<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ANAYASA MAHKEMESİ &#8211; Justice Square</title>
	<atom:link href="https://www.justicesquare.com/blog/tag/anayasa-mahkemesi-2/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.justicesquare.com</link>
	<description>Justice Square</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Jan 2023 13:50:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-GB</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/02/cropped-LOGO-32x32.png</url>
	<title>ANAYASA MAHKEMESİ &#8211; Justice Square</title>
	<link>https://www.justicesquare.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye’deki Hukuksuzluğun Meşruiyet Kaynağı: YARGI</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2023/01/12/turkiyedeki-hukuksuzlugun-mesruiyet-kaynagi-yargi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2023 13:50:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Bahadır ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[2014 HSK seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[ANAYASA MAHKEMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[BANK ASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BAROLARBİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[DANIŞTAY]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenekon ve Balyoz]]></category>
		<category><![CDATA[HAKYOL]]></category>
		<category><![CDATA[HAKYOLꓹ Menzil]]></category>
		<category><![CDATA[HTS]]></category>
		<category><![CDATA[iktidarın köpeği]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMUR TOPAÇ]]></category>
		<category><![CDATA[Perincek]]></category>
		<category><![CDATA[Rıza Zarrap]]></category>
		<category><![CDATA[sendika]]></category>
		<category><![CDATA[YARGITAY]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1815</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye 17/25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarıyla birlikte Anayasal güvencelerden ve evrensel ilkelerden uzak anti demokratik uygulamaların merkezi haline geldi. Bu sürecin başlamasını esasen tetikleyen sebepler her donem bu ülkede hukuksuz uygulamaları yapmayı kendinde hak gören devlet içinde yuvalanmış ve kimi zaman kendilerini derin devlet olarak tanımlaya kliklerin deşifre olmasıydı. Ergenekon ve Balyoz süreciyle başlayan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye 17/25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarıyla birlikte Anayasal güvencelerden ve evrensel ilkelerden uzak anti demokratik uygulamaların merkezi haline geldi. Bu sürecin başlamasını esasen tetikleyen sebepler her donem bu ülkede hukuksuz uygulamaları yapmayı kendinde hak gören devlet içinde yuvalanmış ve kimi zaman kendilerini derin devlet olarak tanımlaya kliklerin deşifre olmasıydı. <strong>Ergenekon ve Balyoz </strong>süreciyle başlayan bu açığa çıkarma sürecinin sonucu devlet yavaş yavaş illegaliteden kurtulmaya başlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devlette bir taraftan temizlik başlarken diğer taraftan iktidarın nimetleriyle akıl tutulması yaşayan hükûmet kanadı bir başka pisliğin içine dalmıştı. Yaptıklarından daha fazlasını keselerine indirmek ve malvarlıklarının büyütmek adına <strong>Rıza Zarrap</strong> gibi şarlatanlarla işbirliği yapmaktan tutun da her turlu para getiren illegalitenin içine girmişlerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İktidar ve şürekâsının bu fosseptik çukura dönüşen yolsuzluk ve devletin parasına çökme &nbsp;işlerinin temizliği ise 17/25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarıyla başladı. Ancak geçmişin derin kliklerinin ortadan kaldırılması ve devletin temizlenmesine ses çıkarmayan iktidar kendisinin oluşturduğu pisliğin temizlenmesine ise müsaade etmedi. Zira rüşvet ve yolsuzluk batağı kişisel veya iktidarın içinde bir kliğin işleri olmaktan çok <strong>“tepeden tırnağa”</strong> tabiriyle izah edilecek nitelikteydi. Diğer bir ifadeyle en üstten en alttaki ilçe başkanına kadar organize bir <strong>modern hırsızlık sistemine </strong>dönmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte gerek geçimisin vesayetçileri ve gerekse modern zamanın hırsızlarını temizlemek için çok ciddi mücadele eden bir yargı çok geçmeden altına konan siyasal dinamitlerle yok edildi. Çünkü iktidar partisinin bir vekilinin dediği gibi <strong>“insanların günah işleme özgürlüğüne”</strong> müdahale edilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Suçüstü yakalanan <strong>geçmişin derin klikleri</strong> ile boğazına kadar yolsuzluğa bulaşan <strong>modern iktidar hırsızları</strong> çıkışın kendilerini suçüstü yakalayanları cezalandırmaktan geçtiğini anlayarak bir anlaşma yoluna girdiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu iki suçlu grubun var olmak için yaptıkları anlaşma gereğince kendilerini yok eden yargı başta olmak zere bütün devlet kurumları etkisizleştirilecek; namuslu hâkimꓹ savcıꓹ polisꓹ asker ve diğer kamu görevlileri sistemden çıkarılacaktı. Hükûmet bu işte başarılı olmak için bütün hukuksuzluklarını bulaştırdığı başta <strong>HAKYOL</strong>ꓹ <strong>Menzil</strong><strong> </strong>ve <strong>İlim Yayma Vakfı </strong>olmak üzere bütün iş yapabilecek cemaat ve tarikatları devlet nimetleriyle ve elinde tuttuğu sopayla kendi saflarında savaşa hazır hale getirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hükümet ile kol kola giren<strong> geçmişin derin klikleri</strong> ise hale deşifre olmamış unsurlarıyla MİTꓹ emniyetꓹ jandarma ve muhalefet partilerindeki bütün unsurlarıyla demokratik temizlik hareketini yapanları belirleme ve ortadan kaldırma çalışmalarına başladırlar. &nbsp;Bunun en kolay yöntemi onları&nbsp; bir camiaya dahil ettikten&nbsp; sonra şeytanlaştırmaktı.&nbsp; Kendilerini deşifre eden insanları önce <strong>Paralel Devlet Yapılanması</strong> olarak tanımladılar bu tanım yeterli olmayınca bu defa örgüt söylemini kullanmaya başladılar.&nbsp; Nihayetinde ise Gülen Hareketi yapılan hırsızlıklara ortak olmadığı için açık ve aleni hedef haline getirildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gülen hareketini ortadan kaldırmak için kurulan bu suç oluşumu 17/25 Aralık operasyonlarıyla birlikte aktif faaliyetlere ve eylemlere başladılar. Suç ortaklığının askeri ve derin kanadındaki ulusalcıların lideri <strong>Perincek’in </strong>söylemiyle <strong>“iktidarın köpeği”</strong> olacak bir yargı inşa etme sürecine girdiler. Gerek meclisten çıkarttıkları Anayasa’ya aykırı kanunlar ve gerekse idari kararlarla önce Paralel Yapı temizliği adı altında hukuk dışı her türlü eylemi gerçekleştirdiler . Ancak bekledikleri oranda toplumda karşılık bulamayınca bu defa kontrollü darbe planıyla sonuca gitmeye çalıştılar. Artık adını çerçevesin ve delillerin kendilerini belirlediği bir terör örgütü kurmuşlardı . Geriye sadece bu örgüt torbasına konulacak insanları belirlemek kalıyordu. Bunu da sahadaki ekipleri sayesinde çok önceden oluşturdukları fişleme listeleriyle kısa zamanda hallettiler. Darbe girişimi bitmeden listeler havada uçuşmaya başlamıştı bile.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda özetlediğim derin klikler ile modern hırsızların ittifakı süreci ve ortaya koydukları eylemlerde at başı olarak kullandıkları temel unsur her zaman <strong>YARGI </strong>olmuştur. Zaten Erdoğan daha Başbakan iken 17/25 Aralık operasyonları sonrası yaptığı açıklamalarda yeniden yapılandırılan <strong>bundan sonraki operasyonların sulh ceza hakimlikleri üzerinden yürütüleceğini </strong>söylemesi bu sürecin başlangıç noktası olmuştur. Sonraki süreçte MİT kontrolünde ve devletin bütün imkânları kullanılarak <strong>2014 HSK seçimlerini</strong> kazanmaları gerekiyordu. Hâkim ve savcılar bazen doğrudan bazen zımni tehditlerle veya sicil affı ve <strong>1100 </strong>TL zam sözüyle HSK seçimlerini kıl payı da olsa kazanarak yargıdaki kontrolü ele geçirdiler. Sonraki süreçte yargıyı etkisizleştirip <strong>Saray uşağı</strong> haline getirecek Anayasal ve yasal düzenlemelerle yol almayı başardılar. Zaten 15 Temmuz darbe girişimi bahanesiyle <strong>5000 </strong>civarında namuslu hakim ve savcıyı meslekten atınca meydan hırsızlık ve hukuksuzluk yapmaya müsait hale gelmiş oldu. &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Artık yaptıkları her türlü hukuksuzluğa fetva verecek ve hukuken kendilerine meşruiyet tanıyacak bir <strong>YARGILARI</strong> vardı Bu yargıda ittifakın unsurları olan AKP’lilerꓹ Ulusalcılarꓹ <strong>HAKYOLCULARꓹ </strong> Menzilcilerꓹ Okuyucularꓹ Süleymancılarꓹ İlim Yaymacılarꓹ Milliyetçiler ve tabi ki sözde solu temsil eden <strong>ÖMUR TOPAÇ</strong>’cılar kendi payları oranında yargıdaki yeniden yapılanmadan pay alıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖMUR TOPAÇ</strong> her ne kadar sonraki süreçte de muhalefetin kontenjanından Meclis tarafından HSK’ya seçilmiş ise de bugüne kadar ihraç edilen yaklaşık <strong>5.000</strong> hakim ve savcının hukuksuz ihracının altına gözünü kırpmadan imza atmış ve tek satır muhalefet şerhi yazmamıştır. Dolayısıyla bugün yargı içerisinde oluşturulan ittifak esasen Türkiye’deki muhalefetin de hukuksuzluklar karşısında sus pus olmasını çok güzel açıklıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Artık iktidarın gözünün içine bakan <strong>SAVCILARI</strong><strong>ꓹ</strong> yüzbinlerce insanın haksız tutuklanmasını sağlayacak <strong>SULH CEZA MAHKEMELERİ</strong>; Bank Asya’da hesabı olmasından dolayı onları terör örgütü üyeliğinden cezalandıracak <strong>AĞIR CEZA MAHKEMELERİ</strong>; koca bir camiayı 7 katmana ayırıp bazı katmanları hiçbir eylemi olmasa da sanal olarak suçlu ilan edecek bir <strong>YARGITAYLARI;</strong> hukuksuz ihraçlara dur demek yerine REİSLERİYLE çay toplamaya gidecek &nbsp;bir <strong>DANIŞTAYLARI </strong>ve bütün bu hukuksuzluklar nedeniyle kendisine gelen vatandaşa “burada bir hukuksuzluk yok “ diyecek &nbsp;ancak Erdoğan’ın önünde iki büklüm eğilecek bir <strong>ANAYASA MAHKEMELERİ</strong> vardı. Tabiri caizse her türlü hukuksuzluğa uygun fetvaları verecek yargı mercileri oluşmuştu.&nbsp; İktidarın köpeği olacak bir yargı hayalı gerçeğe dönüşmüştü. &nbsp;Tabi burada bunca hukuksuzluğa karşı tek söz etmeyen aksine hükumeti ayakta alkışlayan sözde akademisyen ve TBB Başkanı <strong>Metin Feyzioğlu</strong> <strong>gibi</strong> <strong>TİPLERİ </strong>de hukuksuz sürece katkılarını unutmamak lazım. Ha birde sert zamanlarda hukuksuzluğu normal bir durum gibi vatandaşa anlatan ve ne hikmetse bütün kanallarda sandalyeleri hazır bekleyen ve araba lastikleri konusunda dahi konuşmaya yetkin &nbsp;<strong>Ersan Şenleri de </strong>unutmamak lazım.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin anti demokratik yapılanması sürecinin mimarları 17/25 Aralık süreciyle başlayan 8 yıllık süreçte yaptıkları hukuksuzluklar gün yüzüne çıkmaya başlayınca yeni arayışlara girdiler. Hukuksuzluklar&nbsp; iç hukuk yolları tükenip de AİHM ve BM ‘ye taşınmakla birlikte hükûmet hesap veremez hale gelmişti. Yapılan hukuksuzlara verecek tek satır gerekçe bulamıyorlardı. Uluslararası kurumlara karşı söyleyecek sözleri olmayan iktidar yine kurtuluşu <strong>kuklaya</strong> çevirdiği yargıda buldu. Bu nokta da &nbsp;hükûmetin elini güçlendirmek için başta Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi sözde ve muhtemelen genele yaygınlaştırılmayacak <strong>afili kararlar</strong> vermeye başladılar. İnsan hakları ve özgürlük kokan bu kararlar iyi bir <strong>makyaj</strong> çalışmasıydı. Uluslararası kurumlara sunulmak üzere sipariş ve nokta atışı kararlar peş peşe çıkmaya başladı. Anayasa Mahkemesi <strong>sohbete</strong> katılma<strong>ꓹ</strong><strong> sendika</strong> üyesi olma ve &nbsp;<strong>HTS </strong>kaydı gibi suç olmayan eylemlerin suç olmadığını &nbsp;<strong>6 yıl</strong> geçtikten sonra anladı. Suçsuz insanlar cezasını çekip cezaevlerinden çıktıktan sonra sözde <strong>PARDON</strong> denilmişti<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a>.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine birçok kararda insanlar <strong>BANK ASYA’ya</strong> para yatırılması nedeniyle nedeniyle tutuklanıp cezaevlerine düşerken &nbsp;ve 2013 tarihinden sonraki para yatırmaları otomatik örgüt talimatı kabul eden <strong>AYM</strong> &nbsp;&nbsp;tamı tamına 6 yıl geçtikten sonra şimdilerde TMSF’ye devredilen <strong>Bank ASYA’</strong>daki katılım fonunun bloke edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine hükmetti<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte Türkiye’nin bu karanlık çukura düşmesinde at başı olarak kullanılan yargının en üst organı olan <strong>AYM</strong> Erdoğan’ın talimatlarıyla &nbsp;konjonktürel kararlar vermeye başladı. Ancak amaç hukuksuzlukları gidermek değil uluslararası camaida kaybedilen imajı kurtarmaktı. Ancak bizim gördüğümüzü <strong>AİHM</strong> ve <strong>BM</strong> gibi uluslararası kuruluşlarda gördüğü için artık çoğu konuda AYM etkin bir iç hukuk yolu olarak bile görmemektedir. Dolayısıyla ne kadar hükûmetin talebiyle sipariş kararlar verirlerse versinler <strong>AİHM</strong> ve <strong>BM</strong> eliyle gerek <strong>HÜKÛMETİN</strong> ve gerekse <strong>YARGININ</strong> insanlığa karşı suça dönüşen hukuksuzlukları tescillenecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a><em>&nbsp; Bilal Celalettin Şaşmaz</em>, B. No: 2019/20791, 18/10/2022, https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/20791</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> &nbsp;<em>Ayşe Sabahat Gencer</em>&nbsp;[GK], B. No: 2018/34950, 20/10/2022, https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/34950</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ANAYASA MAHKEMESİ’NİN BİLAL CELALETTİN ŞAŞMAZ KARARINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2023/01/07/anayasa-mahkemesinin-bilal-celalettin-sasmaz-kararina-iliskin-degerlendirme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2023 11:22:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Gökhan Güneş]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[17/25 Aralık]]></category>
		<category><![CDATA[Aktif Eğitim Sen]]></category>
		<category><![CDATA[ANAYASA MAHKEMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[BANK ASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BAROLARBİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[BİLAL CELALETTİN ŞAŞMAZ]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[HTS kayıtları]]></category>
		<category><![CDATA[örgüt üyeliği]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Hayata Saygı Hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[SEMPATİZAN]]></category>
		<category><![CDATA[Sendika Hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[suç ve cezaların kanuniliği ilkesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1800</guid>

					<description><![CDATA[1.&#160; Olaylar Öğretmen olan başvurucu sohbetlere katıldığı yönündeki tanık beyanlarına, örgüt imamı olduğu ileri sürülen kişilerle olan içeriği belli olmayan HTS kayıtlarına ve 2013 yılı sonrasında da devam eden Aktif Eğitim Sen üyeliği gerekçesiyle örgüt üyeliğinden cezalandırılmıştır.[1] 2. Karar a. Suç ve Cezaların Kanuniliği İlkesi Bakımından Anayasa Mahkemesi, başvurucunun sohbet toplantılarına katılmasının, sendika üyeliğinin ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.&nbsp; Olaylar</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Öğretmen olan başvurucu sohbetlere katıldığı yönündeki tanık beyanlarına, örgüt imamı olduğu ileri sürülen kişilerle olan içeriği belli olmayan HTS kayıtlarına ve 2013 yılı sonrasında da devam eden Aktif Eğitim Sen üyeliği gerekçesiyle örgüt üyeliğinden cezalandırılmıştır.<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2. Karar</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>a. Suç ve Cezaların Kanuniliği İlkesi Bakımından</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Anayasa Mahkemesi, başvurucunun sohbet toplantılarına katılmasının, sendika üyeliğinin ve HTS kayıtlarının örgüt üyeliği bilinciyle gerçekleştirildiğinin ortaya konamadığını belirterek silahlı terör örgütü üyeliği suçununun öngörülemez şekilde genişletildiğini ve Anayasa’nın 38. maddesindeki suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (par. 64 ve 65).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>b. Özel Hayata Saygı Hakkı ve Sendika Hakkı Yönünden</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kararda aynı şekilde, başvurucunun temel hakların kullanımı niteliğindeki (sohbetlere katılma ve sendika üyeliği) eylemlerinin örgütsel hiyerarşi içerisinde gerçekleştirildiğinin mahkeme kararlarında açıklanamadığı gerekçesiyle; bu eylemlerden dolayı başvurucunun cezalandırılmasının özel hayata saygı ile sendika haklarını ihlal ettiğine karar verilmiştir (par. 68 ve 69).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3. </strong><strong>Karara İlişkin Değerlendirme</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Karar, bir kişinin örgüt üyeliğinden cezalandırılabilmesi için iddia edilen örgütün amacını bildiğini ve isteyerek böyle bir yapı içerisinde yer aldığının kanıtlanmasının gerektiğini vurgulaması itibariyle bir ölçüde olumlu görülebilir. Ancak AYM’de, rejimin söylemleri gibi 17/25 Aralık , MİT Tırları ve 2013 sonrası MGK kararlarını ve üst düzey devlet görevlilerinin açıklamalarını zımnen milat kabul etmiştir (par. 50, 54 ve 63). Böylece, bu olaylardan sonrası gerçekleştirilen meşru eylemlerden hareketle kişilerin cezalandırılmasında bir sorun görmeyeceğini ortaya koymuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karar, terör örgütü üyeliği suçu için “<strong><em>bilme ve isteme</em></strong>” isteme unsurunun zorunlu olduğunu belirtmesi yönü ile yargılamalarda ve AYM’ye yapılacak başvurularda kullanılabilir. Ayrıca, 2013 sonrasında gerçekleşse bile herhangi bir suçun işlenişine yönelik olmayan sohbet, banka veya Bylock gerekçesiyle yapılan başvuruların reddedilmesinin haksızlığının uluslararası merciler önünde kanıtlanmasına da yardımcı olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda yer verilen hususlar dışında, 15 Temmuz sonrası başlayan hukuksuz süreçte dernek/sendika üyeliği, HTS kaydı veya bir tanığın <strong><em>“sanığı sohbetlerde gördüm”</em></strong> şeklindeki beyanı üzerine en az 6 yıl 3 ay hapis cezası verilen binlerce insanın başvurusunda ihlal bulmayan AYM’nin bugünkü “göstermelik” kararının hiçbir kıymeti yoktur ve tam bir ikircikli tavırdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AYM bu kararları; <em>‘Türkiye’de hukuk işliyor/AYM etkin bir iç hukuk mekanizmasıdır’</em> denilebilmesi için vermektedir. Kararda yer verilen hususlar şu soru işaretlerine neden olmuştur ve bu soruların cevabını kararda bulmak mümkün değildir;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Bu karara imza atan 5 üyenin 4’ü 2016’dan beri görevde olmalarına rağmen yapılan başvurularda ihlal iddialarını görmezden gelirken, şimdi ne olmuştur da suç ve cezaların yasallığı ilkesini hatırlamışlardır?</li>



<li>Kendileri “sosyal çevre bilgisi” saçmalığıyla iki üyesini ihraç ederken, nasıl olmuştur da bu gerekçeyle verilen mahkumiyet kararında ihlal bulmuşlardır?<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a></li>



<li>&nbsp;Acaba, AYM neden kararda ortaya koyduğu ilkeleri bile somut olaya uygulamaktan korkmuş ve sendika üyeliğinin cezalandırmaya gerekçe yapılmasıyla ilgili; “Anayasa ile teminat alınan bir faaliyet nasıl örgüt üyeliğinin delili olabilir” diyememiştir. Hatta, sendika üyeliği gibi yasal bir faaliyette bulunmayı bile uyduruk başka kriterlerin varlığı halinde örgüt hiyerarşisine dahil olma olarak kabul edebileceğini göstermiştir.<a href="#_ftn3" id="_ftnref3">[3]</a></li>



<li>Bylock ve Banka kriteri olmayan ve bu dosyadakine benzer gerekçelerle yerel mahkemelerin dahi artık beraat verdiği bir başvuruda AYM’nin korkak/çekingen davranmasının ve bir paragrafta ortaya koydu evrensel ilkeleri diğer paragrafta düzeltmek ya da açıklamak zorunda kalmasının sebebi nedir? &nbsp;</li>



<li>Kimin aradığı ve içeriği belli olmayan ankesörle aranma iddialarında ihlal bulmayan AYM, ne olmuş da kim olduğu da belli olan ve “mahrem imam” dediği kişilerin aramalarını örgüt üyeliğine delil kabul etmemiştir? O zaman ankesör saçmalığıyla hayatları karartılan kişilerin tutuklanmasında niçin bir sakınca görmemiştir (Bkz. Abdurrahman Yemiş kararı).<a href="#_ftn4" id="_ftnref4">[4]</a></li>



<li>Kararda; “başvurucunun bu şekilde terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilmesi anılan suçun başvurucunun aleyhine öngörülemez biçimde genişletici bir yoruma tabi tutulması ile mümkün olmuştur diyen AYM,&nbsp; ortaya koyduğu bu ilkeyi neden Bylock’ta görmezden gelmiştir? Acaba, Bylock kullandığı iddia edilen kişilerden bu ilklerle beraat etmeyecek bir kişi var mıdır? Ya da Bylock dosyalarının bu başvurudan ne farkı vardır?</li>



<li>Ayrıca, “Hata” hükümleriyle ilgili 30. maddenin yorumunda da Yargıtay’ın “7 katlı piramit” zırvasını tekrar etmiştir. Bu zırvaya göre; kişinin ne yaptığının ya da hangi faaliyetlerde bulunduğunun bir önemi yoktur. Zira kişi örneğin asker ya da savcı ise otomatik olarak nihai amacı biliyor ve istiyor kabul edilmekte ve 30. maddedeki hata hükümlerinden yararlandırılmamaktadır. Bu “şekli suç” mantığıyla yapılan terör yargılamalarının belki de hukuk tarihinde bir örneği yoktur.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4. Anayasa Mahkemesi Bu kararları Neden Vermektedir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tür özel amaç güden ve günü geldiğinde kullanılmak üzere verilen göstermelik kararlar, uluslararası yargı mercilerine sunulacak malzemeler olacaktır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesine ve AİHM’e, Türkiye’nin savlarını ispatlamak için sunulacak sipariş kararlara ihtiyaç duyulduğunda işte bu kararlara sığınılacaktır. Nitekim böyle olmuş ve işkence sebebiyle nezarette hayatını kaybeden Gökhan Açıkkollu adına BM İnsan Hakları Komitesine yapılan başvuruda, Türkiye savunma olarak yalnızca bir tane ihlal kararı sunmuştur. İşte bu karar da tıpkı o gün BM’ye sunulan tek ihlal kararı gibi ‘ihtiyaç anında kullanılmak üzere’ verilmiş ve bir köşeye konulacak bir karardır. Bu dediklerimizin Yalçınkaya kararında gerçekleşmesi hiç şaşırtıcı olmayacaktır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son olarak vurgulamak gerekir ki; AYM’nin verdiği <em>“dostlar alış verişte görsün”</em> kabilindeki bu kararlarının halen devam eden yargılamalarda pozitif bir etkisinin olması da beklenmemektedir. Çünkü 15 Temmuz sonrası yapılan yargılamalarda hakim ve savcıların gerçekte yargılama yapmadıkları ve gönderilen emir ve talimatlara <em>“mahkeme kararı”</em> kılıfı giydirdikleri herkesin malumudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sonuç</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">AYM’nin arada bir verdiği bu tür ihlal kararlarına bir önem atfetmeye gerek yoktur. Hukukun yavaş yavaş da olsa geri geldiğine inanmak için ortada bir neden de bulunmamaktadır. AYM, <strong><em>zevahiri kurtarmak için</em></strong> bu kararları vermektedir. Bu göstermelik kararın Yalçınkaya duruşmasına hazırlık olduğu çok açıktır. Ancak AİHM, AYM’nin tüm hukuksuz kararları gibi Bylock ve Banka kriterinin de olduğu Yalçınkaya kararını da paçavraya çevirerek yüzüne çarpacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kararların bir başka özelliği de AYM üyelerinin işledikleri insanlığa karşı suçların delili olmasıdır. Zira bu kişiler, verdikleri hukuksuz kararları bile isteye vermekte ve isteyince de hukuku çok güzel hatırlayabilmektedirler. Türkiye’nin içinde bulunduğu bu hukuksuz döneme yol veren en başat aktörler yargı camiası, özelde de Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi’dir. Dolayısıyla, <em>“katilin maktülün cenazesine gelip dua okuması işlediği cinayeti temize çıkarmaz!”</em></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> B. No. 2019/20791, 18/10/2022; https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/20791.</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> &nbsp;Geriye ilk derece mahkemesinin ifade ettiği şekliyle &#8220;<em>HTS kayıtlarından yola çıkılarak varılan <strong><u>sosyal çevre</u></strong></em><strong><u>&#8221; bilgisi</u></strong> ve tanıkların başvurucuyu &#8220;<em>cemaat mensubu&#8221;</em>&nbsp;olarak bildiklerine dair anlatımları kalmaktadır&nbsp;(P.59).</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref3" id="_ftn3">[3]</a> “…iltisak boyutunu aşarak örgütle organik bir bağ kurup <strong><u>hiyerarşisine dâhil olduğunu ispat etmeye yeterli örgütsel faaliyetlerin varlığı ile desteklenmeden (Yargıtay içtihadı için bkz. §§ 17, 18), FETÖ/PDY&#8217;ye müzahir bir sendikaya üye olmasının terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasında</u></strong> delil olarak kullanılması nedeniyle sendika hakkına (sendika hakkına ilişkin değerlendirmeler için bkz. § 57-58) müdahalede bulunulmuştur” (P.66)</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref4" id="_ftn4">[4]</a> <em>“…imam seviyesinde oldukları iddiasıyla yargılanmakta olan kişilerle iletişime ilişkin HTS kayıtlarının -bir bütün olarak ele alındığında- başvurucunun bir terör örgütüne üye olma bilinciyle hareket ettiğini ortaya koymakta başarılı olamamıştır”</em> (P.64).</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
