<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>BANK ASYA &#8211; Justice Square</title>
	<atom:link href="https://www.justicesquare.com/blog/tag/bank-asya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.justicesquare.com</link>
	<description>Justice Square</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Jan 2023 13:50:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-GB</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/02/cropped-LOGO-32x32.png</url>
	<title>BANK ASYA &#8211; Justice Square</title>
	<link>https://www.justicesquare.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye’deki Hukuksuzluğun Meşruiyet Kaynağı: YARGI</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2023/01/12/turkiyedeki-hukuksuzlugun-mesruiyet-kaynagi-yargi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2023 13:50:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Bahadır ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[2014 HSK seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[ANAYASA MAHKEMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[BANK ASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BAROLARBİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[DANIŞTAY]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenekon ve Balyoz]]></category>
		<category><![CDATA[HAKYOL]]></category>
		<category><![CDATA[HAKYOLꓹ Menzil]]></category>
		<category><![CDATA[HTS]]></category>
		<category><![CDATA[iktidarın köpeği]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMUR TOPAÇ]]></category>
		<category><![CDATA[Perincek]]></category>
		<category><![CDATA[Rıza Zarrap]]></category>
		<category><![CDATA[sendika]]></category>
		<category><![CDATA[YARGITAY]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1815</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye 17/25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarıyla birlikte Anayasal güvencelerden ve evrensel ilkelerden uzak anti demokratik uygulamaların merkezi haline geldi. Bu sürecin başlamasını esasen tetikleyen sebepler her donem bu ülkede hukuksuz uygulamaları yapmayı kendinde hak gören devlet içinde yuvalanmış ve kimi zaman kendilerini derin devlet olarak tanımlaya kliklerin deşifre olmasıydı. Ergenekon ve Balyoz süreciyle başlayan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye 17/25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarıyla birlikte Anayasal güvencelerden ve evrensel ilkelerden uzak anti demokratik uygulamaların merkezi haline geldi. Bu sürecin başlamasını esasen tetikleyen sebepler her donem bu ülkede hukuksuz uygulamaları yapmayı kendinde hak gören devlet içinde yuvalanmış ve kimi zaman kendilerini derin devlet olarak tanımlaya kliklerin deşifre olmasıydı. <strong>Ergenekon ve Balyoz </strong>süreciyle başlayan bu açığa çıkarma sürecinin sonucu devlet yavaş yavaş illegaliteden kurtulmaya başlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devlette bir taraftan temizlik başlarken diğer taraftan iktidarın nimetleriyle akıl tutulması yaşayan hükûmet kanadı bir başka pisliğin içine dalmıştı. Yaptıklarından daha fazlasını keselerine indirmek ve malvarlıklarının büyütmek adına <strong>Rıza Zarrap</strong> gibi şarlatanlarla işbirliği yapmaktan tutun da her turlu para getiren illegalitenin içine girmişlerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İktidar ve şürekâsının bu fosseptik çukura dönüşen yolsuzluk ve devletin parasına çökme &nbsp;işlerinin temizliği ise 17/25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarıyla başladı. Ancak geçmişin derin kliklerinin ortadan kaldırılması ve devletin temizlenmesine ses çıkarmayan iktidar kendisinin oluşturduğu pisliğin temizlenmesine ise müsaade etmedi. Zira rüşvet ve yolsuzluk batağı kişisel veya iktidarın içinde bir kliğin işleri olmaktan çok <strong>“tepeden tırnağa”</strong> tabiriyle izah edilecek nitelikteydi. Diğer bir ifadeyle en üstten en alttaki ilçe başkanına kadar organize bir <strong>modern hırsızlık sistemine </strong>dönmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte gerek geçimisin vesayetçileri ve gerekse modern zamanın hırsızlarını temizlemek için çok ciddi mücadele eden bir yargı çok geçmeden altına konan siyasal dinamitlerle yok edildi. Çünkü iktidar partisinin bir vekilinin dediği gibi <strong>“insanların günah işleme özgürlüğüne”</strong> müdahale edilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Suçüstü yakalanan <strong>geçmişin derin klikleri</strong> ile boğazına kadar yolsuzluğa bulaşan <strong>modern iktidar hırsızları</strong> çıkışın kendilerini suçüstü yakalayanları cezalandırmaktan geçtiğini anlayarak bir anlaşma yoluna girdiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu iki suçlu grubun var olmak için yaptıkları anlaşma gereğince kendilerini yok eden yargı başta olmak zere bütün devlet kurumları etkisizleştirilecek; namuslu hâkimꓹ savcıꓹ polisꓹ asker ve diğer kamu görevlileri sistemden çıkarılacaktı. Hükûmet bu işte başarılı olmak için bütün hukuksuzluklarını bulaştırdığı başta <strong>HAKYOL</strong>ꓹ <strong>Menzil</strong><strong> </strong>ve <strong>İlim Yayma Vakfı </strong>olmak üzere bütün iş yapabilecek cemaat ve tarikatları devlet nimetleriyle ve elinde tuttuğu sopayla kendi saflarında savaşa hazır hale getirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hükümet ile kol kola giren<strong> geçmişin derin klikleri</strong> ise hale deşifre olmamış unsurlarıyla MİTꓹ emniyetꓹ jandarma ve muhalefet partilerindeki bütün unsurlarıyla demokratik temizlik hareketini yapanları belirleme ve ortadan kaldırma çalışmalarına başladırlar. &nbsp;Bunun en kolay yöntemi onları&nbsp; bir camiaya dahil ettikten&nbsp; sonra şeytanlaştırmaktı.&nbsp; Kendilerini deşifre eden insanları önce <strong>Paralel Devlet Yapılanması</strong> olarak tanımladılar bu tanım yeterli olmayınca bu defa örgüt söylemini kullanmaya başladılar.&nbsp; Nihayetinde ise Gülen Hareketi yapılan hırsızlıklara ortak olmadığı için açık ve aleni hedef haline getirildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gülen hareketini ortadan kaldırmak için kurulan bu suç oluşumu 17/25 Aralık operasyonlarıyla birlikte aktif faaliyetlere ve eylemlere başladılar. Suç ortaklığının askeri ve derin kanadındaki ulusalcıların lideri <strong>Perincek’in </strong>söylemiyle <strong>“iktidarın köpeği”</strong> olacak bir yargı inşa etme sürecine girdiler. Gerek meclisten çıkarttıkları Anayasa’ya aykırı kanunlar ve gerekse idari kararlarla önce Paralel Yapı temizliği adı altında hukuk dışı her türlü eylemi gerçekleştirdiler . Ancak bekledikleri oranda toplumda karşılık bulamayınca bu defa kontrollü darbe planıyla sonuca gitmeye çalıştılar. Artık adını çerçevesin ve delillerin kendilerini belirlediği bir terör örgütü kurmuşlardı . Geriye sadece bu örgüt torbasına konulacak insanları belirlemek kalıyordu. Bunu da sahadaki ekipleri sayesinde çok önceden oluşturdukları fişleme listeleriyle kısa zamanda hallettiler. Darbe girişimi bitmeden listeler havada uçuşmaya başlamıştı bile.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda özetlediğim derin klikler ile modern hırsızların ittifakı süreci ve ortaya koydukları eylemlerde at başı olarak kullandıkları temel unsur her zaman <strong>YARGI </strong>olmuştur. Zaten Erdoğan daha Başbakan iken 17/25 Aralık operasyonları sonrası yaptığı açıklamalarda yeniden yapılandırılan <strong>bundan sonraki operasyonların sulh ceza hakimlikleri üzerinden yürütüleceğini </strong>söylemesi bu sürecin başlangıç noktası olmuştur. Sonraki süreçte MİT kontrolünde ve devletin bütün imkânları kullanılarak <strong>2014 HSK seçimlerini</strong> kazanmaları gerekiyordu. Hâkim ve savcılar bazen doğrudan bazen zımni tehditlerle veya sicil affı ve <strong>1100 </strong>TL zam sözüyle HSK seçimlerini kıl payı da olsa kazanarak yargıdaki kontrolü ele geçirdiler. Sonraki süreçte yargıyı etkisizleştirip <strong>Saray uşağı</strong> haline getirecek Anayasal ve yasal düzenlemelerle yol almayı başardılar. Zaten 15 Temmuz darbe girişimi bahanesiyle <strong>5000 </strong>civarında namuslu hakim ve savcıyı meslekten atınca meydan hırsızlık ve hukuksuzluk yapmaya müsait hale gelmiş oldu. &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Artık yaptıkları her türlü hukuksuzluğa fetva verecek ve hukuken kendilerine meşruiyet tanıyacak bir <strong>YARGILARI</strong> vardı Bu yargıda ittifakın unsurları olan AKP’lilerꓹ Ulusalcılarꓹ <strong>HAKYOLCULARꓹ </strong> Menzilcilerꓹ Okuyucularꓹ Süleymancılarꓹ İlim Yaymacılarꓹ Milliyetçiler ve tabi ki sözde solu temsil eden <strong>ÖMUR TOPAÇ</strong>’cılar kendi payları oranında yargıdaki yeniden yapılanmadan pay alıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖMUR TOPAÇ</strong> her ne kadar sonraki süreçte de muhalefetin kontenjanından Meclis tarafından HSK’ya seçilmiş ise de bugüne kadar ihraç edilen yaklaşık <strong>5.000</strong> hakim ve savcının hukuksuz ihracının altına gözünü kırpmadan imza atmış ve tek satır muhalefet şerhi yazmamıştır. Dolayısıyla bugün yargı içerisinde oluşturulan ittifak esasen Türkiye’deki muhalefetin de hukuksuzluklar karşısında sus pus olmasını çok güzel açıklıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Artık iktidarın gözünün içine bakan <strong>SAVCILARI</strong><strong>ꓹ</strong> yüzbinlerce insanın haksız tutuklanmasını sağlayacak <strong>SULH CEZA MAHKEMELERİ</strong>; Bank Asya’da hesabı olmasından dolayı onları terör örgütü üyeliğinden cezalandıracak <strong>AĞIR CEZA MAHKEMELERİ</strong>; koca bir camiayı 7 katmana ayırıp bazı katmanları hiçbir eylemi olmasa da sanal olarak suçlu ilan edecek bir <strong>YARGITAYLARI;</strong> hukuksuz ihraçlara dur demek yerine REİSLERİYLE çay toplamaya gidecek &nbsp;bir <strong>DANIŞTAYLARI </strong>ve bütün bu hukuksuzluklar nedeniyle kendisine gelen vatandaşa “burada bir hukuksuzluk yok “ diyecek &nbsp;ancak Erdoğan’ın önünde iki büklüm eğilecek bir <strong>ANAYASA MAHKEMELERİ</strong> vardı. Tabiri caizse her türlü hukuksuzluğa uygun fetvaları verecek yargı mercileri oluşmuştu.&nbsp; İktidarın köpeği olacak bir yargı hayalı gerçeğe dönüşmüştü. &nbsp;Tabi burada bunca hukuksuzluğa karşı tek söz etmeyen aksine hükumeti ayakta alkışlayan sözde akademisyen ve TBB Başkanı <strong>Metin Feyzioğlu</strong> <strong>gibi</strong> <strong>TİPLERİ </strong>de hukuksuz sürece katkılarını unutmamak lazım. Ha birde sert zamanlarda hukuksuzluğu normal bir durum gibi vatandaşa anlatan ve ne hikmetse bütün kanallarda sandalyeleri hazır bekleyen ve araba lastikleri konusunda dahi konuşmaya yetkin &nbsp;<strong>Ersan Şenleri de </strong>unutmamak lazım.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin anti demokratik yapılanması sürecinin mimarları 17/25 Aralık süreciyle başlayan 8 yıllık süreçte yaptıkları hukuksuzluklar gün yüzüne çıkmaya başlayınca yeni arayışlara girdiler. Hukuksuzluklar&nbsp; iç hukuk yolları tükenip de AİHM ve BM ‘ye taşınmakla birlikte hükûmet hesap veremez hale gelmişti. Yapılan hukuksuzlara verecek tek satır gerekçe bulamıyorlardı. Uluslararası kurumlara karşı söyleyecek sözleri olmayan iktidar yine kurtuluşu <strong>kuklaya</strong> çevirdiği yargıda buldu. Bu nokta da &nbsp;hükûmetin elini güçlendirmek için başta Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi sözde ve muhtemelen genele yaygınlaştırılmayacak <strong>afili kararlar</strong> vermeye başladılar. İnsan hakları ve özgürlük kokan bu kararlar iyi bir <strong>makyaj</strong> çalışmasıydı. Uluslararası kurumlara sunulmak üzere sipariş ve nokta atışı kararlar peş peşe çıkmaya başladı. Anayasa Mahkemesi <strong>sohbete</strong> katılma<strong>ꓹ</strong><strong> sendika</strong> üyesi olma ve &nbsp;<strong>HTS </strong>kaydı gibi suç olmayan eylemlerin suç olmadığını &nbsp;<strong>6 yıl</strong> geçtikten sonra anladı. Suçsuz insanlar cezasını çekip cezaevlerinden çıktıktan sonra sözde <strong>PARDON</strong> denilmişti<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a>.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine birçok kararda insanlar <strong>BANK ASYA’ya</strong> para yatırılması nedeniyle nedeniyle tutuklanıp cezaevlerine düşerken &nbsp;ve 2013 tarihinden sonraki para yatırmaları otomatik örgüt talimatı kabul eden <strong>AYM</strong> &nbsp;&nbsp;tamı tamına 6 yıl geçtikten sonra şimdilerde TMSF’ye devredilen <strong>Bank ASYA’</strong>daki katılım fonunun bloke edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine hükmetti<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte Türkiye’nin bu karanlık çukura düşmesinde at başı olarak kullanılan yargının en üst organı olan <strong>AYM</strong> Erdoğan’ın talimatlarıyla &nbsp;konjonktürel kararlar vermeye başladı. Ancak amaç hukuksuzlukları gidermek değil uluslararası camaida kaybedilen imajı kurtarmaktı. Ancak bizim gördüğümüzü <strong>AİHM</strong> ve <strong>BM</strong> gibi uluslararası kuruluşlarda gördüğü için artık çoğu konuda AYM etkin bir iç hukuk yolu olarak bile görmemektedir. Dolayısıyla ne kadar hükûmetin talebiyle sipariş kararlar verirlerse versinler <strong>AİHM</strong> ve <strong>BM</strong> eliyle gerek <strong>HÜKÛMETİN</strong> ve gerekse <strong>YARGININ</strong> insanlığa karşı suça dönüşen hukuksuzlukları tescillenecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a><em>&nbsp; Bilal Celalettin Şaşmaz</em>, B. No: 2019/20791, 18/10/2022, https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/20791</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> &nbsp;<em>Ayşe Sabahat Gencer</em>&nbsp;[GK], B. No: 2018/34950, 20/10/2022, https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/34950</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ANAYASA MAHKEMESİ’NİN BİLAL CELALETTİN ŞAŞMAZ KARARINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2023/01/07/anayasa-mahkemesinin-bilal-celalettin-sasmaz-kararina-iliskin-degerlendirme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2023 11:22:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Gökhan Güneş]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[17/25 Aralık]]></category>
		<category><![CDATA[Aktif Eğitim Sen]]></category>
		<category><![CDATA[ANAYASA MAHKEMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[BANK ASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BAROLARBİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[BİLAL CELALETTİN ŞAŞMAZ]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[HTS kayıtları]]></category>
		<category><![CDATA[örgüt üyeliği]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Hayata Saygı Hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[SEMPATİZAN]]></category>
		<category><![CDATA[Sendika Hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[suç ve cezaların kanuniliği ilkesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1800</guid>

					<description><![CDATA[1.&#160; Olaylar Öğretmen olan başvurucu sohbetlere katıldığı yönündeki tanık beyanlarına, örgüt imamı olduğu ileri sürülen kişilerle olan içeriği belli olmayan HTS kayıtlarına ve 2013 yılı sonrasında da devam eden Aktif Eğitim Sen üyeliği gerekçesiyle örgüt üyeliğinden cezalandırılmıştır.[1] 2. Karar a. Suç ve Cezaların Kanuniliği İlkesi Bakımından Anayasa Mahkemesi, başvurucunun sohbet toplantılarına katılmasının, sendika üyeliğinin ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.&nbsp; Olaylar</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Öğretmen olan başvurucu sohbetlere katıldığı yönündeki tanık beyanlarına, örgüt imamı olduğu ileri sürülen kişilerle olan içeriği belli olmayan HTS kayıtlarına ve 2013 yılı sonrasında da devam eden Aktif Eğitim Sen üyeliği gerekçesiyle örgüt üyeliğinden cezalandırılmıştır.<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2. Karar</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>a. Suç ve Cezaların Kanuniliği İlkesi Bakımından</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Anayasa Mahkemesi, başvurucunun sohbet toplantılarına katılmasının, sendika üyeliğinin ve HTS kayıtlarının örgüt üyeliği bilinciyle gerçekleştirildiğinin ortaya konamadığını belirterek silahlı terör örgütü üyeliği suçununun öngörülemez şekilde genişletildiğini ve Anayasa’nın 38. maddesindeki suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (par. 64 ve 65).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>b. Özel Hayata Saygı Hakkı ve Sendika Hakkı Yönünden</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kararda aynı şekilde, başvurucunun temel hakların kullanımı niteliğindeki (sohbetlere katılma ve sendika üyeliği) eylemlerinin örgütsel hiyerarşi içerisinde gerçekleştirildiğinin mahkeme kararlarında açıklanamadığı gerekçesiyle; bu eylemlerden dolayı başvurucunun cezalandırılmasının özel hayata saygı ile sendika haklarını ihlal ettiğine karar verilmiştir (par. 68 ve 69).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3. </strong><strong>Karara İlişkin Değerlendirme</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Karar, bir kişinin örgüt üyeliğinden cezalandırılabilmesi için iddia edilen örgütün amacını bildiğini ve isteyerek böyle bir yapı içerisinde yer aldığının kanıtlanmasının gerektiğini vurgulaması itibariyle bir ölçüde olumlu görülebilir. Ancak AYM’de, rejimin söylemleri gibi 17/25 Aralık , MİT Tırları ve 2013 sonrası MGK kararlarını ve üst düzey devlet görevlilerinin açıklamalarını zımnen milat kabul etmiştir (par. 50, 54 ve 63). Böylece, bu olaylardan sonrası gerçekleştirilen meşru eylemlerden hareketle kişilerin cezalandırılmasında bir sorun görmeyeceğini ortaya koymuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karar, terör örgütü üyeliği suçu için “<strong><em>bilme ve isteme</em></strong>” isteme unsurunun zorunlu olduğunu belirtmesi yönü ile yargılamalarda ve AYM’ye yapılacak başvurularda kullanılabilir. Ayrıca, 2013 sonrasında gerçekleşse bile herhangi bir suçun işlenişine yönelik olmayan sohbet, banka veya Bylock gerekçesiyle yapılan başvuruların reddedilmesinin haksızlığının uluslararası merciler önünde kanıtlanmasına da yardımcı olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda yer verilen hususlar dışında, 15 Temmuz sonrası başlayan hukuksuz süreçte dernek/sendika üyeliği, HTS kaydı veya bir tanığın <strong><em>“sanığı sohbetlerde gördüm”</em></strong> şeklindeki beyanı üzerine en az 6 yıl 3 ay hapis cezası verilen binlerce insanın başvurusunda ihlal bulmayan AYM’nin bugünkü “göstermelik” kararının hiçbir kıymeti yoktur ve tam bir ikircikli tavırdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AYM bu kararları; <em>‘Türkiye’de hukuk işliyor/AYM etkin bir iç hukuk mekanizmasıdır’</em> denilebilmesi için vermektedir. Kararda yer verilen hususlar şu soru işaretlerine neden olmuştur ve bu soruların cevabını kararda bulmak mümkün değildir;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Bu karara imza atan 5 üyenin 4’ü 2016’dan beri görevde olmalarına rağmen yapılan başvurularda ihlal iddialarını görmezden gelirken, şimdi ne olmuştur da suç ve cezaların yasallığı ilkesini hatırlamışlardır?</li>



<li>Kendileri “sosyal çevre bilgisi” saçmalığıyla iki üyesini ihraç ederken, nasıl olmuştur da bu gerekçeyle verilen mahkumiyet kararında ihlal bulmuşlardır?<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a></li>



<li>&nbsp;Acaba, AYM neden kararda ortaya koyduğu ilkeleri bile somut olaya uygulamaktan korkmuş ve sendika üyeliğinin cezalandırmaya gerekçe yapılmasıyla ilgili; “Anayasa ile teminat alınan bir faaliyet nasıl örgüt üyeliğinin delili olabilir” diyememiştir. Hatta, sendika üyeliği gibi yasal bir faaliyette bulunmayı bile uyduruk başka kriterlerin varlığı halinde örgüt hiyerarşisine dahil olma olarak kabul edebileceğini göstermiştir.<a href="#_ftn3" id="_ftnref3">[3]</a></li>



<li>Bylock ve Banka kriteri olmayan ve bu dosyadakine benzer gerekçelerle yerel mahkemelerin dahi artık beraat verdiği bir başvuruda AYM’nin korkak/çekingen davranmasının ve bir paragrafta ortaya koydu evrensel ilkeleri diğer paragrafta düzeltmek ya da açıklamak zorunda kalmasının sebebi nedir? &nbsp;</li>



<li>Kimin aradığı ve içeriği belli olmayan ankesörle aranma iddialarında ihlal bulmayan AYM, ne olmuş da kim olduğu da belli olan ve “mahrem imam” dediği kişilerin aramalarını örgüt üyeliğine delil kabul etmemiştir? O zaman ankesör saçmalığıyla hayatları karartılan kişilerin tutuklanmasında niçin bir sakınca görmemiştir (Bkz. Abdurrahman Yemiş kararı).<a href="#_ftn4" id="_ftnref4">[4]</a></li>



<li>Kararda; “başvurucunun bu şekilde terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilmesi anılan suçun başvurucunun aleyhine öngörülemez biçimde genişletici bir yoruma tabi tutulması ile mümkün olmuştur diyen AYM,&nbsp; ortaya koyduğu bu ilkeyi neden Bylock’ta görmezden gelmiştir? Acaba, Bylock kullandığı iddia edilen kişilerden bu ilklerle beraat etmeyecek bir kişi var mıdır? Ya da Bylock dosyalarının bu başvurudan ne farkı vardır?</li>



<li>Ayrıca, “Hata” hükümleriyle ilgili 30. maddenin yorumunda da Yargıtay’ın “7 katlı piramit” zırvasını tekrar etmiştir. Bu zırvaya göre; kişinin ne yaptığının ya da hangi faaliyetlerde bulunduğunun bir önemi yoktur. Zira kişi örneğin asker ya da savcı ise otomatik olarak nihai amacı biliyor ve istiyor kabul edilmekte ve 30. maddedeki hata hükümlerinden yararlandırılmamaktadır. Bu “şekli suç” mantığıyla yapılan terör yargılamalarının belki de hukuk tarihinde bir örneği yoktur.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4. Anayasa Mahkemesi Bu kararları Neden Vermektedir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tür özel amaç güden ve günü geldiğinde kullanılmak üzere verilen göstermelik kararlar, uluslararası yargı mercilerine sunulacak malzemeler olacaktır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesine ve AİHM’e, Türkiye’nin savlarını ispatlamak için sunulacak sipariş kararlara ihtiyaç duyulduğunda işte bu kararlara sığınılacaktır. Nitekim böyle olmuş ve işkence sebebiyle nezarette hayatını kaybeden Gökhan Açıkkollu adına BM İnsan Hakları Komitesine yapılan başvuruda, Türkiye savunma olarak yalnızca bir tane ihlal kararı sunmuştur. İşte bu karar da tıpkı o gün BM’ye sunulan tek ihlal kararı gibi ‘ihtiyaç anında kullanılmak üzere’ verilmiş ve bir köşeye konulacak bir karardır. Bu dediklerimizin Yalçınkaya kararında gerçekleşmesi hiç şaşırtıcı olmayacaktır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son olarak vurgulamak gerekir ki; AYM’nin verdiği <em>“dostlar alış verişte görsün”</em> kabilindeki bu kararlarının halen devam eden yargılamalarda pozitif bir etkisinin olması da beklenmemektedir. Çünkü 15 Temmuz sonrası yapılan yargılamalarda hakim ve savcıların gerçekte yargılama yapmadıkları ve gönderilen emir ve talimatlara <em>“mahkeme kararı”</em> kılıfı giydirdikleri herkesin malumudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sonuç</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">AYM’nin arada bir verdiği bu tür ihlal kararlarına bir önem atfetmeye gerek yoktur. Hukukun yavaş yavaş da olsa geri geldiğine inanmak için ortada bir neden de bulunmamaktadır. AYM, <strong><em>zevahiri kurtarmak için</em></strong> bu kararları vermektedir. Bu göstermelik kararın Yalçınkaya duruşmasına hazırlık olduğu çok açıktır. Ancak AİHM, AYM’nin tüm hukuksuz kararları gibi Bylock ve Banka kriterinin de olduğu Yalçınkaya kararını da paçavraya çevirerek yüzüne çarpacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kararların bir başka özelliği de AYM üyelerinin işledikleri insanlığa karşı suçların delili olmasıdır. Zira bu kişiler, verdikleri hukuksuz kararları bile isteye vermekte ve isteyince de hukuku çok güzel hatırlayabilmektedirler. Türkiye’nin içinde bulunduğu bu hukuksuz döneme yol veren en başat aktörler yargı camiası, özelde de Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi’dir. Dolayısıyla, <em>“katilin maktülün cenazesine gelip dua okuması işlediği cinayeti temize çıkarmaz!”</em></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> B. No. 2019/20791, 18/10/2022; https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/20791.</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> &nbsp;Geriye ilk derece mahkemesinin ifade ettiği şekliyle &#8220;<em>HTS kayıtlarından yola çıkılarak varılan <strong><u>sosyal çevre</u></strong></em><strong><u>&#8221; bilgisi</u></strong> ve tanıkların başvurucuyu &#8220;<em>cemaat mensubu&#8221;</em>&nbsp;olarak bildiklerine dair anlatımları kalmaktadır&nbsp;(P.59).</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref3" id="_ftn3">[3]</a> “…iltisak boyutunu aşarak örgütle organik bir bağ kurup <strong><u>hiyerarşisine dâhil olduğunu ispat etmeye yeterli örgütsel faaliyetlerin varlığı ile desteklenmeden (Yargıtay içtihadı için bkz. §§ 17, 18), FETÖ/PDY&#8217;ye müzahir bir sendikaya üye olmasının terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasında</u></strong> delil olarak kullanılması nedeniyle sendika hakkına (sendika hakkına ilişkin değerlendirmeler için bkz. § 57-58) müdahalede bulunulmuştur” (P.66)</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref4" id="_ftn4">[4]</a> <em>“…imam seviyesinde oldukları iddiasıyla yargılanmakta olan kişilerle iletişime ilişkin HTS kayıtlarının -bir bütün olarak ele alındığında- başvurucunun bir terör örgütüne üye olma bilinciyle hareket ettiğini ortaya koymakta başarılı olamamıştır”</em> (P.64).</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TURKISH JUDICIAL AUTHORITIES PROTECT TORTURERS</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2022/12/29/turkish-judicial-authorities-protect-torturers/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Dec 2022 00:09:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Bahadır ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[English Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulkadir Türkyılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[BANK ASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BAROLARBİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[Gülen Movement]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Gergerlioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[State of Emergency Decree]]></category>
		<category><![CDATA[torture and ill-treatment]]></category>
		<category><![CDATA[Turkish Human Rights Association]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1773</guid>

					<description><![CDATA[Torture; refers to the systematic and unfair behavior of a public official against a person that is incompatible with human dignity and that will cause him to suffer physically or mentally, affect his perception or willpower, and humiliate him. The crime of torture is regulated in Article 94 of the Turkish Penal Code (TPC), titled &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Torture; refers to the systematic and unfair behavior of a public official against a person that is incompatible with human dignity and that will cause him to suffer physically or mentally, affect his perception or willpower, and humiliate him.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The crime of torture is regulated in Article 94 of the Turkish Penal Code (TPC), titled &#8220;Torture&#8221;. The article regulates the basic and aggravated forms of crime and the amount of punishment. In addition, if acts of torture are committed systematically and in line with a plan against a part of the society with political, philosophical, racial, or religious motives, a crime against humanity as set out in Article 77 of the TPC will occur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The prohibition of torture, included in the category of crimes against humanity, is mentioned among the fundamental rights of the individual in international law documents. Article 5 of the Universal Declaration of Human Rights states that <em>“No one shall be subjected to torture or to cruel, inhuman or degrading treatment or punishment</em>”. Likewise, Article 3 of the European Convention on Human Rights, titled &#8220;Prohibition of torture&#8221;, includes the provision of <em>&#8220;No one shall be subjected to torture or to inhuman or degrading treatment or punishment&#8221;.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">According to the findings of the Turkish Human Rights Association Documentation Unit, at least 980 people were subjected to torture or ill-treatment in detention places from January to November (2022). In this context, 310 prisoners complained that they were tortured or ill-treated in prisons. Unfortunately, it is seen that these practices have become routine during the state of emergency.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Prevention of torture is of vital importance in terms of protecting the right to life and securing the right to freedom and security in a democratic state of law. There is no statute of limitations for the torture. &nbsp;Torture should be investigated without waiting for a complaint due to its serious violation of human rights.</p>



<p class="wp-block-paragraph">However, Turkish judicial authorities take the torturers under protection instead of calling them to account for the torture. Especially during the state of emergency, it was implemented as a state policy. With the State of Emergency Decree, an immunity shield was brought to those who carried out the torture acts. After the state of emergency, while acts of torture continue, responsible public officials are protected by the judiciary. The latest example of this is Abdulkadir Türkyılmaz, a police officer working in the Anti-Terror Branch of the Ankara Police Department. Access to news and tweets containing allegations of torture by Abdulkadir Türkyılmaz was imposed by the court<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkyılmaz came to the fore with his confession that he tortured some soldiers after the July 15 coup attempt and his use of violence against MP Ömer Faruk Gergerlioğlu in front of his family. In the investigation launched after the complaints made against Türkyılmaz, he admitted that he had &#8220;ill-treated&#8221; some soldiers, including senior commanders, in the heat of the coup d’etat and that he had hung a colonel from his leg in the pot.&nbsp; However, Türkyılmaz said that he did not regret his acts.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Abdulkadir Türkyılmaz had applied to the court to have removed the news of torture. Ankara 6 Magistrates Court decided to remove the tweets as well as the news. In this context, with the 102-page decision of the Court; In total, access to 2071 URLs were banned.</p>



<p class="wp-block-paragraph">As seen in the case of Abdulkadir Türkyılmaz, torture, a crime against humanity and having no statute of limitations, has turned into an administrative practice under state control. Instead of fighting against torture, measures are taken to prevent the disclosure and prosecution of torturers.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arbitrary and non-compliant attitudes and behaviors adopted by the law enforcement officers with the encouragement and support of the government during the state of emergency caused those incidents to grow day by day. The main reason why state-sponsored torture has become an administrative practice is the armor of irresponsibility provided for torturer public officials by the emergency decree laws. Even though the state of emergency ended, state of irresponsibility continues with the secret support of the state. At this point, the judicial authorities have an important role in the continuation of irresponsibility and in the non-accountability of the perpetrators. While the judicial authorities should act ex officio and do what is necessary to punish the criminals in order to prevent torture, it is seen that the judicial authorities sometimes shield the perpetrators and protect them with &#8220;decisions of non-prosecution&#8221; and sometimes &#8220;decisions on the access ban to torture news&#8221;.</p>



<p class="wp-block-paragraph">However, it should be kept in mind that acts of torture, which are crimes against humanity, will always be the subject of investigation since there is no lapse of time. At this point, the decision of non-prosecution of the torturers by the court of the Palace regime will never save the perpetrators. When justice comes back, the torture files will be taken off the shelves without exception. Therefore, although taking a decision of non-prosecution or a decision to block access is a refuge in the Erdogan regime, even these decisions themselves will be a guide in determining torturers.</p>



<p class="wp-block-paragraph">In addition, it should not be forgotten that, since the public officials systematically committed acts of torture against certain segments of the society, especially the members of the Gülen Movement, with the State of Emergency process, their trials would be within the scope of crimes against humanity in Article 77 of the Turkish Penal Code.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> https://aktifhaber.com/gundem/iskenceci-polis-abdulkadir-turkyilmaz-izlerini-silmeye-calisiyor-2071-haber-ve-tweet-icin-erisim-engeli.html</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YARGI MERCİLERİ İŞKENCECİLERİ KORUMA ALTINA ALIYOR</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2022/12/26/yargi-mercileri-iskencecileri-koruma-altina-aliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Dec 2022 13:25:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Bahadır ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulkadir Türkyılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[BANK ASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BAROLARBİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Polis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1768</guid>

					<description><![CDATA[İşkence suçu; kamu görevlisinin sistematik ve belli bir sürece yayılan fiilleriyle bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çektirmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlar sergilemesini ifade etmektedir. &#160;İşkence suçu, TCK m.94’te “İşkence ve Eziyet” başlıklı bölümde düzenlenmiştir. Ayrıca işkence fiillerin, siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">İşkence suçu; kamu görevlisinin sistematik ve belli bir sürece yayılan fiilleriyle bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çektirmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlar sergilemesini ifade etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;İşkence suçu, TCK m.94’te <strong><em>“İşkence ve Eziyet” </em></strong>başlıklı bölümde düzenlenmiştir. Ayrıca işkence fiillerin, siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi halinde ise TCK&#8217;nın 77. maddesindeki insanlığa karşı suç oluşacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlığa karşı suç kategorisinde yer alan işkence yasağı, uluslararası hukuk belgelerinde de bireyin temel hakları arasında sayılmıştır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 5. maddesinde, <em>“hiç kimsenin işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya muameleye tâbi tutulamayacağı”</em> ifade edilmiştir. Aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “İşkence Yasağı” başlıklı 3. maddesinde <em>“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tâbi tutulamaz”</em> hükmüne yer verilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İHD Dokümantasyon Biriminin tespitlerine göre sadece 2022 yılının ilk 11 ayında; resmi gözaltı yerlerinde en az 980 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalmıştır.&nbsp; Yine İHD Dokümantasyon Birimi’nin verilerine göre hapishanelerde 310 mahpus işkence ve kötü muamele gördüğüne dair şikâyette bulunmuştur<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a>. Belirtilen bu verilerin OHAL süreciyle birlikte olağan hale geldiği görülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşkencenin önlenmesi demokratik hukuk devletinde yaşam hakkının korunması ile özgürlük ve güvenlik hakkının güvenceye alınması noktasında hayati öneme sahiptir. İnsan haklarına yönelik ağır ihlal niteliğinden dolayı &nbsp;şikâyet beklenmeksizin soruşturulması gereken suçlar arasında yer alan işkence suçunda zamanaşımı bulunmamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla beraber Türk yargı mercileri işkencenin hesabını sormak yerine işkencecileri koruma altına almaktadırlar. Özellikle OHAL sürecinde bir politika halinde uygulanan ve OHAL KHK’sı ile sorumsuzluk zırhı getirilen işkence eylemleri devam ederken sorumlular yargı eliyle korunmaktadırlar. Bunun son örneği Ankara Emniyet Müdürlüğü TEM şubede görevli olan polis <strong>Abdulkadir Türkyılmaz</strong> hakkındaki işkence iddialarının yer aldığı haber ve tweetlere erişim engeli getirilmesidir<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkyılmaz 15 Temmuz sonrası askerlere işkence yaptığını itiraf etmesi ve milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na ailesinin gözü önünde şiddet uygulamasıyla gündeme gelmişti. Türkyılmaz hakkında yapılan şikâyetler üzerine başlatılan soruşturmada, 15 Temmuz sonrasında aralarında üst düzey komutanların da olduğu bazı askerlere olayın sıcaklığıyla “kötü muamelede” bulunduğunu ve OHAL sürecinde bir albayı bacağından potaya astığını itiraf etmişti. Ancak Türkyılmaz, yaptığı işkenceden pişmanlık duymadığını söylemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Abdulkadir Türkyılmaz</strong> hakkındaki işkence haberlerinin kaldırılması için yaptığı başvuru neticesinde Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliği 102 sayfalık kararıyla; haberlerin yanı sıra tweetlerin de kaldırılmasına karar verdi.&nbsp; Bu kapsamda toplamda 2071 URL’ye erişim yasağı getirildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye&nbsp; <strong>Abdulkadir Türkyılmaz</strong> olayında da görüldüğü gibi insanlık suçu olan ve zamanaşımı bulunmayan işkence suçu devlet kontrolünde bir idari pratik haline dönüşmüş bulanmaktadır. İşkence ile mücadele etmek yerine işkencecilerin ifşasını ve yargılanmalarını önleyici tedbirler alınmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">OHAL süreciyle birlikte iktidarın teşvik ve desteğiyle kolluk görevlilerinde başlayan keyfi ve kural tanımaz tutum ve davranışlar bu verileri gün geçtikçe artmasına neden olmuştur. Devlet eliyle işkencenin idari pratik haline gelmesindeki temel neden OHAL KHK’larıyla işkenceci kamu görevlilerine getirilen sorumsuzluk zırhıdır. OHAL bitmiş olsa da zımni olarak devlet eliyle bu sorumsuzluk hali devam ettirilmektedir.&nbsp; Bu noktada bu sorumsuzluğun devam etmesinde ve işkencelilerin hesap vermemelerinde yargı mercileri önemli bir paya sahiptir. İşkencenin önlenmesi için yargı mercilerinin resen hareket etmesi ve suçluların cezalandırılması için gerekeni yapması gerekirken yargı mercilerinin bazen “takipsizlik kararlarıyla” bazen de “ verdikleri erişim engeli kararlarıyla” işkencecilere perde oldukları ve onları korumaya aldıkları görülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak insanlığa karşı suç niteliğindeki işkence fiilleri zamanaşımına tabi olmadığından her zaman soruşturma konusu olacağı unutulmamalıdır. Bu noktada saray rejimi yargısının işkenceciler hakkında takipsizlik kararı vermiş olması işkencelileri hiçbir zaman kurtarmaz. Adalet geldiğinde işkence dosyaları sırasıyla raflardan indirilecektir. Dolayısıyla takipsizlik kararı veya erişim engeli kararı almak Erdoğan rejiminde bir sığınak olsa da bu kararlar bile kimlerin işkenceci olduğunun tespit noktasında yol gösterici olacaktır. Ayrıca OHAL süreciyle birlikte kamu görevlilerinin işkence eylemlerini başta Gülen Hareketi Mensupları olmak üzere toplumun belli kesimlerine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlediklerinden yargılamalarının TCK&#8217;nın 77. maddesindeki insanlığa karşı suç kapsamında olacağı da unutulmamalıdır.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> Verilerle 2022 Yılında Türkiye’de İnsan Hakları İhlalleri 10 Aralık 2022 <a href="https://tihv.org.tr/ozel-raporlar-ve-degerlendirmeler/verilerle-2022-yilinda-turkiyede-insan-haklari-ihlalleri/">https://tihv.org.tr/ozel-raporlar-ve-degerlendirmeler/verilerle-2022-yilinda-turkiyede-insan-haklari-ihlalleri/</a>&nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> https://aktifhaber.com/gundem/iskenceci-polis-abdulkadir-turkyilmaz-izlerini-silmeye-calisiyor-2071-haber-ve-tweet-icin-erisim-engeli.html</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YARGITAY’DAN HATA ÜZERİNE HATA</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2022/12/15/yargitaydan-hata-uzerine-hata/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Dec 2022 02:06:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Bahadır ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[BANK ASYA]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[Beraat]]></category>
		<category><![CDATA[BİROL ERDEM]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[CGK]]></category>
		<category><![CDATA[EVRAKTA SAHTECİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[Hata]]></category>
		<category><![CDATA[YARGITAY]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1755</guid>

					<description><![CDATA[Dr. Bahadır ASLAN Daha önceki yazımızda da vurguladığımız üzere hakkında silahlı terör örgütü yöneticiliği suçundan dava açılan eski müsteşar &#160;Birol ERDEM hakkında TCK’nın 30. maddesi gerekçe yapılarak Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından beraat kararı verilmiş (9. CD. 01/02/2021 T., 2019/11 E., 2021/5 K. ) ve verilen beraat kararı Ceza Genel Kurulu tarafından onanmıştı. Resmi olarak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">                                                                                                                                         <strong>Dr. Bahadır ASLAN</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha önceki yazımızda da vurguladığımız üzere hakkında silahlı terör örgütü yöneticiliği suçundan dava açılan eski müsteşar &nbsp;<strong>Birol ERDEM</strong> hakkında <strong>TCK’nın 30.</strong> maddesi gerekçe yapılarak Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından beraat kararı verilmiş <strong>(9. CD. 01/02/2021 T., 2019/11 E., 2021/5 K. )</strong> ve verilen beraat kararı Ceza Genel Kurulu tarafından onanmıştı. Resmi olarak açıklanmayan ancak bir kısım medya organlarına ve gazetecilerle paylaşılan karara göre Türk yargısının fişlenme surecinin baş aktörü olduğunu kendi ifadeleri ile ikrar eden ve binlerce hakim ve savcının fişlemesini yapıp istihbarat teşkilatıyla paylaşan Birol ERDEM’in bu hukuka aykırı eylemlerini meşru gören ve bu eylemlerini <strong>“hata kavramının yorumlanmasında dikkate alan”</strong> CGK, sanığın örgütün suç işleme amacından haberdar olmadığından ötürü suçun asli unsurlarında hataya düştüğünden bahisle CMK’nın 223/2-c maddesi kapsamında verilen BERAAT hükmünün onanmasına karar vermişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birol Erdem kararı bir çok yönüyle hatalı olsa da <strong>TCK’nın 30.</strong> maddesinde düzenlenmiş hata hükümleri nitelik olarak sözde örgütün suç işleme amacından haberdar olmayan Birol Erdem hakkında uygulandığına göre örgütün suç işleme amacından haberdar olmayan pazarcı teyzeye veya Ban Asya’da hesap açmış olan gariban esnafa veya öğrenciye ya da &nbsp;nihayetinde örgütün bu amacını bildiği delillerle ispatlanamayan &nbsp;tüm sanıklar bakımından uygulanması gerekmektedir. Ortada çıkan bu sonucun derinlerde ve iktidarda oluşturduğu rahatsızlıktan dolayı şimdi CGK tarafından sanığın örgütün suç işleme amacından haberdar olmadığından bahisle <strong>CMK’nın 223/2-</strong><strong>c</strong> maddesi kapsamında verilen beraat kararının, delil yetersizliğinden bahisle <strong>CMK’nın 223/2-</strong><strong>e</strong> &nbsp;maddesi kapsamında beraat kararına dönüştürülmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır. Böylece kararın genele uygulanmasının önüne geçmeye çakışılmaktadır. &nbsp;Bu yönde özellikle bu hafta havuz medyasına servis edilen bir kısım haberlerle bu değişimin alt yapısının yapılmaya çalışıldığı görülmektedir. &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak bu değişim kendi içerisinde bütün CGK üyelerinin sorumluluğunu doğuracak nitelikli bir suçu da barındırmaktadır. Şöyle ki Ceza Genel Kurulunda yapılan müzakereler sonucu Kurulun vardığı karar kısa ve öz olarak ve kimlerin hangi yönde oy kullandığını da gösterecek şekilde bir müzakere tutanağı düzenlenir. Bu tutanakta belirtilen esaslar çerçevesinde gerekçeli karar yazılır. Dolayısıyla müzakere tutanağında eski Müsteşar Birol Erdem hakkında <strong>9. Ceza Dairesinin</strong> ilk derece mahkemesi sıfatıyla vermiş olduğu karar hakkında onama gerekesi 5271 sayılı CMK&#8217;nın 223/2-c maddesi kapsamında kararlaştırılmış ise gerekçenin de buna uygun yazılması gerekir. Müzakereden sonra ortaya çıkan ve kendilerini sıkıntıya sokacağını düşündükleri gerekçelerle kararın gerekçesini CMK’nin delil yetersizliği nedeniyle beraat hükmünü düzenleyen 223/2-e maddesine göre yazılması mümkün değildir. Geçmişe yönelik olarak ilk müzakerede tutulmuş olan tutanağın değiştirilmesi de mümkün değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay’daki müzakere tutanakları 5237 sayılı TCK’nın 204/2. Maddesi kapsamında resmi evrak niteliğinde olduğundan CGK heyetinin imzaladığı müzakere tutanağının sonradan değiştirilmesi 5237 sayılı <strong>TCK’nın 204/2</strong>. maddesindeki resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturacaktır. Ayrıca CMK’nın 222. maddesi gereğince duruşma tutanakları sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belgelerdendir. Dolayısıyla TCK’nın 204/3. &nbsp;maddesi gereğince resmî belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması hâlinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılacağından CGK tutanağının değiştirilmesi nitelikli olarak resmi evrakta sahtecilik suçuna vücut verecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hangi eylemin hangi suç oluşturacağı konusunda nihai denetim merci olan CGK üyelerinin böyle bir suça ortak olacaklarına veya bu tip yasadışı ve Yargıtay’ın kurumsal kimliğini yerle bir edecek davranışlara imkan vereceklerine ihtimal vermiyorum. En azından sayıları bir elin parmağını geçmeyecek birkaç vicdanlı üyenin buna karşı çıkacağına inanıyorum. Her ne kadar karar kamuoyuyla paylaşılmadığı gerekçesiyle rahat davranılsa da bu müzakere tutanağının <strong>Zihni Çakır</strong> ve <strong>Sabah</strong> Gazetesi başta olmak üzere havuz medyasına servis edildiği ve muhakkak bir yerlerde bir suretinin olabileceği de unutulmamalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bundan dolayı Sarayın veya Birol Erdem’i kurtarma timinin yönlendirmesiyle CGK üyelerinin bir <strong>hata </strong>yapmamasını temenni ederim. Zira ortada onlarca işlenmiş suç varken <strong>DÜZELTEREK ONAMA</strong> ayağına cezai sorumluluk soğuracak yeni bir <strong>HATAYA</strong> gerek yok… Ne de olsa <strong>Silivri </strong>hala soğuk…</p>



<div data-wp-interactive="core/file" class="wp-block-file"><object data-wp-bind--hidden="!state.hasPdfPreview" hidden class="wp-block-file__embed" data="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2022/12/YARGITAY-9.-CEZA-DAIRESININ-BIROL-ERDEM-HAKKINDAKI-GEREKCELI-KARARI-1.pdf" type="application/pdf" style="width:100%;height:600px" aria-label="Embed of YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ&apos;NİN BİROL ERDEM HAKKINDAKİ GEREKÇELİ KARARI."></object><a id="wp-block-file--media-a9460170-8295-47cb-973a-6868e76a7ab4" href="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2022/12/YARGITAY-9.-CEZA-DAIRESININ-BIROL-ERDEM-HAKKINDAKI-GEREKCELI-KARARI-1.pdf">YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ&#8217;NİN BİROL ERDEM HAKKINDAKİ GEREKÇELİ KARARI</a><a href="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2022/12/YARGITAY-9.-CEZA-DAIRESININ-BIROL-ERDEM-HAKKINDAKI-GEREKCELI-KARARI-1.pdf" class="wp-block-file__button wp-element-button" download aria-describedby="wp-block-file--media-a9460170-8295-47cb-973a-6868e76a7ab4">Download</a></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>THE COURT OF CASSATION UPHELD THE ACQUITMENT OF FORMER UNDERSECRETARY, BIROL ERDEM, WHO HAD BLACKLISTED THOUSANDS OF JUDGES AND PROSECUTORS</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2022/12/10/the-court-of-cassation-upheld-the-acquitment-of-former-undersecretary-birol-erdem-who-had-blaclisted-thousands-of-judges-and-prosecutors/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Dec 2022 23:17:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[BAHADIR ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[English Articles]]></category>
		<category><![CDATA[BANK ASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BAROLARBİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[BIROL ERDEM]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[COURT OF CASSATION]]></category>
		<category><![CDATA[FİŞLEME]]></category>
		<category><![CDATA[FORMER UNDERSECRETARY]]></category>
		<category><![CDATA[GULEN MOVEMENT]]></category>
		<category><![CDATA[HSK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1748</guid>

					<description><![CDATA[&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; &#160;&#160; &#160;&#160;&#160;&#160;&#160; The Birol Erdem decision announced by the Assembly of Criminal Chambers of the Court of Cassation has become the most discussed topic of this week. Birol Erdem, who still works as the High Counselor of the Ministry of Justice, became a member of the Council of Judges and Prosecutors (HSK) on October &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</strong></p>



<h1 class="has-medium-font-size wp-block-heading"></h1>



<p class="wp-block-paragraph">The Birol Erdem decision announced by <strong>the Assembly of Criminal Chambers of the Court of Cassation</strong> has become the most discussed topic of this week. Birol Erdem, who still works as the High Counselor of the Ministry of Justice, became a member of the Council of Judges and Prosecutors (HSK) on October 25, 2010 and served as the Undersecretary of the Ministry of Justice between November 21, 2011 and January 1, 2014. Birol Erdem and his wife were detained on 3 June 2017 as part of the investigations initiated by the Ankara Public Prosecutor&#8217;s Office against the Gülen Movement. He was released by the judge on duty, but his wife, Gülümser &nbsp;Erdem, was arrested on 17 June 2017 on charges of &#8220;membership of an armed terrorist organization&#8221; and &#8220;fraud&#8221;. Gülümser Erdem was later released on the condition of judicial control.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The former undersecretary, who was prosecuted for the charge of leading an armed terrorist organization, was acquitted by <strong>the 9th Criminal Chamber</strong> of the Court of Cassation, on the grounds of Article 30 of the Turkish Penal Code <strong>(9. CD. 01/02/2021 T., 2019/11 E., 2021/5 K.).</strong> The acquittal decision was approved by <strong>the Assembly of Criminal Chambers </strong>this week. During the trial, Birol Erdem explained his activities within the Gülen Movement and his high-level duties in detail. Besides, he gave comprehensive information about systematic and planned blacklisting operations. According to Birol Erdem&#8217;s statements he had blacklisted approximately 3000 judges and prosecutors, whom he thought were members of the Gülen Movement in the Turkish judiciary, since 2013. He also testified against the judges and prosecutors he blacklisted.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Although former undersecretary Birol Erdem admitted that he was the main actor in the blacklisting process of the Turkish judiciary and that he had blacklisted thousands of judges and prosecutors and shared sensitive personal data with the intelligence agency, <strong>the Court of Cassation</strong> deemed these unlawful actions of the former undersecretary to be legitimate. <strong>&nbsp;The Court of Cassation</strong> evaluated these unlawful acts of the former undersecretary in his favor in the <strong>&#8220;interpretation of the concept of delinquency&#8221;</strong> and acquitted him.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The Court of Cassation, which upheld the imprisonments given to hundreds of thousands of innocent people on the basis of unlawful evidence and fabricated reasons, decided that Birol Erdem, who confessed of being a member of the Gülen Movement and carrying out crucial duties, had not known the ultimate purpose of the Movement and therefore he had fallen into error about this matter. As can be seen, the Court of Cassation acquitted the defendant on the grounds of &#8220;mistake&#8221; that it embellished with universal law principles in order to save the former undersecretary who blacklisted most of judges and prosecutors. However, The Court of Cassation has not applied ‘the provision of mistake’ (TPC art. 30) until now, as the Supreme Court is aware of the fact that if the aforementioned rule was applied to others accused of being members of the Gülen Movement, then everyone would be acquitted.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">In other words, Birol Erdem was benefited from “the provision of mistake” because he took part in blacklisting commissions, engaged in illegal intelligence activities outside of his primary duties, and testified against hundreds of judges and prosecutors.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The Turkish judiciary was put under pressure with the start of the 17/25 December Bribery and Corruption Operations. Through the dismissal of around 5000 judges and prosecutors from their profession and the detention of most of them on the grounds of the July 15 coup attempt, the judiciary was actually put under the control of the government. With the subsequent amendments to the Constitution and laws, it has become an apparatus under the control of the government. Thus, the Turkish judiciary has assumed the identity of a regime judiciary rather than being an independent and impartial judiciary.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Thus, the Supreme Court remained in a position far from its main function and started to act as an organ of the government. The Court of Cassation has used the government&#8217;s statements about the Gülen Movement as justification for its decisions. It prejudicedly accepted the Gülen Movement as a criminal organization having the virtual layers within a pyramidal structure which was invented by the Supreme Court itself (CGK E. 2017/16-956 K. 2017/370 T. 26.09.2017). The same court has now acquitted the former Undersecretary of Ministry of Justice, who had blacklisted thousands of his colleagues and gave false testimony against them. This is the exact summary of the disgraceful situation of the judiciary in Turkey.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YARGITAY’IN BİROL ERDEM KARARI ÜZERİNE&#8230;</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2022/12/08/yargitayin-birol-erdem-karari-uzerine/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Dec 2022 12:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[BAHADIR ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[BANK ASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BAROLARBİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[Beraat]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[Ceza Genel Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[Fişleme]]></category>
		<category><![CDATA[Gökhan Açıkkol]]></category>
		<category><![CDATA[Gulen Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[Hata]]></category>
		<category><![CDATA[Mukadder Alakuş]]></category>
		<category><![CDATA[müsteşar Birol Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Yargıtay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1741</guid>

					<description><![CDATA[&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;Dr. Bahadır ASLAN YARGITAY-9.-CEZA-DAIRESININ-BIROL-ERDEM-HAKKINDAKI-GEREKCELI-KARARIDownload Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun bu hafta açıkladığı Birol Erdem kararı bu haftanın en fazla konuşulan konusu haline geldi.  Halen Adalet Bakanlığı Yüksek Müşaviri olarak görev yapan  Birol Erdem, 25 Ekim 2010’da Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyesi olmuş ve 21 Kasım 2011-1 Ocak 2014 tarihleri arasında ise Adalet Bakanlığı Müsteşarlığı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<strong>Dr. Bahadır ASLAN</strong></p>



<div data-wp-interactive="core/file" class="wp-block-file"><object data-wp-bind--hidden="!state.hasPdfPreview" hidden class="wp-block-file__embed" data="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2022/12/YARGITAY-9.-CEZA-DAIRESININ-BIROL-ERDEM-HAKKINDAKI-GEREKCELI-KARARI.pdf" type="application/pdf" style="width:100%;height:600px" aria-label="Embed of YARGITAY-9.-CEZA-DAIRESININ-BIROL-ERDEM-HAKKINDAKI-GEREKCELI-KARARI."></object><a id="wp-block-file--media-2c691a71-95aa-40f7-8ebf-5978e26fd8ee" href="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2022/12/YARGITAY-9.-CEZA-DAIRESININ-BIROL-ERDEM-HAKKINDAKI-GEREKCELI-KARARI.pdf">YARGITAY-9.-CEZA-DAIRESININ-BIROL-ERDEM-HAKKINDAKI-GEREKCELI-KARARI</a><a href="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2022/12/YARGITAY-9.-CEZA-DAIRESININ-BIROL-ERDEM-HAKKINDAKI-GEREKCELI-KARARI.pdf" class="wp-block-file__button wp-element-button" download aria-describedby="wp-block-file--media-2c691a71-95aa-40f7-8ebf-5978e26fd8ee">Download</a></div>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun bu hafta açıkladığı Birol Erdem kararı bu haftanın en fazla konuşulan konusu haline geldi.  Halen Adalet Bakanlığı Yüksek Müşaviri olarak görev yapan  Birol Erdem, 25 Ekim 2010’da Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyesi olmuş ve 21 Kasım 2011-1 Ocak 2014 tarihleri arasında ise Adalet Bakanlığı Müsteşarlığı görevini yürütmüştü. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının Gülen Hareketine yönelik başlattığı soruşturmalar kapsamında Erdem çifti, 3 Haziran 2017 tarihinde gözaltına alınmıştı. Birol Erdem, tutuklama talebiyle sevk edildiği nöbetçi hakimlikçe serbest bırakılırken, eşi Gülümser Erdem, &#8220;silahlı terör örgütüne üye olmak&#8221; ve &#8220;dolandırıcılık&#8221; suçlarından 17 Haziran 2017 tarihinde tutuklanmış ve daha sonra adli kontrol şartı ile tahliye edilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hakkında silahlı terör örgütü yöneticiliği suçundan dava açılan eski müsteşar &nbsp;Birol ERDEM hakkında TCK’nın 30. maddesi gerekçe yapılarak Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından beraat kararı verilmiş <strong>(9. CD. 01/02/2021 T., 2019/11 E., 2021/5 K. )</strong> ve verilen beraat kararı Ceza Genel Kurulu tarafından onanmıştır. Birol Erdem yargılama sürecinde ayrıntılı olarak Gülen Cemaati içerisindeki etkinliğini,&nbsp; üstlendiği üst düzey görevleri ve 2013 yılından itibaren Türk yargısı içerisinde sözde <strong>Gülen Hareketi&nbsp;</strong> mensubu olduğunu düşündüğü hakim ve savcılarla alakalı yapmış olduğu sistematik ve planlı fişleme çalışmalarını ayrıntılı olarak anlatmıştır.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Adil Kararlar Ancak Bağımsız ve Tarafsız Mahkemelerce Verilebilir.</h4>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kadar önemli konumdaki biri hakkında verilen beraat kararı ve kararın CGK tarafından onaylanması son günlerin en önemli hukuki gelişmesi olarak görülmüş ve yazılı, görsel ve sosyal medyada yapılan paylaşımlarda Birol Erdem kararında yer verilen hukuki gerekçeler ışığında Birol Erdem’e verilen beraat kararının çok doğru ve bu karardaki gerekçeler ışığında herkesin beraat etmesi gerektiği vurgulanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yorumlar doğru olmakla birlikte kararın aşağıda açıklanacak gerekçeler ışığında hiç de masum bir karar olmadığını düşünüyorum. Öncelikle hukuki bir karar ancak bağımsız ve tarafsız bir yargı tarafından verilebilir. Bu noktada <strong>17/25 Aralık</strong> süreciyle birlikte baskı altına alınan , <strong>15 Temmuz</strong> darbe girişimi sonrası 5000 civarında hakim ve savcının meslekten ihracı ve çoğunluğunun tutuklanmasıyla birlikte fiilen ve yapılan Anayasa ve yasa değişiklikleriyle de kanunen hükümetin kontrolünde bir aparat haline gelen Türk yargısı bağımsızlık ve tarafsızlık vasıflarını yitirdiğinden öncelikle ortada bağımsız ve tarafsız bir yargı bulunmamaktadır. Bu vasıfları yitirmiş bir yargı meşruiyetini yitirmiş olduğundan verilen hiçbir kararı bu aşamada hukuken kabul edilebilecek bir nitelikte değildir. Dolayısıyla yüz binlerce insan hakkında örgüt suçlamasıyla yapılan yargılamalar bağımsız ve tarafsız mahkemelerce yapılmadığı gibi Birol Erdem gibi Türk yargısını sistematik ve planlı bir şekilde fişleyen bir eski cemaatçinin yargılaması da bağımsız ve tarafsız mahkemelerce yapılmamıştır. Diğer bir ifade ile ortada bağımsız ve tarafsız bir yargı bulunmadığından ortada hukuki bir karar da bulunmamaktadır. Sistem sadece kendi kullandığı aparatı temize çıkarmak için süslü bir kılıf bulmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk yargısının fişlenme surecinin baş aktörü olduğunu kendi ifadeleri ile ikrar eden ve binlerce hakim ve savcının fişlemesini yapıp istihbarat teşkilatıyla paylaşan bir kişinin bu hukuka aykırı eylemlerini meşru ve yerinde gören &nbsp;ve bu eylemlerini <strong>“hata kavramının yorumlanmasında dikkate alan”</strong> &nbsp;CGK kararı hiçbir şekilde hukuken kabul edilecek bir karar değildir. Birol Erdem’in ikrarıyla sabit olan bu suçları bakımından gereğinin takdir ve ifasına ancak bağımsız ve tarafsız bir mahkemece karar verilmesi mümkün olduğundan ve böyle bir tespitte henüz yapılmadığından bu berat kararı suçluyu kurtarma ve kahramanlaştırma yargılamasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Suçsuz binlerce hâkim ve savcı, yüzbinlerce kamu görevlisi ve sivil Gülen Hareketi mensubu olduğundan bahisle hiçbir gerekçe yokken bir gecede terör örgütü üyesi ilan edilmiş, gözaltında ve cezaevinde insanlık dışı kötü muamelelere ve işkencelere maruz kalmıştır.&nbsp; Bütün bu eylemler yerel mahkemeler, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi tarafından görmezden gelinmiş ve nihayetinde en ağır cezalar verilerek insanlar cezaevlerinde ölüme terkedilmişlerdir. Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi hukuksuzluğun önüne geçmek yerine bu hukuksuzluğun meşruiyetini sağlamak adına hukuk tarihinde örneği görülmemiş kılıf niteliğindeki gerekçelerle bu cezaları onamışlardır. Ancak Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın bu süreçte iktidarın isteği doğrultusunda oluşturduğu “kılıf” endeksli&nbsp; kararların &nbsp;AİHM’nin başta &nbsp;<strong>Alpaslan Altan ve Kılıç</strong> Kararları &nbsp;ile BM’nin <strong>Mukadder Alakuş ve Gökhan Açıkkol</strong> kararlarıyla paçavraya dönmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle hukuksuz bir süreçte Yargıtay Türk yargı teşkilatını fişleyen bir müsteşarı kendi oluşturdukları “örgüt kılıfından“ kurtarmak için bu sefer evrensel hukuk ilkeleri ve temel hukuk normlarıyla süslenmiş “hata” kılıfını ortaya çıkarmıştır. Bu hata kılıfı uydurulurken de diğer masum insanların faydalanmasını engelleyecek gerekçelerin konulması da ihmal edilmemiştir. Hata hükümlerinin ancak itirafçı olan ve geçmişte fişlemeleriyle bu pişmanlığını ortaya koyan kişilere uygulanacağı zımnen vurgulanmıştır. Sanık Birol Erdem’in hukuka aykırı fişleme eylemleri&nbsp; <strong>“hata kavramının yorumlanmasında” </strong>sanık lehine doğrudan değerlendirme konusu yapılmıştır.&nbsp;&nbsp;Masum insanları hukuka aykırı delil ve uyduruk gerekçelerle cezaevlerinde çürüten Türk Yargıtay’ı <strong>fişlemeci</strong> bir eski müsteşarı kurtarmak için bu defa sözde evrensel hukuk ilkeleri ile süslediği “hata kılıfı” &nbsp;ile sanığı beraat ettirmiştir.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Yargıtay’ın “Piramitli Örgüt Kılıfı” da “Hata Kılıfı” da Hukuksuzluğun İki Yüzü Gibidir.</h4>



<p class="wp-block-paragraph">Kanaatimce masum insanları terörist ilan etmek ve cezaevlerinde çürütmek için Yargıtay tarafından oluşturulan <strong>“piramitli örgüt kılıfı”</strong> ne kadar haksız ve hukuksuz ise&nbsp; <strong>fişlemeci eski bir müsteşarı </strong>bu kılıftan uzak tutmak ve aklamak için oluşturulan <strong>“hata kılıfı”</strong> da o kadar hukuksuzdur. Ve her iki hukuksuz kılıfının terziliğini de Yargıtay Ceza Genel Kurulu yapmıştır. CGK geçmişte &nbsp;emsali olmayan bir şekilde kanıttan ziyade &nbsp;bir ön kabul &nbsp;ile oluşturdukları piramit yapılanmada ortaya koydukları katmanlarla Gülen Cemaatini &nbsp;katmanlara ayırıp her bir katmanda yer alan kişileri eylemlerini ve suçun maddi be manevi unsurlarını ortaya koymadan peşinen suçlu kabul etmiştir. Hukuk tarihinde hiçbir zaman delil olarak değerlendirilmeyen fişleme bilgileri ve hukuka aykırı deliller baş tacı yapılarak mahkumiyet kararlarının bel kemiği olduğu özellikle Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından vurgulanmıştır. (<strong>CGK E. 2017/16-956 K. 2017/370 T. 26.09.2017)</strong>. Verdiği kararlarla kategorik ve peşin suçlular oluşturan CGK&nbsp; şimdi kimin hangi koşulda hata hükümlerinden faydalanacağına karar vermiştir. Bu kararını da sadece&nbsp; yaptığı fişlemelerle iktidarın kölesi haline gelen bir itirafçı ve fişlemeci&nbsp; müsteşar için uygulamıştır. Aynı tarihte binlerce masum insanın cezasını farklı gerekçelerle onaylarken Birol Erdem için evrensel hukuk ilkelerini hatırlamıştır. Bu durum aslında Yargıtay’ın asli fonksiyonundan uzaklaşarak suçlu üretim merkezine döndüğünü ortaya koymaktadır.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Ortada Bir Suç Olmadığından Hata Hükümleri Uygulanamaz</h4>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan ortada suçsuz insanların “hata” hükümlerinden faydalanarak beraat edecekleri bir suç yoktur. Olmayan bir suçta hata edilmesi de mümkün değildir. Bir suçun varlığı için öncelikle maddi ve manevi unsurlarını oluşması gerekmektedir. Darbe girişimi gerekçe gösterilerek bir grubu toptan suçlu ilan etmek vahim olduğu gibi onları hiç olmayacakları şekilde terörist ilan edip cezalandırmak hukuken daha vahimdir. Devletin kontrol denetiminde faaliyet gösteren bir bankada hesabı olmak veya kamu görev ifa etmek veyahut kanunların suç olarak düzenlemediği ekonomik ve sosyal faaliyetler bir suça vücut vermez. Aynı bankada CIO olan biri bugün hükumetin önemli bir bürokratı iken&nbsp; Bank Asya’da hesabı olan gariban Anadolu insanın hapishanede olması ancak adaletsizlikle izah edilir. İktidarın söylemleri ile suç politikası oluşturup suçlu yaratan Türk yargısının bu noktada suçun unsurları ile hata kavramlarını ayırt etme&nbsp; ve adaleti tesis etme gibi bir derdinin olmadığı&nbsp; AİHM ve BM kararları ile çöp haline gelen sözde kararları ile sabittir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AİHM ve BM kararları gereğince örgüt suçlaması ile yargılanan kişilerin öncelikle&nbsp; CMK 223. maddesi kapsamında öncelikle beraat&nbsp; etmeleri gerekmektedir. Ortada hata hükümlerinin uygulanacağı bir suç bulunmadığından bu noktada hata hükümlerinin kabulü aslında suç üretmek için yola koyulmuş Yargıtay’ın nihai amacını kabul anlamına gelmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay’ın hata kararının bir diğer vahim yönü ise suçun asli unsurlarını ve bu noktada son dönemde AİHM ve BM tarafından verilen kararları gerekçesinde tartışmadan suçun sübutunu peşinen kabul ederek kişinin hata sonucu bu suçlardan veya örgütün suç işleme amacından haberdar olmadığından bahisle hata hükümlerinden faydalanması gerektiğine karar vermesidir.&nbsp; Binlerce hakim ve savcıyı fişleyen ve halen illegal yürütülen bir kısım istihbari çalışmaların içinde yer alan, geçmişte müsteşarlık ve personel genel müdürlüğü yapan birinin iddia edildiği şekilde bir örgütün varlığından haberdar olmaması imkânsızdır. Birol Erdem’in örgütün varlığından haberdar olmaması için ya ortada bir örgütün olmaması ya da bu kadar önemli görevleri ifa eden birinin zeka sorununun olması gerekir. Teşkilatta herkesin “cin gibi” biri dediği Birol Erdem’in örgütün varlığından haberdar olmaması hata en değil ortada bir suç örgütün olmamasından kaynaklıdır. Ancak cin gibi biri Devletle devam etmek için örgüt kılıfının içini doldurmak için elinden geleni ardına bırakmamış be bütün insanlık suçlarının işlendiği bir süreçte önemli bir yapı taşı görevi üstlenmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu önemli görevinden ötürü Birol Erdem gibi fişlemeleri itiraf etmiş ve ne kadar hukuksuz uygulama varsa altına imza atmış, fişleme komisyonlarında ve asli görevi dışında illegal istihbarat faaliyetlerinde bulunmuş birinin hatadan faydalandırılmasının sebebi illegal yargılama sürecine olan katkısını ödüllendirmektir. &nbsp;</p>



<h4 class="wp-block-heading">Birol Erdem Bir At Pazarlığının Ortasında Kamıştır</h4>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan yargıdaki binlerce fişlemeyi itiraf etmiş,&nbsp; ne kadar hukuksuz uygulama varsa altına imza atmış, fişleme komisyonlarında ve asli görevi dışında illegal istihbarat faaliyetlerinde bulunmuş olan Birol Erdem bir at pazarlığının da ortasında kamıştır. Kendisini kurtarmak için 2013 yılından itibaren aktif fişleme faaliyetlerinde yer alan ve adeta bir istihbarat görevlisi gibi çalışan bir karakter kendi eşinin tutuklanmasını engelleyememiştir. Zira adete suç örgütüne dönüşen Türk yargı örgütündeki farklı kliklerin birbirinden de hesap sorduğu bir süreç yaşanmıştır. Tabiri caizse Ergenekon ve Balyoz davaları ile kapanmaz bir şekilde deşifre olan ve Erdoğan ile 2014 yılında yapılan anlaşma ile üzeri örtülen ama&nbsp; Hablemitoğlu cinayeti le tekrar varlığı ete kemiğe bürünen derin devlet yapılanması Birol Erdem’den geçmişin hesabını sormak için elinden geleni ardına bırakmamıştır. Birol Erdem her ne kadar istihbaratın şemsiyesi altına saklansa ve <strong>HAKYOLCU</strong> kimliği ile Erdoğan’a sığınmış olsa da derin devletin intikamı sürekli ensesinde olmuştur ve olacaktır. Mahkemece verilen beraat kararına yönelik itiraz ve temyizlerdeki gerekçeler bu hesap sorma niyetini en iyi şekilde ortaya koymaktadır. Elinde sopayla Birol Erdem’i parçalayacak bir ekip ile &nbsp;ona sahip çıkan <strong>HAKYOL</strong> ve iktidar kanadının derin hesaplaşması burada bitmez kanaatindeyim.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Adalet İçin “Hata “ Yapmadan Sezon Finalini Beklemek Gerekir.</h4>



<p class="wp-block-paragraph">Meselenin bir diğer yönü ise Gülen Hareketine yönelik hukuksuz surecin önemli bir figüranı haline gelen Birol Erdem’in belirlenen hedefe ulaşmadan yan çizmesini engellemek ve gelecek sezonun da itirafçısı olmasının önüne geçmek için bu şekilde kıstırma operasyonlarıyla avuçta tutulduğu da unutulmamalıdır. Dolayısıyla gelecek sezon Türk yargısı bağımsız ve tarafsız olarak yoluna devam ettiğinde bu sezon haksız olarak terörist ilan edilenleri berat ederken düzmece bir “hata kılıfıyla” beraat eden <strong>fişlemeci müsteşar Birol Erdem</strong> işlediği suçlardan dolayı sistemin diğer suça bulaşan, Anayasayı AİHM’in kararlarını ve evrensel hukuk kurallarını yok sayarak siyasetin istediği kararlara imza atan, işlenen insanlık suçlarını ört bas eden, işkence, çıplak arama ve kötü muamele ve adam kaçırma &nbsp;dosyalarını&nbsp; kapatan sözde yargı mensupları&nbsp; gibi en adil bir şekilde yargılanacaklardır. &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ondan dolayı “hata“ yapmadan sezon finalini beklemenizi öneririm…</p>



<div class="wp-block-media-text alignwide is-stacked-on-mobile"><figure class="wp-block-media-text__media"></figure><div class="wp-block-media-text__content"></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>UNITED NATIONS COMMITTEE ON HUMAN RIGHTS  DECISION  ABOUT GÖKHAN AÇIKOLLU</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2022/12/04/united-nations-committee-on-human-rights-decision-about-gokhan-acikollu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Dec 2022 19:25:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Gökhan Güneş]]></category>
		<category><![CDATA[English Articles]]></category>
		<category><![CDATA[BANK ASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[GÖKHAN AÇIKOLLU]]></category>
		<category><![CDATA[Mukadder Alakuş]]></category>
		<category><![CDATA[torture and ill-treatment]]></category>
		<category><![CDATA[UNITED NATIONS COMMITTEE ON HUMAN RIGHTS]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1737</guid>

					<description><![CDATA[                                                                  A. GENERAL ASSESSMENT OF THE COMMITTEE&#8217;S DECISION The United Nations Human Rights Committee reached an important decision on unlawful detention, poor prison conditions and violation of the right to a fair trial in the Mukadder Alakuş file numbered 3736/2020, which we discussed in our previous article.&#160; the Committee particularly emphasized in its assessment about &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="wp-block-heading">                                                                 </h1>



<h3 class="wp-block-heading">A. GENERAL ASSESSMENT OF THE COMMITTEE&#8217;S DECISION</h3>



<p class="wp-block-paragraph">The United Nations Human Rights Committee reached an important decision on unlawful detention, poor prison conditions and violation of the right to a fair trial in the Mukadder Alakuş file numbered 3736/2020, which we discussed in our previous article.&nbsp; the Committee particularly emphasized in its assessment about the applicant that taking some acts as the basis for the arrest and conviction as evidence of membership in a terrorist organization which is not defined as crimes or prohibited under domestic law, such as using the ByLock messaging program, having a Bank Asya account, and attending a peaceful meeting, is a violation of rights.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Shortly after this important decision, the UN Human Rights Committee announced another important violation decision of the same nature.&nbsp; The committee has made important determinations and has found significant violations in the decision of Gökhan Açıkkollu dated 30/11/2022 and numbered 3730/2020. Gökhan Açıkkollu, who was a teacher at that time, was detained after the coup attempt on 15 July and died as a result of the torture and ill-treatment he suffered while in custody. the prosecutor&#8217;s office decided not to prosecute in the investigation conducted regarding Açıkkollu&#8217;s death,. After the decision of non-prosecution, Gökhan Açıkkollu&#8217;s wife, Mümine Acikkollu lodged an application to the United Nations Human Rights Committee in order to detect violations of Gökhan Açıkkollu&#8217;s right to life and the investigation process after his death.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The Committee has made the following determinations and evaluations regarding the Applicant’s claims that:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Unlawful detention of Gökhan Açıkkollu without any evidence that he is a member of an armed terrorist organization<ul><li>Gökhan Açıkkollu&#8217;s death as a result of torture and ill-treatment while in custody</li></ul><ul><li>In the investigation process initiated after Gökhan Açıkkolu&#8217;s death, the decision of non-prosecution was given without an adequate and effective investigation.</li></ul>
<ul class="wp-block-list">
<li>Individual application to the Constitutional Court is not an effective domestic remedy for this kind of application.</li>
</ul>
</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading">B. MATTERS OF THE COMMITTEE</h3>



<h4 class="wp-block-heading">a.   The Constitutional Court and Exhaustion of Domestic Remedies</h4>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>7.4</strong> Following its jurisprudence<a id="_ftnref1" href="#_ftn1">[10]</a>, the Committee notes that the European Court of Human Rights has expressed concern as to the effectiveness of the remedy of an individual complaint to the Constitutional Court in cases concerning pre-trial detention, due to the non-implementation, by lower courts, of the Constitutional Court’s findings in two cases in which the Constitutional Court had found violations of the applicants’ rights. The European Court has also noted that it would be for the Government to prove that the remedy of an individual complaint to the Constitutional Court is effective, both in theory and in practice, in cases concerning the right to liberty and security.<a id="_ftnref2" href="#_ftn2">[11]</a>11 The Committee finds that, in the circumstances of the author’s case, and in light of the authority of the Constitutional Court’s judgements by lower courts in recent cases, the State party has not shown that an individual complaint before the Constitutional Court would have been effective, in practice, to challenge the lawfulness of her husband’s detention and subsequent death in custody.</p>



<h4 class="wp-block-heading">b. Gökhan Açıkkollu&#8217;s Death As A Result Of Torture And İll-Treatment While In Custody</h4>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>8.1</strong> The Committee has considered the communication in the light of all the information submitted to it by the parties, as required under article 5 (1) of the Optional Protocol.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>8.2</strong> The Committee notes the State party’s derogation under article 4 of the Covenant, which came into effect after the events giving rise to this communication, on 2 August 2016, after declaring a nationwide state of emergency (paras 1.2 and 4.1 supra). The Committee notes that a fundamental requirement for any measure derogating from the Covenant is that it is be limited to the extent strictly required by the exigencies of the situation in accordance with the principle of proportionality. The Committee further recalls that the mere fact that a permissible derogation from a specific provision may, of itself, be justified by the exigencies of the situation does not obviate the requirement that specific measures taken pursuant to the derogation must also be shown to be required by the exigencies of the situation.<a href="#_ftn3" id="_ftnref3">[12]</a> The Committee recalls that article 4 (2) of the Covenant explicitly prescribes that no derogation may be made from articles 6 and 7.<a href="#_ftn4" id="_ftnref4">[13]</a> Although article 9 of the Covenant is not included in the list of non-derogable rights under article 4 (2), the Committee recalls that the fundamental guarantee against arbitrary detention is non-derogable, insofar as even situations covered by article 4 cannot justify a deprivation of liberty that is unreasonable or unnecessary under the circumstances. The existence and nature of a public emergency which threatens the life of the nation may, however, be relevant to a determination of whether a particular arrest or detention is arbitrary.<a href="#_ftn5" id="_ftnref5">[14]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>8.3</strong> The Committee notes the author’s claims under articles 6 and 7 of the Covenant, that despite the authorities’ knowledge of her husband’s health problems, when he was in custody, her husband was subjected to torture and ill-treatment which resulted in his death. It also notes the author’s claim that she and her family suffered mental anguish and inhuman treatment due to the failure of the State party to properly investigate the death of her husband. The Committee takes note of the State party’s argument that the author’s husband was provided with adequate medication and regularly examined, and that, as indicated in the autopsy reports, he died from a heart attack without any indication that he was subjected to torture or ill-treatment. It also notes the State party’s submission that the investigation into the author’s husband’s death was duly conducted, in compliance with international standards and protocols, and based on tangible evidence.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>8.4</strong> The Committee recalls that the State party remains responsible for the life and well-being of its detainees, and that the duty to protect the life of all detained individuals includes providing them with the necessary medical care and appropriate regular monitoring of their health.<a href="#_ftn6" id="_ftnref6">[15]</a> Loss of life occurring in custody, in unnatural circumstances, creates a presumption of arbitrary deprivation of life by State authorities, which can only be rebutted on the basis of a thorough, prompt and impartial investigation that establishes the State’s compliance with its obligations under article 6.<a href="#_ftn7" id="_ftnref7">[16]</a> The Committee further recalls that it is the duty of the State party to afford everyone protection as may be necessary against acts prohibited by article 7, such as torture and ill-treatment, which may seriously affect the physical and mental health of the mistreated individual, and could also generate the risk of deprivation of life.<a href="#_ftn8" id="_ftnref8">[17]</a> When confronted with allegations of torture and ill-treatment, it is incumbent on the State party to produce evidence refuting the allegations that its agents are responsible and showing that they applied due diligence in protecting the detainee through a prompt and impartial investigation applying the Manual on the Effective Investigation and Documentation of Torture and Other Cruel, Inhuman or Degrading Treatment or Punishment (Istanbul Protocol). The Committee similarly recalls that prosecutions of potentially unlawful deprivations of life should be undertaken in accordance with relevant international standards, including the Minnesota Protocol on the Investigation of Potentially Unlawful Death, and must be aimed at ensuring that those responsible are brought to justice, promoting accountability and preventing impunity, and drawing necessary lessons for revising practices and policies with a view to avoiding repeated violations.<a href="#_ftn9" id="_ftnref9">[18]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>8.5</strong> In the present case, the Committee observes that the State party has provided two autopsy reports concluding that (i) the author’s husband did not die due to a traumatic effect or from poisoning; (ii) the colour changes in skin tissue and features of sternal and rib fractures observed are possibly due to the revitalization operations; and (iii) he died as a result of an acute myocardial infarction. It also observes that the State party provides the public prosecutor’s decision of non-prosecution stating that “there is no suspicious situation regarding the information and findings that require the presence of an external factor considered to have an effect of contribution to the death of Gökhan Açikkollu”. However, the Committee observes that both the decision of non-prosecution and the autopsy report dated 23 November 2016 noted the author’s and her brother’s statements raising concern that torture might be occurring.<a href="#_ftn10" id="_ftnref10">[19]</a> The Committee also notes that the State party has not provided any information regarding the discrepancies in the author’s husband’s medical reports whilst in custody, which in several cases confirmed injuries to his ribs, near to his neck, on his back, his psychological depression and symptoms of dizziness and sweating. It notes that the State party did not establish that the allegations of the author’s husband during a medical examination on 3 August 2016, that he had been exposed to physical and psychological trauma while in detention, were promptly, impartially and thoroughly investigated.<a href="#_ftn11" id="_ftnref11">[20]</a> It also observes that the State party did not investigate either the doctors’ assessment in their report that the injuries observed in the author’s husband’s neck were “possibly due to old trauma”. The Committee considers that, based on the information available to it on file, although the authorities were aware of the allegations of torture, it is not apparent that any ex officio investigation was conducted, in compliance with the Istanbul Protocol, on the basis of these allegations, the apparent signs on the author’s husband’s body and the medically reported psychological symptoms. The Committee considers that, in the circumstances of the present case, and in particular in light of the State party’s inability to effectively explain either the visible signs of mistreatment that were witnessed on a number of occasions or to establish that serious investigations were carried out, due weight should be given to the author’s claims. The Committee concludes that the State party failed to observe due diligence in protecting the author’s husband from torture and ill-treatment, and ultimately in protecting his life whilst in detention, considering his known pre-existing health problems, in breach of articles 6 and 7 of the Covenant.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>8.6</strong> Whilst recalling that it is not incumbent on the Committee to evaluate facts and evidence and conclusions reached in the investigation, it considers that the State party has not demonstrated that a thorough and impartial investigation into the allegations of torture and the death of the author’s husband took place, justifying on what basis several witness statements of co-detainees were not considered during the investigation or why his allegations of torture prior to his death were not effectively investigated at the time. The Committee further observes the uncertain conclusions in one autopsy report regarding his rib fractures suggesting that “it is possible that this happened during the revitalization operations”, which ignores the signs of injuries and allegations of torture reported prior to his death. The Committee concludes that the failure of the State party’s authorities to investigate promptly and thoroughly the circumstances of Gökhan Açikkollu’s death effectively denied a remedy to the author and her children, and amounted to mental suffering in violation of their rights under article 7.</p>



<h4 class="wp-block-heading">c.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Arbitrary Detention and Investigation Process</h4>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>8.7</strong> The Committee notes the author’s claims under articles 9 and 14 of the Covenant, that her husband was arbitrarily arrested and detained in the absence of evidence of his links to the coup attempt, and that the supposed evidence of his use of the Bylock application could not serve as a sufficient basis to place him in custody and was obtained unlawfully. It further notes the author’s allegations that: (a) her husband was never informed of the charges brought against him; (b) he was unable to appoint a lawyer; (c) his defense statement was never taken; (d) he was never presented before a judge during his 13 days in detention, and; (e) he was presumed guilty despite the absence of proof against him. The Committee notes the State party’s argument that the author’s husband was immediately informed of the reasons for his arrest and of the charge of membership of a terrorist organization brought against him, based on his use of the Bylock application and possession of a Bank Asya account, which constitute decisive and legally collected evidence of the criminal offense of membership in FETO. It takes of the State party’s submission that the charges were also based on a witness statement, which the author’s husband recognized in his statement, and that during the period of his pre-trial detention, which complied with the law on the state of emergency, he was able to meet with his lawyers.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>8.8</strong> The Committee notes that the author has not claimed that her husband’s detention was unlawful by virtue of the decree laws under the state of emergency. The question before the Committee is therefore to consider whether his detention was arbitrary. The Committee recalls that the notion of “arbitrariness” must be interpreted broadly to include elements of inappropriateness, injustice, lack of predictability and due process of law, as well as elements of reasonableness, necessity and proportionality and that remand in custody on criminal charges must be reasonable and necessary in all circumstances<a href="#_ftn12" id="_ftnref12">[21]</a>. The Committee observes that the State party submitted in its initial observations that the charges brought against the author’s husband were based on the crucial evidence of his use and installation of a Bylock application and ownership of a Bank Asya account, and clarified in its second observations that he was taken into custody based on witness statements. Nevertheless, it notes that the State party has not provided any documentation, such as the alleged witness statements, an arrest warrant, detention order, conversation records on the Bylock application, or any proof regarding the evidence purportedly justifying detention of the author’s husband. It also takes note that the State party has not provided comments on the letter from the Ministry of Education reinstating the author’s husband as a teacher. Furthermore, the Committee notes that the judgements of the Constitutional Court, referred to by the State party, ruling that the use of Bylock application can be relied on as sole or decisive evidence of the criminal offense of membership of FETO, were published after the arrest and detention of the author’s husband. In this sense, the Committee considers that the State party has not provided information as to how, at the time of the arrest and detention of the author’s husband, the judicial authorities had sufficient information on the nature of Bylock to conclude that the application was used exclusively by members of FETO for the purposes of internal communication, which could justify his detention.<a href="#_ftn13" id="_ftnref13">[22]</a> The Committee further recalls that persons arrested for the purpose of investigating crimes that they may have committed or for the purpose of holding them for criminal trial must be promptly informed of the crimes of which they are suspected or accused.<a href="#_ftn14" id="_ftnref14">[23]</a> The Committee notes that the State party has not submitted any documentation such as the detention order, arrest warrant or transcripts of judicial proceedings, in order to substantiate its claim that the author’s husband had been promptly informed of the reason for his arrest or the charges against him. It further notes that the State party has not provided any information on the questions posed to him during the investigation or record of the interview dated 27 July 2016, which it claims to have conducted. In these circumstances, the Committee considers that the State party has not established that the author’s husband was promptly informed of the charges against him and the reason for his arrest, nor substantiated that his detention met the criteria of reasonableness and necessity. It recalls that a derogation under article 4 cannot justify a deprivation of liberty that is unreasonable or unnecessary.<a href="#_ftn15" id="_ftnref15">[24]</a> The Committee therefore finds that the author’s husband’s detention amounted to a violation of his rights under article 9 (1) and (2) of the Covenant.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>8.9</strong> Having found a violation of articles 6, 7, 9(1) and 9(2) of the Covenant, the Committee decides not to separately examine the author’s claims of a violation of articles 14(2), (3)(b) and (d).</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<div class="wp-block-group is-vertical is-layout-flex wp-container-core-group-is-layout-4fc3f8e1 wp-block-group-is-layout-flex">
<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[10]</a> <em>Özçelik et al. v. Turkey, </em>(CCPR/C/125/D/2980/2017); <em>Alakus v. Türkiye</em>, (CCPR/C/135/D/3736/2020).&nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[11]</a> European Court of Human Rights, <em>Mehmet Hasan Altan v. Turkey </em>(application No. 13237/17), 20 March 2018, para. 142 and <em>Şahin Alpay v. Turkey </em>(application No. 16538/17), 20 March 2018, para. 121. &nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref3" id="_ftn3">[12]</a> General comment No. 29 (2001), para. 4.&nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref4" id="_ftn4">[13]</a> Ibid, para. 7.&nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref5" id="_ftn5">[14]</a> General comment No. 35 (2014), para. 66.&nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref6" id="_ftn6">[15]</a> See, General Comment No. 36, Article 6: right to life, para. 25.&nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref7" id="_ftn7">[16]</a> General Comment No. 36, Article 6: right to life, para. 29; Eshonov v. Uzbekistan (CCPR/C/99/D/1225/2003), para. 9.2; Zhumbaeva v. Kyrgyzstan, para. 8.8; Khadzhiyev v. Turkmenistan (CCPR/C/122/D/2252/2013), para. 7.3.&nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref8" id="_ftn8">[17]</a> General Comment No. 20, Article 7, para. 2; General Comment No. 36, Article 6: right to life, para. 54.&nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref9" id="_ftn9">[18]</a> General comment No. 36 (2019), paras. 12 and 27; See also Dhakal et al. v. Nepal (CCPR/C/119/D/2185/2012), para. 11.6; Chaulagain v. Nepal (CCPR/C/112/D/2018/2010), 11.3–11.5; and Neupane and Neupane v. Nepal (CCPR/C/120/D/2170/2012), para. 10.6.&nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref10" id="_ftn10">[19]</a> Decision of non-prosecution of the Istanbul Office of the Chief Public Prosecutor, Decision No. 2016/81222, p. 3; Report 5144 of the Forensice Medicine Institute I. Forensic Medicine Specialization Board (23 November 2016), p. 1.&nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref11" id="_ftn11">[20]</a> Haseki Education and Research Hospital Report form, 3 August 2016, Protocol 542577316&nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref12" id="_ftn12">[21]</a> General Comment 35 (2014), para. 12.&nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref13" id="_ftn13">[22]</a> See m<em>utatis mutandis </em>European Court of Human Rights, <em>Akgün v. Turkey </em>(19699/18), paras. 171-173 &nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref14" id="_ftn14">[23]</a> General Comment 35 (2014), para. 29.&nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref15" id="_ftn15">[24]</a> General Comment 35 (2014), para. 66.&nbsp;</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİRLEŞMİŞ MİLLETLER İNSAN HAKLARI KOMİTESİNİN GÖKHAN AÇIKKOLLU KARARI ÜZERİNE GENEL BİR DEĞERLENDİRME                                    Dr. Gökhan GÜNEŞ  </title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2022/12/02/birlesmis-milletler-insan-haklari-komitesinin-gokhan-acikkollu-karari-uzerine-genel-bir-degerlendirme-dr-gokhan-gunes/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Dec 2022 11:36:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Gökhan Güneş]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[BANK ASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BAROLARBİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<category><![CDATA[Kötu Muamele]]></category>
		<category><![CDATA[Mukadder Alakuş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1722</guid>

					<description><![CDATA[                                                                                                                                                                   A.&#160;&#160;&#160; KOMİTE KARARININ GENEL DEĞERLENDİRMESİ Daha önceki yazılarımıza konu ettiğimiz Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesinin 3736/2020 sayılı Mukadder Alakuş  dosyasında Komite   haksız  tutuklama, kötü cezaevi koşulları ve adil yargılanma hakkının ihlali konularında önemli bir karara imza atmıştı. Başvurucu hakkında Komite yaptığı değerlendirmede Bylock mesajlaşama programı kullanmak, Bank Asya hesabına sahip olmak ve barışçıl bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">                                                                                                                                                                    </p>



<h2 class="wp-block-heading">A.&nbsp;&nbsp;&nbsp; KOMİTE KARARININ GENEL DEĞERLENDİRMESİ</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Daha önceki yazılarımıza konu ettiğimiz Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesinin 3736/2020 sayılı <strong>Mukadder Alakuş</strong>  dosyasında Komite   haksız  tutuklama, kötü cezaevi koşulları ve adil yargılanma hakkının ihlali konularında önemli bir karara imza atmıştı. Başvurucu hakkında Komite yaptığı değerlendirmede Bylock mesajlaşama programı kullanmak, Bank Asya hesabına sahip olmak ve barışçıl bir mitinge katılmak gibi iç hukukta suç olarak tanımlanmayan veya yasaklanmayan eylemlerin terör örgütüne üye olmak suçunun delili olarak tutuklama ve mahkumiyet kararına esas alınmasının hak ihlali olduğuna özellikle vurgu yapmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">BM İnsan Hakları Komitesi bu önemli kararından çok kısa bir süre sonra aynı nitelikte bir başka önemli ihlal kararını açıklamıştır. Komite&nbsp; 30/11/2022 tarihli ve 3730/2020 sayılı <strong>Gökhan Açıkkollu </strong>kararında önemli tespit ve ihlallere yer vermiştir. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası gözaltına alınan öğretmen Gökhan Açıkkollu, gözaltında uğradığı işkence ve kötü muameleler sonucu hayatını kaybetmiş ve Açıkkollu’nun ölümüyle ilgili savcılık takipsizlik kararı verilmiştir. Takipsizlik kararından sonra <strong>Gökhan Açıkkollu’nun </strong>yaşam hakkına ve ölümünden sonraki soruşturma surecine&nbsp; ilişkin ihlallerin tespiti adına &nbsp;<strong>Gökhan Açıkkollu’nun &nbsp;</strong>eşiMümüne Acikkollu tarafından Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesine başvuru yapılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Başvurucunun kocası olan Gökhan Açıkkollu’nun gözaltındayken ölümüyle sonuçlanan işkence ve kötü muameleye tabi tutulduğu yönündeki iddialarına ilişkin olarak Komite yaptığı değerlendirme neticesinde:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Başvurucunun kocasının gözaltında tutulmasının ve akabinde nezarethanede ölümünün hukukiliğine itiraz etmede Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru yolunun uygulamada etkili olacağının taraf Devlet tarafından ispatlanmadığına,</li>



<li>Türkiye’de 2 Ağustos 2016&#8217;da ülke çapında olağanüstü hal ilan edildikten sonra yürürlüğe giren askıya alma bildiriminin (derogasyon) keyfi tutuklamaya karşı temel güvenceleri askıya alamayacağına,</li>



<li>Taraf Devlet&#8217;in, Gökhan Açıkkollu’nun 3 Ağustos 2016 tarihinde yapılan tıbbi muayenesi sırasında, gözaltındayken fiziksel ve psikolojik travmaya maruz kaldığı yönündeki iddialarının derhal, tarafsız ve kapsamlı bir şekilde soruşturulduğunu ortaya koyamadığına,</li>



<li>Taraf Devlet&#8217;in, Sözleşme&#8217;nin 6. ve 7. maddelerine aykırı olarak, Gökhan Açıkkollu’yu işkence ve kötü muameleden korumak ve nihayetinde, önceden var olduğu bilinen sağlık sorunlarını göz önünde bulundurarak, gözaltındayken hayatını korumak için gerekli özeni göstermediğine,</li>



<li>Taraf Devlet&#8217;in işkence iddialarına ve Gökhan Açıkkollu’nun ölümüne ilişkin kapsamlı ve tarafsız bir soruşturma yürütüldüğünü gösteremediğine, soruşturma sırasında gözaltında bulunan diğer tanıkların ifadelerinin hangi gerekçeyle dikkate alınmadığının veya ölümünden önceki işkence iddialarının neden zamanında etkili bir şekilde soruşturulmadığının gerekçelendiremediğine,</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Karar vermiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Komite Gökhan Açıkkollu’nun&nbsp; ölümü ile sonuçlanan gözaltı ve soruşturma surecine ilişkin olarak ise</strong>, <strong>gözaltına alma işleminin &nbsp;keyfi olup olmadığını değerlendirirken Mukadder Alakuş</strong>&nbsp; <strong>Kararında olduğu gibi</strong><strong>, </strong><strong><u>&#8220;</u></strong><strong>keyfilik&#8221; kavramının, uygunsuzluk, adaletsizlik, öngörülebilirlik eksikliği ve hukuka uygunluk unsurlarının yanı sıra makul olma, gereklilik ve orantılılık unsurlarını da içerecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğine </strong><strong>ve cezai suçlamalarla ilgili olarak gözaltında tutmanın her koşulda makul ve gerekli olması zorunluluğuna vurgu yaptıktan sonra &nbsp;</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Taraf devlet tarafından Başvurucunun kocası Gökhan Açıkkollu’nun gözaltın alınma nedeni veya kendisine yöneltilen suçlamalar hakkında derhal bilgilendirildiği iddiasını kanıtlamak için gözaltı kararı, tutuklama emri veya adli işlem tutanakları gibi herhangi bir belge sunulmadığına,</li>



<li>Taraf Devletin iddia edilen tanık ifadeleri, yakalama emri, gözaltı kararı, Bylock uygulamasına ilişkin konuşma kayıtları gibi herhangi bir belge veya başvurucunun kocasının gözaltına alınmasını haklı gösterdiği iddia edilen delillere yönelik herhangi bir kanıt sunmadığına,</li>



<li>Bylock gibi şifreli bir iletişim aracının veya Bank Asya hesabının sadece kullanılması veya indirilmesinin, konuşma kayıtları gibi başka delillerle desteklenmedikçe, kendi başına yasadışı bir silahlı örgüte üyeliğinin kanıtı olamayacağına,</li>



<li>Taraf Devlet tarafından atıfta bulunulan ve Bylock uygulamasının FETÖ üyeliği suçunun tek veya belirleyici delili olarak kullanılabileceğine hükmeden Anayasa Mahkemesi kararlarının, başvurucunun kocasının yakalanmasından ve gözaltına alınmasından sonra yayımlandığına,</li>



<li>Taraf Devlet&#8217;in <strong>Gökhan Açıkkollu’ya </strong>atfetilen suçlamalar ve yakalanma nedeni hakkında derhal bilgilendirildiğini ve tutulmasının makul ve gerekli olma kriterlerini karşıladığını kanıtlayamadığına,</li>



<li>Komite, Sözleşmenin 4. madde kapsamındaki bir askıya alma bildiriminin, makul olmayan veya lüzumsuz bir özgürlükten yoksun bırakmayı haklı gösteremeyeceğine</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Karar vermiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Verilen karar ve ortaya konulan tespitler ışığında Komite Gökhan Açıkkollu’nun haksız ve keyfi bir şekilde gözaltına alındığını, işkence ve kötü muamele sonucu yaşamını yitirdiğini ve ölümüyle ilgili etkin bir soruşturma yürütülmeyerek takipsizlik kararı verildiğini açıkça ortaya koymuştur. Görüldüğü üzere komite &nbsp;şifreli bir iletişim aracının veya banka hesabının sadece kullanılması veya indirilmesinin, konuşma kayıtları gibi başka delillerle desteklenmedikçe, kendi başına yasadışı bir silahlı örgüte üyeliğin kanıtı olamayacağını belirterek yargılama surecinde adil yargılanma hakkı kapsamında suç ve cezaların kanuniliği ve geriye yürümezliği ilkelerine uygun hareket edilmediğine karar vermiştir. Aynı şekilde Komite, başvurucu bakımından geçmiş örnekleri de dikkate alarak&nbsp; Anayasa Mahkemesi nezdinde yapılacak bireysel başvuru yolunu etkisiz kabul etmiştir. &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Komitenin yukarıda özetlenen tespit ve değerlendirmeleri incelendiğinde Türkiye&#8217;deki mahkemeler tarafından gözaltı, tutuklama ve mahkûmiyet kararlarının verilmesi sürecinde Sözleşme hükümlerinin açıkça ihlal edilmiş olduğu, adil yargılanma hakkının gereklerinin yerine getirilmediği, gözaltında yaşam hakkının açık ve aleni olarak ihlal edildiği ve hukuksuz uygulamalara yönelik yapılan şikayetlere ilişkin etkin, tarafsız ve kapsamlı bir soruşturma sürecinin yürütülmediği özellikle vurgulanmaktadır.&nbsp; Diğer bir ifade ile yargısal süreçlerde dahil olmak üzere&nbsp; Türkiye’de &nbsp;hukuksuzluk üzerine istikrar kazanmış bir idari pratiğin etkin olduğuna vurgu yapılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan <strong>Mukadder Alakuş</strong>&nbsp; Kararında olduğu gibi Komitenin <strong>Gökhan Açıkollu</strong> kararında yaptığı tespit ve değerIendirmeler 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası Gülen Hareketi mensuplarına yönelik başlatılan soruşturmalarda ve yapılan yargılamalarda yaşanan sistematik ve yaygın hak ihlallerinin Komite tarafından tespiti ve kabulü anlamına gelmektedir. Türkiye’de yapılan her hukuksuz işlem, karar ve eylem için bir gerekçe uydurulsa veya yapılan hukuksuz işlem, eylem ve kararı haklı göstermek için kanunlar değiştirilse veya siyaset kurumunun hukuksuz işlem ve kararlarına meşruiyet tanıma fonksiyonunu üstlenen Anayasa Mahkemesi’nden ısmarlama kararlar alınsa da her bir hukuksuzluk evrensel hukuk ilkeleri ışığında uluslararası mahkeme ve kurumlar nezdinde mahkum edilmektedir. Türk yargı makamlarının <strong>“kılıf”</strong> ile <strong>“hukuki gerekçe”</strong> kavramların birbirini zıttı kavramlar olduğunu kavraması gerekmektedir. Zira hukuksuzluklar için üretilmiş hiçbir kılıf/gerekçe hukuk ve adalet nezdinde kabul görmemektedir. Kılıf “keyfilik” kavramının su yüzüne çıkmış en somut halidir. Tek bir hukuksuzluk için binlerce kılıf ve haksız gerekçenin yok hükmünde olduğu da zaten BM İnsan Hakları Komitesi’nin son kararları ile tescillenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu nedenle antidemokratik rejimler ne kadar güçlü olursa olsun hak ve adalet karşında her zaman zayıf ve kaybeden konumunda olmuşlardır. Bu noktada bizlere düşen sadece sabırla adaletin tecelli edeceği zamanı beklemek ve adaletin gereği için gerekli olan mücadeleyi vermektir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">B.&nbsp;&nbsp;&nbsp; BM’NİN DİKKAT ÇEKTİĞİ HUSUSLAR</h2>



<h4 class="wp-block-heading">a. Anayasa Mahkemesi ve İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi</h4>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>7.4</u></strong> Komite kendi içtihadını<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a> takiben, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi&#8217;nin, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin başvurucuların haklarının ihlalini tespit ettiği iki davadaki bulgularının alt mahkemeler tarafından uygulanmaması nedeniyle, tutuklu yargılama davalarında bu hukuk yolunun etkililiğine ilişkin endişelerini dile getirdiğini not etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ayrıca, özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili davalarda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun, hem teoride hem de uygulamada etkili olduğunu kanıtlamanın Hükümete düştüğünü kaydetmiştir.<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a> Komite, başvurucunun davasının koşullarında ve Anayasa Mahkemesi kararlarının alt derece mahkemeleri nezdindeki kıymeti ışığında, başvurucunun kocasının tutulmasının ve akabinde nezarethande ölümünün hukukiliğine itiraz etmede Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvurunun uygulamada etkili olacağını taraf Devletin göstermediğini tespit etmektedir.</p>



<h4 class="wp-block-heading">b. Gökhan Açıkollu’nun Gözaltında İşkence Ve Kötü Muamele Sonucu Ölümü</h4>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>8.1</u></strong> Komite, İhtiyari Protokol&#8217;ün 5 (1) maddesi uyarınca, taraflarca kendisine sunulan tüm bilgiler ışığında başvuruyu değerlendirmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>8.2</u></strong> Komite, taraf Devletin Sözleşme&#8217;nin 4. maddesi uyarınca yaptığı ve bu başvuruya yol açan olaylardan sonra, 2 Ağustos 2016&#8217;da ülke çapında olağanüstü hal ilan ettikten sonra yürürlüğe giren askıya alma bildirimini (derogasyon) not eder (yukarıdaki 1.2 ve 4.1 paragrafları). Komite, Sözleşme&#8217;den hariç tutulan herhangi bir tedbir için esas olan koşulun, orantılılık ilkesine uygun olarak durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde sınırlandırılması olduğunu kaydeder. Komite ayrıca, belirli bir hüküm için tanınan istisnanın, durumun zorunluluklarını kendiliğinden haklı gösterilebileceği gerçeğinin, askıya alma uyarınca alınan özel önlemlerin de durumun zorunluluklarının gerekli olduğu yönündeki koşulu ortadan kaldırmadığını hatırlatır. Komite, 6 ve 7. maddelerdeki haklar yönünden herhangi bir askıya alma işleminin yapılamayacağını Sözleşme&#8217;nin 4 (2) maddesinin açıkça düzenlediğini hatırlatır. Sözleşme&#8217;nin 9. maddesi, 4(2) maddesi kapsamındaki askıya alınamaz haklar listesinde yer almamasına rağmen, 4. madde kapsamındaki durumlar bile makul olmayan veya gereksiz koşullarda gerçekleşen özgürlükten mahrum bırakmanın bir tutuklamayı haklı kılamayacağı kadarıyla, keyfi tutuklamaya karşı temel güvencenin askıya alınamaz olduğunu hatırlatır. Bununla birlikte, muayyen bir yakalama veya tutuklamanın keyfi olup olmadığının tespitii toplumun hayatını tehdit eden olağanüstü bir durumun mevcudiyeti ve niteliği ile ilişkili olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>8.3</u></strong> Komite, başvurucunun Sözleşme&#8217;nin 6. ve 7. maddeleri kapsamında, yetkililerin eşinin sağlık sorunları hakkında bilgi sahibi olmalarına rağmen, kocasının gözaltındayken ölümüyle sonuçlanan işkence ve kötü muameleye tabi tutulduğu yönündeki iddialarını not etmektedir. Komite, ayrıca başvurucunun, taraf Devletin kocasının ölümünü gerektiği gibi soruşturmaması nedeniyle kendisi ve ailesinin ruhsal ıstırap ve insanlık dışı muameleye maruz kaldıklarına ilişkin iddiasını da kaydetmektedir. Komite, Taraf Devlet&#8217;in, başvurucunun kocasına yeterli ilaç sağlandığı ve düzenli olarak muayene edildiği ve otopsi raporlarında belirtildiği gibi, işkence veya kötü muameleye maruz kaldığına dair herhangi bir belirti olmaksızın kalp krizinden öldüğü yönündeki iddiasını not etmektedir. Komite, ayrıca, taraf Devletin, başvurucunun kocasının ölümüyle ilgili soruşturmanın uluslararası standartlar ve protokollere uygun olarak ve somut delillere dayalı şekilde gereği gibi yürütüldüğü yönündeki beyanını da kaydeder.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>8.4</u></strong> Komite, taraf Devletin tutukluların yaşam ve esenliğinden sorumlu olduğunu ve tutuklu tüm kişilerin yaşamını koruma görevinin, onlara gerekli tıbbi bakımı sağlamayı ve sağlıklarının uygun şekilde düzenli olarak takibini içerdiğini hatırlatır. Gözaltında doğal olmayan koşullarda meydana gelen ölüm, Devlet makamlarınca keyfi olarak yaşamdan mahrum bırakılmaya ilişkin karine oluşturur ve bu sadece, Devletin 6. madde kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirdiğini ortaya koyan kapsamlı, hızlı ve tarafsız bir soruşturma temelinde çürütülebilir.<a href="#_ftn3" id="_ftnref3">[3]</a> Komite ayrıca, kötü muamele gören kişinin fiziksel ve ruhsal sağlığını ciddi şekilde etkileyebilecek ve aynı zamanda hayatını kaybetme riskini de doğurabilecek 7. maddede yasaklanan işkence ve kötü muamele gibi eylemlerin gerekli kılabileceği üzere herkese bir koruma sağlamanın taraf Devletin görevi olduğunu hatırlatır. <a href="#_ftn4" id="_ftnref4">[4]</a> İşkence ve kötü muamele iddialarıyla karşı karşıya kalındığında, memurlarının sorumlu olduğuna dair iddiaları çürüten ve İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi İçin El Kılavuzu’nu (İstanbul Protokolü) uygulayan hızlı ve tarafsız bir soruşturma yoluyla tutukluyu korurken gerekli özeni gösterdiklerini ortaya koyan kanıtlar sunmak Taraf Devletin görevidir. Komite benzer şekilde, potansiyal hukuk dışı yaşamdan yoksun bırakmalara ilişkin kovuşturmaların, Potansiyel Hukuk Dışı Ölümlerin Soruşturulmasına İlişkin Minnesota Protokolü de dahil olmak üzere ilgili uluslararası standartlara uygun olarak yürütülmesi gerektiğini, sorumluların adalete teslim edilmesini sağlamayı ve cezasızlığın önlenmesi ile tekrarlanan ihlallerden kaçınmak amacıyla uygulama ve politikaların gözden geçirilmesi için gerekli derslerin çıkarılması ve hesap verebilirliği teşvik etmeyi amaçlaması gerektiğini hatırlatır.<a href="#_ftn5" id="_ftnref5">[5]</a>&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>8.5</u></strong> Mevcut davada Komite, taraf Devlet&#8217;in şu sonuçlara ulaşan iki otopsi raporu sunduğunu gözlemlemektedir: (i) başvurucunun eşinin travmatik bir etki veya zehirlenme sonucu ölmediği; (ii) cilt dokusunda gözlenen renk değişiklikleri ile sternum ve kaburga kırıklarının muhtemelen hayata yeniden döndürme operasyonlarina bağlı olduğu; ve (iii) akut miyokard enfarktüsü sonucu öldüğü. Komite ayrıca, taraf Devlet&#8217;in Cumhuriyet savcılığının “Gökhan Açıkkollu&#8217;nun ölümünde katkısı olduğu düşünülen bir dış etkenin varlığını gerektiren bilgi ve bulgulara ilişkin şüpheli bir durum bulunmadığını&#8221; belirten takipsizlik kararını sunduğunu da gözlemlemektedir. Ancak Komite, hem takipsizlik kararında hem de 23 Kasım 2016 tarihli otopsi raporunda başvurucunun ve kardeşinin işkence olabileceğine dair endişelerini dile getiren ifadelerine yer verildiğini gözlemlemektedir. Komite ayrıca, taraf Devletin, başvurucunun kocasının gözaltındayken aldığı ve birçok durumda kaburgalarında, boynuna yakın bölgelerde ve sırtında yaralanmalar olduğunu, psikolojik depresyonunu ile baş dönmesi ve terleme semptomlarını doğrulayan tıbbi raporlardaki tutarsızlıklara ilişkin herhangi bir bilgi sunmadığını da not etmektedir. <strong>Taraf Devlet&#8217;in, başvurucunun kocasının 3 Ağustos 2016 tarihinde yapılan tıbbi muayenesi sırasında, gözaltındayken fiziksel ve psikolojik travmaya maruz kaldığı yönündeki iddialarının derhal, tarafsız ve kapsamlı bir şekilde soruşturulduğunu ortaya koymadığını</strong> kaydetmektedir. Komite ayrıca, taraf Devlet&#8217;in, doktorların raporlarında başvurucunun eşinin boynunda tespit edilen yaraların &#8220;muhtemelen eski travmaya bağlı&#8221; olduğu yönündeki değerlendirmelerini de soruşturmadığını gözlemlemektedir. Komite, dosyada mevcut bilgilere dayanarak, yetkililerin işkence iddialarından haberdar olmalarına rağmen, bu iddialar temelinde, başvurucunun eşinin vücudundaki belirgin işaretler ve tıbbi olarak bildirilen psikolojik semptomlara yönelik İstanbul Protokolü uyarınca <em>re&#8217;sen </em>herhangi bir soruşturma yürütüldüğünün açık olmadığını düşünmektedir. Komite, mevcut davanın koşullarında ve özellikle taraf Devlet&#8217;in birçok kez tanık olunan kötü muamelenin görünür işaretlerini etkili bir şekilde izah edememesi veya ciddi soruşturmaların yürütüldüğünü ortaya koyamaması ışığında, başvurucunun iddialarına gereken ağırlığın verilmesi gerektiğini düşünmektedir. Komite, <strong>taraf Devlet&#8217;in, Sözleşme&#8217;nin 6. ve 7. maddelerine aykırı olarak, başvurucunun kocasını işkence ve kötü muameleden korumak ve nihayetinde, önceden var olduğu bilinen sağlık sorunlarını göz önünde bulundurarak, gözaltındayken hayatını korumak için gerekli özeni göstermediği </strong>sonucuna varmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>8.6</u></strong> Komite, soruşturmada ulaşılan olguları, kanıtları ve sonuçları değerlendirmenin Komite&#8217;nin görevi olmadığını hatırlatmakla birlikte, <strong>taraf Devlet&#8217;in işkence iddialarına ve başvurucunun eşinin ölümüne ilişkin kapsamlı ve tarafsız bir soruşturma yürütüldüğünü göstermediğini, soruşturma sırasında gözaltında bulunan diğer tanıkların ifadelerinin hangi gerekçeyle dikkate alınmadığını veya ölümünden önceki işkence iddialarının neden zamanında etkili bir şekilde soruşturulmadığını gerekçelendirmediğini</strong> düşünmektedir. Komite ayrıca, bir otopsi raporunda kaburga kırıklarıyla ilgili olarak &#8220;bunun hayata yeniden döndürme işlemleri sırasında meydana gelmiş olması mümkündür&#8221; şeklindeki belirsiz sonuçların, ölümünden önce bildirilen yaralanma belirtilerini ve işkence iddialarını göz ardı ettiğini gözlemlemektedir. Komite, <strong>taraf Devlet yetkililerinin Gökhan Açıkkollu&#8217;nun ölüm koşullarını derhal ve kapsamlı bir şekilde soruşturmamasının, başvurucu ve çocuklarını etkili bir şekilde hukuk yolundan mahrum bıraktığı</strong> ve 7. madde kapsamındaki haklarını ihlal eden bir ruhsal ızdıraba neden olduğu sonucuna varmaktadır.</p>



<h4 class="wp-block-heading">c. Keyfi Olarak Gözaltına Alınma ve Soruşturma Süreci</h4>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>8.7</u></strong> Komite, başvurucunun, eşinin darbe teşebbüsüyle bağlantısı olduğuna dair delil bulunmadığı halde keyfi olarak gözaltına alındığı ve tutuklandığı ile Bylock uygulamasını kullandığına dair iddia edilen kanıtın gözaltına alınması için yeterli bir dayanak oluşturamayacağı ve hukuka aykırı olarak elde edildiği yönünde, Sözleşme&#8217;nin 9. ve 14. maddeleri altındaki iddialarını not etmektedir. Komite ayrıca başvurucunun şu iddialarını da not etmektedir: (a) kocası kendisine yöneltilen suçlamalar hakkında hiçbir zaman bilgilendirilmemiştir; (b) kocası bir avukat tayin edememiştir; (c) kocasının savunması hiçbir zaman alınmamıştır; (d) gözaltında tutulduğu 13 gün boyunca hiçbir zaman hakim karşısına çıkarılmamıştır ve; (e) aleyhinde kanıt olmamasına rağmen suçlu olduğu varsayılmıştır. Komite, taraf Devletin, başvurucunun kocasının, FETÖ üyeliği suçunun kesin ve yasal olarak toplanmış delillerini oluşturan Bylock uygulamasını kullanması ve Bank Asya hesabına sahip olmasına dayanılarak, tutuklanma nedenlerinden ve kendisine yöneltilen terör örgütü üyeliği suçlamasından derhal haberdar edildiği yönündeki argümanını not etmektedir. Komite, taraf Devlet&#8217;in, suçlamaların, başvurucunun kocasının ifadesinde tanıdığı bir tanık beyanına da dayandığını ve Olağanüstü Hal Kanunu’na uygun olan tutukluluk süresi boyunca avukatlarıyla görüşebildiği yönündeki bildirimini not etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>8.8</u></strong> Komite, başvurucunun, kocasının tutulmasının olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri kapsamında hukuka aykırı olduğunu iddia etmediğini kaydetmektedir. Dolayısıyla Komite&#8217;nin önündeki mesele, başvurucunun tutukluluğunun keyfi olup olmadığının değerlendirilmesidir. <strong>Komite, &#8220;keyfilik&#8221; kavramının uygunsuzluk, adaletsizlik, öngörülebilirlik ve hukuka uygunluk yokluğu unsurlarının yanı sıra makuliyet, gereklilik ve orantılılık unsurlarını da içerecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini ve cezai suçlamalarla ilgili olarak gözaltında tutmanın her koşulda makul ve gerekli olması gerektiğini </strong>hatırlatır. Komite, taraf Devletin ilk beyanlarında başvurucunun kocasına yöneltilen suçlamaların Bylock uygulamasını yüklemesi ve kullanması ile Bank Asya hesabına sahip olması şeklindeki önemli delillere dayandığını belirttiğini ve ikinci beyanlarında tanık ifadelerine dayanarak gözaltına alındığını açıkladığını gözlemlemektedir. Bununla birlikte, taraf Devletin iddia edilen tanık ifadeleri, yakalama emri, gözaltı kararı, Bylock uygulamasına ilişkin konuşma kayıtları gibi herhangi bir belge veya başvurucunun kocasının gözaltına alınmasını haklı gösterdiği iddia edilen delillere yönelik herhangi bir kanıt sunmadığını not etmektedir. Komite ayrıca, taraf Devletin, Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;nın başvurucunun kocasının öğretmenlik görevine iade edildiğine dair yazısına ilişkin bir açıklama sunmadığını da not etmektedir. Ayrıca<strong> Komite, taraf Devlet tarafından atıfta bulunulan ve Bylock uygulamasının FETÖ üyeliği suçunun tek veya belirleyici delili olarak kullanılabileceğine hükmeden Anayasa Mahkemesi kararlarının, başvurucunun kocasının yakalanmasından ve gözaltına alınmasından sonra yayımlandığını </strong>not etmektedir. Bu anlamda Komite, taraf Devletin, başvurucunun kocasının yakalanması ve gözaltına alınması esnasında, adli makamların <strong>Bylock&#8217;un niteliği hakkında, programın yalnızca FETÖ üyeleri tarafından iç iletişim amacıyla kullanıldığı sonucuna varmak için yeterli bilgiye, ki bu onun tutulmasını haklı kılabilirdi, ne şekilde sahip olduklarına dair bilgi sunmadığını</strong> değerlendirmektedir. Komite ayrıca, işlemiş olabilecekleri suçların soruşturulması amacıyla veya ceza yargılaması amacıyla tutuklanan kişilerin, zan altında oldukları veya itham edildikleri suçlar hakkında derhal bilgilendirilmeleri gerektiğini hatırlatır. Komite, taraf Devlet&#8217;in, <strong>başvurucunun kocasının tutuklanma nedeni veya kendisine yöneltilen suçlamalar hakkında derhal bilgilendirildiği iddiasını kanıtlamak için gözaltı kararı, tutuklama emri veya adli işlem tutanakları gibi herhangi bir belge sunmadığını</strong> not etmektedir. Komite ayrıca, taraf Devlet&#8217;in soruşturma sırasında ona yöneltilen sorulara ilişkin herhangi bir bilgi veya gerçekleştirdiğini iddia ettiği 27 Temmuz 2016 tarihli sorgunun kaydını sunmadığını not etmektedir. Bu koşullar altında Komite, <strong>taraf Devlet&#8217;in başvurucunun kocasının kendisine atfetilen suçlamalar ve yakalanma nedeni hakkında derhal bilgilendirildiğini ve tutulmasının makul ve gerekli olma kriterlerini karşıladığını kanıtlamadığını</strong> değerlendirmektedir. Komite, 4. madde kapsamındaki bir askıya alma bildiriminin, makul olmayan veya lüzumsuz bir özgürlükten yoksun bırakmayı haklı gösteremeyeceğini hatırlatmaktadır. Bu nedenle Komite, başvurucunun kocasının tutulmasının Sözleşme&#8217;nin 9 (1) ve (2) maddesi altındaki haklarının ihlaline yol açtığını tespit etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>8.9</u></strong> Sözleşme&#8217;nin 6, 7, 9(1) ve 9(2) maddelerinin ihlal edildiğini tespit eden Komite, başvurucunun 14(2), (3)(b) ve (d) maddelerinin ihlal edildiğine dair iddialarını ayrıca incelememeye karar vermiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9.</strong> İhtiyari Protokol&#8217;ün 5 (4) maddesi uyarınca hareket eden Komite, önündeki olayların, başvurucunun kocasının Sözleşme&#8217;nin 6, 7 ve 9 (1) ve (2) maddeleri kapsamındaki haklarının ve başvurucunun ve çocuklarının 7. madde kapsamındaki haklarının ihlal edildiğini ortaya koyduğu görüşündedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>10.</strong> Sözleşme&#8217;nin 2 (3) (a) maddesi uyarınca, taraf Devlet başvurucuya etkili bir hukuk yolu sağlamakla yükümlüdür. Bu, Sözleşmeden doğan hakları ihlal edilen bireylere tam telafi sağlamasını gerektirir. Buna göre, taraf Devlet, diğerlerinin yanı sıra, aşağıdaki hususlarda uygun adımları atmakla yükümlüdür: (a) başvurucunun eşinin keyfi olarak tutuklanması, işkence görmesi ve ölümü koşullarına ilişkin hızlı, tarafsız ve kapsamlı bir soruşturma yürütmek, (b) sorumluları kovuşturmak; ve (c) başvurucuya ve çocuklarına yeterli tazminat sağlamak. Taraf Devlet ayrıca gelecekte benzer ihlallerin meydana gelmesini önlemek için gerekli tüm adımları atmakla yükümlüdür.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>11.</strong> Taraf Devlet&#8217;in, İhtiyari Protokol&#8217;e taraf olmakla, Komite&#8217;nin Sözleşme&#8217;nin ihlal edilip edilmediğini tespit etme yetkisini tanıdığını ve Sözleşme&#8217;nin 2. maddesi uyarınca, taraf Devlet&#8217;in kendi topraklarında bulunan ve kendi yargı yetkisine tabi olan tüm bireylere Sözleşme&#8217;de tanınan hakları güvence altına almayı ve bir ihlalin gerçekleştiği tespit edildiğinde etkili ve uygulanabilir bir hukuk yolu sağlamayı taahhüt ettiğini göz önünde bulunduran Komite, 180 gün içinde taraf Devlet&#8217;ten Komite&#8217;nin Görüşlerini hayata geçirmek için alınan önlemler hakkında bilgi almak istemektedir. Taraf Devlet&#8217;ten ayrıca mevcut Görüşleri yayınlaması ve taraf Devlet&#8217;in resmi dilinde geniş çaplı olarak dağıtması talep edilmektedir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> &nbsp;&nbsp;&nbsp; <em>Özçelik vd./Türkiye, </em>(CCPR/C/125/D/2980/2017); <em>Alakus/Türkiye</em>, (CCPR/C/135/D/3736/2020).</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> &nbsp;&nbsp;&nbsp; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, <em>Mehmet Hasan Altan/Türkiye </em>(No. 13237/17), 20 Mart 2018, para. 142; <em>Şahin Alpay/Türkiye </em>(No. 16538/17), 20 Mart 2018, para. 121.&nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref3" id="_ftn3">[3]</a> &nbsp;&nbsp;&nbsp; General Comment No. 36, Madde&nbsp; 6: yaşam hakkı, para. 29; Eshonov/Özbekistan(CCPR/C/99/D/1225/2003), para. 9.2; Zhumbaeva/Kırgızistan, para. 8.8; Khadzhiyev/Türkmenistan (CCPR/C/122/D/2252/2013), para. 7.3.&nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref4" id="_ftn4">[4]</a> &nbsp;&nbsp;&nbsp; General Comment No. 20, Madde 7, para. 2; General Comment No. 36, Madde 6: yaşam hakkı, para. 54.&nbsp;</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref5" id="_ftn5">[5]</a> &nbsp;&nbsp;&nbsp; General comment No. 36 (2019), para. 12 ve 27; Bkz. ayrıca Dhakal vd./Nepal (CCPR/C/119/D/2185/2012), para. 11.6; Chaulagain/Nepal (CCPR/C/112/D/2018/2010), 11.3–11.5; Neupane ve Neupane/Nepal (CCPR/C/120/D/2170/2012), para. 10.6.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİRLEŞMİŞ MİLLETLER İNSAN HAKLARI KOMİTESİ&#8217;NDEN TÜRKİYE&#8217;DEKİ HAKSIZ TUTUKLAMA, ADİL YARGILANMA HAKKININ İHLALİ ve  KÖTÜ CEZAEVİ KOŞULLARINA İLİŞKİN ÖNEMLİ KARAR</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2022/11/22/birlesmis-milletler-insan-haklari-komitesinden-turkiyedeki-haksiz-tutuklama-adil-yargilanma-hakkinin-ihlali-ve-kotu-cezaevi-kosullarina-iliskin-onemli-karar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2022 21:08:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[BAHADIR ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[ADİL YARGILANMA HAKKININ İHLALİ]]></category>
		<category><![CDATA[BANK ASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BAROLARBİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER İNSAN HAKLARI KOMİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[HAKSIZ TUTUKLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU]]></category>
		<category><![CDATA[KÖTÜ CEZAEVİ KOŞULLARINA]]></category>
		<category><![CDATA[Mukadder Alakuş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1717</guid>

					<description><![CDATA[Dr. Bahadır ASLAN Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, 3736/2020 sayılı dosyasında haksız&#160; tutuklama, kötü cezaevi koşulları, adil yargılanma hakkının ihlali konularında önemli bir karara imza attı. Komiteye Başvuru 1971 doğumlu bir Türkiye vatandaşı olan ve başvuru tarihinde Eskişehir L Tipi Kapalı Cezaevi&#8217;nde tutuklu bulunan Mukadder Alakuş tarafından yapılmıştır. Başvurucu taraf&#160; Devlet konumunda bulunan Türkiye&#8217;de Terör &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right wp-block-paragraph">Dr. Bahadır ASLAN  </p>



<p class="wp-block-paragraph">Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, 3736/2020 sayılı dosyasında haksız&nbsp; tutuklama, kötü cezaevi koşulları, adil yargılanma hakkının ihlali konularında önemli bir karara imza attı. Komiteye Başvuru 1971 doğumlu bir Türkiye vatandaşı olan ve başvuru tarihinde Eskişehir L Tipi Kapalı Cezaevi&#8217;nde tutuklu bulunan Mukadder Alakuş tarafından yapılmıştır. Başvurucu taraf&nbsp; Devlet konumunda bulunan Türkiye&#8217;de Terör Örgütü (FETÖ) olarak kabul edilen Gülen Hareketinin bir üyesi olmakla suçlanmıştır. Yürütülen soruşturma örgüt üyeliği suçlaması, Bank Asya hesabına para yatırmış olması, telefonuna Bylock&nbsp; uygulaması&nbsp; indirmiş olması ve barışçıl bir mitinge katılmış olmasına dayandırılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başvurucu 4 Eylül 2018 tarihinde gözaltına alınmış ve bir gün boyunca yemek, su veya ilaç verilmeden gözaltında tutulmuştur. Başvurucu 5 Eylül 2018 tarihinde mahkemece tutuklanmış ve aynı gün Eskişehir H Tipi Cezaevine nakledilmiştir. Cezaevinde de kötü&nbsp; koşullarda yaşamak zorunda bırakılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başvurucu hukuka aykırı olarak tutuklanması, kötü cezaevi koşulları ve adil yargılanma hakkının ihlali nedeniyle taraf Devlet&#8217;in Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Sözleşmesi kapsamında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi&#8217;ne başvuruda bulunmuştur.&nbsp; Başvuruda Türkiye’nin Sözleşme&#8217;nin 6, 7, 9, 10, 14, 15, 18, 19, 21, 22, 25, 26 ve 27 Maddelerini ihlal ettiği iddia edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Komite yaptığı değerlendirmede gerek tutuklama kararı ve gerekse mahkumiyet kararı verilmesinde delil olarak dayanılan Bylock mesajlaşama programı kullanılması, Bank Asya hesabına sahip olunması ve barışçıl bir mitinge katılınması gibi iç hukukta suç olarak tanımlanmayan veya yasaklanmayan eylemlerin tutuklama ve mahkumiyet kararına esas alınmasının hak ihlali olduğuna özellikle vurgu yapmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Komitenin aşağıda ayrıntılı olarak yer verilen değerlendirmeleri incelendiğinde Türkiye&#8217;deki mahkemeler tarafından tutuklama ve mahkûmiyet kararlarının verilmesi sürecinde Sözleşme hükümlerinin açıkça ihlal edilmiş olduğu ve adil yargılanma hakkının gereklerinin yerine getirilmediği görülecektir. Esasen komitenin bu tespitleri 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası Gülen Hareketi mensuplarına yönelik başlatılan soruşturmalarda ve yapılan yargılamalarda yaşanan sistematik ve yaygın hak ihlallerinin Komite tarafından tespiti ve kabul anlamına gelmektedir.</p>



<h5 class="wp-block-heading">A.&nbsp;&nbsp; ANAYASA MAHKEMESİNE BAŞVURUNUN ETKİN BİR İÇ HUKUK YOLU OLMAMDIĞININ TESPİT EDİLMESİ</h5>



<p class="wp-block-paragraph">Kabul edilebilirlik konusunda taraf Devlet, başvurucunun Anayasa Mahkemesi&#8217;ne yaptığı bireysel başvurunun halen derdest olması ve bu başvurunun yapılmasından sonra yapılmış olması nedeniyle iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. <strong>(4.2)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Başvurucu, Anayasa Mahkemesi&#8217;ne bireysel başvurunun makul bir başarı şansı sunmadığı iddiasını yineleyerek, alt mahkemelerin Anayasa Mahkemesi kararlarını görmezden geldiği vakalara işaret etmektedir.<strong> (5.3)</strong> Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanamamazlığına ilişkin olarak başvurucu, bu konunun Avrupa Mahkemesi tarafından <em>Altan</em>, <em>Alpay </em>ve <em>Koçintar </em>davalarında da gündeme getirildiğini yinelemektedir. <strong>(7.1)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Komite, başvurucunun Anayasa Mahkemesi&#8217;ne bireysel başvuruda bulunmanın etkili bir hukuk yolu olmadığı yönündeki argümanını not etmektedir: (a) Mahkeme kararlarının alt mahkemeler tarafından uygulanmaması nedeniyle başvurucunun serbest bırakılması için makul bir başarı şansı sunmamaktadır; (b) başvurucunun 4 Eylül 2018 tarihinde yerel mahkemeler nezdindeki hukuk yollarını tüketmeye yönelik ilk girişimi ve Anayasa Mahkemesi&#8217;nin birikmiş iş yükü dikkate alındığında, süreç makul olmayan bir şekilde uzayacaktır. <strong>(9.5)</strong> Komite, başvurucunun davasının koşullarında, taraf Devlet&#8217;in, başvurucunun tutukluluğuna itiraz etmek için Anayasa Mahkemesi&#8217;ne bireysel başvuruda bulunmanın pratikte etkili olacağını göstermediğini tespit etmiştir.<strong> (9.5)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Görüldüğü üzere Komite, başvurucu bakımından geçmiş örnekleri de dikkate alarak&nbsp; Anayasa Mahkemesi nezdinde yapılacak bireysel başvuru yolunu etkisiz kabul etmiştir.</p>



<h5 class="wp-block-heading">B.&nbsp;&nbsp; ISPAT KULFETİ BAKIMINDAN</h5>



<p class="wp-block-paragraph">Öncelikle Komite’nin kararı incelendiğinde süreçteki güçlü konumundan dolayı taraf Devletin yükümlülüklerini ispat sorumluluğuna özellikle vurgu yapılmıştır. Bu nedenle kişinin hukuka uygun olarak tutuklanması, cezaevinde insan onuruna uygun koşullarda barındırılması ve adil yargılama hakkının gereklerinin yerine getirilmesi yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediği noktasındaki ispat sorumluluğunu taraf Devlete yüklemiştir. Dolayısıyla taraf Devletin yükümlülüklerini yerine getirdiğini ispat edebilmesi bakımından her işleminin gerekçeli olması, bu gerekçelerinin de hukuki ve fiili dayanaklarının olması ve en önemlisi de bunun hukuka uygun delillerle ispatlanması gerekmektedir. Vatandaşın hak ihlalini ispatlamasını talep etmek yerine taraf devletin hak ihlali iddialarına somut gerekçe ve delillerle karşılık vermesi gerektiği açıkça belirtilmiştir.&nbsp; Bu noktada vatandaş bakımından esas olan hakkının ihlal edildiğini dile getirmek ve devlet bakımından ise esas olan vatandaşın iddialarının gerçeği yansıtmadığını belge ve deliller ile ispatlamaktır.</p>



<h5 class="wp-block-heading">C.&nbsp;&nbsp; HUKUKSUZ GÖZALTI ve TUTUKLAMA</h5>



<p class="wp-block-paragraph">Komite, başvurucunun tutuklanması ve gözaltına alınmasının hukuka aykırı ve keyfi olduğuna ilişkin Sözleşme&#8217;nin 9(1) maddesi kapsamındaki iddiasını not etmektedir. Komite,&nbsp; başvurucunun tutuklanmasının ve gözaltına alınmasının yalnızca Bylock uygulamasını kullandığı iddiasına, Bank Asya hesabına sahip olmasına ve barışçıl bir mitinge katılmasına dayandırıldığı, suç işlediğine dair güçlü bir şüphe olduğunu gösteren somut bir kanıt bulunmadığı iddialarını dikkate aldığına; tutuklama kararının,&nbsp; başvurucunun bu kadar uzun bir süre boyunca&nbsp; tutuklu yargılanmasını haklı çıkaracak olguları veya kanıtları içermediğine vurgu yapmıştır.<strong>(Prg.10.2)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözaltı ve tutuklamaya ilişkin olarak Komitenin üzerinde durduğu bir diğer önemli husus <strong>“keyfilik”</strong> kavramı olmuştur.&nbsp; Komite, <strong><u>&#8220;keyfilik&#8221;</u></strong> kavramının, uygunsuzluk, adaletsizlik, öngörülebilirlik eksikliği ve hukuka uygunluk unsurlarının yanı sıra makul olma, gereklilik ve orantılılık unsurlarını da içerecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini hatırlatmaktadır.Komite, taraf Devlet&#8217;in 28 Aralık 2018 tarihli duruşmanın sadece bir kısım kopyasını sunduğunu ve başvurucunun tutuklanmasını haklı çıkaracak delillere ilişkin tutuklama emri veya gözaltı kararı gibi başka herhangi bir belge sunmadığını gözlemlediği ve bu koşullar altında <strong><u>Komite, taraf Devlet&#8217;in başvurucunun tutukluluğunun makul olma ve gereklilik kriterlerini karşıladığını göstermediğini</u></strong> düşünmektedir. Bu nedenle Komite, başvurucunun tutukluluğunun Sözleşme&#8217;nin 9 (1) maddesi kapsamındaki haklarının ihlaline yol açtığını tespit etmiştir. <strong>(Prg.10.3)&nbsp; </strong>&nbsp;Diğer bir ifade ile Komite gözaltı ve tutuklamanın keyfi olduğuna karar vermiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görüldüğü üzere Komite burada tutuklama tedbirindeki keyfiliğin tespiti noktasındaki ispat sorumluluğunu başvurucunun iddiaları ve sunduğu belgeler üzerinden başvurucuya yüklememiştir. Başvurucunun iddialara karşı taraf Devletin verdiği cevapları ve sunduğu belgeleri de ispata esas almıştır. Aslında Komite tutuklama konusunda adil bir sürecin işlemesinin kişi bakımından bir hak olduğunu ve adil yargılama hakka uygun bir tutuklama sürecinin işlediğini ispat külfetinin ise taraf devlete ait olduğunu vurgulamıştır. Bu noktada Komite taraf Devlet tarafından yalnızca&nbsp; gözaltı ve tutuklama evraklarının gönderilmesinin adil bir yargılamanın ispat bakımından yeterli&nbsp; görmemiş&nbsp; ve adil bir yargılama yapıldığına dair başka&nbsp; delil sunulmamış olmasından dolayı da hak ihlali kararı vermiştir.</p>



<h5 class="wp-block-heading">Ç.&nbsp;&nbsp; ADİL YARGILANMA HAKKININ İHLAL EDİLMESİ&nbsp;</h5>



<p class="wp-block-paragraph">Komite’nin üzerinde durduğu bir diğer husus ise adil yargılama hakkına yönelik ihlallerdir. Komite Başvurucunun&nbsp; 14 (3) (b), (d) ve (e) maddeleri uyarınca savunmasını yeterince hazırlayamadığı; dava dosyasının tamamına erişiminin engellendiği; tanıkları çağırmasına ve çapraz sorgulamasına izin verilmediği; 14 Aralık 2018 tarihli talebine rağmen duruşmasına şahsen katılmasına izin verilmediği; yargılamanın çevrimiçi olarak yürütüldüğü ve yerinden çıkmış takma dişlerinin kendisini doğru bir şekilde ifade etmesini engellediği iddialarını not etmiştir. (<strong>10.6)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Komite burada taraf&nbsp; devletin açıklamalarına vurgu yaptıktan sonra<strong>, taraf Devletin, başvurucunun adil yargılanma hakkına ilişkin iddialarını çürütmek için yeterli açıklama veya adli işlemlerin tam transkriptleri gibi belgesel kanıtlar sunmadığını gözlemlediğini belirtmiştir. (10.6)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Komite ayrıca, özellikle başvurucu ve taraf Devlet&#8217;in kanıtlara her zaman eşit erişime sahip olmadıkları ve çoğu zaman ilgili bilgilere yalnızca taraf Devlet&#8217;in erişebildiği göz önünde bulundurulduğunda, olgusal sorulara ilişkin ispat yükünün yalnızca başvurucuya yüklenemeyeceğini hatırlatır. Komite, taraf Devlet&#8217;in, başvurucunun: (a) yargılama boyunca kendini yeterince ifade edebildiğini; (b) tanıkları çapraz sorgulayabildiğini ve (c) tutukluluk koşullarına rağmen savunmasını hazırlayabildiğini gösterecek, adli işlemlerin tam dökümleri gibi yeterli kanıt sunmadığını düşünmektedir. <strong><em>(</em>10.7)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Komite, 14 (3) (d) maddesi uyarınca, sanıkların yargılama sırasında hazır bulunma hakkına sahip olduğunu ve sanığın yokluğunda yargılama yapılmasına ancak adaletin düzgün bir şekilde yerine getirilmesi için izin verildiğini hatırlatır. Komite, duruşmaların video konferans sistemleri aracılığıyla yürütülmesinin tek başına adil yargılanma güvencelerinin ihlalini teşkil etmeyeceğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte Komite, başvurucunun 14 Aralık 2018 tarihinde ilk derece mahkemesine duruşmada hazır bulunmak için bir talepte bulunduğunu not etmektedir. Komite, taraf Devlet tarafından, özellikle başvurucunun duruşmasının uzaktan yürütülmesini ve hazır bulunma talebinin reddedilmesini gerekçelendiren, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi&#8217;nin kararında belirtilen pratik hususlar dışında, ilgili başka bilgi veya açıklamaların yokluğunda, 14(3)(b), (d) ve (e) maddelerinin ihlal edildiğini düşünmektedir. <strong><em>(</em>10.7)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda da ifade edildiği üzere Komite burada Devletin yetersiz ve genel açıklamalarını yeterli görmemiş ve ayrıca Devletin yükümlülüklerini yerine getirdiğine ilişkin somut delil ve belgeler sunmaması nedeniyle başvurucunun iddiaları doğrultusunda adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>



<h5 class="wp-block-heading">D.&nbsp; BYLOCK ve BANK ASYA HESABI KULLANMANIN MAHKUMİYETE ESAS ALINMASI ADİL YARGILANMA HAKKININ İHLALİDİR</h5>



<p class="wp-block-paragraph">Komite, Sözleşme&#8217;nin 15 (1) maddesi kapsamında&nbsp; başvurucunun Bylock uygulamasını indirmek, bu uygulama aracılığıyla bilgi paylaşmak, Bank Asya hesabına sahip olmak ve barışçıl bir mitinge katılmak gibi iç hukukta suç olarak tanımlanmayan veya&nbsp; yasaklanmayan eylemler nedeniyle mahkum edilmesine ilişkin olarak önemli değerlendirmelerde bulunmuştur.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda Komite&nbsp; Yargıtay&#8217;ın (16.CD.&nbsp; E. 2017/16-956, K. 2017/370) &#8220;<strong><em>herhangi bir kişinin&#8221; </em></strong>Bylock uygulamasına dahil olmasının <strong><em>&#8220;herhangi bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kişinin terör örgütüyle bağlantısını kanıtladığını&#8221;, (&#8230;) &#8220;Bylock mesajlaşma uygulaması, FETÖ terör örgütünün iletişim ihtiyaçlarını karşılamak için özel olarak tasarlanmış ve geliştirilmiş bir iletişim ağı olduğundan&#8221;</em></strong> şeklindeki gerekçesini ayrıca değerlendirme konusu yapmıştır. <strong>(Prg.10.4)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Konuya giriş noktasında öncelikle Komite, bu tür bir değerlendirme veya uygulamanın açıkça keyfi olduğu veya açık bir hata ya da adaletin reddi anlamına geldiği gösterilemediği sürece, her bir davadaki olguları ve delilleri değerlendirmenin veya ulusal mevzuatı uygulamanın taraf Devletlerin mahkemelerinin görevi olduğu yönündeki içtihadını hatırlatmıştır. <strong>(Prg..10.5)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca Komite, Türk Ceza Kanunu&#8217;nun 314. maddesinin 1. fıkrasının silahlı terör örgütü suçunu <em>&#8220;bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi&#8221;</em> olarak tanımladığını gözlemlemektedir. <strong>( 10.6)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Esasen karar incelendiğinde Komite Yargıtay’ın&nbsp; içtihadındaki geniş yorum ve Ceza Kanunu&#8217;nun 314. maddesinin 1. Fıkrasındaki geniş tanım durumuna özellikle vurgu yapmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu geniş tanım ışığında ve Ceza Kanunu&#8217;nun 314. maddesinin 1. fıkrasında tanımlanan suçu oluşturan eylemleri belirlemek&nbsp; için kullanılan kriterleri açıklığa kavuşturan iç hukuk hükümlerinin varlığına&nbsp; ilişkin</strong> <strong>taraf Devletten bilgi gelmemesi nedeniyle Komite, başvurucunun&nbsp; Bylock uygulamasını ve Bank Asya hesabını kullandığı iddiasının, eylemlerin gerçekleştiği tarihte yeterince açık ve öngörülebilir cezai suçlar teşkil ettiği sonucuna varamamaktadır. Komite, ilke olarak, şifreli bir iletişim aracının veya banka hesabının sadece kullanılması veya indirilmesinin, konuşma kayıtları gibi başka delillerle desteklenmedikçe, kendi başına yasadışı bir silahlı örgüte üyeliğin kanıtı olamayacağını düşünmektedir.</strong>Taraf Devlet tarafından sunulan belgesel kanıtların yokluğunda, Komite, bu koşullar altında, başvurucunun 15(1) maddesi kapsamındaki haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir.<strong>(Prg.10.6</strong>)</p>



<h5 class="wp-block-heading">E.&nbsp;&nbsp; KÖTU CEZAEVİ KOŞULLARI</h5>



<p class="wp-block-paragraph">Komitenin üzerinde değerlendirme yaptığı ve nihayetinde Sözleşmenin ihlal edildiğine karar verdiği bir diğer husus ise insan onuruna uygun olmayan cezaevindeki tutulma&nbsp; koşullarıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tutuklunun insan onuruna uygun koşullarda barındırılması temel bir insan hakkı olduğundan ve bunu sağlamak noktasında devletin pozitif yükümlülüğü bulunduğundan Komite burada da Devletin yükümlüklerini yerine getirdiğini ispat etmesini istemiştir. Ancak başvurucunun iddia ve delillerine karşılık <strong>taraf Devlet </strong>tarafından <strong>fazla bilgi veya açıklama yapılmaması nedeniyle Komite, bazı asgari gerekliliklerin yerine getirilmediği ve taraf Devlet&#8217;in başvurucunun 10 (1) maddesi kapsamındaki haklarını ihlal ettiğine kanaat getirmiştir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Başvurucu, Sözleşme&#8217;nin 6, 7, 9, 10, 14, 15 ve 18 ila 27. maddeleri kapsamındaki haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Başvurucu, tutukluluk koşullarının hayatını riske attığını ve Sözleşme&#8217;nin 6, 7 ve 10. maddelerine aykırı olarak insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele teşkil ettiğini iddia etmektedir. Cezaevi aşırı kalabalıktır ve tüm mahkumlar için yeterli yiyecek veya sıcak suya erişim yoktur. Tutuklular için içme suyu tavandan damıtılmaktadır. Hijyenik olmayan tutukluluk koşulları ve yeterli tıbbi tedavi ve gıdaya erişiminin olmaması sağlık durumunu kötüleştirmiş ve ölüm riskini artırmıştır.<strong> (3.1)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Komite taraf Devlet&#8217;in başvurucunun polis nezaretinde ve Eskişehir H Tipi Cezaevi&#8217;ndeki tutulma koşullarına ilişkin iddialarını çürütecek herhangi bir bilgi sunmadığını gözlemlediği belirtmektedir. Komite, taraf Devlet&#8217;in Eskişehir L Tipi Cezaevi&#8217;ndeki mevcut alanla ilgili verdiği bilginin, başvurucunun hücresini paylaştığı mahkumların sayısı veya başvurucunun kullanabileceği özel alan hakkında bilgi vermeksizin genel terimlerle sunulduğunu not etmektedir. Komite ayrıca, taraf Devlet&#8217;in başvurucunun uyuma koşulları, yeterli beslenmeye erişiminin olmaması ve tuvaletlerin&nbsp; erişilemezliği ile ilgili iddiasını, dizinin durumu ve bir bakıcının yokluğu göz önüne alındığında, çürütmediğini not etmektedir. Açıklanan koşullar altında ve taraf Devlet tarafından konuyla ilgili daha fazla bilgi veya açıklama yapılmaması nedeniyle Komite, bazı asgari gerekliliklerin yerine getirilmediği ve taraf Devlet&#8217;in başvurucunun Sözleşme’nin 10 (1) maddesi kapsamındaki haklarını ihlal ettiği sonucuna varmıştır. <strong>(10.5)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">                                                                                                                               </p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
