmesi ve rüşeym çıkarması, hayata yürümesi gibidir. Bugünün hukuk ve hatta insan katilleri bıraktıkları kanıtlarla, zamanı geldiğinde yargılanmaktan kaçamayacaklardır.

Yolsuzluklarını, hırsızlıklarını ve daha birçok suçlarını kapatma ve siyasi hırsları uğruna masum halkına “bir cadı avı başlatacaklarını” açıklayan Erdoğan ve yönetimi, ülke ve insanları birbirine bağlayan sosyal medya ağlarına yasak koyarak ve bunları suç sayarak, kullananları da hapse atarak daha ne kadar hukuksuzluklarını örtebileceklerini düşünüyorlar acaba? Bunun zamanını bilmiyorum ama bildiğim bir şey var: “Katil mutlaka delil bırakır”, güç elden gidince katilin delili gün yüzüne çıkar ve katil hem bu dünyada hem de ahirette hakkettiği cezayı bulur.

Katilin güvendiği devlet bir gün elinden kayacaktır. Hakan Zafer’in ifadesiyle “Devlet kelimesinde, tanımında dönmek var… Devlet güçtür, döner sırtını size, başkasına gider. Gün olur dönüp gelir size. Durmaz ama… Yine dönüp gider. Devletle yükselen alçalır, alçalan zamanı gelir yükselir. Kullanır, atar devlet. Su değirmeni gibi kovasına doldurur, alıp bir yerden suyu başka yere dökerek çarkını döndürür.”

Bu nedenle anın gücü ve güçlülerine takılıp ümitsizliğe kapılmamak gerekir. Zalimlerin ellerindeki devlet er ya da geç el değiştirecek, güçleri yok olacak, hak ve doğruluk mutlaka galip gelecektir.

Show More

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Back to top button