<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU &#8211; Justice Square</title>
	<atom:link href="https://www.justicesquare.com/blog/tag/insan-haklari-ve-esitlik-kurumu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.justicesquare.com</link>
	<description>Justice Square</description>
	<lastBuildDate>Mon, 26 Dec 2022 13:25:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-GB</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/02/cropped-LOGO-32x32.png</url>
	<title>İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU &#8211; Justice Square</title>
	<link>https://www.justicesquare.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>YARGI MERCİLERİ İŞKENCECİLERİ KORUMA ALTINA ALIYOR</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2022/12/26/yargi-mercileri-iskencecileri-koruma-altina-aliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Dec 2022 13:25:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Bahadır ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulkadir Türkyılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[BANK ASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BAROLARBİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Polis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1768</guid>

					<description><![CDATA[İşkence suçu; kamu görevlisinin sistematik ve belli bir sürece yayılan fiilleriyle bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çektirmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlar sergilemesini ifade etmektedir. &#160;İşkence suçu, TCK m.94’te “İşkence ve Eziyet” başlıklı bölümde düzenlenmiştir. Ayrıca işkence fiillerin, siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">İşkence suçu; kamu görevlisinin sistematik ve belli bir sürece yayılan fiilleriyle bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çektirmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlar sergilemesini ifade etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;İşkence suçu, TCK m.94’te <strong><em>“İşkence ve Eziyet” </em></strong>başlıklı bölümde düzenlenmiştir. Ayrıca işkence fiillerin, siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi halinde ise TCK&#8217;nın 77. maddesindeki insanlığa karşı suç oluşacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlığa karşı suç kategorisinde yer alan işkence yasağı, uluslararası hukuk belgelerinde de bireyin temel hakları arasında sayılmıştır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 5. maddesinde, <em>“hiç kimsenin işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya muameleye tâbi tutulamayacağı”</em> ifade edilmiştir. Aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “İşkence Yasağı” başlıklı 3. maddesinde <em>“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tâbi tutulamaz”</em> hükmüne yer verilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İHD Dokümantasyon Biriminin tespitlerine göre sadece 2022 yılının ilk 11 ayında; resmi gözaltı yerlerinde en az 980 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalmıştır.&nbsp; Yine İHD Dokümantasyon Birimi’nin verilerine göre hapishanelerde 310 mahpus işkence ve kötü muamele gördüğüne dair şikâyette bulunmuştur<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a>. Belirtilen bu verilerin OHAL süreciyle birlikte olağan hale geldiği görülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşkencenin önlenmesi demokratik hukuk devletinde yaşam hakkının korunması ile özgürlük ve güvenlik hakkının güvenceye alınması noktasında hayati öneme sahiptir. İnsan haklarına yönelik ağır ihlal niteliğinden dolayı &nbsp;şikâyet beklenmeksizin soruşturulması gereken suçlar arasında yer alan işkence suçunda zamanaşımı bulunmamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla beraber Türk yargı mercileri işkencenin hesabını sormak yerine işkencecileri koruma altına almaktadırlar. Özellikle OHAL sürecinde bir politika halinde uygulanan ve OHAL KHK’sı ile sorumsuzluk zırhı getirilen işkence eylemleri devam ederken sorumlular yargı eliyle korunmaktadırlar. Bunun son örneği Ankara Emniyet Müdürlüğü TEM şubede görevli olan polis <strong>Abdulkadir Türkyılmaz</strong> hakkındaki işkence iddialarının yer aldığı haber ve tweetlere erişim engeli getirilmesidir<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkyılmaz 15 Temmuz sonrası askerlere işkence yaptığını itiraf etmesi ve milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na ailesinin gözü önünde şiddet uygulamasıyla gündeme gelmişti. Türkyılmaz hakkında yapılan şikâyetler üzerine başlatılan soruşturmada, 15 Temmuz sonrasında aralarında üst düzey komutanların da olduğu bazı askerlere olayın sıcaklığıyla “kötü muamelede” bulunduğunu ve OHAL sürecinde bir albayı bacağından potaya astığını itiraf etmişti. Ancak Türkyılmaz, yaptığı işkenceden pişmanlık duymadığını söylemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Abdulkadir Türkyılmaz</strong> hakkındaki işkence haberlerinin kaldırılması için yaptığı başvuru neticesinde Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliği 102 sayfalık kararıyla; haberlerin yanı sıra tweetlerin de kaldırılmasına karar verdi.&nbsp; Bu kapsamda toplamda 2071 URL’ye erişim yasağı getirildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye&nbsp; <strong>Abdulkadir Türkyılmaz</strong> olayında da görüldüğü gibi insanlık suçu olan ve zamanaşımı bulunmayan işkence suçu devlet kontrolünde bir idari pratik haline dönüşmüş bulanmaktadır. İşkence ile mücadele etmek yerine işkencecilerin ifşasını ve yargılanmalarını önleyici tedbirler alınmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">OHAL süreciyle birlikte iktidarın teşvik ve desteğiyle kolluk görevlilerinde başlayan keyfi ve kural tanımaz tutum ve davranışlar bu verileri gün geçtikçe artmasına neden olmuştur. Devlet eliyle işkencenin idari pratik haline gelmesindeki temel neden OHAL KHK’larıyla işkenceci kamu görevlilerine getirilen sorumsuzluk zırhıdır. OHAL bitmiş olsa da zımni olarak devlet eliyle bu sorumsuzluk hali devam ettirilmektedir.&nbsp; Bu noktada bu sorumsuzluğun devam etmesinde ve işkencelilerin hesap vermemelerinde yargı mercileri önemli bir paya sahiptir. İşkencenin önlenmesi için yargı mercilerinin resen hareket etmesi ve suçluların cezalandırılması için gerekeni yapması gerekirken yargı mercilerinin bazen “takipsizlik kararlarıyla” bazen de “ verdikleri erişim engeli kararlarıyla” işkencecilere perde oldukları ve onları korumaya aldıkları görülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak insanlığa karşı suç niteliğindeki işkence fiilleri zamanaşımına tabi olmadığından her zaman soruşturma konusu olacağı unutulmamalıdır. Bu noktada saray rejimi yargısının işkenceciler hakkında takipsizlik kararı vermiş olması işkencelileri hiçbir zaman kurtarmaz. Adalet geldiğinde işkence dosyaları sırasıyla raflardan indirilecektir. Dolayısıyla takipsizlik kararı veya erişim engeli kararı almak Erdoğan rejiminde bir sığınak olsa da bu kararlar bile kimlerin işkenceci olduğunun tespit noktasında yol gösterici olacaktır. Ayrıca OHAL süreciyle birlikte kamu görevlilerinin işkence eylemlerini başta Gülen Hareketi Mensupları olmak üzere toplumun belli kesimlerine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlediklerinden yargılamalarının TCK&#8217;nın 77. maddesindeki insanlığa karşı suç kapsamında olacağı da unutulmamalıdır.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> Verilerle 2022 Yılında Türkiye’de İnsan Hakları İhlalleri 10 Aralık 2022 <a href="https://tihv.org.tr/ozel-raporlar-ve-degerlendirmeler/verilerle-2022-yilinda-turkiyede-insan-haklari-ihlalleri/">https://tihv.org.tr/ozel-raporlar-ve-degerlendirmeler/verilerle-2022-yilinda-turkiyede-insan-haklari-ihlalleri/</a>&nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> https://aktifhaber.com/gundem/iskenceci-polis-abdulkadir-turkyilmaz-izlerini-silmeye-calisiyor-2071-haber-ve-tweet-icin-erisim-engeli.html</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİRLEŞMİŞ MİLLETLER İNSAN HAKLARI KOMİTESİNİN GÖKHAN AÇIKKOLLU KARARI ÜZERİNE GENEL BİR DEĞERLENDİRME                                    Dr. Gökhan GÜNEŞ  </title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2022/12/02/birlesmis-milletler-insan-haklari-komitesinin-gokhan-acikkollu-karari-uzerine-genel-bir-degerlendirme-dr-gokhan-gunes/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Dec 2022 11:36:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Gökhan Güneş]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[BANK ASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BAROLARBİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<category><![CDATA[Kötu Muamele]]></category>
		<category><![CDATA[Mukadder Alakuş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1722</guid>

					<description><![CDATA[                                                                                                                                                                   A.&#160;&#160;&#160; KOMİTE KARARININ GENEL DEĞERLENDİRMESİ Daha önceki yazılarımıza konu ettiğimiz Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesinin 3736/2020 sayılı Mukadder Alakuş  dosyasında Komite   haksız  tutuklama, kötü cezaevi koşulları ve adil yargılanma hakkının ihlali konularında önemli bir karara imza atmıştı. Başvurucu hakkında Komite yaptığı değerlendirmede Bylock mesajlaşama programı kullanmak, Bank Asya hesabına sahip olmak ve barışçıl bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">                                                                                                                                                                    </p>



<h2 class="wp-block-heading">A.&nbsp;&nbsp;&nbsp; KOMİTE KARARININ GENEL DEĞERLENDİRMESİ</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Daha önceki yazılarımıza konu ettiğimiz Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesinin 3736/2020 sayılı <strong>Mukadder Alakuş</strong>  dosyasında Komite   haksız  tutuklama, kötü cezaevi koşulları ve adil yargılanma hakkının ihlali konularında önemli bir karara imza atmıştı. Başvurucu hakkında Komite yaptığı değerlendirmede Bylock mesajlaşama programı kullanmak, Bank Asya hesabına sahip olmak ve barışçıl bir mitinge katılmak gibi iç hukukta suç olarak tanımlanmayan veya yasaklanmayan eylemlerin terör örgütüne üye olmak suçunun delili olarak tutuklama ve mahkumiyet kararına esas alınmasının hak ihlali olduğuna özellikle vurgu yapmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">BM İnsan Hakları Komitesi bu önemli kararından çok kısa bir süre sonra aynı nitelikte bir başka önemli ihlal kararını açıklamıştır. Komite&nbsp; 30/11/2022 tarihli ve 3730/2020 sayılı <strong>Gökhan Açıkkollu </strong>kararında önemli tespit ve ihlallere yer vermiştir. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası gözaltına alınan öğretmen Gökhan Açıkkollu, gözaltında uğradığı işkence ve kötü muameleler sonucu hayatını kaybetmiş ve Açıkkollu’nun ölümüyle ilgili savcılık takipsizlik kararı verilmiştir. Takipsizlik kararından sonra <strong>Gökhan Açıkkollu’nun </strong>yaşam hakkına ve ölümünden sonraki soruşturma surecine&nbsp; ilişkin ihlallerin tespiti adına &nbsp;<strong>Gökhan Açıkkollu’nun &nbsp;</strong>eşiMümüne Acikkollu tarafından Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesine başvuru yapılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Başvurucunun kocası olan Gökhan Açıkkollu’nun gözaltındayken ölümüyle sonuçlanan işkence ve kötü muameleye tabi tutulduğu yönündeki iddialarına ilişkin olarak Komite yaptığı değerlendirme neticesinde:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Başvurucunun kocasının gözaltında tutulmasının ve akabinde nezarethanede ölümünün hukukiliğine itiraz etmede Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru yolunun uygulamada etkili olacağının taraf Devlet tarafından ispatlanmadığına,</li>



<li>Türkiye’de 2 Ağustos 2016&#8217;da ülke çapında olağanüstü hal ilan edildikten sonra yürürlüğe giren askıya alma bildiriminin (derogasyon) keyfi tutuklamaya karşı temel güvenceleri askıya alamayacağına,</li>



<li>Taraf Devlet&#8217;in, Gökhan Açıkkollu’nun 3 Ağustos 2016 tarihinde yapılan tıbbi muayenesi sırasında, gözaltındayken fiziksel ve psikolojik travmaya maruz kaldığı yönündeki iddialarının derhal, tarafsız ve kapsamlı bir şekilde soruşturulduğunu ortaya koyamadığına,</li>



<li>Taraf Devlet&#8217;in, Sözleşme&#8217;nin 6. ve 7. maddelerine aykırı olarak, Gökhan Açıkkollu’yu işkence ve kötü muameleden korumak ve nihayetinde, önceden var olduğu bilinen sağlık sorunlarını göz önünde bulundurarak, gözaltındayken hayatını korumak için gerekli özeni göstermediğine,</li>



<li>Taraf Devlet&#8217;in işkence iddialarına ve Gökhan Açıkkollu’nun ölümüne ilişkin kapsamlı ve tarafsız bir soruşturma yürütüldüğünü gösteremediğine, soruşturma sırasında gözaltında bulunan diğer tanıkların ifadelerinin hangi gerekçeyle dikkate alınmadığının veya ölümünden önceki işkence iddialarının neden zamanında etkili bir şekilde soruşturulmadığının gerekçelendiremediğine,</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Karar vermiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Komite Gökhan Açıkkollu’nun&nbsp; ölümü ile sonuçlanan gözaltı ve soruşturma surecine ilişkin olarak ise</strong>, <strong>gözaltına alma işleminin &nbsp;keyfi olup olmadığını değerlendirirken Mukadder Alakuş</strong>&nbsp; <strong>Kararında olduğu gibi</strong><strong>, </strong><strong><u>&#8220;</u></strong><strong>keyfilik&#8221; kavramının, uygunsuzluk, adaletsizlik, öngörülebilirlik eksikliği ve hukuka uygunluk unsurlarının yanı sıra makul olma, gereklilik ve orantılılık unsurlarını da içerecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğine </strong><strong>ve cezai suçlamalarla ilgili olarak gözaltında tutmanın her koşulda makul ve gerekli olması zorunluluğuna vurgu yaptıktan sonra &nbsp;</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Taraf devlet tarafından Başvurucunun kocası Gökhan Açıkkollu’nun gözaltın alınma nedeni veya kendisine yöneltilen suçlamalar hakkında derhal bilgilendirildiği iddiasını kanıtlamak için gözaltı kararı, tutuklama emri veya adli işlem tutanakları gibi herhangi bir belge sunulmadığına,</li>



<li>Taraf Devletin iddia edilen tanık ifadeleri, yakalama emri, gözaltı kararı, Bylock uygulamasına ilişkin konuşma kayıtları gibi herhangi bir belge veya başvurucunun kocasının gözaltına alınmasını haklı gösterdiği iddia edilen delillere yönelik herhangi bir kanıt sunmadığına,</li>



<li>Bylock gibi şifreli bir iletişim aracının veya Bank Asya hesabının sadece kullanılması veya indirilmesinin, konuşma kayıtları gibi başka delillerle desteklenmedikçe, kendi başına yasadışı bir silahlı örgüte üyeliğinin kanıtı olamayacağına,</li>



<li>Taraf Devlet tarafından atıfta bulunulan ve Bylock uygulamasının FETÖ üyeliği suçunun tek veya belirleyici delili olarak kullanılabileceğine hükmeden Anayasa Mahkemesi kararlarının, başvurucunun kocasının yakalanmasından ve gözaltına alınmasından sonra yayımlandığına,</li>



<li>Taraf Devlet&#8217;in <strong>Gökhan Açıkkollu’ya </strong>atfetilen suçlamalar ve yakalanma nedeni hakkında derhal bilgilendirildiğini ve tutulmasının makul ve gerekli olma kriterlerini karşıladığını kanıtlayamadığına,</li>



<li>Komite, Sözleşmenin 4. madde kapsamındaki bir askıya alma bildiriminin, makul olmayan veya lüzumsuz bir özgürlükten yoksun bırakmayı haklı gösteremeyeceğine</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Karar vermiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Verilen karar ve ortaya konulan tespitler ışığında Komite Gökhan Açıkkollu’nun haksız ve keyfi bir şekilde gözaltına alındığını, işkence ve kötü muamele sonucu yaşamını yitirdiğini ve ölümüyle ilgili etkin bir soruşturma yürütülmeyerek takipsizlik kararı verildiğini açıkça ortaya koymuştur. Görüldüğü üzere komite &nbsp;şifreli bir iletişim aracının veya banka hesabının sadece kullanılması veya indirilmesinin, konuşma kayıtları gibi başka delillerle desteklenmedikçe, kendi başına yasadışı bir silahlı örgüte üyeliğin kanıtı olamayacağını belirterek yargılama surecinde adil yargılanma hakkı kapsamında suç ve cezaların kanuniliği ve geriye yürümezliği ilkelerine uygun hareket edilmediğine karar vermiştir. Aynı şekilde Komite, başvurucu bakımından geçmiş örnekleri de dikkate alarak&nbsp; Anayasa Mahkemesi nezdinde yapılacak bireysel başvuru yolunu etkisiz kabul etmiştir. &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Komitenin yukarıda özetlenen tespit ve değerlendirmeleri incelendiğinde Türkiye&#8217;deki mahkemeler tarafından gözaltı, tutuklama ve mahkûmiyet kararlarının verilmesi sürecinde Sözleşme hükümlerinin açıkça ihlal edilmiş olduğu, adil yargılanma hakkının gereklerinin yerine getirilmediği, gözaltında yaşam hakkının açık ve aleni olarak ihlal edildiği ve hukuksuz uygulamalara yönelik yapılan şikayetlere ilişkin etkin, tarafsız ve kapsamlı bir soruşturma sürecinin yürütülmediği özellikle vurgulanmaktadır.&nbsp; Diğer bir ifade ile yargısal süreçlerde dahil olmak üzere&nbsp; Türkiye’de &nbsp;hukuksuzluk üzerine istikrar kazanmış bir idari pratiğin etkin olduğuna vurgu yapılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan <strong>Mukadder Alakuş</strong>&nbsp; Kararında olduğu gibi Komitenin <strong>Gökhan Açıkollu</strong> kararında yaptığı tespit ve değerIendirmeler 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası Gülen Hareketi mensuplarına yönelik başlatılan soruşturmalarda ve yapılan yargılamalarda yaşanan sistematik ve yaygın hak ihlallerinin Komite tarafından tespiti ve kabulü anlamına gelmektedir. Türkiye’de yapılan her hukuksuz işlem, karar ve eylem için bir gerekçe uydurulsa veya yapılan hukuksuz işlem, eylem ve kararı haklı göstermek için kanunlar değiştirilse veya siyaset kurumunun hukuksuz işlem ve kararlarına meşruiyet tanıma fonksiyonunu üstlenen Anayasa Mahkemesi’nden ısmarlama kararlar alınsa da her bir hukuksuzluk evrensel hukuk ilkeleri ışığında uluslararası mahkeme ve kurumlar nezdinde mahkum edilmektedir. Türk yargı makamlarının <strong>“kılıf”</strong> ile <strong>“hukuki gerekçe”</strong> kavramların birbirini zıttı kavramlar olduğunu kavraması gerekmektedir. Zira hukuksuzluklar için üretilmiş hiçbir kılıf/gerekçe hukuk ve adalet nezdinde kabul görmemektedir. Kılıf “keyfilik” kavramının su yüzüne çıkmış en somut halidir. Tek bir hukuksuzluk için binlerce kılıf ve haksız gerekçenin yok hükmünde olduğu da zaten BM İnsan Hakları Komitesi’nin son kararları ile tescillenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu nedenle antidemokratik rejimler ne kadar güçlü olursa olsun hak ve adalet karşında her zaman zayıf ve kaybeden konumunda olmuşlardır. Bu noktada bizlere düşen sadece sabırla adaletin tecelli edeceği zamanı beklemek ve adaletin gereği için gerekli olan mücadeleyi vermektir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">B.&nbsp;&nbsp;&nbsp; BM’NİN DİKKAT ÇEKTİĞİ HUSUSLAR</h2>



<h4 class="wp-block-heading">a. Anayasa Mahkemesi ve İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi</h4>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>7.4</u></strong> Komite kendi içtihadını<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a> takiben, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi&#8217;nin, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin başvurucuların haklarının ihlalini tespit ettiği iki davadaki bulgularının alt mahkemeler tarafından uygulanmaması nedeniyle, tutuklu yargılama davalarında bu hukuk yolunun etkililiğine ilişkin endişelerini dile getirdiğini not etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ayrıca, özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili davalarda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun, hem teoride hem de uygulamada etkili olduğunu kanıtlamanın Hükümete düştüğünü kaydetmiştir.<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a> Komite, başvurucunun davasının koşullarında ve Anayasa Mahkemesi kararlarının alt derece mahkemeleri nezdindeki kıymeti ışığında, başvurucunun kocasının tutulmasının ve akabinde nezarethande ölümünün hukukiliğine itiraz etmede Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvurunun uygulamada etkili olacağını taraf Devletin göstermediğini tespit etmektedir.</p>



<h4 class="wp-block-heading">b. Gökhan Açıkollu’nun Gözaltında İşkence Ve Kötü Muamele Sonucu Ölümü</h4>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>8.1</u></strong> Komite, İhtiyari Protokol&#8217;ün 5 (1) maddesi uyarınca, taraflarca kendisine sunulan tüm bilgiler ışığında başvuruyu değerlendirmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>8.2</u></strong> Komite, taraf Devletin Sözleşme&#8217;nin 4. maddesi uyarınca yaptığı ve bu başvuruya yol açan olaylardan sonra, 2 Ağustos 2016&#8217;da ülke çapında olağanüstü hal ilan ettikten sonra yürürlüğe giren askıya alma bildirimini (derogasyon) not eder (yukarıdaki 1.2 ve 4.1 paragrafları). Komite, Sözleşme&#8217;den hariç tutulan herhangi bir tedbir için esas olan koşulun, orantılılık ilkesine uygun olarak durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde sınırlandırılması olduğunu kaydeder. Komite ayrıca, belirli bir hüküm için tanınan istisnanın, durumun zorunluluklarını kendiliğinden haklı gösterilebileceği gerçeğinin, askıya alma uyarınca alınan özel önlemlerin de durumun zorunluluklarının gerekli olduğu yönündeki koşulu ortadan kaldırmadığını hatırlatır. Komite, 6 ve 7. maddelerdeki haklar yönünden herhangi bir askıya alma işleminin yapılamayacağını Sözleşme&#8217;nin 4 (2) maddesinin açıkça düzenlediğini hatırlatır. Sözleşme&#8217;nin 9. maddesi, 4(2) maddesi kapsamındaki askıya alınamaz haklar listesinde yer almamasına rağmen, 4. madde kapsamındaki durumlar bile makul olmayan veya gereksiz koşullarda gerçekleşen özgürlükten mahrum bırakmanın bir tutuklamayı haklı kılamayacağı kadarıyla, keyfi tutuklamaya karşı temel güvencenin askıya alınamaz olduğunu hatırlatır. Bununla birlikte, muayyen bir yakalama veya tutuklamanın keyfi olup olmadığının tespitii toplumun hayatını tehdit eden olağanüstü bir durumun mevcudiyeti ve niteliği ile ilişkili olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>8.3</u></strong> Komite, başvurucunun Sözleşme&#8217;nin 6. ve 7. maddeleri kapsamında, yetkililerin eşinin sağlık sorunları hakkında bilgi sahibi olmalarına rağmen, kocasının gözaltındayken ölümüyle sonuçlanan işkence ve kötü muameleye tabi tutulduğu yönündeki iddialarını not etmektedir. Komite, ayrıca başvurucunun, taraf Devletin kocasının ölümünü gerektiği gibi soruşturmaması nedeniyle kendisi ve ailesinin ruhsal ıstırap ve insanlık dışı muameleye maruz kaldıklarına ilişkin iddiasını da kaydetmektedir. Komite, Taraf Devlet&#8217;in, başvurucunun kocasına yeterli ilaç sağlandığı ve düzenli olarak muayene edildiği ve otopsi raporlarında belirtildiği gibi, işkence veya kötü muameleye maruz kaldığına dair herhangi bir belirti olmaksızın kalp krizinden öldüğü yönündeki iddiasını not etmektedir. Komite, ayrıca, taraf Devletin, başvurucunun kocasının ölümüyle ilgili soruşturmanın uluslararası standartlar ve protokollere uygun olarak ve somut delillere dayalı şekilde gereği gibi yürütüldüğü yönündeki beyanını da kaydeder.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>8.4</u></strong> Komite, taraf Devletin tutukluların yaşam ve esenliğinden sorumlu olduğunu ve tutuklu tüm kişilerin yaşamını koruma görevinin, onlara gerekli tıbbi bakımı sağlamayı ve sağlıklarının uygun şekilde düzenli olarak takibini içerdiğini hatırlatır. Gözaltında doğal olmayan koşullarda meydana gelen ölüm, Devlet makamlarınca keyfi olarak yaşamdan mahrum bırakılmaya ilişkin karine oluşturur ve bu sadece, Devletin 6. madde kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirdiğini ortaya koyan kapsamlı, hızlı ve tarafsız bir soruşturma temelinde çürütülebilir.<a href="#_ftn3" id="_ftnref3">[3]</a> Komite ayrıca, kötü muamele gören kişinin fiziksel ve ruhsal sağlığını ciddi şekilde etkileyebilecek ve aynı zamanda hayatını kaybetme riskini de doğurabilecek 7. maddede yasaklanan işkence ve kötü muamele gibi eylemlerin gerekli kılabileceği üzere herkese bir koruma sağlamanın taraf Devletin görevi olduğunu hatırlatır. <a href="#_ftn4" id="_ftnref4">[4]</a> İşkence ve kötü muamele iddialarıyla karşı karşıya kalındığında, memurlarının sorumlu olduğuna dair iddiaları çürüten ve İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi İçin El Kılavuzu’nu (İstanbul Protokolü) uygulayan hızlı ve tarafsız bir soruşturma yoluyla tutukluyu korurken gerekli özeni gösterdiklerini ortaya koyan kanıtlar sunmak Taraf Devletin görevidir. Komite benzer şekilde, potansiyal hukuk dışı yaşamdan yoksun bırakmalara ilişkin kovuşturmaların, Potansiyel Hukuk Dışı Ölümlerin Soruşturulmasına İlişkin Minnesota Protokolü de dahil olmak üzere ilgili uluslararası standartlara uygun olarak yürütülmesi gerektiğini, sorumluların adalete teslim edilmesini sağlamayı ve cezasızlığın önlenmesi ile tekrarlanan ihlallerden kaçınmak amacıyla uygulama ve politikaların gözden geçirilmesi için gerekli derslerin çıkarılması ve hesap verebilirliği teşvik etmeyi amaçlaması gerektiğini hatırlatır.<a href="#_ftn5" id="_ftnref5">[5]</a>&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>8.5</u></strong> Mevcut davada Komite, taraf Devlet&#8217;in şu sonuçlara ulaşan iki otopsi raporu sunduğunu gözlemlemektedir: (i) başvurucunun eşinin travmatik bir etki veya zehirlenme sonucu ölmediği; (ii) cilt dokusunda gözlenen renk değişiklikleri ile sternum ve kaburga kırıklarının muhtemelen hayata yeniden döndürme operasyonlarina bağlı olduğu; ve (iii) akut miyokard enfarktüsü sonucu öldüğü. Komite ayrıca, taraf Devlet&#8217;in Cumhuriyet savcılığının “Gökhan Açıkkollu&#8217;nun ölümünde katkısı olduğu düşünülen bir dış etkenin varlığını gerektiren bilgi ve bulgulara ilişkin şüpheli bir durum bulunmadığını&#8221; belirten takipsizlik kararını sunduğunu da gözlemlemektedir. Ancak Komite, hem takipsizlik kararında hem de 23 Kasım 2016 tarihli otopsi raporunda başvurucunun ve kardeşinin işkence olabileceğine dair endişelerini dile getiren ifadelerine yer verildiğini gözlemlemektedir. Komite ayrıca, taraf Devletin, başvurucunun kocasının gözaltındayken aldığı ve birçok durumda kaburgalarında, boynuna yakın bölgelerde ve sırtında yaralanmalar olduğunu, psikolojik depresyonunu ile baş dönmesi ve terleme semptomlarını doğrulayan tıbbi raporlardaki tutarsızlıklara ilişkin herhangi bir bilgi sunmadığını da not etmektedir. <strong>Taraf Devlet&#8217;in, başvurucunun kocasının 3 Ağustos 2016 tarihinde yapılan tıbbi muayenesi sırasında, gözaltındayken fiziksel ve psikolojik travmaya maruz kaldığı yönündeki iddialarının derhal, tarafsız ve kapsamlı bir şekilde soruşturulduğunu ortaya koymadığını</strong> kaydetmektedir. Komite ayrıca, taraf Devlet&#8217;in, doktorların raporlarında başvurucunun eşinin boynunda tespit edilen yaraların &#8220;muhtemelen eski travmaya bağlı&#8221; olduğu yönündeki değerlendirmelerini de soruşturmadığını gözlemlemektedir. Komite, dosyada mevcut bilgilere dayanarak, yetkililerin işkence iddialarından haberdar olmalarına rağmen, bu iddialar temelinde, başvurucunun eşinin vücudundaki belirgin işaretler ve tıbbi olarak bildirilen psikolojik semptomlara yönelik İstanbul Protokolü uyarınca <em>re&#8217;sen </em>herhangi bir soruşturma yürütüldüğünün açık olmadığını düşünmektedir. Komite, mevcut davanın koşullarında ve özellikle taraf Devlet&#8217;in birçok kez tanık olunan kötü muamelenin görünür işaretlerini etkili bir şekilde izah edememesi veya ciddi soruşturmaların yürütüldüğünü ortaya koyamaması ışığında, başvurucunun iddialarına gereken ağırlığın verilmesi gerektiğini düşünmektedir. Komite, <strong>taraf Devlet&#8217;in, Sözleşme&#8217;nin 6. ve 7. maddelerine aykırı olarak, başvurucunun kocasını işkence ve kötü muameleden korumak ve nihayetinde, önceden var olduğu bilinen sağlık sorunlarını göz önünde bulundurarak, gözaltındayken hayatını korumak için gerekli özeni göstermediği </strong>sonucuna varmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>8.6</u></strong> Komite, soruşturmada ulaşılan olguları, kanıtları ve sonuçları değerlendirmenin Komite&#8217;nin görevi olmadığını hatırlatmakla birlikte, <strong>taraf Devlet&#8217;in işkence iddialarına ve başvurucunun eşinin ölümüne ilişkin kapsamlı ve tarafsız bir soruşturma yürütüldüğünü göstermediğini, soruşturma sırasında gözaltında bulunan diğer tanıkların ifadelerinin hangi gerekçeyle dikkate alınmadığını veya ölümünden önceki işkence iddialarının neden zamanında etkili bir şekilde soruşturulmadığını gerekçelendirmediğini</strong> düşünmektedir. Komite ayrıca, bir otopsi raporunda kaburga kırıklarıyla ilgili olarak &#8220;bunun hayata yeniden döndürme işlemleri sırasında meydana gelmiş olması mümkündür&#8221; şeklindeki belirsiz sonuçların, ölümünden önce bildirilen yaralanma belirtilerini ve işkence iddialarını göz ardı ettiğini gözlemlemektedir. Komite, <strong>taraf Devlet yetkililerinin Gökhan Açıkkollu&#8217;nun ölüm koşullarını derhal ve kapsamlı bir şekilde soruşturmamasının, başvurucu ve çocuklarını etkili bir şekilde hukuk yolundan mahrum bıraktığı</strong> ve 7. madde kapsamındaki haklarını ihlal eden bir ruhsal ızdıraba neden olduğu sonucuna varmaktadır.</p>



<h4 class="wp-block-heading">c. Keyfi Olarak Gözaltına Alınma ve Soruşturma Süreci</h4>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>8.7</u></strong> Komite, başvurucunun, eşinin darbe teşebbüsüyle bağlantısı olduğuna dair delil bulunmadığı halde keyfi olarak gözaltına alındığı ve tutuklandığı ile Bylock uygulamasını kullandığına dair iddia edilen kanıtın gözaltına alınması için yeterli bir dayanak oluşturamayacağı ve hukuka aykırı olarak elde edildiği yönünde, Sözleşme&#8217;nin 9. ve 14. maddeleri altındaki iddialarını not etmektedir. Komite ayrıca başvurucunun şu iddialarını da not etmektedir: (a) kocası kendisine yöneltilen suçlamalar hakkında hiçbir zaman bilgilendirilmemiştir; (b) kocası bir avukat tayin edememiştir; (c) kocasının savunması hiçbir zaman alınmamıştır; (d) gözaltında tutulduğu 13 gün boyunca hiçbir zaman hakim karşısına çıkarılmamıştır ve; (e) aleyhinde kanıt olmamasına rağmen suçlu olduğu varsayılmıştır. Komite, taraf Devletin, başvurucunun kocasının, FETÖ üyeliği suçunun kesin ve yasal olarak toplanmış delillerini oluşturan Bylock uygulamasını kullanması ve Bank Asya hesabına sahip olmasına dayanılarak, tutuklanma nedenlerinden ve kendisine yöneltilen terör örgütü üyeliği suçlamasından derhal haberdar edildiği yönündeki argümanını not etmektedir. Komite, taraf Devlet&#8217;in, suçlamaların, başvurucunun kocasının ifadesinde tanıdığı bir tanık beyanına da dayandığını ve Olağanüstü Hal Kanunu’na uygun olan tutukluluk süresi boyunca avukatlarıyla görüşebildiği yönündeki bildirimini not etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>8.8</u></strong> Komite, başvurucunun, kocasının tutulmasının olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri kapsamında hukuka aykırı olduğunu iddia etmediğini kaydetmektedir. Dolayısıyla Komite&#8217;nin önündeki mesele, başvurucunun tutukluluğunun keyfi olup olmadığının değerlendirilmesidir. <strong>Komite, &#8220;keyfilik&#8221; kavramının uygunsuzluk, adaletsizlik, öngörülebilirlik ve hukuka uygunluk yokluğu unsurlarının yanı sıra makuliyet, gereklilik ve orantılılık unsurlarını da içerecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini ve cezai suçlamalarla ilgili olarak gözaltında tutmanın her koşulda makul ve gerekli olması gerektiğini </strong>hatırlatır. Komite, taraf Devletin ilk beyanlarında başvurucunun kocasına yöneltilen suçlamaların Bylock uygulamasını yüklemesi ve kullanması ile Bank Asya hesabına sahip olması şeklindeki önemli delillere dayandığını belirttiğini ve ikinci beyanlarında tanık ifadelerine dayanarak gözaltına alındığını açıkladığını gözlemlemektedir. Bununla birlikte, taraf Devletin iddia edilen tanık ifadeleri, yakalama emri, gözaltı kararı, Bylock uygulamasına ilişkin konuşma kayıtları gibi herhangi bir belge veya başvurucunun kocasının gözaltına alınmasını haklı gösterdiği iddia edilen delillere yönelik herhangi bir kanıt sunmadığını not etmektedir. Komite ayrıca, taraf Devletin, Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;nın başvurucunun kocasının öğretmenlik görevine iade edildiğine dair yazısına ilişkin bir açıklama sunmadığını da not etmektedir. Ayrıca<strong> Komite, taraf Devlet tarafından atıfta bulunulan ve Bylock uygulamasının FETÖ üyeliği suçunun tek veya belirleyici delili olarak kullanılabileceğine hükmeden Anayasa Mahkemesi kararlarının, başvurucunun kocasının yakalanmasından ve gözaltına alınmasından sonra yayımlandığını </strong>not etmektedir. Bu anlamda Komite, taraf Devletin, başvurucunun kocasının yakalanması ve gözaltına alınması esnasında, adli makamların <strong>Bylock&#8217;un niteliği hakkında, programın yalnızca FETÖ üyeleri tarafından iç iletişim amacıyla kullanıldığı sonucuna varmak için yeterli bilgiye, ki bu onun tutulmasını haklı kılabilirdi, ne şekilde sahip olduklarına dair bilgi sunmadığını</strong> değerlendirmektedir. Komite ayrıca, işlemiş olabilecekleri suçların soruşturulması amacıyla veya ceza yargılaması amacıyla tutuklanan kişilerin, zan altında oldukları veya itham edildikleri suçlar hakkında derhal bilgilendirilmeleri gerektiğini hatırlatır. Komite, taraf Devlet&#8217;in, <strong>başvurucunun kocasının tutuklanma nedeni veya kendisine yöneltilen suçlamalar hakkında derhal bilgilendirildiği iddiasını kanıtlamak için gözaltı kararı, tutuklama emri veya adli işlem tutanakları gibi herhangi bir belge sunmadığını</strong> not etmektedir. Komite ayrıca, taraf Devlet&#8217;in soruşturma sırasında ona yöneltilen sorulara ilişkin herhangi bir bilgi veya gerçekleştirdiğini iddia ettiği 27 Temmuz 2016 tarihli sorgunun kaydını sunmadığını not etmektedir. Bu koşullar altında Komite, <strong>taraf Devlet&#8217;in başvurucunun kocasının kendisine atfetilen suçlamalar ve yakalanma nedeni hakkında derhal bilgilendirildiğini ve tutulmasının makul ve gerekli olma kriterlerini karşıladığını kanıtlamadığını</strong> değerlendirmektedir. Komite, 4. madde kapsamındaki bir askıya alma bildiriminin, makul olmayan veya lüzumsuz bir özgürlükten yoksun bırakmayı haklı gösteremeyeceğini hatırlatmaktadır. Bu nedenle Komite, başvurucunun kocasının tutulmasının Sözleşme&#8217;nin 9 (1) ve (2) maddesi altındaki haklarının ihlaline yol açtığını tespit etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>8.9</u></strong> Sözleşme&#8217;nin 6, 7, 9(1) ve 9(2) maddelerinin ihlal edildiğini tespit eden Komite, başvurucunun 14(2), (3)(b) ve (d) maddelerinin ihlal edildiğine dair iddialarını ayrıca incelememeye karar vermiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9.</strong> İhtiyari Protokol&#8217;ün 5 (4) maddesi uyarınca hareket eden Komite, önündeki olayların, başvurucunun kocasının Sözleşme&#8217;nin 6, 7 ve 9 (1) ve (2) maddeleri kapsamındaki haklarının ve başvurucunun ve çocuklarının 7. madde kapsamındaki haklarının ihlal edildiğini ortaya koyduğu görüşündedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>10.</strong> Sözleşme&#8217;nin 2 (3) (a) maddesi uyarınca, taraf Devlet başvurucuya etkili bir hukuk yolu sağlamakla yükümlüdür. Bu, Sözleşmeden doğan hakları ihlal edilen bireylere tam telafi sağlamasını gerektirir. Buna göre, taraf Devlet, diğerlerinin yanı sıra, aşağıdaki hususlarda uygun adımları atmakla yükümlüdür: (a) başvurucunun eşinin keyfi olarak tutuklanması, işkence görmesi ve ölümü koşullarına ilişkin hızlı, tarafsız ve kapsamlı bir soruşturma yürütmek, (b) sorumluları kovuşturmak; ve (c) başvurucuya ve çocuklarına yeterli tazminat sağlamak. Taraf Devlet ayrıca gelecekte benzer ihlallerin meydana gelmesini önlemek için gerekli tüm adımları atmakla yükümlüdür.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>11.</strong> Taraf Devlet&#8217;in, İhtiyari Protokol&#8217;e taraf olmakla, Komite&#8217;nin Sözleşme&#8217;nin ihlal edilip edilmediğini tespit etme yetkisini tanıdığını ve Sözleşme&#8217;nin 2. maddesi uyarınca, taraf Devlet&#8217;in kendi topraklarında bulunan ve kendi yargı yetkisine tabi olan tüm bireylere Sözleşme&#8217;de tanınan hakları güvence altına almayı ve bir ihlalin gerçekleştiği tespit edildiğinde etkili ve uygulanabilir bir hukuk yolu sağlamayı taahhüt ettiğini göz önünde bulunduran Komite, 180 gün içinde taraf Devlet&#8217;ten Komite&#8217;nin Görüşlerini hayata geçirmek için alınan önlemler hakkında bilgi almak istemektedir. Taraf Devlet&#8217;ten ayrıca mevcut Görüşleri yayınlaması ve taraf Devlet&#8217;in resmi dilinde geniş çaplı olarak dağıtması talep edilmektedir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> &nbsp;&nbsp;&nbsp; <em>Özçelik vd./Türkiye, </em>(CCPR/C/125/D/2980/2017); <em>Alakus/Türkiye</em>, (CCPR/C/135/D/3736/2020).</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, <em>Mehmet Hasan Altan/Türkiye </em>(No. 13237/17), 20 Mart 2018, para. 142; <em>Şahin Alpay/Türkiye </em>(No. 16538/17), 20 Mart 2018, para. 121.&nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref3" id="_ftn3">[3]</a> &nbsp;&nbsp;&nbsp; General Comment No. 36, Madde&nbsp; 6: yaşam hakkı, para. 29; Eshonov/Özbekistan(CCPR/C/99/D/1225/2003), para. 9.2; Zhumbaeva/Kırgızistan, para. 8.8; Khadzhiyev/Türkmenistan (CCPR/C/122/D/2252/2013), para. 7.3.&nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref4" id="_ftn4">[4]</a> &nbsp;&nbsp;&nbsp; General Comment No. 20, Madde 7, para. 2; General Comment No. 36, Madde 6: yaşam hakkı, para. 54.&nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref5" id="_ftn5">[5]</a> &nbsp;&nbsp;&nbsp; General comment No. 36 (2019), para. 12 ve 27; Bkz. ayrıca Dhakal vd./Nepal (CCPR/C/119/D/2185/2012), para. 11.6; Chaulagain/Nepal (CCPR/C/112/D/2018/2010), 11.3–11.5; Neupane ve Neupane/Nepal (CCPR/C/120/D/2170/2012), para. 10.6.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİRLEŞMİŞ MİLLETLER İNSAN HAKLARI KOMİTESİ&#8217;NDEN TÜRKİYE&#8217;DEKİ HAKSIZ TUTUKLAMA, ADİL YARGILANMA HAKKININ İHLALİ ve  KÖTÜ CEZAEVİ KOŞULLARINA İLİŞKİN ÖNEMLİ KARAR</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2022/11/22/birlesmis-milletler-insan-haklari-komitesinden-turkiyedeki-haksiz-tutuklama-adil-yargilanma-hakkinin-ihlali-ve-kotu-cezaevi-kosullarina-iliskin-onemli-karar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2022 21:08:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[BAHADIR ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[ADİL YARGILANMA HAKKININ İHLALİ]]></category>
		<category><![CDATA[BANK ASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BAROLARBİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER İNSAN HAKLARI KOMİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[HAKSIZ TUTUKLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU]]></category>
		<category><![CDATA[KÖTÜ CEZAEVİ KOŞULLARINA]]></category>
		<category><![CDATA[Mukadder Alakuş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1717</guid>

					<description><![CDATA[Dr. Bahadır ASLAN Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, 3736/2020 sayılı dosyasında haksız&#160; tutuklama, kötü cezaevi koşulları, adil yargılanma hakkının ihlali konularında önemli bir karara imza attı. Komiteye Başvuru 1971 doğumlu bir Türkiye vatandaşı olan ve başvuru tarihinde Eskişehir L Tipi Kapalı Cezaevi&#8217;nde tutuklu bulunan Mukadder Alakuş tarafından yapılmıştır. Başvurucu taraf&#160; Devlet konumunda bulunan Türkiye&#8217;de Terör &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right wp-block-paragraph">Dr. Bahadır ASLAN  </p>



<p class="wp-block-paragraph">Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, 3736/2020 sayılı dosyasında haksız&nbsp; tutuklama, kötü cezaevi koşulları, adil yargılanma hakkının ihlali konularında önemli bir karara imza attı. Komiteye Başvuru 1971 doğumlu bir Türkiye vatandaşı olan ve başvuru tarihinde Eskişehir L Tipi Kapalı Cezaevi&#8217;nde tutuklu bulunan Mukadder Alakuş tarafından yapılmıştır. Başvurucu taraf&nbsp; Devlet konumunda bulunan Türkiye&#8217;de Terör Örgütü (FETÖ) olarak kabul edilen Gülen Hareketinin bir üyesi olmakla suçlanmıştır. Yürütülen soruşturma örgüt üyeliği suçlaması, Bank Asya hesabına para yatırmış olması, telefonuna Bylock&nbsp; uygulaması&nbsp; indirmiş olması ve barışçıl bir mitinge katılmış olmasına dayandırılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başvurucu 4 Eylül 2018 tarihinde gözaltına alınmış ve bir gün boyunca yemek, su veya ilaç verilmeden gözaltında tutulmuştur. Başvurucu 5 Eylül 2018 tarihinde mahkemece tutuklanmış ve aynı gün Eskişehir H Tipi Cezaevine nakledilmiştir. Cezaevinde de kötü&nbsp; koşullarda yaşamak zorunda bırakılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başvurucu hukuka aykırı olarak tutuklanması, kötü cezaevi koşulları ve adil yargılanma hakkının ihlali nedeniyle taraf Devlet&#8217;in Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Sözleşmesi kapsamında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi&#8217;ne başvuruda bulunmuştur.&nbsp; Başvuruda Türkiye’nin Sözleşme&#8217;nin 6, 7, 9, 10, 14, 15, 18, 19, 21, 22, 25, 26 ve 27 Maddelerini ihlal ettiği iddia edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Komite yaptığı değerlendirmede gerek tutuklama kararı ve gerekse mahkumiyet kararı verilmesinde delil olarak dayanılan Bylock mesajlaşama programı kullanılması, Bank Asya hesabına sahip olunması ve barışçıl bir mitinge katılınması gibi iç hukukta suç olarak tanımlanmayan veya yasaklanmayan eylemlerin tutuklama ve mahkumiyet kararına esas alınmasının hak ihlali olduğuna özellikle vurgu yapmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Komitenin aşağıda ayrıntılı olarak yer verilen değerlendirmeleri incelendiğinde Türkiye&#8217;deki mahkemeler tarafından tutuklama ve mahkûmiyet kararlarının verilmesi sürecinde Sözleşme hükümlerinin açıkça ihlal edilmiş olduğu ve adil yargılanma hakkının gereklerinin yerine getirilmediği görülecektir. Esasen komitenin bu tespitleri 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası Gülen Hareketi mensuplarına yönelik başlatılan soruşturmalarda ve yapılan yargılamalarda yaşanan sistematik ve yaygın hak ihlallerinin Komite tarafından tespiti ve kabul anlamına gelmektedir.</p>



<h5 class="wp-block-heading">A.&nbsp;&nbsp; ANAYASA MAHKEMESİNE BAŞVURUNUN ETKİN BİR İÇ HUKUK YOLU OLMAMDIĞININ TESPİT EDİLMESİ</h5>



<p class="wp-block-paragraph">Kabul edilebilirlik konusunda taraf Devlet, başvurucunun Anayasa Mahkemesi&#8217;ne yaptığı bireysel başvurunun halen derdest olması ve bu başvurunun yapılmasından sonra yapılmış olması nedeniyle iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. <strong>(4.2)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Başvurucu, Anayasa Mahkemesi&#8217;ne bireysel başvurunun makul bir başarı şansı sunmadığı iddiasını yineleyerek, alt mahkemelerin Anayasa Mahkemesi kararlarını görmezden geldiği vakalara işaret etmektedir.<strong> (5.3)</strong> Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanamamazlığına ilişkin olarak başvurucu, bu konunun Avrupa Mahkemesi tarafından <em>Altan</em>, <em>Alpay </em>ve <em>Koçintar </em>davalarında da gündeme getirildiğini yinelemektedir. <strong>(7.1)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Komite, başvurucunun Anayasa Mahkemesi&#8217;ne bireysel başvuruda bulunmanın etkili bir hukuk yolu olmadığı yönündeki argümanını not etmektedir: (a) Mahkeme kararlarının alt mahkemeler tarafından uygulanmaması nedeniyle başvurucunun serbest bırakılması için makul bir başarı şansı sunmamaktadır; (b) başvurucunun 4 Eylül 2018 tarihinde yerel mahkemeler nezdindeki hukuk yollarını tüketmeye yönelik ilk girişimi ve Anayasa Mahkemesi&#8217;nin birikmiş iş yükü dikkate alındığında, süreç makul olmayan bir şekilde uzayacaktır. <strong>(9.5)</strong> Komite, başvurucunun davasının koşullarında, taraf Devlet&#8217;in, başvurucunun tutukluluğuna itiraz etmek için Anayasa Mahkemesi&#8217;ne bireysel başvuruda bulunmanın pratikte etkili olacağını göstermediğini tespit etmiştir.<strong> (9.5)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Görüldüğü üzere Komite, başvurucu bakımından geçmiş örnekleri de dikkate alarak&nbsp; Anayasa Mahkemesi nezdinde yapılacak bireysel başvuru yolunu etkisiz kabul etmiştir.</p>



<h5 class="wp-block-heading">B.&nbsp;&nbsp; ISPAT KULFETİ BAKIMINDAN</h5>



<p class="wp-block-paragraph">Öncelikle Komite’nin kararı incelendiğinde süreçteki güçlü konumundan dolayı taraf Devletin yükümlülüklerini ispat sorumluluğuna özellikle vurgu yapılmıştır. Bu nedenle kişinin hukuka uygun olarak tutuklanması, cezaevinde insan onuruna uygun koşullarda barındırılması ve adil yargılama hakkının gereklerinin yerine getirilmesi yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediği noktasındaki ispat sorumluluğunu taraf Devlete yüklemiştir. Dolayısıyla taraf Devletin yükümlülüklerini yerine getirdiğini ispat edebilmesi bakımından her işleminin gerekçeli olması, bu gerekçelerinin de hukuki ve fiili dayanaklarının olması ve en önemlisi de bunun hukuka uygun delillerle ispatlanması gerekmektedir. Vatandaşın hak ihlalini ispatlamasını talep etmek yerine taraf devletin hak ihlali iddialarına somut gerekçe ve delillerle karşılık vermesi gerektiği açıkça belirtilmiştir.&nbsp; Bu noktada vatandaş bakımından esas olan hakkının ihlal edildiğini dile getirmek ve devlet bakımından ise esas olan vatandaşın iddialarının gerçeği yansıtmadığını belge ve deliller ile ispatlamaktır.</p>



<h5 class="wp-block-heading">C.&nbsp;&nbsp; HUKUKSUZ GÖZALTI ve TUTUKLAMA</h5>



<p class="wp-block-paragraph">Komite, başvurucunun tutuklanması ve gözaltına alınmasının hukuka aykırı ve keyfi olduğuna ilişkin Sözleşme&#8217;nin 9(1) maddesi kapsamındaki iddiasını not etmektedir. Komite,&nbsp; başvurucunun tutuklanmasının ve gözaltına alınmasının yalnızca Bylock uygulamasını kullandığı iddiasına, Bank Asya hesabına sahip olmasına ve barışçıl bir mitinge katılmasına dayandırıldığı, suç işlediğine dair güçlü bir şüphe olduğunu gösteren somut bir kanıt bulunmadığı iddialarını dikkate aldığına; tutuklama kararının,&nbsp; başvurucunun bu kadar uzun bir süre boyunca&nbsp; tutuklu yargılanmasını haklı çıkaracak olguları veya kanıtları içermediğine vurgu yapmıştır.<strong>(Prg.10.2)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözaltı ve tutuklamaya ilişkin olarak Komitenin üzerinde durduğu bir diğer önemli husus <strong>“keyfilik”</strong> kavramı olmuştur.&nbsp; Komite, <strong><u>&#8220;keyfilik&#8221;</u></strong> kavramının, uygunsuzluk, adaletsizlik, öngörülebilirlik eksikliği ve hukuka uygunluk unsurlarının yanı sıra makul olma, gereklilik ve orantılılık unsurlarını da içerecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini hatırlatmaktadır.Komite, taraf Devlet&#8217;in 28 Aralık 2018 tarihli duruşmanın sadece bir kısım kopyasını sunduğunu ve başvurucunun tutuklanmasını haklı çıkaracak delillere ilişkin tutuklama emri veya gözaltı kararı gibi başka herhangi bir belge sunmadığını gözlemlediği ve bu koşullar altında <strong><u>Komite, taraf Devlet&#8217;in başvurucunun tutukluluğunun makul olma ve gereklilik kriterlerini karşıladığını göstermediğini</u></strong> düşünmektedir. Bu nedenle Komite, başvurucunun tutukluluğunun Sözleşme&#8217;nin 9 (1) maddesi kapsamındaki haklarının ihlaline yol açtığını tespit etmiştir. <strong>(Prg.10.3)&nbsp; </strong>&nbsp;Diğer bir ifade ile Komite gözaltı ve tutuklamanın keyfi olduğuna karar vermiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görüldüğü üzere Komite burada tutuklama tedbirindeki keyfiliğin tespiti noktasındaki ispat sorumluluğunu başvurucunun iddiaları ve sunduğu belgeler üzerinden başvurucuya yüklememiştir. Başvurucunun iddialara karşı taraf Devletin verdiği cevapları ve sunduğu belgeleri de ispata esas almıştır. Aslında Komite tutuklama konusunda adil bir sürecin işlemesinin kişi bakımından bir hak olduğunu ve adil yargılama hakka uygun bir tutuklama sürecinin işlediğini ispat külfetinin ise taraf devlete ait olduğunu vurgulamıştır. Bu noktada Komite taraf Devlet tarafından yalnızca&nbsp; gözaltı ve tutuklama evraklarının gönderilmesinin adil bir yargılamanın ispat bakımından yeterli&nbsp; görmemiş&nbsp; ve adil bir yargılama yapıldığına dair başka&nbsp; delil sunulmamış olmasından dolayı da hak ihlali kararı vermiştir.</p>



<h5 class="wp-block-heading">Ç.&nbsp;&nbsp; ADİL YARGILANMA HAKKININ İHLAL EDİLMESİ&nbsp;</h5>



<p class="wp-block-paragraph">Komite’nin üzerinde durduğu bir diğer husus ise adil yargılama hakkına yönelik ihlallerdir. Komite Başvurucunun&nbsp; 14 (3) (b), (d) ve (e) maddeleri uyarınca savunmasını yeterince hazırlayamadığı; dava dosyasının tamamına erişiminin engellendiği; tanıkları çağırmasına ve çapraz sorgulamasına izin verilmediği; 14 Aralık 2018 tarihli talebine rağmen duruşmasına şahsen katılmasına izin verilmediği; yargılamanın çevrimiçi olarak yürütüldüğü ve yerinden çıkmış takma dişlerinin kendisini doğru bir şekilde ifade etmesini engellediği iddialarını not etmiştir. (<strong>10.6)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Komite burada taraf&nbsp; devletin açıklamalarına vurgu yaptıktan sonra<strong>, taraf Devletin, başvurucunun adil yargılanma hakkına ilişkin iddialarını çürütmek için yeterli açıklama veya adli işlemlerin tam transkriptleri gibi belgesel kanıtlar sunmadığını gözlemlediğini belirtmiştir. (10.6)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Komite ayrıca, özellikle başvurucu ve taraf Devlet&#8217;in kanıtlara her zaman eşit erişime sahip olmadıkları ve çoğu zaman ilgili bilgilere yalnızca taraf Devlet&#8217;in erişebildiği göz önünde bulundurulduğunda, olgusal sorulara ilişkin ispat yükünün yalnızca başvurucuya yüklenemeyeceğini hatırlatır. Komite, taraf Devlet&#8217;in, başvurucunun: (a) yargılama boyunca kendini yeterince ifade edebildiğini; (b) tanıkları çapraz sorgulayabildiğini ve (c) tutukluluk koşullarına rağmen savunmasını hazırlayabildiğini gösterecek, adli işlemlerin tam dökümleri gibi yeterli kanıt sunmadığını düşünmektedir. <strong><em>(</em>10.7)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Komite, 14 (3) (d) maddesi uyarınca, sanıkların yargılama sırasında hazır bulunma hakkına sahip olduğunu ve sanığın yokluğunda yargılama yapılmasına ancak adaletin düzgün bir şekilde yerine getirilmesi için izin verildiğini hatırlatır. Komite, duruşmaların video konferans sistemleri aracılığıyla yürütülmesinin tek başına adil yargılanma güvencelerinin ihlalini teşkil etmeyeceğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte Komite, başvurucunun 14 Aralık 2018 tarihinde ilk derece mahkemesine duruşmada hazır bulunmak için bir talepte bulunduğunu not etmektedir. Komite, taraf Devlet tarafından, özellikle başvurucunun duruşmasının uzaktan yürütülmesini ve hazır bulunma talebinin reddedilmesini gerekçelendiren, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi&#8217;nin kararında belirtilen pratik hususlar dışında, ilgili başka bilgi veya açıklamaların yokluğunda, 14(3)(b), (d) ve (e) maddelerinin ihlal edildiğini düşünmektedir. <strong><em>(</em>10.7)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda da ifade edildiği üzere Komite burada Devletin yetersiz ve genel açıklamalarını yeterli görmemiş ve ayrıca Devletin yükümlülüklerini yerine getirdiğine ilişkin somut delil ve belgeler sunmaması nedeniyle başvurucunun iddiaları doğrultusunda adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>



<h5 class="wp-block-heading">D.&nbsp; BYLOCK ve BANK ASYA HESABI KULLANMANIN MAHKUMİYETE ESAS ALINMASI ADİL YARGILANMA HAKKININ İHLALİDİR</h5>



<p class="wp-block-paragraph">Komite, Sözleşme&#8217;nin 15 (1) maddesi kapsamında&nbsp; başvurucunun Bylock uygulamasını indirmek, bu uygulama aracılığıyla bilgi paylaşmak, Bank Asya hesabına sahip olmak ve barışçıl bir mitinge katılmak gibi iç hukukta suç olarak tanımlanmayan veya&nbsp; yasaklanmayan eylemler nedeniyle mahkum edilmesine ilişkin olarak önemli değerlendirmelerde bulunmuştur.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda Komite&nbsp; Yargıtay&#8217;ın (16.CD.&nbsp; E. 2017/16-956, K. 2017/370) &#8220;<strong><em>herhangi bir kişinin&#8221; </em></strong>Bylock uygulamasına dahil olmasının <strong><em>&#8220;herhangi bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kişinin terör örgütüyle bağlantısını kanıtladığını&#8221;, (&#8230;) &#8220;Bylock mesajlaşma uygulaması, FETÖ terör örgütünün iletişim ihtiyaçlarını karşılamak için özel olarak tasarlanmış ve geliştirilmiş bir iletişim ağı olduğundan&#8221;</em></strong> şeklindeki gerekçesini ayrıca değerlendirme konusu yapmıştır. <strong>(Prg.10.4)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Konuya giriş noktasında öncelikle Komite, bu tür bir değerlendirme veya uygulamanın açıkça keyfi olduğu veya açık bir hata ya da adaletin reddi anlamına geldiği gösterilemediği sürece, her bir davadaki olguları ve delilleri değerlendirmenin veya ulusal mevzuatı uygulamanın taraf Devletlerin mahkemelerinin görevi olduğu yönündeki içtihadını hatırlatmıştır. <strong>(Prg..10.5)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca Komite, Türk Ceza Kanunu&#8217;nun 314. maddesinin 1. fıkrasının silahlı terör örgütü suçunu <em>&#8220;bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi&#8221;</em> olarak tanımladığını gözlemlemektedir. <strong>( 10.6)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Esasen karar incelendiğinde Komite Yargıtay’ın&nbsp; içtihadındaki geniş yorum ve Ceza Kanunu&#8217;nun 314. maddesinin 1. Fıkrasındaki geniş tanım durumuna özellikle vurgu yapmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu geniş tanım ışığında ve Ceza Kanunu&#8217;nun 314. maddesinin 1. fıkrasında tanımlanan suçu oluşturan eylemleri belirlemek&nbsp; için kullanılan kriterleri açıklığa kavuşturan iç hukuk hükümlerinin varlığına&nbsp; ilişkin</strong> <strong>taraf Devletten bilgi gelmemesi nedeniyle Komite, başvurucunun&nbsp; Bylock uygulamasını ve Bank Asya hesabını kullandığı iddiasının, eylemlerin gerçekleştiği tarihte yeterince açık ve öngörülebilir cezai suçlar teşkil ettiği sonucuna varamamaktadır. Komite, ilke olarak, şifreli bir iletişim aracının veya banka hesabının sadece kullanılması veya indirilmesinin, konuşma kayıtları gibi başka delillerle desteklenmedikçe, kendi başına yasadışı bir silahlı örgüte üyeliğin kanıtı olamayacağını düşünmektedir.</strong>Taraf Devlet tarafından sunulan belgesel kanıtların yokluğunda, Komite, bu koşullar altında, başvurucunun 15(1) maddesi kapsamındaki haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir.<strong>(Prg.10.6</strong>)</p>



<h5 class="wp-block-heading">E.&nbsp;&nbsp; KÖTU CEZAEVİ KOŞULLARI</h5>



<p class="wp-block-paragraph">Komitenin üzerinde değerlendirme yaptığı ve nihayetinde Sözleşmenin ihlal edildiğine karar verdiği bir diğer husus ise insan onuruna uygun olmayan cezaevindeki tutulma&nbsp; koşullarıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tutuklunun insan onuruna uygun koşullarda barındırılması temel bir insan hakkı olduğundan ve bunu sağlamak noktasında devletin pozitif yükümlülüğü bulunduğundan Komite burada da Devletin yükümlüklerini yerine getirdiğini ispat etmesini istemiştir. Ancak başvurucunun iddia ve delillerine karşılık <strong>taraf Devlet </strong>tarafından <strong>fazla bilgi veya açıklama yapılmaması nedeniyle Komite, bazı asgari gerekliliklerin yerine getirilmediği ve taraf Devlet&#8217;in başvurucunun 10 (1) maddesi kapsamındaki haklarını ihlal ettiğine kanaat getirmiştir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Başvurucu, Sözleşme&#8217;nin 6, 7, 9, 10, 14, 15 ve 18 ila 27. maddeleri kapsamındaki haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Başvurucu, tutukluluk koşullarının hayatını riske attığını ve Sözleşme&#8217;nin 6, 7 ve 10. maddelerine aykırı olarak insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele teşkil ettiğini iddia etmektedir. Cezaevi aşırı kalabalıktır ve tüm mahkumlar için yeterli yiyecek veya sıcak suya erişim yoktur. Tutuklular için içme suyu tavandan damıtılmaktadır. Hijyenik olmayan tutukluluk koşulları ve yeterli tıbbi tedavi ve gıdaya erişiminin olmaması sağlık durumunu kötüleştirmiş ve ölüm riskini artırmıştır.<strong> (3.1)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Komite taraf Devlet&#8217;in başvurucunun polis nezaretinde ve Eskişehir H Tipi Cezaevi&#8217;ndeki tutulma koşullarına ilişkin iddialarını çürütecek herhangi bir bilgi sunmadığını gözlemlediği belirtmektedir. Komite, taraf Devlet&#8217;in Eskişehir L Tipi Cezaevi&#8217;ndeki mevcut alanla ilgili verdiği bilginin, başvurucunun hücresini paylaştığı mahkumların sayısı veya başvurucunun kullanabileceği özel alan hakkında bilgi vermeksizin genel terimlerle sunulduğunu not etmektedir. Komite ayrıca, taraf Devlet&#8217;in başvurucunun uyuma koşulları, yeterli beslenmeye erişiminin olmaması ve tuvaletlerin&nbsp; erişilemezliği ile ilgili iddiasını, dizinin durumu ve bir bakıcının yokluğu göz önüne alındığında, çürütmediğini not etmektedir. Açıklanan koşullar altında ve taraf Devlet tarafından konuyla ilgili daha fazla bilgi veya açıklama yapılmaması nedeniyle Komite, bazı asgari gerekliliklerin yerine getirilmediği ve taraf Devlet&#8217;in başvurucunun Sözleşme’nin 10 (1) maddesi kapsamındaki haklarını ihlal ettiği sonucuna varmıştır. <strong>(10.5)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">                                                                                                                               </p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AN IMPORTANT DECISION FROM THE UNITED NATIONS HUMAN RIGHTS COMMITTEE ABOUT THE ISSUES OF UNLAWFUL ARREST, THE VIOLATIONS OF THE RIGHT TO A FAIR TRIAL AND POOR PRISON CONDITIONS</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2022/11/22/1709/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2022 20:39:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[BAHADIR ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[English Articles]]></category>
		<category><![CDATA[BANK ASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BAROLARBİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU]]></category>
		<category><![CDATA[Mukadder Alakuş]]></category>
		<category><![CDATA[NITED NATIONS HUMAN RIGHTS COMMITTEE]]></category>
		<category><![CDATA[POOR PRISON CONDITIONS]]></category>
		<category><![CDATA[The Global Alliance of National Human Rights Institutions]]></category>
		<category><![CDATA[THE VIOLATIONS OF THE RIGHT TO A FAIR TRIAL]]></category>
		<category><![CDATA[UNITED NATIONS HUMAN RIGHTS COMMITTEE]]></category>
		<category><![CDATA[UNLAWFUL ARREST]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1709</guid>

					<description><![CDATA[Dr. Bahadır ASLAN &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; &#160;&#160;&#160; &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; The United Nations Human Rights Committee made an important decision in the file number 3736/2020 on the issues of wrongful arrest, poor prison conditions and the violation of the right to a fair trial. The application to the Committee was made by Mukadder Alakuş, a national of Türkiye born &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h3 class="has-text-align-right wp-block-heading"><strong>Dr. Bahadır ASLAN</strong></h3>



<p class="has-text-align-right wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">The United Nations Human Rights Committee made an important decision in the file number 3736/2020 on the issues of wrongful arrest, poor prison conditions and the violation of the right to a fair trial. The application to the Committee was made by Mukadder Alakuş, a national of Türkiye born in 1971 who is currently held in Eskisehir Type L Closed Prison. Ms. Alakuş was accused of being a member of the Gülen Movement, which is considered a Terrorist Organization (FETÖ) in Turkey. The accusations of membership in a terrorist organization against him are based on the fact that he deposited money in her Bank Asya accounts, downloaded the Bylock application on her phone, and attended a peaceful rally.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The applicant was taken into custody on 4 September 2018 and held in custody for one day without food, water or medication. The applicant was arrested by the court on 5 September 2018 and transferred to Eskişehir H Type Prison on the same day. She was forced to live in bad conditions in prison.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The applicant applied to the United Nations Human Rights Committee within the scope of the International Covenant on Civil and Political Rights due to her unlawful arrest, poor prison conditions and the violation of her right to a fair trial. In the application, it is claimed that Turkey has violated applicant rights under articles 6, 7, 9, 10, 14, 15, 18, 19, 21, 22, 25, 26 and 27 of the Covenant.</p>



<p class="wp-block-paragraph">In its assessment, the Committee particularly emphasized that it is a violation of rights to use as a basis for an arrest and conviction decision the Bylock messaging program used as evidence in both the arrest warrant and the conviction decision, having a Bank Asya account and participating in a peaceful meeting, which is not defined as crimes or prohibited under domestic law. &nbsp;When the assessment of the committee given below are examined in detail, it will be seen that the provisions of the Covenant were clearly violated and the requirements of the right to a fair trial were not fulfilled in the process of making arrest and conviction decisions by the courts in Turkey. In fact, these determinations of the committee mean that the systematic and widespread violations of rights experienced in the investigations and trials against members of the Gülen Movement after the 15 July Coup Attempt are determined and accepted by the Committee.</p>



<h5 class="wp-block-heading">A.&nbsp;&nbsp; THE DETERMINATION OF THE FACT THAT THE APPLICATION TO THE CONSTITUTIONAL COURT IS NOT AN ACTIVE DOMESTIC REMEDY</h5>



<p class="wp-block-paragraph">On admissibility, the State party submits that the author has failed to exhaust domestic remedies, as her individual application before the Constitutional Court 7 is currently pending and was lodged after submitting the present communication.<strong> ( 4.2)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">The author reiterates her claim that an individual application to the Constitutional Court does not offer reasonable prospects of success, pointing to cases where lower courts ignored the judgments of the Constitutional Court. <strong>(5.3)</strong> On the non-enforceability of the judgements of the Constitutional Court, the author reiterates that this was also raised by the European Court in the <em>Altan</em>, <em>Alpay </em>and <em>Koçintar </em>cases.&nbsp; <strong>(7.1)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">The Committee notes the author’s argument that filing an individual application before the Constitutional Court is not an effective remedy as: (a) it does not offer reasonable prospects of success for her release, owing to the non-enforcement of the Court’s judgements by lower courts; (b) the process would be unreasonably prolonged considering the author’s first attempt to exhaust remedies before domestic courts on 4 September 2018 and the Constitutional Court’s backlog. <strong>(9.5)</strong> The Committee finds that, in the circumstances of the author’s case, the State party has not shown that an individual complaint to challenge the author’s detention before the Constitutional Court would have been effective, in practice. <strong>(9.5)</strong>&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">As can be seen, while taking into account the past examples the Committee considers&nbsp; that the remedy of individual application to the Constitutional Court&nbsp; is ineffective.</p>



<h5 class="wp-block-heading">B.&nbsp;&nbsp;&nbsp; RESPONSIBILITY OF PROOF</h5>



<p class="wp-block-paragraph">First of all, when the Committee&#8217;s decision is examined, a particular emphasis is placed on the responsibility of the State party to prove its obligations due to its strong position in the process. For this reason, it has placed the burden of proof on the State party in terms of whether the person has been detained in accordance with the law, kept in prison in conditions suitable for human dignity, and fulfilled the requirements of the right to a fair trial. Therefore, in order for the State party to prove that it has fulfilled its obligations, every action must be justified, these justifications must have legal and factual grounds, and most importantly, this must be proven with legal evidence. It is clearly stated that the state party should respond to the claims of the violation of rights with concrete justifications and evidence, instead of demanding the citizen to prove the violation of rights. At this point, what is essential for the citizen is to state that his right has been violated, and for the state, what is essential is to prove with documents and evidence that the claims of the citizen do not reflect the truth.</p>



<h5 class="wp-block-heading">C.&nbsp;&nbsp;&nbsp; UNLAWFUL DETENTION AND ARREST</h5>



<p class="wp-block-paragraph">The Committee notes the author’s claim under articles 9(1), of the Covenant regarding the unlawful and arbitrary nature of her arrest and detention. The Committee takes note of the author’s claims that her arrest and detention were solely based on her alleged use of the Bylock application, on holding a Bank Asya account and on her participation in a peaceful rally, without solid evidence to suggest a strong suspicion that she had committed a criminal offense; her arrest warrant did not include facts or evidence which would justify her pre-trial detention during such a long period. <strong>(Prg.10.2)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Another important issue that the Committee focused on regarding detention and arrest is the concept of “arbitrariness”.&nbsp; The Committee recalls that the notion of “arbitrariness” must be interpreted broadly to include elements of inappropriateness, injustice, lack of predictability and due process of law, as well as elements of reasonableness, necessity and proportionality. The Committee, observes that the State party has only provided a partial copy of the court hearing of 28 December 2018, without providing any further documentation, such as an arrest warrant or detention order, regarding the evidence held against the author that would justify her detention. <strong>In these circumstances, the Committee considers that the State party has not demonstrated that the author’s detention met the criteria of reasonableness and necessity.</strong> The Committee therefore finds that the authors’ detention amounted to a violation of her rights under article 9 (1) of the Covenant. <strong>(Prg.10.3)&nbsp;&nbsp; </strong>In other words, the Committee decides that detention and arrest are arbitrary.</p>



<p class="wp-block-paragraph">As it can be seen, the Committee has not imposed the burden of proof on the applicant&#8217;s claims and documents to determine the arbitrariness of the detention measure.&nbsp; The State party&#8217;s responses to the applicant’s allegations and the documents submitted by the State party are also taken as a basis for proof. In fact, the Committee has emphasized that a fair process of detention is a right for the individual and that the burden of proving that a detention process in accordance with right of a fair trial is on the State party. At this point, the Committee has not considered the sending of custody and detention documents by the State party sufficient to prove a fair trial and has decided that there is a violation of rights since no other evidence was presented to show that a fair trial was held.</p>



<h5 class="wp-block-heading">D.&nbsp;&nbsp; THE VIOLATION OF THE RIGHT TO A FAIR TRIAL</h5>



<p class="wp-block-paragraph">Another issue that the Committee focuses on is violations of the right to a fair trial. The Committee notes the author’s allegations under articles 14 (3) (b), (d) and (e), that she was unable to adequately prepare her defense; she was denied access to the entire case file; she was not permitted to call and cross-examine witnesses; she was not allowed to attend her trial in-person despite her request dated 14 December 2018; the conduct of proceedings online and her displaced dentures impeded her from correctly expressing herself.&nbsp; <strong>(10.6)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">After the Committee has emphasized the State party&#8217;s statements here <strong><em>The Committee observes, however, that the State party has not provided sufficient explanations or documentary evidence, such as full transcripts of the judicial proceedings in order to substantiate its refutations of the author’s allegations regarding her right to a fair trial. </em>10.6 (9)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">The Committee further recalls that the burden of proof in relation to factual questions cannot rest on the author of the communication alone, especially considering that the author and the State party do not always have equal access to evidence and that frequently the State party alone has access to relevant information.52 <strong><em>It considers that the State party has not provided sufficient evidence, such as the full transcripts of the judicial proceedings, which would indicate that the author: (a) was able to adequately express herself throughout the proceedings; (b) was able to cross-examine witnesses, and (c) was able to prepare her defense despite her detention conditions.</em></strong> <strong><em>(</em>10.7)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">The Committee recalls that under article 14 (3) (d), accused persons are entitled to be present during their trial and that proceedings in the absence of the accused are only permissible if this is in the interest of the proper administration of justice. The Committee also observes that the conduction of trial hearings through video conference systems would not necessarily constitute per se a breach of fair trial guarantees. <strong><em>The Committee notes however that the author addressed a request to the first instance court on 14 December 2018 in order to be present in trial. It considers that in the absence of further relevant information or explanations by the State party, apart from the practical aspects set out in the Izmir Regional Court of Justice&#8217;s decision which &nbsp;in particular, justified the conduction of the author’s trial remotely and rejected her request to be present, its 14(3)(b), (d) and (e) articles have been violated.(10.7)</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">As stated above, the Committee did not consider the State party’s incomplete and general statements as sufficient. It also decided that the right to a fair trial was violated since the State party has not submitted concrete evidence and documents to the Committee regarding the fulfillment of its obligations in line with the allegations of the applicant.</p>



<h5 class="wp-block-heading">E.&nbsp;&nbsp;&nbsp; THE USE OF BYLOCK AND BANK ASYA ACCOUNT BASIS OF THE CRIMINAL DECISION IS A VIOLATION OF THE RIGHT TO A FAIR TRIAL</h5>



<p class="wp-block-paragraph">The Committee has made important assessments regarding the conviction of the applicant for actions that are not defined as crimes or prohibited under domestic law, such as downloading the Bylock application, sharing information through this application, having a Bank Asya account and attending a peaceful meeting under Article 15 (1) of the Convention.</p>



<p class="wp-block-paragraph">In this context, the Committee further notes about the decision of the Cassation Court (16.CD.&nbsp; E. 2017/16-956, K. 2017/370) <strong>“the involvement of any individual” with the Bylock application “beyond any doubt proves the linking of the individual to the terrorist organization”, (…) “since the Bylock messaging app is a communication network, exclusively designed and developed to fulfill the communication needs of the FETÖ terrorist organization”</strong> <strong>(Prg.10.4)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">At the point of entry to the subject, first of all, the Committee recalls its jurisprudence to the effect that it is incumbent on the courts of States parties to evaluate the facts and evidence in each case or the application of domestic legislation, unless it can be shown that such evaluation or application was clearly arbitrary or amounted to a manifest error or denial of justice <strong>(10.5)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Furthermore, The Committee observes that article 314, paragraph 1 of the Turkish Penal Code, defines the crime of membership of an armed terrorist organization as <strong>“any person who establishes or commands an armed organization with the purpose of committing the offenses listed in parts four and five of this chapter”. (10.6)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>In light of this broad definition, and in the absence of information from the State party regarding the existence of domestic legal provisions which clarify the criteria used to establish the acts constitutive of the crime defined under article 314, paragraph 1, of the Penal Code, the Committee cannot conclude that the author’s alleged use of the Bylock application and Bank Asya account amounted to sufficiently clear and predictable criminal offenses at the time the acts took place. The Committee considers that, as a matter of principle, the mere use or download of a means of encrypted communication or bank account cannot indicate, in itself, evidence of membership of an illegal armed organization, unless supported by other evidence, such as conversation records. </strong>In the absence of documentary evidence provided by the State party, the Committee finds, in these circumstances, that the rights of the author under article 15(1) have been violated .&nbsp; <strong>(Prg.10.6</strong>)</p>



<h5 class="wp-block-heading">F.&nbsp;&nbsp;&nbsp; POOR PRISON CONDITIONS</h5>



<p class="wp-block-paragraph">Another issue on which the Committee evaluated and ultimately found a violation of the Convention is the conditions of detention in prison, which is incompatible with human dignity.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Since it is a fundamental human right to accommodate the detainee in conditions suitable for human dignity and the State has a positive obligation to ensure this, the Committee also requests the State to prove that it has fulfilled its obligations. However, due to the lack of much information or explanation by the State party in response to the applicant&#8217;s allegations and evidence, the Committee concluded that certain minimum requirements were not met and that the State party violated the applicant&#8217;s rights under Article 10 (1).</p>



<p class="wp-block-paragraph">The author claims a violation of her rights under articles 6, 7, 9, 10, 14, 15, and 18 to 27 of the Covenant. She claims that her conditions of detention put her life at risk and amount to inhuman and degrading treatment, in violation of articles 6, 7 and 10 of the Covenant. The prison is overcrowded and there is not enough food or access to hot water for all inmates. Drinking water for detainees is distilled from the ceiling. The unhygienic conditions of detention and her lack of access to adequate medical treatment and food have deteriorated her medical condition and increased her risk of death..(<strong>3.1)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a></a>The Committee observes that, the State party has not provided any information to refute the author’s allegations regarding her conditions of detention in police custody and in Eskisehir Type H Prison. It notes that the State party’s information regarding the available floor space at Eskisehir Type L Prison is presented in general terms, without providing information about the number of inmates the author shares her prison cell with nor the specific floor space available to her. The Committee further notes that the State party has not refuted the author’s allegation regarding her sleeping conditions, her effective lack of access to an adequate diet and inaccessibility of the toilets, considering her knee condition and the absence of a caretaker. The Committee considers that, in the circumstances of the present case, and in particular in the light of the general nature of the information provided by the State party, due weight must be given to the author’s allegations. The Committee recalls that persons deprived of their liberty must not be subjected to any hardship or constraint other than that resulting from the deprivation of liberty. Under the circumstances as described, and in the absence of further relevant information or explanations by the State party, the Committee concludes that several minimum requirements were not met and that the State party violated the rights of the author under article 10 (1). <strong>(10.5</strong>)</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AN ORGANISATION FALLING FURTHER BEHIND IN MEETING INTERNATIONAL STANDARDS; HUMAN RIGHTS AND EQUALITY INSTITUTION OF TURKEY</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2022/11/16/an-organisation-falling-further-behind-in-meeting-international-standards-human-rights-and-equality-institution-of-turkey/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Nov 2022 12:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Gökhan Güneş]]></category>
		<category><![CDATA[English Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[GANHRI]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU]]></category>
		<category><![CDATA[Paris Prensipleri]]></category>
		<category><![CDATA[The Global Alliance of National Human Rights Institutions]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1699</guid>

					<description><![CDATA[Dr. Gökhan Güneş In this article, evaluations on the Human Rights and Equality Institution of Turkey (HREIT), which has been granted B status by the Global Network of National Human Rights Institutions, are given. 1.&#160; Global Network of National Human Rights Institutions The Global Alliance of National Human Rights Institutions (GANHRI), a network of human &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h3 class="has-text-align-right wp-block-heading">Dr. Gökhan Güneş</h3>



<p class="wp-block-paragraph">In this article, evaluations on the Human Rights and Equality Institution of Turkey (HREIT), which has been granted B status by the Global Network of National Human Rights Institutions, are given.</p>



<h3 class="wp-block-heading">1.&nbsp; Global Network of National Human Rights Institutions</h3>



<p class="wp-block-paragraph">The Global Alliance of National Human Rights Institutions (GANHRI), a network of human rights institutions from around the world, was established in 1993. GANHRI supports national human rights institutions in compliance with the Paris Principles and works for the protection and strengthening of human rights.</p>



<h3 class="wp-block-heading">2.&nbsp; Paris Principles</h3>



<p class="wp-block-paragraph">National Human Rights Institutions (NHRIs) came to the fore as an idea in the period following World War II. In 1991, an international workshop on &#8220;national institutions for the protection and promotion of human rights&#8221; was organized to establish a framework for the status of NHRIs, and this framework was adopted as the Paris Principles at the 1993 Vienna Conference on Human Rights.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adopted on 20 December 1993 by the UN General Assembly, the Paris Principles are a fundamental text setting out the framework for the qualifications of national human rights institutions, also referred to as &#8220;national institutions&#8221;.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The importance of the Paris Principles lies not only in determining the structure and function of NHRIs, but also in giving legitimacy and credibility to these institutions. In this sense, national human rights institutions to be established at the national level must be in line with the Paris Principles in order to have the expected impact.</p>



<h3 class="wp-block-heading">3.&nbsp; Accreditation</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Accreditation is a procedure within GANHRI for the international visibility, recognition and voice of NHRIs, the purpose of which is to establish the national institution&#8217;s compliance with the Paris Principles.</p>



<p class="wp-block-paragraph">According to the GANHRI Statute, the Sub-Committee on Accreditation (SCA) is the body that accredits national institutions according to their degree of compliance with the Paris Principles.</p>



<p class="wp-block-paragraph">As of 2021, out of 128 institutions within GANHRI, a total of 118 NHRIs have been accredited, of which 86 are A level and 32 are B level.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>Organizations accredited at level A </u></strong>are considered to be in compliance with the Paris Principles. These organizations <strong>can participate in all </strong>national and international <strong>meetings </strong>of national human rights institutions at <strong>a voting level. </strong>They may also attend all meetings of the Human Rights Council and speak on any agenda item.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The countries that received A status in the evaluation are as follows; Colombia, El Salvador, Indonesia, Nigeria, Peru, Sierra Leone.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>Organizations accredited at level B </u></strong><strong>may participate as observers in international meetings </strong>of national human rights institutions<strong>. </strong>However,</p>



<p class="wp-block-paragraph">they are not issued international human rights institution badges and cannot speak at meetings of the Human Rights Council.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Some of the countries, including Turkey, to which the Sub-Committee granted B status are as follows: Nepal, Sri Lanka and Madagascar.</p>



<h3 class="wp-block-heading">4.&nbsp; A Level B Accredited Organisation; HREIT</h3>



<p class="wp-block-paragraph">The Human Rights and Equality Institution of Turkey (HREIT) has been accredited <strong>with &#8220;B&#8221; status </strong>by the Secretariat of the Accreditation Subcommittee of the Global Network of National Human Rights Institutions (Subcommittee). In other words, HREIT is far from meeting the Paris Principles.</p>



<p class="wp-block-paragraph">It can <strong>only  </strong>participate  in   international  meetings <strong>as an observer, but it cannot receive the badge from an international human rights institution and it is not given the right to speak at the meetings of the Human Rights </strong><strong>C</strong><strong>ouncil.</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">5.&nbsp; HREIT&#8217;s B Accreditation Distortion</h3>



<p class="wp-block-paragraph">In its statement dated 10 October 2022, HREIT presented its B status as a great success and deliberately misled the public opinion.<sup>1 </sup>In fact, the   decision of the HREIT regarding the Committee of granting of  <strong>&#8220;B&#8221; </strong>status;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>-It means that the institution concerned is recognized as a National Human Rights Institution (NHRI) and therefore has the opportunity to participate in international and regional meetings of NHRIs.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>-It will have the opportunity to submit parallel reports to the UN Organs and to the Universal Periodic Review Mechanism (UPRM) of the Human Rights Council</em>&#8220;, but concealed the fact that it would only participate in the meetings as an observer and have no say in the proceedings, that it would not even be able to receive a badge from an international human rights organization, and</p>



<p class="wp-block-paragraph">that in the eyes of GANHRI it had the same status as countries such<sup>2 </sup>as Nepal, Sri Lanka and Madagascar.</p>



<h3 class="wp-block-heading">6.&nbsp; Reasons for Granting B Accreditation to HREIT</h3>



<p class="wp-block-paragraph">The GANHRI Subcommittee on Accreditation (SCA) published a report on the results of its meeting held in Geneva on 3-7 October 2022.<sup>3</sup></p>



<p class="wp-block-paragraph">In the said Report, criticisms against HREIT were expressed and the reasons why it was given B status were explained. The SCA analyzed HREIT in terms of the following criteria and found it inadequate.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>a)  Independence</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>According to the Law on the Organisation of HREIT, </strong>the institution lacks independence due to the tutelage of the President over the institution. The Subcommittee on Accreditation emphasized that HREIT</p>



<p class="wp-block-paragraph">should be independent from the government and parliament in terms of its structure, composition, decision-making and working method.</p>



<h4 class="wp-block-heading">b)&nbsp; Addressing Human Rights Violations</h4>



<p class="wp-block-paragraph">The Subcommittee found HREIT&#8217;s efforts to address all human rights violations and to carry out follow-up activities to ensure that the State fulfills its protection obligations inadequate.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The Subcommittee also recommended to HREIT that its positions on these issues be made public, as this would help promote and protect human rights, as well as strengthen the institution&#8217;s credibility and accessibility for all people in Turkey.</p>



<h4 class="wp-block-heading">c)&nbsp;&nbsp; Promoting ratification of or accession to international human rights instruments</h4>



<figure class="wp-block-table"><table><tbody><tr><td></td></tr></tbody></table></figure>



<p class="wp-block-paragraph">The Subcommittee found that HREIT was not expressly authorized to&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; promote ratification of and accession to regional and international human rights instruments.</p>



<h4 class="wp-block-heading">d)&nbsp; Interaction with the International Human Rights System</h4>



<p class="wp-block-paragraph">The Subcommittee observed that HREIT did not engage effectively and independently with the international human rights system.</p>



<h4 class="wp-block-heading">e)&nbsp; Pluralism and Diversity</h4>



<p class="wp-block-paragraph">The Law on Organisation does not contain any provisions on the pluralism and diversity of HREIT members and staff.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The Subcommittee determined that currently only 2 of the 11 members of the HREIT Board are women and one of them is disabled, and reported that 79 of the 180 staff members are women and 6 of them are disabled.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The Subcommittee recommended that the requirement for NHREI to reflect the principles of pluralism and diversity, including gender representation of the members of the NHREI Board, be included in the Law on Organisation.</p>



<h4 class="wp-block-heading">f)&nbsp; Selection and Appointment</h4>



<p class="wp-block-paragraph">Article 10(2) of the Law on the Organisation provides that the members of the Board will be elected by the President of the Republic. The Subcommittee considered that the selection and appointment process currently enshrined in the law does not ensure broad consultation and participation of civil society.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The Sub-Committee is of the view that the selection process should be characterized by openness and transparency. That is, it should be under the control of an independent and credible organization and should include fair consultation with NGOs and civil society.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The Subcommittee also noted that the Organisation Law did not establish predetermined, objective and publicly available criteria for assessing applicants.</p>



<h4 class="wp-block-heading">g)&nbsp; Annual Report</h4>



<p class="wp-block-paragraph">The Subcommittee found that there is no provision in the Organisation Law of HREIT on whether the annual and special reports are discussed in the Parliament.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The Subcommittee recommended that the Law on Organisation be amended to enable HREIT to discuss and evaluate the annual, special and thematic reports of the Parliament.</p>



<h4 class="wp-block-heading">h)&nbsp; Term of Office</h4>



<p class="wp-block-paragraph">Since there is no provision in the Law on Organisation and other legislation on whether the members of the HREIT Board can be re-elected or not, the door is left open for them to serve indefinitely.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The Subcommittee noted that HREIT reported that in practice, four of the current Board members were reappointed for a second term. In order to promote institutional independence, the Subcommittee recommended an amendment to the Law on the Organisation of the NHREI to limit the term of office to a second appointment.</p>



<h3 class="wp-block-heading">7.&nbsp; HREIT was Monitored for 5 Years</h3>



<p class="wp-block-paragraph">The accreditation process is reviewed every five years. In this sense, after five years, i.e. in 2027, HREIT is required to resubmit the necessary documents to the Subcommittee and fulfill the compliance with the Paris Principles and the recommendations and suggestions of the Subcommittee.</p>



<p class="wp-block-paragraph">HREIT is an organization that was established as a &#8220;friends for friends&#8217; <em>sake</em>&#8220;. It has no noteworthy activities regarding the grave human rights violations in Turkey. It is impossible for it to be accredited international organizations with its practices that use the regime&#8217;s rhetoric and justify the regime&#8217;s unlawful practices. Even a person who defends child marriages and says that preventing the consensual marriages of 15-year-olds is a violation of &#8220;human rights&#8221; and accuses those who live together without the marriage of having &#8220;perverted relationships&#8221; has been the president of this institution for years.<sup>4</sup></p>



<figure class="wp-block-table"><table><tbody><tr><td></td></tr></tbody></table></figure>



<div class="wp-block-group is-vertical is-layout-flex wp-container-core-group-is-layout-4fc3f8e1 wp-block-group-is-layout-flex">
<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><sup>1</sup><a href="https://www.memurlar.net/haber/1043602/tihek-ulusal-insan-haklari-kurumlari-kuresel-agi-nezdinde-akreditasyon-aldi.html"> https://www.memurlar.net/haber/1043602/tihek-ulusal-insan-haklari-</a></p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="https://www.memurlar.net/haber/1043602/tihek-ulusal-insan-haklari-kurumlari-kuresel-agi-nezdinde-akreditasyon-aldi.html">kurumlari-kuresel-agi-nezdinde-akreditasyon-aldi.html</a></p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><sup>2</sup><a href="https://www.tihek.gov.tr/kurumumuz-ulusal-insan-haklari-kurumlari-kuresel-agi-ganhri-nezdinde-akreditasyon-statusu-kazandi/"> https://www.tihek.gov.tr/kurumumuz-ulusal-insan-haklari-kurumlari-kuresel-agi-ganhri-nezdinde-</a></p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="https://www.tihek.gov.tr/kurumumuz-ulusal-insan-haklari-kurumlari-kuresel-agi-ganhri-nezdinde-akreditasyon-statusu-kazandi/">akreditasyon-statusu-kazandi/</a></p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><sup>3</sup><a href="https://www.ohchr.org/sites/default/files/documents/countries/nhri/ganhri/2022-11-08/SCA-Adopted-Report-October-2022-EN.pdf">https://www.ohchr.org/sites/default/files/documents/countries/nhri/ganh</a></p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="https://www.ohchr.org/sites/default/files/documents/countries/nhri/ganhri/2022-11-08/SCA-Adopted-Report-October-2022-EN.pdf">ri/2022-11-08/SCA-Adopted-Report-October-2022-EN.pdf</a></p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><sup>4</sup><a href="https://t24.com.tr/haber/tihek-baskani-tbmm-de-cocuk-evliliklerini-savundu-15-yasinda-nikah-kiyilmamasi-insan-hakki-ihlali%2C955038"> https://t24.com.tr/haber/tihek-baskani-tbmm-de-cocuk-evliliklerini-</a></p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="https://t24.com.tr/haber/tihek-baskani-tbmm-de-cocuk-evliliklerini-savundu-15-yasinda-nikah-kiyilmamasi-insan-hakki-ihlali%2C955038">savundu-15-yasinda-nikah-kiyilmamasi-insan-hakki-ihlali,955038</a></p>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ULUSLARARASI STANDARTLARI KARŞILAMAKTAN UZAK BİR KURULUŞ; TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2022/11/14/1695/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Nov 2022 13:54:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Gökhan Güneş]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[Akreditasyon]]></category>
		<category><![CDATA[BAROLARBİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[disappearance]]></category>
		<category><![CDATA[GANHRI]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU]]></category>
		<category><![CDATA[Paris Prensipleri]]></category>
		<category><![CDATA[The Global Alliance of National Human Rights Institutions]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1695</guid>

					<description><![CDATA[ULUSLARARASI STANDARTLARI KARŞILAMAKTAN UZAK BİR KURULUŞ; TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU Dr. Gökhan Güneş Bu yazıda;Ulusal İnsan Hakları Kurumları Küresel Ağı’nın B statü verdiği Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na ilişkin değerlendirmelere yer verilmiştir. 1. Ulusal İnsan Hakları Kurumları Küresel Ağı Dünyanın farklı ülkelerinin insan hakları kurumlarının oluşturduğu Ulusal İnsan Hakları Kurumları Küresel Ağı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ULUSLARARASI STANDARTLARI KARŞILAMAKTAN UZAK BİR KURULUŞ; TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU</strong></p>



<p class="has-text-align-right has-small-font-size wp-block-paragraph">Dr. Gökhan Güneş </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yazıda;Ulusal İnsan Hakları Kurumları Küresel Ağı’nın B statü verdiği Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na ilişkin değerlendirmelere yer verilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1. Ulusal İnsan Hakları Kurumları Küresel Ağı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyanın farklı ülkelerinin insan hakları kurumlarının oluşturduğu Ulusal İnsan Hakları Kurumları Küresel Ağı (The Global Alliance of National Human Rights Institutions &#8211; GANHRI), 1993&#8217;te kuruldu. Ulusal insan hakları kurumlarını Paris Prensiplerine uygunluk açısından destekleyen GANHRI, insan haklarının korunması ve güçlendirilmesi için çalışmalar yapmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2. Paris Prensipleri</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ulusal İnsan Hakları Kurumlarının (UİHK) bir fikir olarak gündeme gelmesi II. Dünya Savaşını takip eden döneme denk gelmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1991 yılında “insan haklarının korunması ve gücendirilmesi için ulusal kurumlar” konusunda uluslararası bir çalıştay düzenlenerek UİHK’lerin statüsünün çerçevesi oluşturulmuş VE 1993 Viyana İnsan Hakları Konferansı’nda da bu çerçeve Paris Prensipleri adı altında kabul edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">20 Aralık 1993’te BM Genel Kurulunda kabul edilen Paris Prensipleri, “ulusal kurumlar” olarak da anılan ulusal insan hakları kurumlarının taşıması gereken niteliklere dair çerçeveyi belirleyen temel bir metindir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Paris Prensiplerinin önemi, UİHK’lerin yapısını ve işlevini belirlemenin yanında, esasen bu kurumlara meşruiyet ve güvenilirlik kazandırmasından gelmektedir. Bu anlamda, ulusal düzeyde kurulacak ulusal insan hakları kurumlarının kendisinden beklenen etkiyi gösterebilmesi için Paris Prensipleri ile uyumlu olması zorunludur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3. Akreditasyon</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Akreditasyon, UİHK’lerin uluslararası düzeyde görünürlüğü, kabulü ve&nbsp; oy-söz sahibi olması için GANHRI bünyesinde gerçekleştirilen bir prosedür olup amacı ulusal kurumun Paris Prensipleri’ne uygunluğunu tespit etmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">GANHRI Statüsüne göre, ulusal kurumları, Paris Prensiplerine uyumluluk derecelerine göre akredite edecek birim Akreditasyon Alt Komitesi’dir (SCA).</p>



<p class="wp-block-paragraph">2021 yılı itibariyle GANHRI bünyesinde yer alan 128 Kurumdan, 86’sı A düzeyi ve 32’si B düzeyinde olmak üzere topla 118 UİHK akredite olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>A düzeyinde akredite olan kuruluşların</u></strong> Paris Prensipleri ile uyumluluk gösterdiği değerlendirilmektedir. Bu kuruluşlar, ulusal insan hakları kurumlarına ilişkin ulusal ve uluslararası <strong>tüm toplantılara oy verebilecek düzeyde katılabilir.</strong> Ayrıca İnsan Hakları Konseyinin tüm toplantılarına katılıp herhangi bir gündem maddesi hakkında söz alabilirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yapılan değerlendirmede A statüsü alan ülkeler şunlardır; Kolombiya, El Salvador, Endonezya, Nijerya, Peru, Siera Leone.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>B düzeyinde akredite olan kuruluşlar </u></strong>ise ulusal insan hakları kurumlarına ilişkin <strong>uluslararası toplantılara gözlemci olarak katılabilirler.</strong> Fakat kendilerine UIHK yaka kartı verilmez, İnsan Hakları Konseyinin toplantılarında söz alamazlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye&#8217;nin de içinde bulunduğu ve Alt Komitenin B statü verdiği ülkelerin bazıları şunlardır: Nepal, Sri Lanka ve Madagaskar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4. B Düzey Akredite Bir Kuruluş; TİHEK</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK), Ulusal İnsan Hakları Kurumları Küresel Ağı Akreditasyon Alt Komitesi Sekreterliğince (Alt Komite) <strong>&#8220;B&#8221; statüsünde</strong> akredite edilmiştir. Yani TİHEK, Paris İlkelerini karşılamaktan çok uzaktır. Uluslararası toplantılara <strong>sadece gözlemci olarak</strong> katılabilir, ancak Uluslararası İnsan Hakları Kurumu <strong>yaka kartı alamaz</strong> ve İnsan Hakları Konseyinin toplantılarında kendisine <strong>söz hakkı verilmez.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5. TİHEK’in B Akreditasyon Çarpıtması</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">TİHEK, 10 Ekim 2022 tarihli açıklamasında B statü almasını büyük bir başarı olarak sunmuş ve kamuoyunu bilerek yanıltmıştır.<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a> Zira TİHEK; Akreditasyon Alt Komitesinin, ‘B’ statüsü verilmesine ilişkin kararı;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>-İlgili kurumun bir Ulusal İnsan Hakları Kurumları’nın (UİHK) olarak kabul edildiği, bu nedenle UİHK’ların uluslararası ve bölgesel toplantılarına katılma fırsatına sahip olduğu anlamına gelmektedir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>-BM Organlarına ve İnsan Hakları Konseyi’nin Evrensel Periyodik İnceleme Mekanizmasına (EPİM) paralel raporlar sunma imkanına sahip olacaktır”</em> şeklinde duyurmuş, ancak yapılacak toplantılara sadece gözlemci olarak katılıp hiçbir söz hakkı olmadığını, hatta Uluslararası İnsan Hakları Kurumu yaka kartı dahi alamayacağı gerçeğini ve GANHRI nazarında Nepal, Sri Lanka ve Madagaskar gibi ülkelerle aynı statüde olduğu gerçeğini gizlemiştir.<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>6. TİHEK’E B Akreditasyon Verilmesinin Sebepleri</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">GANHRI Akreditasyon Alt Komitesi (SCA) Cenevre’de 3-7 Ekim 2022 tarihinde yaptığı toplantı sonuçlarını bir rapor halinde yayımlamıştır.<a href="#_ftn3" id="_ftnref3">[3]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Söz konusu Raporda TİHEK&#8217;e yönelik eleştirirler dile getirilmiş ve neden B statüsünün verildiği gerekçeleriyle anlatılmıştır. SCA, TİHEK&#8217;i aşağıdaki kriterler açısından ele almış ve yetersiz bulmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>a) Bağımsızlık</strong>: TİHEK Teşkilat Kanununa göre Cumhurbaşkanının Kurum üzerindeki vesayeti nedeniyle kurumun bağımsızlık niteliği yoktur. Akreditasyon Alt Komitesi; TİHEK&#8217;in yapısı, bileşimi, karar verme ve çalışma yöntemi bakımından hükümetten ve parlamentodan bağımsız olmasını gerektirdiğini vurgulamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>b) İnsan Hakları İhlallerinin Ele Alınması</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Alt Komite, TİHEK&#8217;in tüm insan hakları ihlallerini ele alma ve Devletin koruma yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamak için takip faaliyetleri yürütme çabalarını yetersiz bulmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alt Komite ayrıca, insan haklarının desteklenmesine ve korunmasına yardımcı olacağı ve aynı zamanda kurumun Türkiye&#8217;deki tüm insanlar için güvenilirliğini ve erişilebilirliğini güçlendireceği için bu konulardaki pozisyonlarının kamuya açıklanmasını TİHEK&#8217;e tavsiye etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>c) Uluslararası İnsan Hakları Belgelerinin Onaylanmasını veya Bunlara Katılımın Teşvik Edilmesi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Alt Komite, TİHEK&#8217;in bölgesel ve uluslararası insan hakları belgelerinin onaylanmasını ve bunlara katılımı teşvik etmek için açıkça yetkilendirilmemiş olduğunu tespit etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>d) Uluslararası İnsan Hakları Sistemi ile Etkileşim</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Alt Komite, TİHEK&#8217;in uluslararası insan hakları sistemi ile etkin ve bağımsız bir şekilde ilişki kurmadığını gözlemlemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>e) Çoğulculuk ve Çeşitlilik</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Teşkilat Kanunu, TİHEK üyelerinin ve personelinin çoğulculuğu ve çeşitliliği konusunda herhangi bir hüküm içermemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alt Komite, şu anda TİHEK Kurulunun 11 üyesinden sadece 2&#8217;sinin kadın ve birinin engelli olduğunu belirlemiş, 180 personelden 79&#8217;unun kadın ve 6&#8217;sının da engelli olduğunu raporlamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alt Komite, TİHEK&#8217;in, TİHEK Kurulu üyelerinin cinsiyet temsili de dahil olmak üzere çoğulculuk ve çeşitlilik ilkelerini yansıtması şartının Teşkilat Kanununa dahil edilmesini tavsiye etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>f) Seçim ve Atanma</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Teşkilat Kanununun 10(2). maddesi, Kurul üyelerinin Cumhurbaşkanı tarafından seçileceğini öngörmektedir. Alt Komite, halihazırda yasada yer alan seçme ve atama sürecinin sivil toplumun geniş bir istişare ve katılımını sağlamadığını değerlendirmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alt Komite, seçim sürecinin açıklık ve şeffaflık ile karakterize edilmesi gerektiği görüşündedir. Yani, bağımsız ve güvenilir bir kuruluşun kontrolü altında olmalı ve STK&#8217;lar ve sivil toplum ile adil istişareyi içermelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alt Komite ayrıca, Teşkilat Kanununun başvuru sahiplerini değerlendirmek için önceden belirlenmiş, nesnel ve kamuya açık kriterler oluşturmadığını not etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>g) Yıllık Rapor</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Alt Komite, yıllık ve özel raporların TBMM&#8217;de görüşülüp görüşülmediği konusunda TİHEK Teşkilat Kanununda düzenleme bulunmadığını tespit etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alt Komite, TİHEK&#8217;in, TBMM&#8217;nin yıllık, özel ve tematik raporlarını tartışmasını ve değerlendirmesini sağlamak için Teşkilat Kanununda bu yönde değişiklik yapılmasını tavsiye etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>h) Görev Süresi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">TİHEK Kurulu üyelerinin yeniden seçilip seçilemeyeceği konusunda Teşkilat kanunu ve diğer mevzuatta bir düzenleme olmadığından, sınırsız görev yapma imkânına açık kapı bırakılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alt Komite, TİHEK&#8217;in uygulamada, mevcut Kurul üyelerinden dördünün ikinci bir dönem için yeniden atandığını bildirdiğini not etmiştir. Kurumsal bağımsızlığı teşvik etmek için Alt Komite, görev süresinin ikinci kez atama ile sınırlandırılmasını için TİHEK Teşkilat Kanununda değişiklik yapılmasını tavsiye etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>7. TİHEK 5 Yıl İzlenmeye Alındı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Akreditasyon süreci her beş yılda yeniden gözden geçirilmektedir. Bu anlamda beş yıl sonra yani 2027’de TİHEK&#8217;in gerekli belgeleri Alt Komiteye tekrar sunması ve Paris Prensiplerine ve Alt Komitenin öneri ve tavsiyelerine uygunluğu yerine getirmesi gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">TİHEK, <em>&#8220;dostlar alış verişte görsün&#8221;</em> kabilinden kurulmuş bir yapıdır. Türkiye’deki ağır insan hakları ihlallerine ilişkin kayda değer hiçbir faaliyeti yoktur. Rejiminin söylemlerini kullanan ve rejimin hukuksuz uygulamalarını temize çıkaran uygulamalarıyla uluslararası kuruluşlar nezdinde akredite olması olanaksızdır. Zira çocuk evliliklerini savunup 15 yaşındaki çocukların rıza ile olabilecek nikâhlarının engellenmesinin &#8221;insan hakkı&#8221; ihlali olduğunu söyleyen ve nikâhsız birliktelik yaşayanları &#8221;sapkın ilişkiler&#8221; kurmakla itham edebilen bir kişi bile bu Kurumun yıllarca başkanlığını yapmıştır.<a href="#_ftn4" id="_ftnref4">[4]</a></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> <a href="https://www.memurlar.net/haber/1043602/tihek-ulusal-insan-haklari-kurumlari-kuresel-agi-nezdinde-akreditasyon-aldi.html">https://www.memurlar.net/haber/1043602/tihek-ulusal-insan-haklari-kurumlari-kuresel-agi-nezdinde-akreditasyon-aldi.html</a></p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> <a href="https://www.tihek.gov.tr/kurumumuz-ulusal-insan-haklari-kurumlari-kuresel-agi-ganhri-nezdinde-akreditasyon-statusu-kazandi/">https://www.tihek.gov.tr/kurumumuz-ulusal-insan-haklari-kurumlari-kuresel-agi-ganhri-nezdinde-akreditasyon-statusu-kazandi/</a></p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref3" id="_ftn3">[3]</a><a href="https://www.ohchr.org/sites/default/files/documents/countries/nhri/ganhri/2022-11-08/SCA-Adopted-Report-October-2022-EN.pdf">https://www.ohchr.org/sites/default/files/documents/countries/nhri/ganhri/2022-11-08/SCA-Adopted-Report-October-2022-EN.pdf</a></p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref4" id="_ftn4">[4]</a> <a href="https://t24.com.tr/haber/tihek-baskani-tbmm-de-cocuk-evliliklerini-savundu-15-yasinda-nikah-kiyilmamasi-insan-hakki-ihlali,955038">https://t24.com.tr/haber/tihek-baskani-tbmm-de-cocuk-evliliklerini-savundu-15-yasinda-nikah-kiyilmamasi-insan-hakki-ihlali,955038</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
