<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gülen Movement &#8211; Justice Square</title>
	<atom:link href="https://www.justicesquare.com/blog/tag/gulen-movement/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.justicesquare.com</link>
	<description>Justice Square</description>
	<lastBuildDate>Tue, 15 Apr 2025 09:20:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-GB</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.3</generator>

<image>
	<url>https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/02/cropped-LOGO-32x32.png</url>
	<title>Gülen Movement &#8211; Justice Square</title>
	<link>https://www.justicesquare.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>TÜRKİYE’DE 15 TEMMUZ SONRASI İŞLENEN NEFRET SUÇLARI</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2023/03/02/turkiyede-15-temmuz-sonrasi-islenen-nefret-suclari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 17:07:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Actual]]></category>
		<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Türkish]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[ADALET BAKANLIĞI]]></category>
		<category><![CDATA[Gülen Movement]]></category>
		<category><![CDATA[Hate Crimes]]></category>
		<category><![CDATA[Hizmet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İçişleri Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret Suçları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1902</guid>

					<description><![CDATA[Bilindiği üzere, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası başta Gülen Hareketi mensupları olmak üzere muhalif kesime yönelik başlatılan soruşturmalarda sistematik ve toplu gözaltı ve tutuklama kararları verilmiş ve adeta rejim mahkemelerine dönüşen yargı mercilerince ağır cezalara çarptırılmışlardır. Bu hukuksuz süreçte insanların en temel hakları olan özgürlük ve güvenlik ile adil yargılanma hakları bir devlet politikası olarak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Bilindiği üzere, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası başta Gülen Hareketi mensupları olmak üzere muhalif kesime yönelik başlatılan soruşturmalarda sistematik ve toplu gözaltı ve tutuklama kararları verilmiş ve adeta rejim mahkemelerine dönüşen yargı mercilerince ağır cezalara çarptırılmışlardır. Bu hukuksuz süreçte insanların en temel hakları olan özgürlük ve güvenlik ile adil yargılanma hakları bir devlet politikası olarak ellerinden alınırken gerek ceza evlerinde ve gerekse sivil hayatta bu nefret politikasının etkisi ile sivil ölüme terkedilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Bu sivil ölüme terk sürecinde başvurulan yöntemlerden biri de nefret söylemi ve suçlarıdır. Türkiye’de 17/25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarıyla başlayan ve 15 Temmuz darbe girişimiyle devlet politikası haline gelen nefret söylemi ve devlet uygulamaları toplumda da karşılık bulmuştur. İktidar mensupları ve devlet görevlilerinin geliştirdiği nefret politikaları doğrudan eyleme dökülmüş ve ortaya çok ciddi <strong>nefret suçları</strong> çıkmaya başlamıştır. Kamu görevliler tarafından gerek cezaevinde ve gerekse sivil hayatta başta KHK’lılar olmak üzere muhalif kesime yönelik gerçekleştirilen şiddetꓹ tehditꓹ yaralama ve taciz gibi eylemlerin benzerlerinin sivil vatandaşlar tarafından da <strong>nefret saikiyle</strong> işlendiği görülmektedir. Bu noktada vahim olan ise bu eylemlerin yargı mercilerince cezasız bırakılmasıdır. Burada iktidar söylemiyle bir politika olarak geliştirilen muhaliflere yönelik nefret söylemi yargı eliyle de koruma altına alınmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Son günlerde; deprem nedeniyle <strong>TUBİTAK</strong> tarafından verilecek burs bakımından KHK’lı olmaması koşulu getirilmesi veya deprem nedeniyle alınacak banka kredisinin başvurucunun eşinin KHK ile ihraç edilmiş olması nedeniyle reddedilmesi ya da <strong>YÖK’ün</strong> KHK ile ihraç edilip iadesine karar verilen öğretim görevlilerinin İstanbul, Ankara ve İzmir illeri dışına yapılan atamalarının “Geri Alınmayacağına” ve “AYM kararının uygulanmayacağına” dair işlemleri veyahut <strong>İş Bankası</strong> tarafından KHK’lı depremzede için banka hesabı açılmaması Türkiye’deki nefret eylemlerinin geldiği noktayı ortaya koymaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Bu zamana kadar bu hukuksuzlukların uluslararası kuruşlulara taşınması ve bu kuruşluların raporlarında yer bulması için yoğun bir gayret sarf edilmektedir. Bu kapsamda, Türkiye’de son dönemde gerçekleştirilen nefret suçlarının tespit ve uluslararası raporlara yansıtılması için <strong>Justice Square Foundation (JSF)</strong> bünyesinde yeni bir çalışma başlatılmıştır. Bu noktada çalışmanın sağlıklı yapılabilmesi ve doğru verilerin sahadan toplanabilmesi bakımında öncelikle nefret suçlarını oluşturan eylemlerin tespiti ve <strong>“nefret suçu”</strong> kavramının kısaca açıklanması gerekmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;"><strong>Nefret suçu</strong>; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi ön yargı doğurabilecek nedenlerden ötürü işlenen, genellikle şiddet içeren suçlardır. Eğer bu suç bir defaya mahsus olarak işlenmemişse ve süreklilik arz ediyorsa, suç işleyenler <strong>nefret grubu</strong> olarak tanımlanmaktadır. Burada kanunda suç olarak tanımlanan eylem mağdurun kimliğinden kaynaklı duyulan nefret nedeniyle sistematik ve planlı bir şekilde işlenmektedir. Diğer bir ifade ile nefret saikiyle yaygınlaşan bir durum söz konusudur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Uluslararası kuruluşlar nefret suçu ve söylemiyle mücadele adına yılık raporlar yayınlamakta ve muhatap ülkeler bu konuda gerekli tedbirleri almaya davet etmektedirler. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı  <strong>(AGİT)</strong> bu kurumlardan biridir. AGİT’e göre ortada bir nefret suçunun bulunduğuna karar verebilmek için, suç teşkil eden bir eylemin <strong>nefret saikiyle</strong> işlenmiş olması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle burada <strong>özel bir kast</strong> bulanmaktadır. Burada nefretin kaynağı ise mağdura karşı ait olduğu ırk, milliyet, etnik köken, din, dil, renk, cinsiyet, cinsel yönelim, yaş, engellilik ve benzeri sebeplerden dolayı duyulan ön yargıdır. Burada fail mağdura sahip olduğu kimlikten kaynaklı olarak bu kimliği ile mevcut toplumun bir parçası olamayacağını ve böyle bir hakkının olmadığı mesajı verilmektedir.  AGİT kayıtlarına göre Türkiye her ne kadar yıllık verilerini iletse de kolluk tarafından nefret suçu kaydı tutulmayan ülkelerden biridir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;"><strong>Nefret suçu</strong>; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din,  cinsiyet  ve cinsel yönelim gibi ön yargı doğurabilecek nedenlerden ötürü işlenen, genellikle şiddet içeren suçlardır. Eğer bu suç bir defaya mahsus olarak işlenmemişse ve süreklilik arz ediyorsa, suç işleyenler <strong>nefret grubu</strong> olarak tanımlanmaktadır. Burada kanunda suç olarak tanımlanan eylem mağdurun kimliğinden kaynaklı duyulan nefret nedeniyle sistematik ve planlı bir şekilde işlenmektedir. Diğer bir ifade ile ortada KHK’lılara duyulan nefret saikiyle KHK’lıları hedef alan ve nefret söylemini aşıp doğrudan nefret suçunu oluşturan yaygınꓹ somut ve fiziki bir eylem bir durumu söz konusudur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Diğer taraftan nefret suçu TCK’nın “Nefret ve Ayırımcılık Suçu”  başlıklı 122. maddesinde de düzenlenmiştir. Buna göre:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;"><em> (1) Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle; </em></span></p>
<ol style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: 10pt;"><em>a) Bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini, </em></span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;"><em>b) Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını, </em></span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;"><em>c) Bir kişinin işe alınmasını, </em></span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;"><em>d) Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını, engelleyen kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</em></span></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Maddedeki düzenleme uyarınca  yağma, hakaret, yaralama, öldürme ve cinsel saldırı sözlü taciz, tehdit ve nefret içerikli hakaret gibi suçların, yukarıda sayılan özellikleri taşıyan kişilere karşı önyargı ile işlenmesi bu suçların yanı sıra nefret suçunu da oluşturacaktır. Benzer şekilde;</span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin ait olduğu yukarıda bahsedilen gruplardan kaynaklı olarak işten çıkarılması,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin HH mensubu olması veya KHK’lı olduğundan bahisle banka veya sağlık veyahut bir başka kamu hizmetini almasının engellenmesi,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin yukarıda bahsedilen gruplardan birine olan aidiyeti nedeniyle kamusal ibadet alanlarına girişinin engellenmesi,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Hükümlü olması nedeniyle denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme koşulları oluşmasına karşın kişinin Hizmet Hareketi mensubu olması nedeniyle bu haklardan sistematik ve planlı olarak faydalandırılmaması,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">KHK ile ihraç edilmesine karşın Komisyon veya Mahkeme kararıyla göreve iade edilen bir kişinin ilgili kurum tarafından görevi kötüye kullanmak suretiyle göreve başlatılmaması,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Özel sektörde işveren olan kişinin veya esnafın iş yapmasını engelleyici uygulamalara ya da belediye veya diğer kamu kurumları tarafından haksız ve kötü niyetli denetimlere veya idari para cezalarına tabi tutulması,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">İşyerlerinin kundaklanması veya mala yönelik tahrip etme ve zarar verme eylemlerinin gerçekleştirilmesi,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Geçmişte KHK ile kapanmış kurumlarda çalışmış olmak veya bu kurumlardan mezun olmak ya da KHK ile ihraç edilmiş olmak nedeniyle yapılan iş başvurularının reddedilmesi,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin çalıştığı iş yerinde bu sebeple mobinge uğraması,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin KHK ile ihraç edilmiş olmaktan kaynaklı olarak malvarlığına el konulması ve el koyma kararı kalkmasına rağmen satış ve devir işlemlerinin yapılmaması,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin KHK’lı veya Hizmet Hareketi mensubu olduğunu belirtmek ve toplumda onu damgalamak için ad veya lakap takılması ya da yazılı görsel ve sosyal medyada hedef haline getirilmesi,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin örgüt üyeliğinden yargılanması veya KHK ile ihraç edilmiş olması nedeniyle postayla, e-postayla, telefonla, mesajla, veya duvar yazısı ile rahatsız edilmesi,</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">şeklindeki eylemler de nefret suçunu oluşturacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">İzah edilen gerekçeler ışığında, <strong>Justice Square Foundation</strong> (<strong>JSF) </strong>tarafından başta <strong>AGİT </strong>olmak üzere uluslararası kuruluşlarca hazırlanacak raporlama çalışmalarına katkı sunmak için bir çalışma yapılacaktır. Özellikle 2022 yılını kapsayan rapor çalışmalarında kullanılmak üzere Türkiye’de veya yurtdışında nefret eylemlerine maruz kalan kişilerin bu konudaki somut bilgi ve beyanlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Yukarıdaki açıklamada örneklemesi yapılan ve nefret suçunu oluşturan eylemlerin uluslararası kurumlar nezdinde gündeme getirilmesi bakımından aşağıdaki şablonda belirtilen şekilde olayꓹ yerꓹ tarih, fail ve olay bilgisi gibi temel bilgiler ile varsa şikayet ve alınan bir yargı kararının <strong>justicesquarefoundation@gmail.com</strong> adresine bildirilmesi gerekmektedir. Hukuksuzlukla mücadele adına bu eylemleri gerçekleştiren faillerin ortaya çıkarılması ve bu konudaki devlet politikasını bütün dünyaya anlatılması adına yardımlarınıza ihtiyaç vardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Bu noktada toplanacak veriler kişisel verilerin gizliğine uygun olarak ve yalnızca JS bünyesindeki veya benzer veriler çerçevesinde çalışmalar yapan uluslararası kuruluşlarla yapılacak çalışmalarda kullanılacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;"><a href="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/03/NEFRET-SUCU-BILDIRIM-FORMU.docx">NEFRET SUÇU BİLDİRİM FORMU</a></span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AİHM YALÇINKAYA/TURKİYE DOSYASI BÜYÜK DAİRE DURUŞMASININ DEĞERLENDİRMESİ</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2023/01/19/aihm-yalcinkaya-turkiye-dosyasi-buyuk-daire-durusmasinin-degerlendirmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2023 13:58:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Gökhan Güneş]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[AİHS]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[ECtHR]]></category>
		<category><![CDATA[Gülen Movement]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçınkaya/Türkiye (Başvuru No: 15669/20]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1834</guid>

					<description><![CDATA[Bilindiği üzere,  15 Temmuz darbe girişimi bahanesiyle kitlesel olarak Gülen Hareketi mensuplarına yönelik başlatılan hukuksuz soruşturmalarda ana delil olarak MİT’in kendi hazırladığı Teknik Raporda dahi harici yöntemler kullanılarak elde edildiği ve adli soruşturmalarda kullanılamayacağı belirtilen Bylock mesajlaşma programına ilişkin verilerdi. Bu hukuk aykırı yöntemlerle elde edilen ve hukuki güvenliği ve bütünlüğü bulunmayan bu verilerin 5271 &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bilindiği üzere,  15 Temmuz darbe girişimi bahanesiyle kitlesel olarak Gülen Hareketi mensuplarına yönelik başlatılan hukuksuz soruşturmalarda ana delil olarak MİT’in kendi hazırladığı Teknik Raporda dahi harici yöntemler kullanılarak elde edildiği ve adli soruşturmalarda kullanılamayacağı belirtilen Bylock mesajlaşma programına ilişkin verilerdi. Bu hukuk aykırı yöntemlerle elde edilen ve hukuki güvenliği ve bütünlüğü bulunmayan bu verilerin 5271 sayılı CMK’nın 206 ve 217. Maddeleri gereğince ceza yargılamasında kullanılamayacağına ilişkin itirazlar yerel mahkemeler ve Yargıtay ile  nihayetinde Anayasa Mahkemesince dikkate alınmamış ve hukuka aykırı bu veriler üzerinden binlerce kişiye örgüt üyeliği suçlamasıyla ağır cezalar verilmiş ve halen verilmeye devam etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bu hukuksuz yargılamalara ilişkin iç hukuk yollarının tüketilmesi ve nihayetinde AİHM nezdinde bireysel başvuru yollarına başvurulmasıyla birlikte bu verilerin durumu evrensel hukukun ilkeleri çerçevesinde belki de  ilk defa ele alınma fırsatı <strong>Yalçınkaya/Türkiye </strong><strong>(Başvuru No: 15669/20)</strong> dosyasıyla doğmuş oldu.  AİHM 15 Temmuz darbe girişimi sonrası &#8220;FETÖ/PDY&#8221; üyeliğinden tutuklanan ve yargılandıktan sonra 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum edilen Yüksel Yalçınkaya adlı eski bir öğretmenin başvurusunu &#8220;pilot dava&#8221; olarak belirlemişti. </p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bu noktada doğrudan Bylock delilinin kullanıldığı iddiasının ispatı ve hukuki niteliği ile örgüt üyeliği suçlamasında kullanılması hususlarının ele alındığı Yalçınkaya başvurusunun duruşması AİHM Büyük Dairesi’nde 18 Ocak’ta yapıldı. </p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bu dosya hakkında Bylock iddiası da bulunan ve 15 Temmuz sonrası örgüt üyesi olmakla suçlanan yüzbinlerce insan için ana içtihat olacak niteliktedir. Büyük bir ilginin olduğu ve Hükümetin bütün imkanlarını seferber ettiği bu dosyada gerek savunmanın ve gerekse hükûmetin duruşma sürecinde ön plana çıkarttığı hususları aşağıda genel hatlarıyla ele aldık.</p>



<h1 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">A. BYLOCK VERİLERİNİ YARGILAMA SRECİNDE KULANILMASINDA ADİL YARGILANMA HAKKI VE İÇERDİĞİ İLKERE AYKIRI HAREKET EDİLMESİ (AİHS md. 6)</h1>



<h4 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">a.  Hükumet</h4>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Hükümet, AİHS’nin 6. Maddesini ihlal iddialarına ilişkin olarak delillerin değerlendirilesinin esas olarak ulusal mahkemelerin yetkisinde olduğunu ve mahkeme kararlarının AİHM’in müdahalesini gerektirecek “bir keyfilik veya açıkça mantık dışı bir yön” içermediğini savunuş ve bu bağlamda AYM’nin Ferhat Kara kararına dayanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Savunmada sürekli olarak mahkemelerin detaylı incelemeler sonucunda Bylock’un münhasıran FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için kullanıldığı savunması vurgulanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Hükümete göre çelişmeli bir yargılama yürütülmüş ve başvurucuya Bylock’a itiraz etme ve onun kullanımına karşı çıkma fırsatı tanınmıştır. Bununla birlikte, delilleri değerlendirmenin ulusal mahkemelere düştüğü denilerek bu noktadaki eksikliklerin (Bylock’un getirilmesi veya yeni rapor alınması taleplerinin reddi) hususlarına değinilmeden üstü örtülmeye çalışılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Hükümet Yargıtay ve yerel mahkemelerce verilen kararlara atıfla bulunarak Bylock’un hukuka uygun elde edildiğinin saptandığı iddia etmiştir. Yargılamayı yapan mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiası yönünden, AİHM’in Başer ve Özçelik kararında bu iddianın reddedildiği ve yargılayan hakimlerin diğerleriyle aynı güvencelere sahip olduğunu ve hakimlerin önyargılı davrandığına dair delilin bulunmadığını savunmuştur.</p>



<h4 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">b. Başvurucu</h4>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Başvurucu avukatları öncelikle, bu davanın benzer ihlallerle ve keyfi yargılamalarla karşılaşan binlerce kişi için de önem taşıdığının altı çizilmiş ve tüm şikayetlerin en azından öz olarak mahkemeler önünde ileri sürüldüğü de ifade edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bylock, herkes tarafından indirilebilen bir uygulamaydı ve 800.000 kişi indirmiştir. Bylock iki nedenle ihlal oluşturmaktadır:</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><strong>a)</strong> Türk hukukuna aykırı elde edilmiştir,</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><strong>b)</strong> somut bir yasal temeli yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">MİT’in verileri Mayıs 2016’da mahkeme kararı olmadan ele geçirdiği belirtilmektedir ve savunmada belirtilen Sulh Ceza Mahkemesinden alınan karar ise işlemden 7 ay sonra verilmiştir. Bu arada, bu veriler kişiler aleyhinde zaten kullanılmaya başlamıştı. Nitekim başvurucu Eylül 2016’da gözaltına alınmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Ancak Türk hukukuna göre MİT iletişime müdahale etmek için önceden mahkemeden karar almalı veya acil durumlarda ise 24 saat içinde mahkemeden onay alınmalıydı. Ancak başvurucunun durumunda, bu yükümlülüğe uyulmamış ve Yargıtay bunu görmezden gelmiştir. Bu ihlali aşmak için MİT Kanunu’nun 6/1 maddesine dayanılmışsa da Kanunîn bu hükmü iletişimin denetlenmesi kapsamındaki verilerin doğrudan MİT tarafından mahkeme kararı olmaksızın temin edilmesine imkan vermemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">İkinci unsur (b) bakımından ise verilerin nasıl elde edildiği ve bütünlüğünün korunduğuna dair bir fikrimiz yok. İlk derece mahkemesi, verilerin Litvanya’dan satın alındığını; diğer belgeler ise çalındığını belirtiyor. Bu verilere bütünüyle şüphe düşürmektedir. Türkiye’nin atadığı uzmanlar dahi, verilere mahkeme kararından önce, 26 Ekim 2018’de müdahale edildiğini teyit etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Başvurucuya ilişkin yargılama özelinde ise orijinal Bylock verileri ile ona isnat edilen Bylock kullanım bilgileri başvurucu ve mahkemeye sunulmuştu. Başvurucuya isnat edilen Bylock iletişim kayıtları ulusal mahkemelere değil, sadece bu yargılama kapsamında AİHM’e gönderilmiştir. Orijinal veriler ise açık talebe rağmen AİHM’e sunulmamıştır. Ancak savcılık bu verilere sahipti ve başvurucu ve mahkemeye vermeyi reddetmiştir. Başvurucu ancak bu verilere eriştiği takdirde kendini etkili şekilde savunabileceğinden dolayı, bu durum adil yargılanma hakkı açısından sorunludur. Yargılamada dört defa bu veriler istenmiş fakat elde edilememiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Başvurucunun veriler üzerinde bağımsız bilirkişi incelemesi talepleri de kabul edilmemiştir. BAM’ın görevlendirdiği uzman da gerçek anlamda bilirkişi olarak değerlendirilemez çünkü ne Bylock verilerine ne de başvurucuya isnat edilen Bylock iletişim kayıtlarına erişebilmişti. Başvurucunun nihayetinde atadığı uzman (Bay Kılıç) bu verilere erişim sağlayamamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Durumun karmaşıklığı şöyle özetlenebilir, BTK ve MIT raporları başvurucunun Ekim 2015’te 6 gün Bylock kullandığını söylemektedir. Ancak AİHM’e sunulan rapora göre, Bylock’la gönderdiği mesaj tarihi Ekim değil Mayıs 2015’tir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Başvurucunun savunma açısından karşılaştığı bu dezavantajları dengeleyici bir şey mahkemelerce yapılmamıştır. Başvurucu Bylock verilerine hiçbir şekilde erişim sağlayamamış fakat bu veriler, yine de mahkumiyetin belirleyici delili olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Münhasıran kullanım iddiası da doğru değildir. Çünkü Mor Beyin yoluyla 10.000 kullanıcı hakkındaki soruşturmalar, bu kişiler AKP’ye yakın görüldüğü için sonlandırılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bylock’un yasadışı bir iletişim programı olmadığı BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu tarafından ve bir ölçüde Mahkeme’nin Akgün/Türkiye kararında teyit edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bu açıklamalar doğrultusunda, başvurucu açısından 6 ve 8. maddelerin açık bir ihlali gerçekleşmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığı hususunda, başvurucunun davasına bakan mahkemeler üzerindeki baskıyı gösteren 8 nokta vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">667 sayılı KHK’nın 3 maddesi uyarınca HSYK, çelişmeli bir inceleme olmadan hakim ve savcıları ihraç edebilmekteydi ve bu kişiler, tekrar kamu sektöründe avukat olarak dahi çalışamamaktadır. Bu sivil ölüm anlamına geliyor. Başvurucunun davasına bakan hakimler de bu sonuca açıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">İkincisi bu endişe, teorik değildir. 15 Temmuz 2016’dan Temmuz 2022’ye kadar, bu usulde 4360 yargı mensubu ihraç edilmiştir. Bunun, benzer davalara bakan hakimler üzerindeki etkisi dikkate alınmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Üçüncüsü, HSYK idari bir kurumdur ve başkanı Adalet Bakanıdır. Oluşumu, Venedik Komisyonu ve Uluslararası Hukukçular Komisyonu tarafından da ağır şekilde eleştirilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Dördüncüsü, 2017’te Danıştay’a dava yolu açılmıştır fakat Danıştay’ın kendi beyanına göre 2022 sonuna dek tek bir nihai karar alınmamıştır. Danıştay, davaların %3’ünün kabul edildiğini özür dileyerek belirtmiş ve bunların temyize tabi olduğunu hemen eklemiştir. Bu durum, HSYK’nın hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı dokunulamaz konumunu ve başvurucunun davasına bakan hakimler açısından hakimlerin azledilemezliği kuralının hukuken ve fiilen mevcut olmadığını göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Beşinci olarak, Türk Hükumeti alenen hakimlere 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarını hükumete darbe olarak kabul etmeleri talimatını vermiştir. Ancak ABD’deki dava bile, bu yolsuzluk soruşturmalarının doğruluğunu göstermektedir. Bu talimata uymamanın sonuçları, gerçektir ve başvurucunun davasına bakan hakimler üzerinde korkutucu bir etkisi olmuştur. Bu etkinin bir örneği polis ve bir gazeteciyi salıveren hakimler Başer ve Özçelik’in kararı, HSYK ve Erdoğan tarafından hemen eleştirilmiş, karar uygulanmamış ve hakimler tutuklanmıştır. Venedik Komisyonu, hakimlerin bağımsızlığı için yetersiz güvenceler olduğu şeklinde bunu eleştirmişti. AİHM’in ihlal bulduğu bu hakimler hakkındaki karar, başvurucunun mahkumiyetinde ve Hükumet savunmasında kullanılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Altıncı olarak Gülen üyesi olduğu düşünülen kişiler hakkında en ufak lehe karar veren hakimler hakkında hukuksuz ve anlaşılamaz tutum sergilenmektedir. Hakim “Beyit”, dört askeri delil yokluğundan tahliye etmiş, iki gün sonra savcı ve polis duruşma salonuna girerek onu tutuklamış, cezaevinde 3 ay kalmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Yedinci olarak, Bylock’un delil değerini sorgulayan birçok hakimler ya meslekten ihraç edilmiş, disiplin soruşturmasına uğramış ya da mahkemelerinden alınmıştır. Eylül 2016’da Hatay 2. ACM’nin üç hakimi Bylock delili konusunda verdikleri karar nedeniyle haklarında disiplin işlemi başlatılmıştır. Çoğunlukla verilen bazı kararlarda tedbirler sadece sanık lehine oy kullanan hakimler hakkında uygulanmıştır. Bu itibarla, azledilememe ilkesinin yanında görevden alınamama teminatının da başvurucunun davasına bakan hakimler açısından geçerli olmadığı anlaşılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Sekizinci olarak Yargıtay’ın yeniden düzenlendiğini zaten biliyoruz. Ayrıca Temmuz 2016 tarihinde, 140 üye meslekten ihraç edildi; Aralık 2017’de, başvurucunun davasının görülmesinden yaklaşık birkaç ay önce, 100 yeni üye atanmıştır. Başvurucunun dosyası 16. Ceza Dairesine geldiğinde, 18 üyenin 7’si kararnameyle değiştirilmişti. Ayrıca kurallar değiştirilmiş ve daire başkanına dosyaya bakacak 5 kişiyi keyfi şekilde belirleme yetkisi verilmiştir. Dosyanın müzakereler başladıktan sonra da başkan üyeleri değiştirebilirdi. Başvurucunun durumunda bu olmasa bile olma ihtimali dosyaya bakan üyeler üzerinde, Hükumet politikaları yönünde karar vermeleri hususunda aşırı bir baskı oluşturmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Başvurucunun davasına bakan Ağır Ceza Mahkemesinin oluşumu da değiştirilmiştir. Bu süreçte 173 ACM üyesi görevden alınmış ve bir hafta sonra bunların yerine Gülen davalarına bakmaya yetkili başka hakimler atanmıştır. (1:04:40 ila 1:05:05 arasını tam anlamadım. Biri daha baksın). Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi bakımından, HSYK yeni bir başkan atamış, bir üyeyi talebi olmadan almış ve yeni bir üye atamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bunlar bağımsızlık ve tarafsızlığa ilişkin endişelerin soyut olmadığını göstermektedir.</p>



<h1 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">B. SUÇ ve CEZALARIN KANUNİLİĞİ İLKESİNİN İHLAL EDİLMESİ (AİHS md. 7)</h1>



<h3 class="wp-block-heading" style="text-align: justify;">a.    Hükümet</h3>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Terör örgütü üyeliği kanunlarda suç olarak düzenlendiği ve kişinin mahkumiyeti için örgütün varlığına dair önceden verilmiş bir mahkeme kararının gerekli olmadığı belirtilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Hükümet savunmasında, Fethullah Gülen hakkında 2008 tarihinde verilen beraat kararının da konuyla ilgili olmadığı ileri sürülmüş. Çünkü dosya, 2000’e kadar olan olayları ilgilendirmekteydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Başvurucu yargılanırken örgütü terörist ilan eden kararlar vardı. İddianame Erzincan ACM’nin, yargılama mahkemesi Tokat ACM ve Samsun BAM kararlarına ve Ankara BAM, Yargıtay’ın Başer ve Özçelik kararlarına dayanmıştı. Buradan hareketle, Parmak ve Bakır/Türkiye kararının bu davaya uygulanmayacağı savunulmuştur. Davaya bakan Ankara BAM’ın Ekim 2015 tarihi itibariyle FETÖ’nün terör örgütü olduğunun herkes tarafından makul şekilde öngörülebileceğine hükmettiği belirtilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Mahkemelerin suçun manevi unsurun başvurucu açısından gerçekleştiğini tespit ettiğinden ve bu konuda yapılacak değerlendirmenin ulusal mahkemeler ait olduğundan ve AİHM’in bu konuya girmemesi gerektiğinden bahsedilmiştir. Savunmaya göre başvurucu Bylock kullanımından, sendika üyeliğinden veya para yatırmadan dolayı cezalandırılmamıştır; bunlar sadece. Terör örgütü üyeliğinin delilleridir.</p>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">b. Başvurucu</h2>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Başvurucu taraf 2008’de Gülen hareketinin terör örgütü olmadığına karar verildiğini ve başvurucunun yargılanmaya başlandığı tarih itibariyle Gülen Hareketine ilişkin kesinleşmiş ve bilinen tek karardır ve başvurucu bu karara dayalı hareket etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Terör örgütü ibaresi ilk defa Haziran 2016 MGK kararında kullanılmıştır, daha önce kullanılmış bir kavram değildir. Başvurucunun bütün eylemleri bu tarihten öncedir ve sadece dernek üyeliği bu tarihten iki hafta sonra sonlandırılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Başvurucunun terör örgütü niteliğini bildiği ve istediği unsuru açıkça mevcut değildir ve gerçek anlamda da incelenmemiştir. Mahkemelere sunulmayan Bylock içerikleri hiçbir biçimde terörizmle ilişkili değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bu açıklamalar doğrultusunda, 7. maddenin ihlal edildiği anlaşılmaktadır.</p>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">C. İNSANLARIN ÖZEL VE AİLE HAYATINA SAYGI HAKKINA MÜDAHALE EDİLMESİ  (AİHS md. 8)</h2>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">a.    Hükümet</h2>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">MIT, 2937 sayılı Kanun’a dayanarak, yurt dışındaki Bylock ham verilerini ele geçirmiştir. Veriler indirilmiş fakat şifreli olduklarından içerikleri bilinmemekteydi. 9.12.2016’da verilerin incelenmesi için hakim kararı verilmiştir. 9.02.17 tarihli uzman raporu, bu karar üzerine incelenen verilerden çıkarılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Veriler BTK tarafından mahkemelere sunulmuştur ve verilerin saklama süresi operatörleri bağlamaktadır. BTK’yı bağlayan bir süre olsa ve bu aşılsa bile bu veriler bir mahkeme kararı üzerine bir mahkemeye sunulduğundan 8. madde ihlal edilmiş olmayacaktır.</p>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">b. Başvurucu</h2>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">HTS kayıtları, 12 aylık saklama süresinden çok sonra da muhafaza edilmiştir. Hükumetin bu sürenin, sadece operatörlerin sorumluluğu olduğunu söylüyor ama doğru değildir. Şöyle olmuştur verilere sahip operatörler saklama süresinin sonu yaklaşınca bunları BTK’ya iletmişlerdir. Böylelikle verileri saklama süresinden sonra tutan, BTK olmuştur. Hükumetin söylediği gibi olsa bile bu Mahkeme içtihatlarına aykırıdır (<a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-186828">Mutu ve Pechstein/İsviçre</a>). Ayrıca bu, TCK m. 135-138 maddeleri anlamında da suç oluşturmaktadır. Anayasa ve CMK uyarınca ise ceza mahkumiyeti yasa dışı delile dayandırılamaz ki bu davada, böyle olmuştur.</p>



<h1 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">D. TOPLANTI VE DERNEK KURMA ÖZGÜRLÜĞÜNUN İHAL EDİLMİŞ OLMASI  (AİHS md. 11)</h1>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">a.    Hükümet</h2>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Hükümete göre, başvurucu dernek veya sendika üyeliğinden mahkum edilmemiştir; bunlar başvurucunun üyeliğini belirlemek için kullanılmıştır.</p>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">b. Başvurucu</h2>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Başvurucunun sendika ve dernek üyeliği, mahkum edilmesinin esaslı delilleri arasında sayılmıştır ve 11. maddeyi ihlal etmektedir.</p>



<h1 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">E. AİHM YARGIÇLARININ SORULARI</h1>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">a.    Yargıç Ravarani: Başvurucu, Bylock kullanmış mıdır?</h2>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><strong>Başvurucu:</strong> Başvurucu uygulamayı kullanmamıştır. Yargıç Yükselin belirttiği belgeler üretilmiş, en azından kendi içinde çelişmektedir. Örn. Başvurucunun Bylock kullandığı tarihler. Başvurucunun kullanıcılığı ancak orijinal verilere ulaşılırsa belirlenebilirdi.</p>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">b. Yargıç Yüksel: Başvurucunun Bylock kullandığına dair tespitler var. Başvurucu, AİHM’den bu tespitleri bir kenar koymasını mı öneriyor?</h2>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">c.  Yargıç Dercinovic: Başvurucu telefonuna Bylock’u nasıl yüklemiştir; indirerek mi yoksa başka bir şekilde mi?</h2>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><strong>Hükümet:</strong> Hükumet bunu bilmemektedir. İndirilmiş veya başka yolla yüklenmiş olabilir. Başvurucu telefonunu teslim etmediğinden, appstore’dan indirip indirmediği de anlaşılamamıştır.</p>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">d. Yargıç Simackova: Başvurucunun davasına bakan mahkemelerin bağımsız olmadığına dair Hükumetin yorumu nedir?</h2>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><strong>Hükümet:</strong> Başvurucu tarafı soyut iddialarda bulunmuştur fakat bu Türkiye’deki yargının genel durumu değildir. Davaya katılan hakimlere bireysel olarak yöneltilmiş bir isnat yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><strong>Başvurucu:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Hükümet tarafı, başvurucunun 600.000 kullanıcı iddiasının doğru olmadığını belirtiyor. Buna karşı başvurucu temsilcisi, Hükumetin sunduğu Ek 40 s. 42’de atıf yapılan MIT raporuna göre 513.000 Bylock kullanıcısı vardır ve bu hususta yanlış bilgi verilmemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Hükümet, Bylock verilerinin orijinalliğinin mahkemelerce teyit edildiğini savunuyor fakat başvurucunun bu uygulamayı indirdiğini ve nasıl indirdiğini dahi söyleyemezken, mahkemeler verilerin orijinalliğini nasıl teyit edebilirler. Ulusal hakimlerin, bu verilerin orijinalliğine dair herhangi bir bilgiye erişimi yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bağımsızlık hususunda başvurucu tarafı genel olarak Türk yargısının bağımsız olduğunu söylememektedir. İddiamız, Yalçınkaya davasına bakan hakimlerin bilhassa Yargıtay ve Ağır Ceza Mahkemesindekilerin bağımsız şekilde karar verme konumunda olmadıklarıydı. Çünkü çalıştıkları mahkemeler temizliğe uğradı, 140 üye ihraç edildi, 16. Dairenin 7 üyesi değiştirildi, bunlar olgusal unsurlardır. Üyeler ayrıca, daire başkanının istediği zaman dairenin oluşumunu değiştirebileceğini biliyordu. Bir insan olarak hakimler korkudan azade değildir. Neler olabileceğinden endişe eden bir hakim sanık veya objektif bir gözlemci tarafından bağımsız görülemez.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TURKISH JUDICIAL AUTHORITIES PROTECT TORTURERS</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2022/12/29/turkish-judicial-authorities-protect-torturers/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Dec 2022 00:09:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Bahadır ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[English Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulkadir Türkyılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[BANK ASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BAROLARBİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[Gülen Movement]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Gergerlioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[State of Emergency Decree]]></category>
		<category><![CDATA[torture and ill-treatment]]></category>
		<category><![CDATA[Turkish Human Rights Association]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1773</guid>

					<description><![CDATA[Torture; refers to the systematic and unfair behavior of a public official against a person that is incompatible with human dignity and that will cause him to suffer physically or mentally, affect his perception or willpower, and humiliate him. The crime of torture is regulated in Article 94 of the Turkish Penal Code (TPC), titled &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Torture; refers to the systematic and unfair behavior of a public official against a person that is incompatible with human dignity and that will cause him to suffer physically or mentally, affect his perception or willpower, and humiliate him.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The crime of torture is regulated in Article 94 of the Turkish Penal Code (TPC), titled &#8220;Torture&#8221;. The article regulates the basic and aggravated forms of crime and the amount of punishment. In addition, if acts of torture are committed systematically and in line with a plan against a part of the society with political, philosophical, racial, or religious motives, a crime against humanity as set out in Article 77 of the TPC will occur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The prohibition of torture, included in the category of crimes against humanity, is mentioned among the fundamental rights of the individual in international law documents. Article 5 of the Universal Declaration of Human Rights states that <em>“No one shall be subjected to torture or to cruel, inhuman or degrading treatment or punishment</em>”. Likewise, Article 3 of the European Convention on Human Rights, titled &#8220;Prohibition of torture&#8221;, includes the provision of <em>&#8220;No one shall be subjected to torture or to inhuman or degrading treatment or punishment&#8221;.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">According to the findings of the Turkish Human Rights Association Documentation Unit, at least 980 people were subjected to torture or ill-treatment in detention places from January to November (2022). In this context, 310 prisoners complained that they were tortured or ill-treated in prisons. Unfortunately, it is seen that these practices have become routine during the state of emergency.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Prevention of torture is of vital importance in terms of protecting the right to life and securing the right to freedom and security in a democratic state of law. There is no statute of limitations for the torture. &nbsp;Torture should be investigated without waiting for a complaint due to its serious violation of human rights.</p>



<p class="wp-block-paragraph">However, Turkish judicial authorities take the torturers under protection instead of calling them to account for the torture. Especially during the state of emergency, it was implemented as a state policy. With the State of Emergency Decree, an immunity shield was brought to those who carried out the torture acts. After the state of emergency, while acts of torture continue, responsible public officials are protected by the judiciary. The latest example of this is Abdulkadir Türkyılmaz, a police officer working in the Anti-Terror Branch of the Ankara Police Department. Access to news and tweets containing allegations of torture by Abdulkadir Türkyılmaz was imposed by the court<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkyılmaz came to the fore with his confession that he tortured some soldiers after the July 15 coup attempt and his use of violence against MP Ömer Faruk Gergerlioğlu in front of his family. In the investigation launched after the complaints made against Türkyılmaz, he admitted that he had &#8220;ill-treated&#8221; some soldiers, including senior commanders, in the heat of the coup d’etat and that he had hung a colonel from his leg in the pot.&nbsp; However, Türkyılmaz said that he did not regret his acts.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Abdulkadir Türkyılmaz had applied to the court to have removed the news of torture. Ankara 6 Magistrates Court decided to remove the tweets as well as the news. In this context, with the 102-page decision of the Court; In total, access to 2071 URLs were banned.</p>



<p class="wp-block-paragraph">As seen in the case of Abdulkadir Türkyılmaz, torture, a crime against humanity and having no statute of limitations, has turned into an administrative practice under state control. Instead of fighting against torture, measures are taken to prevent the disclosure and prosecution of torturers.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arbitrary and non-compliant attitudes and behaviors adopted by the law enforcement officers with the encouragement and support of the government during the state of emergency caused those incidents to grow day by day. The main reason why state-sponsored torture has become an administrative practice is the armor of irresponsibility provided for torturer public officials by the emergency decree laws. Even though the state of emergency ended, state of irresponsibility continues with the secret support of the state. At this point, the judicial authorities have an important role in the continuation of irresponsibility and in the non-accountability of the perpetrators. While the judicial authorities should act ex officio and do what is necessary to punish the criminals in order to prevent torture, it is seen that the judicial authorities sometimes shield the perpetrators and protect them with &#8220;decisions of non-prosecution&#8221; and sometimes &#8220;decisions on the access ban to torture news&#8221;.</p>



<p class="wp-block-paragraph">However, it should be kept in mind that acts of torture, which are crimes against humanity, will always be the subject of investigation since there is no lapse of time. At this point, the decision of non-prosecution of the torturers by the court of the Palace regime will never save the perpetrators. When justice comes back, the torture files will be taken off the shelves without exception. Therefore, although taking a decision of non-prosecution or a decision to block access is a refuge in the Erdogan regime, even these decisions themselves will be a guide in determining torturers.</p>



<p class="wp-block-paragraph">In addition, it should not be forgotten that, since the public officials systematically committed acts of torture against certain segments of the society, especially the members of the Gülen Movement, with the State of Emergency process, their trials would be within the scope of crimes against humanity in Article 77 of the Turkish Penal Code.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> https://aktifhaber.com/gundem/iskenceci-polis-abdulkadir-turkyilmaz-izlerini-silmeye-calisiyor-2071-haber-ve-tweet-icin-erisim-engeli.html</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TURKEY HAS BECOME THE CENTER OF ABDUCTIONS AND DISAPPEARANCES</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2022/11/13/turkey-has-become-the-center-of-abductions-and-disappearances/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Nov 2022 21:48:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[English Articles]]></category>
		<category><![CDATA[abduction]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu Agency]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[crime against humanity]]></category>
		<category><![CDATA[disappearance]]></category>
		<category><![CDATA[Gülen Movement]]></category>
		<category><![CDATA[state of emergency]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Demirok]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1689</guid>

					<description><![CDATA[Acts of enforced abduction and disappearance are defined as a crime against humanity in Article 7 of the Rome Statute. Despite this, many acts of enforced abduction and disappearance have been carried out during the state of emergency in Turkey. Enforced abductions and disappearances have been organized systematically and widely by state officials within the &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Acts of enforced abduction and disappearance are defined as a crime against humanity in Article 7 of the Rome Statute. Despite this, many acts of enforced abduction and disappearance have been carried out during the state of emergency in Turkey.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Enforced abductions and disappearances have been organized systematically and widely by state officials within the framework of a certain plan. These illegal acts generally have targeted members of the Gülen Movement. These actions are organized by Turkish intelligence with the participation of Turkish judicial law enforcement forces. When people are outside for any reason they are abducted in front of people by pre-arranged vehicles and taken to torture centers. Although the forcibly abducted people later complained about these acts and ill-treatment in front of courts and prosecution offices, people are sentenced to the heaviest penalties without investigating these issues.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Forced abductions are not only experienced in Turkey, but also in some foreign countries which are persuaded by the political power and intelligence units through various illegal methods.&nbsp; People are abducted and brought to Turkey in violation of international law. Complaint applications made to administrative and judicial authorities about forcibly abducted and disappeared persons are either not processed or complaint files are closed without any investigation. Some of the enforced disappearances are somehow handed over to law enforcement authorities after their statements are forcibly taken without any legal protection in torture centers after a long time passed.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The act of enforced abduction and disappearance is not limited to just one or two people, and this number has just reached 30 in Turkey. But the number of acts of enforced abduction and disappearance abroad is higher. In this context, Minister of Justice Bekir Bozdağ announced in an interview with Anadolu Agency on 12 July 2022 that 121 people from 28 different countries were abducted and brought to Turkey without an extradition decision during the terrorist operations against the Gulen Movement between 8 April 2014 and 1 July 2022. These numbers clearly show that enforced disappearance is widely practiced.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The cases of enforced abduction and disappearance, one of the most shameful human rights violations in our recent history and considered crimes against humanity, have increased significantly since the declaration of the State of Emergency on July 21, 2016. This shows that these actions are due to state policy. Thus, Turkey suddenly sailed into the dark corridors of the 1990s. This situation is also reflected in the report of the UN Working Group on Enforced or Involuntary Disappearances dated 31 July 2019<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">As emphasized above, enforced abduction and disappearance activities increased rapidly after the coup attempt on 15 July in Turkey. An enforced abduction and disappearance action has been added to these actions. According to the news of the official channel of the state, TRT, Uğur Demirok, who has been missing for 66 days, has been abducted by the National Intelligence Organization (MIT) and brought to Turkey.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Turkish citizen Uğur Demirok, who has been living in Azerbaijan since 2016 and disappeared on September 6. The Azerbaijani authorities informed his family that the date of his abduction was 6 September. It is proudly announced to the press by Turkish authorities that he was abducted and brought to Turkey after 66 days.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Although enforced abduction and disappearance activity is a crime against humanity, it is announced to the public as a legal practice by Turkish authorities in Turkey. Although the act of enforced abduction and disappearance is a crime against humanity, it is announced to the public as a legal practice by the Turkish authorities in Turkey. Therefore, the expression of these actions in the official news agency of the State as if they were lawful actions reveals that these illegal activities are state policy.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a id="_ftn1" href="#_ftnref1">[1]</a> https://www.ihd.org.tr/wp-content/uploads/2021/06/26-Haziran-2021-%C4%B0tibariyle-T%C3%BCrkiyede-%C4%B0%C5%9Fkence-Ger%C3%A7e%C4%9Fi.pdf</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
