<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Weiser NİCHT &#8211; Justice Square</title>
	<atom:link href="https://www.justicesquare.com/blog/category/weiser-nicht/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.justicesquare.com</link>
	<description>Justice Square</description>
	<lastBuildDate>Sun, 24 Nov 2019 19:11:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-GB</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/02/cropped-LOGO-32x32.png</url>
	<title>Weiser NİCHT &#8211; Justice Square</title>
	<link>https://www.justicesquare.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>HİZMET HAREKETİ VE DİKTATÖRLÜK ÇATIŞMASI</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2019/11/24/hizmet-hareketi-ve-diktatorluk-catismasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Weiser NİCHT]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Nov 2019 19:11:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Weiser NİCHT]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1578</guid>

					<description><![CDATA[1.     Demokrasi ve Hukuk Düzeninde Hizmet Hareketi Tarihin başlangıcından itibaren bugüne değin yaşanmış tecrübelere göre, insanlar için en ideal yönetim şekli hukukun üstünlüğüne dayalı demokrasidir. Ki buna ‘demokratik toplum düzeni’ denmektedir. Bu düzen hakkında, asırların acı, kan ve gözyaşı birikiminden sonra, olmazsa olmaz ilkeler, şartlar, esaslar belirlenmiş ve çerçeveye alınmıştır. Demokratik toplum düzeninin en belirgin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>1.     Demokrasi ve Hukuk Düzeninde Hizmet Hareketi</h1>
<p>Tarihin başlangıcından itibaren bugüne değin yaşanmış tecrübelere göre, insanlar için en ideal yönetim şekli hukukun üstünlüğüne dayalı demokrasidir. Ki buna ‘demokratik toplum düzeni’ denmektedir. Bu düzen hakkında, asırların acı, kan ve gözyaşı birikiminden sonra, olmazsa olmaz ilkeler, şartlar, esaslar belirlenmiş ve çerçeveye alınmıştır.</p>
<p>Demokratik toplum düzeninin en belirgin vasıfları, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, haberleşme özgürlüğü, çoğulculuk, çok renklilik ve çok seslilik, azınlıkların haklarının ve değerlerinin korunması, çoğunluğun tahakkümünün önlenmesi, farklılıkların zenginlik olarak bilinip korunması ve geliştirilmesi, özel hayatın ve aile hayatının gizliliği, kişiliğin dokunulmazlığı ve buna bağlı gerçekleştirilmesi ve geliştirilmesi hakkı, gösteri ve toplantı yapma hakkı, örgütlenme hakkı, vakıf ve dernek kurma hakkı gibi haklarla ve özgürlüklerle donatılmış olmasıdır.</p>
<p>Bunların yanı sıra, yine demokratik toplum düzenin gereği olarak, yasama-yürütme ve yargı kuvvetlerinin birbirinden ayrı ve bağımsız çalışması, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, suçların ve cezaların fiilin tahakkukundan önce kanunla belirlenme zorunluluğu, masumiyet karinesi, buna karşılık herkesin kanun önünde eşitliği ve hiç kimsenin masumiyetinin önceden sabitlenmemesi, suçların ve cezaların şahsiliği gibi kavramlar ve müesseseler hayati önemi haizdir.</p>
<p>Bu çerçevenin zorunlu sonucu olarak, hiç kimse masum olduğunu ispatlamak zorunda değildir. Çünkü kural ve karine zaten kişinin masum olmasıdır. Bunun aksini iddia eden ispatlamalı ve delillerini, bulgularını ortaya koymalıdır. Türkiye’de son beş yıldır yaşananlar hakkında sağlıklı ve doğru sonuca ulaşabilmek için bu çerçevenin sürekli göz önünde bulundurulması gerekir.</p>
<p>Hizmet Hareketi masumiyetini ispatlamak zorunda değildir; zaten masumiyeti karinedir. Dahası insanlık için bütün dünyada ürettiği değerler, yetiştirdiği nesiller, bilhassa eğitim, yardımlaşma ve dayanışma alanlarında yaptığı eserler ve çalışmalar, dinler arası diyalog, ihtilafların, çatışmaların önlenmesi, topyekûn barış ve huzur içinde bütün dünya milletlerinin kalkınması, huzur ve refaha kavuşması ve benzeri konular için ürettiği birikim ortadadır.</p>
<h1>2.     Hizmet Hareketinin Yapısı ve Faaliyetleri</h1>
<p>Hizmet Hareketi cehalet, fakirlik ve ihtilafla mücadele maksadıyla gönüllülerin bir araya geldiği camia olarak tanımlanabilir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a>. Hareketin lideri Fethullah Gülen’in sohbetlerini, vaazlarını dinleyerek etkilenen ve tavsiyelerine uyan insanlar, bilhassa eğitim ve kalkınma ile dinler, kültürler ve medeniyetler arası kaynaşma konularında çok çeşitli faaliyetler yürütmekte, müessesseler işletmektedirler. Hareketin üç temel alanda dünya çapındaki faaliyetleri insanlığın geleceği, huzuru ve refahı için oldukça önemli ve dikkat çekicidir.</p>
<h2>2.1. Eğitim ve Kültür</h2>
<p>Hizmet hareketi üç temel problem olan cehalet, fakirlik ve ihtilafla mücadelenin öncelikle eğitimle mümkün olabileceğinden hareketle faaliyetlerini bu alandan başlattığı gibi en fazla emek, sermaye ve mesaisini hep bu alana harcamaktadır. 1970 lerin ortalarından itibaren Türkiye’nin İzmir vilayeti ve Ege Bölgesinde öğrenci evi, yurt ve özel okullar hizmete sunarak işe koyulan Hizmet 1990 lardan itibaren yurt dışına açılmıştır. Bu günlerde dünyanın 180 e yakın ülkesinde iki bine yakın eğitim kurumu, yirmiden fazla üniversitesiyle her renkten, ırktan, dinden, dilden gençliğe eğitim vermektedir. Üstelik bu müesseselerin hemen hepsi kısa sürede bulundukları ülkenin, bölgenin en başarılı kurumları haline gelmekte ve pek çok ödülle vitrinlerini donatmaktadırlar. Başta bilim olimpiyatları olmak üzere dünyanın önde gelen bilim ve teknik temalı yarışmalarında isimleri hep üst sıralarda yer almaktadır.</p>
<p>Bu göz alıcı başarının talebi ve rağbeti artırması nedeniyle çoğu yerde okullara giriş imtihana ve yarışmaya bağlıdır. Ve yine bu nedenle hemen her yerde daha fazla okul ve hizmet talebi gelmektedir. Mesela Afrika Birliği ile Afrika’da 1.000 okul açılması için anlaşma imzalanmıştır<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a>. Son 5 yıldır Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından soykırıma varan cadı avı uygulamalarına rağmen, dünya çapındaki bu teveccüh ve rağbet devam etmektedir.</p>
<p>Hizmet Hareketi’nin en az eğitim kadar dikkat çeken yatırımları ve faaliyetleri kültür alanındadır. Daha doğrusu Hizmet mensupları eğitimi kültürle alaşımlı bir harmoni halinde sürdürmektedirler. Bu kapsamda en önemli faaliyetleri, “Dünyanın Renkleri-Colors of The World” mottosuyla her yıl düzenlenen ve geleneksel hale gelen Uluslararası Dil ve Kültür Festivali’dir. Bu festivallerde her ülkenin kendi geleneklerinin, dilinin, folklorunun, kültürünün tanıtılması ayrıca ve özellikle önemlidir. Dünya kültür mirasının korunması, geliştirilmesi, gelecek nesillere aktarılması ve bütün dünya milletlerinin barış içerisinde bir arada yaşayabilmesi için bunun değeri ve önemi yadsınamaz.</p>
<p>Eğitim başlığı altında bir başka önemli icraat da akademik ve bilimsel faaliyetler ile yaşayan toplumun güncel problemlerine interaktif katılımla çareler üretme gayretleridir. Bu konuda Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın (GYV) faaliyetleri bilhassa kaydedilmelidir. GYV Türkiye’de en soldan en sağa kadar düşünce yelpazesinin bütün renklerinde veya dilimlerindeki uzmanları, bilim insanlarını, aktivistleri, sanatçıları bir araya getirerek ülkenin, toplumun veya insanlığın problemlerine çözüm için pek çok panel, konferans, seminer, sempozyum gibi aktiviteler düzenlemiştir. Zamanla bunlar ‘Abant Platformu’ veya ‘Abant Toplantıları’ unvanıyla meşhur olmuş ve gelenek haline gelmiştir. Her yıl yeni ve ayrı bir mesele bütün teferruatıyla ele alınmış, sonucunda topluma, kamu kurumlarına, bilim camiasına, insanlığa ve ilgili bütün muhataplara çözüm önerileri, teklifler, bulgular, görüşler kamuoyuna sunulmuştur. Sonradan bunlar kalıcı eser haline de getirilmiştir.</p>
<h2>2.2. Kalkınma ve Fakirlikle Mücadele</h2>
<p>Hizmet Hareketi nazarında eğitimin ardından en fazla üzerinde durulan alan kalkınma ve fakirlikle mücadeledir. Bunun için de bir taraftan dünya ticaretinin geliştirilmesine gayret edilmekte, diğer taraftan da yoksul bölgelere ve topluluklara yardım eli uzatılmaktadır. Bu konuda Hizmet’in öne çıkan üç kurumu, Kimse Yok Mu Derneği ile TUSKON ve Bank Asya özellikle anılmalıdır.</p>
<p>Kimse Yok Mu Derneği Türkiye’de kuruldu. 2007 de Bakanlar Kurulu kararı ile kamu yararına faaliyette bulunan dernekler arasında sayılmış, BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi (ECOSOC) Danışman üyeliğine kabul edilmişti. Cadı avı kapsamında kapatılana kadar bu unvanlarını sürdürdü. Dernek, mesela Afrika’da dört sene içinde 3.000’inden fazla kuyu açtı<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a>. Erdoğan 2011 Ağustos’unda, televizyon programına telefonla bağlanarak Kimse Yok Mu Derneği’nin yardım kampanyasını desteklemiş ve vatandaşları yardım yapmaya çağırmıştı<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a>.</p>
<p>Hizmet’in, Kimse Yok Mu Derneği veya irili ufaklı benzer kuruluşları ve oluşumları vasıtasıyla, bundan başka dünya çapında gıda yardımı, giysi ve kıyafet yardımı, Müslümanların oruç tuttuğu Ramazan ayında gıda paketi yardımı, Kurban Bayramı’nda et dağıtımı gibi pek çok faaliyetleri de vardır.</p>
<p>Hizmet gönüllülerinin öncülüğünde kurulan Türkiye İş Adamları ve Sanayicileri Konfederasyonu (TUSKON), 2006-2013 arasında 19 Dünya Ticaret Zirvesi gerçekleştirdi, 40 bini yerli, 30 bini misafir 70 bin iş adamını ticaret yapmak için birbiri ile buluşturdu<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a>.</p>
<p>Dünya ekonomisine katkı sağlama ve ticaretin geliştirilmesi konusunda önemli hizmetler veren bir başka Hizmet müessesesi de Bank Asya&#8217;dır. Cadı avı kapsamında Hükümet tarafından el konulacağı 2015 Mart ayına kadar Türkiye’nin en güçlü bankaları arasında faaliyetini sürdürdü<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a>.</p>
<h2>2.3. Hoşgörü, Diyalog ve Barış</h2>
<p>Hizmet felsefesine göre eğitim ve kalkınmayı taçlandıracak olan herkesi kendi konumunda kabul etme, sonrasında herkesle diyaloğa geçme ve karşılıklı değerlerin paylaşılmasıdır. Nihayetinde bunun doğal sonucu, dünya üzerindeki bütün toplumların iletişim ve etkileşim halinde bir harmoni oluşturarak huzur ve barış içende yaşamalarıdır.</p>
<p>Hizmet Hareketi’nin bu sahadaki karnesi de en az diğer ikisi kadar göz alıcı başarılarla doludur. Bu konuda Fethullah GÜLEN Hocaefendi’nin 09.02.1998 tarihinde Papa ile yaptığı görüşme bilhassa belirtilmelidir. Sayın GÜLEN bu görüşmede ‘Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudilerin, hiçbir kısıtlama, hattâ vize dahi olmaksızın serbestçe ziyaret edebilecekleri uluslararası bir bölge ilan etme; Üç büyük din mensuplarının iş birliğiyle ilki ABD&#8217;de olmak üzere, muhtelif başkentlerde konferanslar düzenleme; Harran&#8217;da üç büyük dinin ihtiyaçlarını temin edecek bağımsız bir üniversite kurma ve İslâm ve Hıristiyan dünyasıyla öğrenci değişimi sağlama’ teklifinde bulundu<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a>. Hizmet ile Vatikan arasındaki insanlığın ortak geleceği konusunda iş birliği ve yardımlaşma bu görüşmeden sonra devam etmiş ve etmektedir.</p>
<p>Dil ve Kültür Festivallerinin bu başlığa bakan yönü, GYV nın dünya çapındaki çalışmaları, Hizmet bünyesindeki üniversitelerin bu gayeye matuf faaliyetleri de ayrıca belirtilmelidir.</p>
<h1>3.     Hizmet Hareketinin Teröre Bakışı</h1>
<p>Hizmet Hareketi ilk günden bu yana yukarıda özetlenen cehalet, fakirlik ve ihtilafla mücadele hedeflerine ulaşabilmek için daima ‘müsbet hareket’ düsturu ile ve hukukun içinde kalarak mücadele yolunu benimsemiştir. Bunun en önemli göstergesi de, özellikle son üç yıldır soykırım boyutuna varan zulüm ve hak ihlallerine rağmen hukuk dışı hiçbir uygulamaya girişmemeleridir. Öyle ki bu konuda, soykırım suçlularının, Hizmet mensubuymuş gibi davranarak işledikleri eylemlere karşı bile dikkat etmektedirler.</p>
<p>Pek çok Müslüman aydının, akademisyenlerin ve siyaset camiasının İslamiyet’in demokrasi ile bağdaşıp bağdaşmayacağı konusunda şüpheler ortaya koyduğu, hatta karşı çıktığı dönemde, Fethullah Gülen açıkça demokrasi ve hukukun üstünlüğünden yana tavır almıştır. 29/06/1994 tarihinde Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın kuruluş gecesindeki konuşmasında “demokrasiden geriye dönüş yok” demişti<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a>. Sayın Gülen 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünün ertesi günü basına ilk demecinde bu beyanına değinerek, şimdiki hükümet çevrelerinin o dönemde bu söyleminden dolayı kendisini eleştirdiklerini hatırlatmıştır<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a>. Fethullah Gülen Hocaefendi bu düşüncesini farklı zamanlarda ve mekanlarda, değişik vesilelerle sürekli ve defalarca tekrarlamış, hep demokrasi ve hukukun üstünlüğü vurgusu yapmıştır.</p>
<p>Fethullah Gülen’nin net tavırlarından birisi de canlı bomba eylemleri ve ABD 11/09/2001 İkiz Kuleler saldırısı<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a> veya benzer canlı bomba eylemleri hakkındaki görüşleridir. Gülen, pek çok masum insanın hayatına mal olan ve Müslümanlara veya Müslümanlığa mal edilen her eylem sonrası, gecikmeksizin hep aynı cevap ve tepkiyi vermiştir: “Müslüman terörist, terörist de Müslüman olamaz”<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a></p>
<p>Gülen, hukukun üstünlüğü ve insan hakları<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a>, cumhuriyet<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a>, laiklik<a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a>, devlet ve şeriat<a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a>, demokrasi<a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a>, siyaset<a href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a>, cihad, terör ve canlı bomba eylemleri<a href="#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a> gibi kavramlar, konular ve uygulamalar hakkında fikirlerini açıklıkla 50 yıldır hem vaaz ve sohbetlerinde hem de medyada defalarca dile getirmiştir. Görüşlerinde baştan sona hiçbir sapma ve değişiklik de görünmemektedir.</p>
<h1>4.     Fethullah GÜLEN ve Kaziyye-i Muhkeme</h1>
<p>Fethullah Gülen Hocaefendi hakkında Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 31/08/2000 tarih ve 192-141 sayılı iddianamesi ile Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne (DGM), ‘terör örgütü kurmak ve yönetmek’ iddiası ile 3713 sayılı Kanun 7/1-1 gereği cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmış; 2 Nolu DGM yeni çıkan 4616 sayılı Kanun 1/4 gereği ‘kamu davasının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine’ karar vermiştir. Yerel savcının itirazı 1 Nolu DGM tarafından da reddedilip erteleme kararı kesinleşmiştir. Bu arada 4928 sayılı Kanun’la 3713 sayılı Kanun’da yapılan değişiklik üzerine sanık müdafii 07/03/2006 tarihli dilekçe vererek müvekkilinin beraatına karar verilmesini talep etmiştir. Dosya Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi (AğCM) tarafından ele alınmış, yapılan uyarlama yargılaması sonucu Esas No: 2000/124, Karar No: 2003/20 sayılı kararla beraata hükmedilmiştir.</p>
<p>Hükmün gerekçesinde “sanık ve ilişkilendirildiği kuruluşların anayasal düzeni değiştirme amacının sabit olmadığı, sanığın bu hususa yönelik açık bir beyan ve ikrarının bulunmadığı, böyle bir amacının olduğu iddiasının yorum ve çıkarsamalara dayandığı, bu amacın varlığının kabulü halinde dahi cebir ve şiddet yöntemlerini benimsediği, cebir şiddet kullandığı ve bu konuda müstakil suç teşkil eden herhangi bir eylemde bulunduğunun tesbit edilmediği, bu hususta delil bulunmadığı, aksine devlet yanlısı tutumu nedeniyle dini motifli radikal terör örgütleri tarafından dahi tehdit edildiği, … bu haliyle 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 1. maddesinde tarif edilen şekilde bir terör eylemi ve terör örgütünün bulunmadığı, dolayısıyla yasanın 7/1. maddesinde belirtildiği şekilde örgüt kurmasının ve yönetmesinin de söz konusu olmadığı sonucuna varılmıştır” denilmiş ve “3713 sayılı Yasada 4928 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik dikkate alınarak, dosya kapsamı ve yapılan yargılama neticesinde sanık F&#8230;&#8230; G&#8230;.&#8217; in sübut bulmayan ve unsurları oluşmayan atılı suçtan BERAATINA..karar verilmiştir.”</p>
<p>Hüküm yerel Cumhuriyet savcısı tarafından temyizi edilmiştir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 05/03/2008 tarih ve 60083-1328 sayılı ilamıyla karar onanmıştır. Bu kez Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı’nın itirazı üzerine dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na (CGK) gelmiş; CGK 28/11/2001 tarih ve Esas No: 2008/82, Karar No: 208/181 sayılı ilamı ile “uyarlama yargılaması statü ve kuralları itibariyle usulen kabulüne olanak bulunmadığından, vaki itirazın ve konu hükmün sair yönleri incelenmeksizin itirazın reddine karar” vermiştir.</p>
<p>Bu durumda, hukuk ve yargılama bilimi gereği, en azından iddianame tarihi olan 31/08/2000 tarihinden önceki eylemler bakımından beraata ilişkin kazıyye-i muhkeme, yani kesin hüküm vardır. Oysa ki özellikle 15 Temmuz 2016 tarihinden sonraki bütün adli ve idari soruşturmalarda, TMBB rapor ve belgelerinde suç ve eylem isnadını 1970 lerden başlatılmaktadır.</p>
<p>Bir kişinin aynı eylem nedeniyle birden fazla yargılanamayacağı mutlak bir kuraldır. Dolayısıyla ‘1970 lerde kurulan ve giderek gelişen örgüt’ kurgusu mantıken ve hukuken boşa düşmektedir.</p>
<h1>5.     Yol Ayırımı ve Cadı Avı Başlatılması</h1>
<p>Hizmet Hareketi’nin en az yarım asırlık hizmet ve faaliyetlerini, Erdoğan, AKP ve hükümet çevreleri 2013 yılında Gezi Olayları ve bilhassa 17/25 Aralık yolsuzluk operasyonlarına kadar olağanüstü övgülerle destekliyorlardı. Bu tavrın tam aksi yönde birdenbire değişmesinin sebebini tam anlamak için özellikle bu iki olayın yakından irdelenmesi gerekir.</p>
<p>2013 yılı Mayıs ayında Taksim meydanının kenarında bulunan yeşil alana, tarihi topçu kışlasını aslına uygun yeniden inşa etmek bahanesiyle, alış-veriş merkezi (AVM) yapmaya kalkışınca halk karşı koydu. Üstelik tarihi, kültürel ve tabii mirası korumakla görevli kamu idaresi ve mahkeme yeşil alanın korunması yönünde karar vermelerine rağmen iktidar inşaat yapmakta ısrar edince, olaylar büyüdü. Aktivistler oturma eylemleri başlattılar, hatta çadır kurup gece-gündüz nöbet tutmaya başladılar<a href="#_ftn19" name="_ftnref19">[19]</a>. İş makinaları çadırları kaldırmak ve aktivistleri dağıtmak maksadıyla parka girdi, karşı koyanlara polis orantısız güç kullandı. Başbakan Erdoğan yatıştırıcı ve uzlaştırıcı tavır ve aktivistleri dinlemek, çözüm üretmek yerine gerilimi tırmandırıcı söylem ve politikaları tercih etti. Olaylar kısa sürede bütün ülkeye sıçradı ve yayıldı. İstanbul’da küçük bir yeşil alanı korumak için başlayan eylemler bütün Türkiye’de hükümeti protesto gösterilerine dönüştü. Sosyal medya üzerinden örgütlenme, tencere-tava eylemleri, duran adam eylemleri, adalet yürüyüşü, kırmızılı kadın gibi sembolleşen eylemler ve protesto yöntemleri gelişti<a href="#_ftn20" name="_ftnref20">[20]</a>.</p>
<p>Aynı yıl Aralık ayında Türkiye’de büyük çaplı yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarıyla sarsıldı. Sonradan ‘17/25 Aralık Operasyonları’ unvanıyla ünlenen soruşturmalarda hükümete yakın pek çok isimlerin haricinde kabineden dört bakan ve bazı hükümet yetkililerinin, yakınlarının, oğullarının adları geçiyordu. İran asıllı Reza Zarrab isimli iş adamı vasıtasıyla uluslararası kara para aklama, altın kaçakçılığı, silah kaçakçılığı, İran’a yönelik Birleşmiş Milletler ambargosunun delinmesi, Suriye’de çatışan gruplara silah satışı, Afrika’da yasa dışı örgütlere silah satışı, ihalelerde ve kamu hizmetlerinde büyük miktarlarda rüşvet alımı ve yolsuzluk yapılması gibi oldukça vahim ve kapsamlı iddialar basına yansıdı<a href="#_ftn21" name="_ftnref21">[21]</a>. Soruşturmalarda da en çok yolsuzluk ve rüşvetin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda döndüğü belirtiliyordu. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar bir TV haber programına canlı bağlanarak, istifa ettiğini duyurdu. Ayrıca bütün yapılanlardan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da haberinin olduğunu belirterek O’nun da istifa etmesi gerektiğini belirtti<a href="#_ftn22" name="_ftnref22">[22]</a>.</p>
<p>Erdoğan ise bunun kendine karşı yapılan bir ‘yargı darbesi’ olduğu iddiasıyla<a href="#_ftn23" name="_ftnref23">[23]</a> büyük bir karalama kampanyası başlattı. Bizzat Başbakan cadı avı yapacaklarını söyledi<a href="#_ftn24" name="_ftnref24">[24]</a>. Bu safhadan sonra Parlamentoda çoğunluk elinde olduğundan akıl almaz değişiklikleri gerçekleştirdi. Örneğin ‘soruşturmanın gizliliği’ kuralı mevzuat değişikliği ile kaldırıldı, cumhuriyet savcılarının bir soruşturmaya başladıklarında bunu mülki amire bildirme zorunluluğu getirildi<a href="#_ftn25" name="_ftnref25">[25]</a>. Süreçte 17/25 soruşturmalarında görev alan bütün güvenlik görevlileri, hakimler, savcılar ve memurlar ihraç edildi ve terör örgütü üyesi olmakla suçlanıp hapsedildi.</p>
<p>Diğer taraftan Reza Zarrab ile Halk Bankası’nın eski genel müdür yardımcısı Hakan Atilla<a href="#_ftn26" name="_ftnref26">[26]</a> hakkında ABD de, İran’a yönelik ambargonun delinmesi, kara para aklama, banka dolandırıcılığı dahil pek çok suçlama ve iddialarla yargılama yapıldı. Zarrab kendisine isnat edilen 7 suçlamayı da kabul edip savcılıkla iş birliğine gitti<a href="#_ftn27" name="_ftnref27">[27]</a>. Soruşturmada görev alan FBI görevlilerine başarılarından ötürü ödül verildi. Görevliler Erdoğan veya adamları tarafından tehdit edildiklerini söylediler<a href="#_ftn28" name="_ftnref28">[28]</a>. Neticede 17/25 Aralık soruşturmalarının gerçekliği Türkiye’den bağımsız ABD yargısı tarafından teyit edilmiş oldu.</p>
<h1>6.     15 Temmuz 2016 Darbe Teşebbüsü</h1>
<h2>6.1. Darbe Teşebbüsü Öncesi Tarafların Durumu</h2>
<p>Önemli bir konu da 15 Temmuz 2016 arifesinde çatışan tarafların durumunun göz önünde bulundurulmasıdır.</p>
<p>Erdoğan Gezi Olayları sırasında, yüz kadar sarhoş ve üzerleri çıplak göstericinin, başörtülü bir yakınının üzerine işediklerini iddia etti<a href="#_ftn29" name="_ftnref29">[29]</a>. Sonradan kamera kayıtlarından bunun gerçek dışı olduğu anlaşıldı<a href="#_ftn30" name="_ftnref30">[30]</a>. Yine göstericilerin Dolmabahçe Camii’ne ayakkabılarıyla girip içerde içki içtiklerini iddia etti ve görüntüleri basınla paylaşacaklarını belirtti<a href="#_ftn31" name="_ftnref31">[31]</a>. Ancak bu iddianın da gerçek dışı olduğu anlaşıldı, hatta basılmış bira kutusuna ilişkin görüntünün de cami boşaltıldıktan sonra, ertesi günü alındığı ileri sürüldü<a href="#_ftn32" name="_ftnref32">[32]</a>. Erdoğan’ın vaat ettiği içki içildiğine dair görüntüler bir türlü basına ve kamuoyuna sunulmadı, fakat olay sırasında orada bulunan ve “ben din adamıyım, yalan söyleyemem, içki içildiğini görmedim” diyen müezzin sürüldü<a href="#_ftn33" name="_ftnref33">[33]</a>.</p>
<p>31/05/2010 gece yarısı İsrail ordusu uluslararası sulardaki insani yardım malzemesi taşıyan Mavi Marmara gemisine saldırdı ve 10 kişi şehit oldu<a href="#_ftn34" name="_ftnref34">[34]</a>. Fethullah Gülen İsrail’le uzlaşma yolunu salıklamış ve böyle bir hareket için otoriteden izin almanın lüzumunu açıklamıştı<a href="#_ftn35" name="_ftnref35">[35]</a>. Erdoğan ise 17/07/2014 de Gülen’in bu açıklamasını eleştirerek “otorite bizsek, biz zaten izni verdik” dedi. Fakat yaklaşık iki yıl sonra 29/06/2016 da ise “böyle bir insani yardımı götürmek için günün başbakanına mı sordunuz?” dedi<a href="#_ftn36" name="_ftnref36">[36]</a>.</p>
<p>İzmir’in Urla ilçesinde birinci dereceden SİT alanı üzerine yapılan kaçak villalara inşaatı soruşturmasında villaların Erdoğan ailesine ait olduğu iddia edildi, ses kayıtları internete düştü. Erdoğan inşaat alanının 35 yıllık eski bir yerleşim alanı olduğunu söyledi<a href="#_ftn37" name="_ftnref37">[37]</a>. Ancak Google Earth programı üzerindeki basit bir araştırmayla bile villaların iki yıllık olduğu ortaya çıktı<a href="#_ftn38" name="_ftnref38">[38]</a>. Villalar hakkında işlem yapan mahkeme heyeti, görev süreleri dolmadan ve istekleri de olmadığı halde tayin edildiler<a href="#_ftn39" name="_ftnref39">[39]</a>. Erdoğan’ın benzer şekilde Çatalca’da ve Bodrum’da da villalarının olduğu iddia edildi<a href="#_ftn40" name="_ftnref40">[40]</a>.</p>
<p>24/11/2015 de Suriye’de iki Rus uçağı Türk Hava Kuvvetleri tarafından sınır ihlali yaptıkları gerekçesiyle düşürüldü. Başbakan Erdoğan düşürülmesi emrini kendisinin verdiğini söyledi. Fakat iki yıl sonra olayın Türk pilotların hatasından kaynaklandığını iddia etti<a href="#_ftn41" name="_ftnref41">[41]</a>.</p>
<p>Bütün bunların hepsini aşkın, darbe girişimi arifesindeki üç konu ise, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olabilmek için Yüksek Seçim Kurulu’nu sunduğu üniversite diplomasının sahte olduğu iddiası<a href="#_ftn42" name="_ftnref42">[42]</a>, yukarıda bahsi geçen ABD deki Reza Zarrab yargılaması ve Rusya’nın BM Güvenlik Konseyi’ne ‘Türkiye’nin, Suriye’deki yasa dışı örgütlere yüklü miktarda silah ve mühimmat sağladığı, ayrıca 2 milyon dolarlık kimyasal madde gönderdiği, IŞİD’in ana silah ve askeri teknoloji tedarikçisi olduğu’ iddiasına ilişkin dosya sunmasıdır<a href="#_ftn43" name="_ftnref43">[43]</a>.</p>
<p>Üstüne üstlük, Erdoğan’ın Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) yargılanmasının usulü ve yöntemi tartışılmaktaydı<a href="#_ftn44" name="_ftnref44">[44]</a>. Suriye’li Kürt liderlerden Salih Müslim 06/07/2016 da yayınlanan röportajında &#8220;Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın UCM de yargılanmasına neden olacak bütün belgeler ABD ve Rusya&#8217;nın elinde&#8221; olduğunu açıkladı<a href="#_ftn45" name="_ftnref45">[45]</a>.</p>
<p>Erdoğan ve hükümetin bu pozisyonuna karşılık Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hizmet Hareketi yukarıda kısmen ve kısaca özetlenen bütün dünya üzerindeki imrendirici ve iftihar vesilesi faaliyetlerine devam ediyordu.</p>
<p>15 Temmuz darbe teşebbüsünün hemen arifesinde yapılan 14. Dil ve Kültür Festivali Mayıs-Haziran aylarında 33 ayrı başkentte düzenlendi, 160 ülkeden 2.500 yarışmacı katıldı<a href="#_ftn46" name="_ftnref46">[46]</a>.  Festivalde slogan veya tema olarak “Colours of the World / Dünyanın Renkleri” mottosu kullanıldı<a href="#_ftn47" name="_ftnref47">[47]</a>. Birleşmiş Milletler Genel Kurul Salonu<a href="#_ftn48" name="_ftnref48">[48]</a>, Avrupa Konseyi binası<a href="#_ftn49" name="_ftnref49">[49]</a> başta olmak üzere pek çok yerde ülkelerin en itibarlı önemli mekânlarında gösteri sergilediler.  Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon<a href="#_ftn50" name="_ftnref50">[50]</a>, USA Başkanı Barack Obama<a href="#_ftn51" name="_ftnref51">[51]</a>, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande<a href="#_ftn52" name="_ftnref52">[52]</a>, Belçika Başbakanı Charles Michel<a href="#_ftn53" name="_ftnref53">[53]</a> gibi devlet adamları ve liderler övgülerle destek verdiler ve himaye ettiler. Belçika’nın başkenti Brüksel merkez tren istasyonunda, dünyanın bütün renklerinden müteşekkil çocuklar, barış ve birlikte yaşama kültürü adına, sembolik olarak çok büyük anlam ifade eden bir gösteri sergilediler<a href="#_ftn54" name="_ftnref54">[54]</a>. Birkaç ay önce aynı tren istasyonu ve havaalanında canlı bomba eylemiyle 34 masum ve sivil kişi hayatını kaybetmiş, iki yüze yakın kişi yaralanmıştı<a href="#_ftn55" name="_ftnref55">[55]</a>. Hiç şüphesiz verilen mesaj çok anlamlıdır. Dünyanın Renkleri, Belçika Dışişleri Bakanı Didier Reynders&#8217;in misafiri oldu, Dışişleri Konutu olarak kullanılan tarihi Egmont Sarayı&#8217;nda kahvaltı yaptılar<a href="#_ftn56" name="_ftnref56">[56]</a>. Eurovision 2016 birincisi Jamala da Türkçe Olimpiyatları&#8217;na katılarak birincilik şarkısını seslendirdi<a href="#_ftn57" name="_ftnref57">[57]</a>. Kuşkusuz bu çaptaki bir başarı, itibar ve şeref yazılı tarihte hiçbir insana ve topluluğa nasip olmamıştır. Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketi 15 Temmuz’a bu durum ve şartlarla giriyordu.</p>
<h2>6.2. Darbe Teşebbüsü ve Tarafların Tepkileri</h2>
<p>Türkiye 15 Temmuz 2016 akşam saatlerinde İstanbul Boğaziçi Köprüsü’nün sadece bir yönü askerlerce trafiğe kapatılarak darbe teşebbüsünde bulunulduğu haberleriyle sarsıldı. Devletin başkenti Ankara’ydı ve ülke daha önce pek çok darbe tecrübesi yaşamış, hiçbiri İstanbul’da başlatılmamıştı. Tuhaflıklar bununla da sınırlı değildi. Olaylar gerçek bir darbe teşebbüsünden çok bir tiyatro gösterisini andırıyordu. Nitekim dünya liderlerinden bu yönde açıklama yapanlar oldu. Yer darlığı nedeniyle buruya sıralamamız imkânsız olan pek çok tutarsızlığı ve çelişkiyi ulusal ve/veya uluslararası pek çok gazeteci, araştırmacı, uzman, devlet adamı, istihbaratçı, siyasetçi, asker dile getirdi, ortaya koydu.</p>
<p>Erdoğan daha olaylar devam ederken, İstanbul Atatürk Havalimanı’nda yaptığı açıklamada darbe girişiminin, Hizmet Hareketi’ni kastederek, Paralel Devlet Yapılanmasının bir teşebbüsü olduğunu açıkladı. ‘Bunları ordudan temizleyebilmek için Allah’ın kendilerine bir lütfu olduğunu, bu yapının silahlı terör örgütü olduğunun da böylelikle açığa çıktığını’ söyledi<a href="#_ftn58" name="_ftnref58">[58]</a>. Halbuki daha herhangi bir soruşturmanın sonuçlanacağı veya bir kanaat oluşacak zaman dahi geçmediği gibi, Ankara’da uçaklar hala şehir üzerinde uçuyordu. Üstelik sonraki günlerde Erdoğan, darbe teşebbüsümü ilk önce saat kaçta, nasıl ve kimden öğrendiğine dair birbiriyle çelişen tam 5 ayrı beyanda bulunacaktı<a href="#_ftn59" name="_ftnref59">[59]</a>.</p>
<p>Fethullah Gülen ise, darbe teşebbüsünden saatler sonra gazetecilerle röportajında, yaşananların gerçek bir darbeden çok, Erdoğan’ın muhaliflerini kolayca tasfiye edebilmesi için hazırlanmış bir filme ve senaryoya benzediğini açıkladı. Uluslararası bir organizasyonun konuyu tahkike almasını teklif etti, çıkacak sonuca yalan bile olsa razı olacağını belirtti<a href="#_ftn60" name="_ftnref60">[60]</a>. Bir yıl sonra aynı teklifini tekrarladı ve ayrıca “Bu darbe tiyatrosunda yer alanların içinde Hizmet’e sempati duyan birileri olup olmadığını bilmiyoruz. Bunların arasında Hizmet’e sempati duyanlar varsa Hizmet’in temel değerlerine ihanet etmiş demektir” açıklaması yaptı<a href="#_ftn61" name="_ftnref61">[61]</a>.</p>
<p>Erdoğan veya hükümet, üç yıl geçmesine rağmen, 15 Temmuz için uluslararası komisyon teklifine de bugüne değin cevap vermiş değil.</p>
<h1>7.     Sonuç ve Teklifler</h1>
<p>Demokrasi ve hukukun üstünlüğü ilkelerine istinat etmiş devlet düzeni, halihazırda insanlığın ulaşabildiği en mükemmel sistemdir. Hiç şüphesiz bu sistem daha ileri gidecek ve geliştirilecektir. Nitekim günümüzde, temel insan hakları ve özgürlüklerinin korunmasının, devletlerin hükümranlık haklarının önüne geçtiği artık ittifakla kabul gören bir anlayıştır.</p>
<p>Diğer taraftan küreselleşen dünyada artık bir yerdeki kargaşa ve hukuksuzluk lokal olmaktan çıkmakta ve bütün dünyayı etkilemektedir.</p>
<p>Erdoğan ve rejiminin son üç yıldır özellikle Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik uyguladığı hak ihlalleri soykırım boyutuna ulaşmıştır.</p>
<p>İnsan hakları aleyhine Türkiye’de oluşan girdabın, önü alınmazsa bütün dünyayı yutacak bir karadeliğe dönüşmesi kaçınılmazdır.</p>
<p>İkinci dünya savaşında yaşanan hak ihlalleri, acılar, gözyaşları, kan seylapları üzerine, insanlığın şerefini, haklarını, özgürlüklerini korumak ve geliştirmek üzere kurulan Birleşmiş Milletlerin mercileri ve makamları, Türkiye’deki insan hakları ihlalleri konusunda daha fazla inisiyatif almalıdırlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> <a href="https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/gulen-hakkinda/aydinlarin-gozuyle-fethullah-gulen-hocaefendi/45275-donald-daniel">https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/gulen-hakkinda/aydinlarin-gozuyle-fethullah-gulen-hocaefendi/45275-donald-daniel</a></p>
<p>https://fgulen.com/tr/turk-basininda-fethullah-gulen/fethullah-gulen-hakkinda-kose-yazilari/2010-kose-yazilari/18514-Dr-Iman-Kandil-Turkiyede-Sahabe-Ruhunun-Ihyasi</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> http://www.shaber3.com/afrikada-kimse-yok-mu-araciligiyla-1000-okul-acacak-haberi/1108848/</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> https://www.haberler.com/kimse-yok-mu-nun-selsebil-kuyulari-3-bini-gecti-7965759-haberi/</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> http://www.yenicaggazetesi.com.tr/erdoganin-kimse-yok-mu-dernegine-destek-goruntuleri-ortaya-cikti-451v.htm</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> https://www.haberler.com/tuskon-un-ticaret-koprulerinden-30-milyar-dolar-5555077-haberi/</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> http://www.bankasya.com.tr/docs/pdf/2015_1_donem_solo.pdf</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> https://media.turuz.com/her_konu-2019-6/5879-Bir_Portre_Denemesi-M.Fethullah_Gulen-Ali_Unal-1993-223s.pdf</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> https://books.google.de/books?id=Xva_CwAAQBAJ&amp;pg=PT251&amp;lpg=PT251&amp;dq=fethullah+g%C3%BClen+gazeteciler+ve+yazarlar+vakf%C4%B1nda+konu%C5%9Ftu&amp;source=bl&amp;ots=1gqHkwktIQ&amp;sig=uRX9iBtnmvo2i8zcMBjMgumXvCY&amp;hl=tr&amp;sa=X&amp;ved=2ahUKEwjQ5OGo4vfdAhVvoosKHaRBDfQ4ChDoATADegQIBhAB</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> https://www.youtube.com/watch?v=ynuQUKinW-0</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> http://www.hurriyet.com.tr/gundem/musluman-terorist-terorist-musluman-olamaz-63617</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> https://fgulen.com/tr/fethullah-gulenin-kursu-akademi-yazilari/fethullah-gulen-2001-kursuleri/11901-Fethullah-Gulen-Musluman-Terorist-Olamaz</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/fethullah-gulenin-gorusleri/18889-Fethullah-Gulen-Insan-Haklari</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/fethullah-gulenin-gorusleri/223-Fethullah-Gulen-Ataturk-ve-Cumhuriyet-</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/fethullah-gulenin-gorusleri/222-Fethullah-Gulen-Laiklik</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/fethullah-gulenin-gorusleri/227-Fethullah-Gulen-Devlet-ve-Seriat</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/fethullah-gulenin-gorusleri/221-Fethullah-Gulen-Demokrasi</p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/fethullah-gulenin-gorusleri/3630-Fethullah-Gulen-Siyaset</p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a> https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/fethullah-gulenin-gorusleri/225-Fethullah-Gulen-Cihad-ve-Teror</p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a> https://tr.wikipedia.org/wiki/Gezi_Park%C4%B1_protestolar%C4%B1</p>
<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[20]</a> https://www.keele.ac.uk/journal-globalfaultlines/publications/geziReflections.pdf</p>
<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21">[21]</a> https://tr.wikipedia.org/wiki/17_Aral%C4%B1k_yolsuzluk_ve_r%C3%BC%C5%9Fvet_soru%C5%9Fturmas%C4%B1</p>
<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22">[22]</a> https://www.youtube.com/watch?v=jreStP2jmOI</p>
<p>https://www.birgun.net/haber-detay/her-seyi-basbakan-in-emri-ve-bilgisiyle-yaptik-72741.html</p>
<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23">[23]</a> http://www.haber7.com/siyaset/haber/1108231-erdogan-kula-kulluk-olmaz-allaha-kul-olun</p>
<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24">[24]</a> <a href="http://www.aljazeera.com.tr/haber/erdogan-bu-cadi-avini-yapacagiz">http://www.aljazeera.com.tr/haber/erdogan-bu-cadi-avini-yapacagiz</a></p>
<p>http://t24.com.tr/haber/erdogan-cadi-aviysa-biz-bu-cadi-avini-yapacagiz-bunu-da-bilin,258112</p>
<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25">[25]</a> http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/12/20131221.pdf</p>
<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26">[26]</a> https://bianet.org/bianet/kriz/197220-hakan-atilla-ya-32-ay-hapis-cezasi-verildi</p>
<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27">[27]</a> http://www.haber7.com/dis-politika/haber/2515349-riza-sarraf-davasinda-juri-kararini-verdi/?detay=1</p>
<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28">[28]</a> http://bianet.org/bianet/kriz/200295-sarraf-i-yakalayan-fbi-ajanlarina-odul-toreni-erdogan-yonetimi-ajanlari-tehdit-etti?bia_source=rss</p>
<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29">[29]</a> <a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video/227773/Erdogan__Kabatas_yalani_ni_devam_ettirdi.html">http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video/227773/Erdogan__Kabatas_yalani_ni_devam_ettirdi.html</a></p>
<p><iframe width="1220" height="915" src="https://www.youtube.com/embed/5IiBqSPvXgA?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30">[30]</a> <a href="https://onedio.com/haber/polisin-kabatas-raporu-ustu-ciplak-kimse-yok-amirim--467499">https://onedio.com/haber/polisin-kabatas-raporu-ustu-ciplak-kimse-yok-amirim&#8211;467499</a></p>
<p>http://t24.com.tr/haber/kabatasta-yalan-kesin-rivayet-muhtelif-iste-emniyetten-elif-cakira-zehra-gelin-metinleri,290216</p>
<p><a href="#_ftnref31" name="_ftn31">[31]</a> https://www.youtube.com/watch?v=rP6W_h8xbDc</p>
<p><a href="#_ftnref32" name="_ftn32">[32]</a> https://www.youtube.com/watch?v=j9cvCUubGKk</p>
<p><a href="#_ftnref33" name="_ftn33">[33]</a> http://t24.com.tr/haber/camide-icki-ictiler-iddiasini-yalanlayan-muezzin-tesekkur-beklerken-tenzil-edildim,277963</p>
<p><a href="#_ftnref34" name="_ftn34">[34]</a> https://www.timeturk.com/5-yil-once-mavi-marmara-da-ne-oldu/haber-108512</p>
<p><a href="#_ftnref35" name="_ftn35">[35]</a> https://www.ntv.com.tr/dunya/fethullah-gulen-israilden-izin-almaliydilar,kIC_HTknIEavwlzh-VOxdg</p>
<p><a href="#_ftnref36" name="_ftn36">[36]</a> https://www.youtube.com/watch?v=9OX8IsUsNKQ</p>
<p><a href="#_ftnref37" name="_ftn37">[37]</a> https://www.youtube.com/watch?v=mBDkEqq5ouM</p>
<p><a href="#_ftnref38" name="_ftn38">[38]</a> https://www.birgun.net/haber-detay/google-earth-in-gordugu-erdogan-in-urla-villalarini-savcilik-goremedi-73091.html</p>
<p><a href="#_ftnref39" name="_ftn39">[39]</a> https://www.youtube.com/watch?v=ZlAd81QZR_s</p>
<p><a href="#_ftnref40" name="_ftn40">[40]</a> <a href="https://www.ulusal.com.tr/gundem/iste-erdogan-ailesinin-catalca-villalari-h21546.html">https://www.ulusal.com.tr/gundem/iste-erdogan-ailesinin-catalca-villalari-h21546.html</a></p>
<p><iframe loading="lazy" width="1220" height="915" src="https://www.youtube.com/embed/OYsskZ9FfnE?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="#_ftnref41" name="_ftn41">[41]</a> <a href="https://www.youtube.com/watch?v=vi23YRtS6_E">https://www.youtube.com/watch?v=vi23YRtS6_E</a></p>
<p>https://www.youtube.com/watch?v=sH07zjhHd8U</p>
<p><a href="#_ftnref42" name="_ftn42">[42]</a> <a href="https://odatv.com/erdoganin-diplomasi-sahte-diyorum-niye-beni-mahkemeye-vermiyor-0406151200.html">https://odatv.com/erdoganin-diplomasi-sahte-diyorum-niye-beni-mahkemeye-vermiyor-0406151200.html</a></p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=9dPj0o9PAJY">https://www.youtube.com/watch?v=9dPj0o9PAJY</a></p>
<p>https://www.abcgazetesi.com/arsiv/firat-belgelerle-anlatti-tayyip-erdoganin-diplomasi-yoktur/haber-18161</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref43" name="_ftn43">[43]</a> https://odatv.com/rusya-turkiye-isid-belgelerini-bmye-sundu-0104161200.html</p>
<p><a href="#_ftnref44" name="_ftn44">[44]</a> https://m.bianet.org/bianet/siyaset/174199-cumhurbaskani-erdogan-ve-uluslararasi-ceza-mahkemesi</p>
<p><a href="#_ftnref45" name="_ftn45">[45]</a> http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/563380/Salih_Muslim__Erdogan_i_UCM_de_yargilatacak_belgeler_ABD_ve_Rusya_da.html</p>
<p><a href="#_ftnref46" name="_ftn46">[46]</a> http://www.shaber3.com/160-ulkeden-2-500-ogrenci-costuracak-haberi/1256967/</p>
<p><a href="#_ftnref47" name="_ftn47">[47]</a> https://i.ytimg.com/an_webp/sBJQ93uiMB4/mqdefault_6s.webp?du=3000&amp;sqp=CMrQ0t0F&amp;rs=AOn4CLDga6yXyLL1-SEKP7QGcLsSsOG60A</p>
<p><a href="#_ftnref48" name="_ftn48">[48]</a> https://www.youtube.com/watch?v=qkQMXTDfHpg</p>
<p><a href="#_ftnref49" name="_ftn49">[49]</a> https://www.youtube.com/watch?v=Ph7blwY1qYI</p>
<p><a href="#_ftnref50" name="_ftn50">[50]</a> https://www.youtube.com/watch?v=epTFVNEJERQ</p>
<p><a href="#_ftnref51" name="_ftn51">[51]</a> https://www.youtube.com/watch?v=3paNjUg4FVU</p>
<p><a href="#_ftnref52" name="_ftn52">[52]</a> http://www.bagimsizgazete.com/fransa-cumhurbaskani-hollandeden-turkce-olimpiyatlarina-mesaj/</p>
<p><a href="#_ftnref53" name="_ftn53">[53]</a> https://i.ytimg.com/an_webp/cK5IMuXLyNk/mqdefault_6s.webp?du=3000&amp;sqp=CK_G0t0F&amp;rs=AOn4CLCX595CefK3f7jLHgMMRom52Pf2AQ</p>
<p><a href="#_ftnref54" name="_ftn54">[54]</a> http://arsiv.yenihayatgazetesi.com/19508-19508</p>
<p><a href="#_ftnref55" name="_ftn55">[55]</a> http://www.milliyet.com.tr/bruksel-havalimaninda-patlama/dunya/detay/2213893/default.htm</p>
<p><a href="#_ftnref56" name="_ftn56">[56]</a> https://www.youtube.com/watch?v=pR_SOT1gW4w</p>
<p><a href="#_ftnref57" name="_ftn57">[57]</a> http://www.shaber3.com/eurovision-1-si-jamala-surpriz-yapti-haberi/1258076/</p>
<p><a href="#_ftnref58" name="_ftn58">[58]</a> https://www.youtube.com/watch?v=lO-3i5OduwI</p>
<p><a href="#_ftnref59" name="_ftn59">[59]</a> http://www.tr724.com/bunlari-da-ortaya-cikarsana-selvi/</p>
<p><a href="#_ftnref60" name="_ftn60">[60]</a> https://www.youtube.com/watch?v=ynuQUKinW-0</p>
<p><a href="#_ftnref61" name="_ftn61">[61]</a> http://www.tr724.com/fethullah-gulen-15-temmuz-erdogan-avanesi-tarafindan-kurgulanmis-haince-bir-senaryoydu/</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MAHREMİYET VE KİŞİSEL VERİLER</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2019/05/23/mahremiyet-ve-kisisel-veriler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Weiser NİCHT]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 May 2019 22:05:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[Weiser NİCHT]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1566</guid>

					<description><![CDATA[Mahremiyet veya Özel Hayatın Gizliliği Mahremiyet veya özel hayat alanı, kişilerin belli esaslara ve unsurlara bağlı, kendilerine ait, kendi başlarına düşünebildiği ve davranabildiği, başkalarıyla nasıl, ne zaman, hangi şartlarda ve ne miktarda paylaşacaklarına kendilerinin karar verdikleri, dolayısıyla kural olarak başkalarının karışamadığı ve müdahale edemediği hayat alanını ve bu alan üzerindeki hakkı ifade eder. Özel hayatın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Mahremiyet veya Özel Hayatın Gizliliği</h1>
<p>Mahremiyet veya özel hayat alanı, kişilerin belli esaslara ve unsurlara bağlı, kendilerine ait, kendi başlarına düşünebildiği ve davranabildiği, başkalarıyla nasıl, ne zaman, hangi şartlarda ve ne miktarda paylaşacaklarına kendilerinin karar verdikleri, dolayısıyla kural olarak başkalarının karışamadığı ve müdahale edemediği hayat alanını ve bu alan üzerindeki hakkı ifade eder.</p>
<p>Özel hayatın gizliliği kişilik (şahsiyet) hakkının bir parçası ve tezahürüdür. Mahremiyet, insana verilen değerin ve insanın ahsen-i takvim suretinde yaratılmasının sonucu ve gereğidir. İnsanın kişiliğini gerçekleştirmesi, daha da ötesinde kendini geliştirebilmesi, maddi manevi şahsiyetini olgunlaştırıp ‘insan-ı kâmil’ ufkuna doğru sürekli seyrine devam edebilmesi, kendine mahsus mahrem bir alanının olmasıyla yakından ilgilidir.</p>
<p>Bu yüzden özel hayatın gizliliği, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin (İHEB) 12., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 8., Birleşmiş Milletler Medenî ve Siyasî Haklar Sözleşmesi’nin (BM-MSHS) 17., TC 1982 Anayasası’nın 17. maddeleriyle teminat altına alınmıştır. Buna göre, 1) herkes bu haktan yararlanır, talebe bağlı değildir; 2) herkese karşı ileri sürülebilir; 3) münhasıran şahsa bağlıdır, dolayısıyla devredilemez ve 4) mutlaktır, yani bu haktan vazgeçilemez<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a>.</p>
<p>Özel hayatın gizliliği kişiye, sınırsız bir özgürlük alanı vermez. Mahremiyet hukuk, ahlak, din ve toplum gibi pek çok kavramın, kurumun ilgi alanına girmektedir. Hukuk açısından evvela başkalarının özgürlük sınırında bizim hakkımız ve özgürlüğümüz biter.</p>
<p>Ahlaki ve dini açıdan da insan;</p>
<ul>
<li>“… Nerede bulunursanız bulunun, O daima sizinle beraberdir. Allah, bütün işlediklerinizi hakkıyla görmektedir”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a>,</li>
<li>“… Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına perde çeker …”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a>,</li>
<li>“… içinizde (tuttuğunuz niyetlerinizi, bizzat ve bilerek kurduğunuz kötülükleri, yaptığınız planları) ister açığa vurun, isterse gizleyin, Allah onlardan dolayı sizi hesaba çeker…”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a>,</li>
<li>“(Mü’minlere) de ki: sinelerinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilmektedir…”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a>,</li>
<li>“Gerçek şu ki, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona sürekli olarak neler fısıldadığını, neler telkin ettiğini biliriz. Biz, ona şah damarından daha yakınız”<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a>,</li>
<li>“Nerede olursan ol, Allah’tan kork. Ve bir kötülük işlersen, hemen onun ardına bir iyilik yapıver. Ta ki, o iyilik evvelki kötülüğü siliversin. Ve insanlar arasında hep güzel ahlâk örneği ol!”<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a></li>
</ul>
<p>gibi sınırlar ve kurallarla çevrilidir.</p>
<h1>Kişisel Veriler</h1>
<p>Veri bilginin en küçük parçacığıdır. Kişisel veri ise, bir kişi hakkındaki her türlü bilgidir. Kişinin açık kimliğinin belirtilmesi şart değildir, belirlenebilir veya tanınabilir, tespit edilebilir olması da yeterlidir. Günümüzde kişisel veriler, uçsuz bucaksız sanal âlemde ve elektronik mecralarda kişilerin kontrolünden çıktığından mahremiyet büyük tehlike altındadır.</p>
<p>Kolaylık, ucuzluk, basitlik ve hızdan özel sektörün, kamu kurumlarının, ticaret hayatının, hatta özel şahısların yararlanmak istemeleri ile her gün sürekli bilgi üretilmekte ve kişisel veriler işlenmekte, depolanmaktadır. Buna toplum ve devlet hayatının vazgeçilmezleri olan basın ve ifade özgürlüğü; ticaret hayatının ve piyasa ekonomisinin gerçekliği olan reklam ve pazarlama taktikleri; son zamanlarda giderek yaygınlaşan vatandaş gazeteciliği gibi kavramlar ve uygulamalar da eklenince durumun vahameti apaçık görülebilmektedir.</p>
<h1>Hassas Kişisel Veriler</h1>
<p>Kişisel verilerin hepsi aynı derecede gizlilik özelliğine ve önemine sahip değildir. Genel olarak, kişilerin sağlık durumuna, cinsel hayatına, sendika üyeliğine, dinî veya felsefî inançlarına, siyasî görüşlerine, ırk veya etnik kökenine ilişkin veriler hassas kişisel veri olarak kabul edilmektedir. Haliyle hassas kişisel verilerin korunmasına da özel önem verilmekte, işlenmesi, saklanması, nakledilmesi, arşivlenmesi daha sıkı kurallara tabi tutulmaktadır.</p>
<p>Genel kabule ilaveten kişilerin şahsi tercihleri ve isteklerine bağlı olarak, başkalarına göre sıradan olan verilerin de hassas kişisel veri olarak tasnifi ve korunması da pekâlâ mümkündür. Yine bu da insana verilen değerin ve insan onurunun gereğidir. Ancak bunun için kişinin baştan bunu muhataplarına, veriyi işleyenlere belirtmesi ve hatırlatması gerekir.</p>
<h1>Kişisel Verilerin İşlenmesi</h1>
<p>İşin tabiatı gereği kişi ile toplumun menfaatleri sürekli çatışma halindedir. Bir taraftan kişinin menfaati verilerinin korumasını ve saklanmasını, işlenmemesini, toplanmamasını, ifşa edilmemesini gerektirir. Diğer taraftan kamu hizmetleri veya serbest piyasa şartları yahut toplumun ihtiyaçları mümkün olduğu kadar çok, verilerinin işlenmesini gerekli kılar. Öyleyse her iki taraf arasında altın orta noktayı bulup âdil bir denge sağlanması zorunludur.</p>
<p>Temel kural, kişisel verinin işlenebilmesi için ilgilinin yani veri öznesinin açık rızasının olmasıdır. İşlemeden maksat, verinin elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, nakledilmesi gibi işlemlerdir. Kişi elbette rızasını sınırlandırabilir, işlemenin şartlarını ve sınırlarını belirleyip açıklayabilir. Ayrıca sonradan da rızasını geri çekip unutulma hakkını kullanması da mümkündür.</p>
<p>Temel kurala istisna teşkil eden durumlar da vardır. Örneğin, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, akademik özgürlük, istatistik ilminin gerekleri, kanunî mükellefiyetler, kamu güvenliği gibi ihtiyaçlar ve imkanlar nedeniyle kişisel veriler işlenebilir ve ilgilisi buna katlanmak zorundadır. Anonim hale getirilen veriler ve bilgiler artık öznesiyle irtibatı koptuğundan kişinin rızası aranmaksızın işlenebilir.</p>
<p>Çatışan menfaatler arasında denge kurulurken, asıl olan temel kuraldır. İstisnalar ise talidir. Zaruret ve mecburiyet halini ifade ettiğinden asgari miktarla iktifa edilmelidir. Diğer bir deyişle, kişinin hakları genişletici tarzda, kısıtlamalar ve istisnalar ise daraltıcı tarzda yorumlanmalıdır. Bu anlayış son zamanlarda ortak kabul gören, ‘insan haklarına saygıyla yaklaşma’ evrensel ilkesinin de gereğidir.</p>
<h1>Veri Öznesinin Hakları</h1>
<p>Kendisiyle ilgili veriler, bilgiler işlenen herkes veri işleyene veya ilgili kişiye, makama başvurarak bazı haklardan yararlanabilir. Bunları genel olarak 1) bilgi edinme hakkı, 2) itiraz hakkı, 3) düzeltme hakkı, 4) unutulma veya sildirme hakkı olarak tasnif edebiliriz. Ezcümle kişilerin,</p>
<ul>
<li>Kişisel bilgilerinin işlenip işlenmediğini öğrenme,</li>
<li>İşlenmişse bunların amacının ne olduğunu ve amacına uygun işlenip işlenmediğini öğrenme,</li>
<li>Bunların başkalarına da aktarılma veya paylaşılma durumunu öğrenme,</li>
<li>Verilerin toplanmasında, işlenmesinde amaca aykırılık, usulsüzlük gibi hatalı bir durum varsa itiraz etme,</li>
<li>İçerikte gerçeğe uymayan verileri veya işleme, aktarma gibi usul işlemlerindeki hataları düzeltme,</li>
<li>Nihayet, istemediği verilerin ve bilgilerin silinmesini isteme</li>
</ul>
<p>Hakları vardır.</p>
<h1>Kişisel Verilerin Korunması</h1>
<p>Günümüzde teknoloji yüzünden işlenen ve biriktirilen veriler sel felaketi sonrası kalan enkaz yığınını andırıyor. Buna sektörde ‘big data’ denmektedir. İHEB, AİHS, BM-MSHS gibi evrensel insan hakları metinleri veya milli mevzuatlardaki mahremiyete ilişkin hükümler, kişisel verileri korumak için yetersiz kalınca, münhasır düzenlemelere ve içtihatlara ihtiyaç duyuldu.</p>
<p>Süreci kısaca özetlersek,</p>
<ul>
<li>1980: OECD Konseyi’nde “Özel Hayatın Gizliliğinin ve Kişisel Verilerin Sınır Ötesi Dolaşımının Korunmasına Dair Rehber İlkeler”<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a> ile kişisel veriler belli çerçeveye alındı,</li>
<li>1981: Avrupa Konseyi’nde 108 sayılı “Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi”<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a> kabul edildi,</li>
<li>1990: BM Genel Kurulu’nda “Mahremiyet ve Veri Koruma İlkeleri”<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a> kabul edildi,</li>
<li>1995: AB Konseyi ve Parlamentosu tarafından “Kişisel Verilerin İşlenmesi ve Bu Tür Verilerin Serbest Dolaşımı ile Bireylerin Korunması Hakkında Yönerge”<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> yürürlüğe girdi,</li>
<li>2016: AB’nde, 2016/679 sayılı “Genel Veri Koruma Tüzüğü”<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a> (GVKT) kabul edildi,</li>
<li>2018: GVKT yürürlüğe girdi. Tüzüğün temel özellikleri 1) kişisel verilerin korunması mevzuatını bir üst basamağa, yönergeden tüzük seviyesine çıkarması, 2) kişisel verileri daha kapsamlı ve ayrıntılı olarak korumaya alması ve 3) ilk defa ‘unutulma hakkı’ kavramını mevzuat hükmü haline getirmesidir. Tüzükle 1995 tarihli yönerge de yürürlükten kaldırılmıştır.</li>
</ul>
<p>Uluslararası mahkemeler de kişisel verilerin korunmasına özel önem vermektedirler. Örneğin AİHM son zamanlarda verdiği kararlarda<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a>, bu alanda en fazla hak ihlallerinin yaşandığı istihbarat faaliyetleri konusunda, önemli tespitlerde bulunmuş ve sıkı kurallara dikkat çekmiştir.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Şen, Ersan; Devlet ve Kitle İletişim Araçları Karşısında Özel Hayatın Gizliliği ve Korunması; Kazancı Kitap Ticaret A. Ş.; İstanbul 1996, sayfa: 10</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Hadîd Suresi, 57/4</p>
<p>Ünal, Ali; Allah Kelâmı Kur’ân-ı Kerîm ve Açıklamalı Meali</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Enfal Suresi, 8/24</p>
<p>Ünal, Ali; adı geçen eser</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Bakara Suresi, 2/284</p>
<p>Ünal, Ali; adı geçen eser</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Âl-i İmran Suresi, 3/29</p>
<p>Ünal, Ali; adı geçen eser</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Kâf Suresi, 50/16</p>
<p>Ünal, Ali; adı geçen eser</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Tirmizî, birr 55.</p>
<p>https://fgulen.com/tr/fethullah-gulenin-butun-eserleri/dunyamiz/fethullah-gulen-enginligiyle-bizim-dunyamiz/17136-Fethullah-Gulen-Gelir-Kaynaklari#_ftnref27</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> <a href="http://www.oecd.org/internet/ieconomy/">http://www.oecd.org/internet/ieconomy/</a>oecdguidelinesontheprotectionofprivacyandtransborderflowsofpersonaldata.htm</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> <a href="http://conventions.coe.int/Treaty/en/Treaties/Html/108.htm">http://conventions.coe.int/Treaty/en/Treaties/Html/108.htm</a></p>
<p><a href="http://www2.tbmm.gov.tr/d24/1/1-0966.pdf">http://www2.tbmm.gov.tr/d24/1/1-0966.pdf</a></p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> <a href="http://www.unglobalpulse.org/privacy-and-data-protection-principles">http://www.unglobalpulse.org/privacy-and-data-protection-principles</a></p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> <a href="http://eur-lex.europa.eu/legal-content/en/ALL/?uri=CELEX:31995L0046">http://eur-lex.europa.eu/legal-content/en/ALL/?uri=CELEX:31995L0046</a></p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=celex%3A32016R0679</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> AİHM, Mustafa Sezgin Tanrıkulu / Türkiye, BN: 27473/06, KT: 18/07/2017</p>
<p>AİHM, Bıg Brother Watch and Others / The Unıted Kıngdom, BN: 58170/13, 62322/14 ve 24960/15, KT: 13/09/2018</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜRKİYE’DE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNDEN DİKTATÖRLÜĞÜN ZORBALIĞINA</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2018/11/07/turkiyede-hukukun-ustunlugunden-diktatorlugun-zorbaligina/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Weiser NİCHT]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Nov 2018 16:52:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[Weiser NİCHT]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1478</guid>

					<description><![CDATA[1.     Bütüncül Bakış Türkiye son yıllarda, kuruluşundan bu yana görülmedik şekilde, hukukun üstünlüğü ve demokrasi güzergahından sapmalar ve savrulmalar yaşıyor. Konuyu ve resmi tam olarak ortaya koymak için geriye doğru gitmek ve bütüncül bakmak gerekmektedir. 1923 de batı uygarlığına göre kurgulanan Türkiye, bütün mevzuatını ve teşkilat yapılanmasını buna göre tamamlamıştı. Gelişen batı demokrasilerinin peşi sıra, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>1.     <a name="_Toc528494148"></a>Bütüncül Bakış</h1>
<p>Türkiye son yıllarda, kuruluşundan bu yana görülmedik şekilde, hukukun üstünlüğü ve demokrasi güzergahından sapmalar ve savrulmalar yaşıyor. Konuyu ve resmi tam olarak ortaya koymak için geriye doğru gitmek ve bütüncül bakmak gerekmektedir.</p>
<p>1923 de batı uygarlığına göre kurgulanan Türkiye, bütün mevzuatını ve teşkilat yapılanmasını buna göre tamamlamıştı. Gelişen batı demokrasilerinin peşi sıra, son 80 sene içerisinde serbest piyasa ekonomisine, kuvvetler ayrılığına, hukukun üstünlüğüne dayalı, insan haklarına saygılı sosyal bir hukuk devleti olma yolunda çok önemli mesafeler kat etmişti. Özellikle 1983 – 1993 arasında Turgut Özal’ın liderliğinde Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedef olarak belirlendikten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) yargı yetkisi tanındı ve insan hakları ile hukukun üstünlüğü alanında olumlu yönde fevkalade iyileşmeler ve gelişmeler yaşandı.</p>
<p>Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Ak Parti (AKP) yönetiminin işbaşına geldiği 2002’den itibaren ilk 8-9 senelik süreçte Avrupa Birliği ile aradaki mesafe neredeyse kapanmış ve tam üyelik takvime bağlanmış gibiydi. Öyle ki, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan AK Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland ‘hayranıyım’ diyerek söz ediyor, Erdoğan’ın Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterileceğinden bahsediliyordu<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>. Aynı yıllarda, hükümet İspanya ile birlikte, bütün Dünya’ya barış ve huzur getirecek ‘Medeniyetler İttifakı Projesi’ üzerinde çalışıyordu<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>. Türkiye İslam ile demokrasinin bir arada olabileceğine dair bütün Müslüman milletlere ve Arap coğrafyasına referans olarak gösterilen bir seviyedeydi.</p>
<p>Keza soğuk savaş artığı, sistem ve kontrol dışı militarist yapı ve örgütlerle mücadelede önemli başarılar kat edilmiş; askeri vesayet büyük ölçüde bertaraf edilmişti. Avrupa Konseyi 22 Aralık 1990 tarihli kararıyla<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Gladio tarzı örgütleri tasfiye kararı almış, kıta Avrupa’sında siyaset kurumu vasıtasıyla büyük ölçüde tasfiye tamamlanmıştı. Türkiye’de ise bu yargı eliyle yapılıyordu. Hiç şüphesiz siyaset yerine, millet adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce aleni olarak icra edilen yargılama faaliyetiyle hukuksuzluklarla mücadele edilmesi, daha çok takdire ve tercihe şayandır. Nitekim AB ve AK çevrelerinden de askeri vesayetin tasfiyesi, kayıt dışı Gladio tipi yapılanmaların dağılmasına yönelik yargılamalar destekleniyordu. Örneğin 2010 AB ilerleme raporunda şu görüşe yer verilmişti<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a>: “Sonuç olarak, suç örgütü olduğu iddia edilen Ergenekon adlı oluşuma ilişkin soruşturma ve birçok başka darbe planının araştırılması, demokratik kurumların düzgün işleyişine ve hukukun üstünlüğüne duyulan güvenin güçlendirilmesi bakımından Türkiye için bir fırsat olmayı sürdürmektedir.”</p>
<p>Ancak ne olduysa 2010’dan sonra, özellikle 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonlarından sonra oldu. O zamana kadar demokrasi ve hukukun üstünlüğü istikametinde tam devir ve kapasiteyle seyir halindeki Türkiye önce hız kesti, sonra da yön ve güzergâh değiştirdi. Erdoğan önceleri savcısı<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> olduğunu belirterek savunduğu yargılamalar hakkında, yolsuzluk soruşturması üzerine ‘orduya ve iktidarına kumpas kurulduğu’<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> iddiasına evrildi ve kendisini çevirdi<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a>.</p>
<h2><a name="_Toc528494149"></a>1.1  Gezi Olayları</h2>
<p>Türkiye’de 2010’dan sonra duraklama dönemine giren demokratikleşme ve hukukun üstünlüğünün tesisi çabaları, Mayıs 2013 tarihinde kırılma yaşadı ve hızla otoriterleşme istikametine makas değiştirdi. Hükümet İstanbul’un en merkezi ve tarihi mekanlarından olan Taksim meydanının kenarında bulunan yeşil alana, tarihi topçu kışlasını aslına uygun yeniden inşa etmek bahanesiyle, alış-veriş merkezi (AVM) yapmaya kalkışınca halk karşı koydu. Üstelik tarihi, kültürel ve tabii mirası korumakla görevli idare (2 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu) ve mahkeme (İstanbul 6. İdare Mahkemesi) yeşil alanın korunması yönünde karar vermelerine rağmen iktidar inşaat yapmakta ısrar edince, olaylar büyüdü. Aktivistler yeşil alanı korumak için oturma eylemleri başlattılar, hatta çadır kurup gece-gündüz nöbet tutmaya başladılar<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a>. İş makinaları çadırları kaldırmak ve aktivistleri dağıtmak maksadıyla parka girdi, karşı koyanlara polis orantısız güç kullandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yatıştırmak, uzlaştırmak ve orta yolu bulup çözüm üretmek yerine gerilimi tırmandırıcı söylem ve politikaları tercih etti. Olaylar kısa sürede büyüdü ve bütün ülke sathına yayıldı. Taksim Meydanındaki yeşil alanı korumak için başlayan eylemler bütün Türkiye’de hükümeti protesto eylemlerine dönüştü. Sosyal medya üzerinden örgütlenme, tencere-tava eylemleri, duran adam eylemleri, adalet yürüyüşü, kırmızılı kadın gibi sembolleşen eylemler ve protesto yöntemleri gelişti<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a>.</p>
<h2><a name="_Toc528494150"></a>1.2  17-25 Aralık 2013 Operasyonları ve Önemli Yolsuzluk Soruşturmaları</h2>
<p>Aralık 2013 de Türkiye’de büyük çaplı yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları yapıldı. Kamuoyunda ‘17/25 Aralık’ soruşturması olarak bilinen soruşturmalarda hükümete yakın pek çok isimlerin yanı sıra kabineden dört bakan ve bazı hükümet yetkililerinin, yakınlarının, oğullarının adları geçiyordu. Özellikle İran asıllı Reza Zarrab isimli iş adamı vasıtasıyla uluslararası kara para aklama, altın kaçakçılığı, silah kaçakçılığı, İran’a yönelik Birleşmiş Milletler ambargosunun delinmesi, Suriye’de çatışan gruplara silah satışı, Afrika’da yasa dışı örgütlere silah satışı, ülke içinde kamu hizmetlerinde, özellikle ihalelerde büyük miktarlarda rüşvet alımı ve yolsuzluk yapılması gibi oldukça vahim ve kapsamlı iddialar basına yansıdı<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a>. İşin niteliği gereği en yüksek meblağda işlerin ve işlemlerin yapıldığı yer Çevre ve Şehircilik Bakanlığıydı. Soruşturmalarda da en çok yolsuzluk ve rüşvetin bu bakanlıkta döndüğü öne sürülüyordu. İlk başlarda Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar bir TV haber programına canlı bağlanarak, istifa ettiğini duyurdu. Ayrıca bütün yapılanlardan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da haberinin olduğunu belirterek O’nun da istifa etmesi gerektiğini belirtti<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a>.</p>
<p>Hükümet ise yargı erkinin bağımsızlığı gereği, soruşturmaların sonucunu beklemek ve izlemek yerine, bunun kendine karşı yapılan bir ‘yargı darbesi’ olduğu iddiasıyla<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a> büyük bir karalama kampanyası başlattı. Bizzat Başbakan cadı avı yapacaklarını söyledi<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a>. Parlamentoda çoğunluk elinde olduğundan ilk önce bir dizi mevzuat değişikliği gerçekleştirdi. Örneğin ‘bağımsız’ bir yargı için bütün Dünyada geçerli olan ‘soruşturmanın gizliliği’ kuralı mevzuat değişikliği ile kaldırıldı, cumhuriyet savcılarının bir soruşturmaya başladıklarında bunu mülki amire bildirme zorunluluğu getirildi<a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a>. Oysa bazı yolsuzluk soruşturmaları zaten mülki amirler veya hükümet yetkilileri hakkındaydı. Gizli yürütülmesi gereken soruşturmalar böylece alenileşince yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarının sadece İstanbul’daki 17/25 Aralık dosyalarının olmadığı, İzmir, Mersin, Adana başta olmak üzere ülkenin değişik illerinde birbirinden bağımsız pek çok yolsuzluk, rüşvet, uluslararası kara para aklama, kaçak silah nakli gibi iddialar ve soruşturmalar açığa çıktı. Çoğunda üst düzey hükümet yetkililerinin de adı geçiyordu.</p>
<p>Bunlardan ‘MİT Tırları Soruşturması’ namıyla ünlenen soruşturma bile tek başına hükümetin ve devlet kurumlarının demokrasi ve hukukun üstünlüğünden ne kadar uzaklaştığını ve savrulduğunu gözler önüne sermektedir. Cumhuriyet savcıları bir ihbar üzerine seyir halindeki tırları durdurdu. Arama sonucu ordu tarafından savaşta kullanılan ağır silahlarla yüklü oldukları anlaşıldı<a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a>. Başbakan TIR ların Suriye’ye insani yardım malzemesi taşıdığını iddia etti. Ancak güvenlik güçlerinin evrak ve görüntülerinde ağır silahlarla yüklü oldukları kayıtlara geçti. Üstelik bu tırların sayısının birkaç bini bulduğu basına yansıdı.</p>
<p>Muhalefet partilerinin parlamentoda hükümetin ‘17/25 Aralık yargı darbesi’ iddiasının araştırılması için ‘meclis araştırma komisyonu’ kurulması önerisi, iktidar partisinin oylarıyla reddedildi<a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a>. Oysa bu iddianın bütün ayrıntısı ve şeffaflığıyla tartışılacağı yegâne makam ve mekân parlamento idi.</p>
<p>17/25 Aralık 2013 soruşturmalarının gerçek mahiyetini anlamak için iki önemli unsurun hesaba katılması gerekir.</p>
<p>Birincisi, Başbakan Erdoğan’ın o günlerde çete olarak niteleyip, yargı darbesi yapmakla itham ettiği Hizmet Hareketi’nin lideri Fethullah Gülen, iki soruşturma arasında, 20 Aralık 2013 tarihli konuşmasında, soruşturmayı yürüten görevlilerin binde birini tanımadığını, fakat kendilerine nispet edildiğini belirtip, iki taraf arasında yaşanan ihtilaf ve gerilim hakkında çift yönlü dua etti<a href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a>: soruşturma görevlileri “dinin ruhuna aykırı bir şey yapmışlarsa, yaptıkları şey Kur’an’ın temel disiplinlerine aykırıysa, Sünnet-i Sahiha’ya aykırıysa, İslam’ın hukukuna aykırıysa, modern hukuka aykırıysa, günümüz demokratik telakkilere aykırıysa.. Allah bizi de onları da yerlerin dibine batırsın, evlerine ateş salsın, yuvalarını başlarına yıksın. Ama öyle değilse, hırsızı görmeden hırsızı yakalayanın üzerine gidenler, cinayeti görmeyip de masum insanlara cürüm atmak suretiyle onları karalamaya çalışanlar.. Allah onların evlerine ateşler salsın, yuvalarını yıksın, birliklerini bozsun, duygularını sinelerinde bıraksın, önlerini kessin, bir şey olmaya imkân vermesin.” Sonradan bunun İslam hukukunda muhavele, mübahele veya mülâane kavramlarıyla ifade edilen müesseselere tekabül ettiği, akademisyenler ve uzmanlar tarafından açıklandı. Buna göre, müzakere ve muhakeme ile çözülemeyen ihtilaflarda, kim haksızsa Allah’ın lanetinin onun üzerine olması için karşılıklı dua edilmektedir.</p>
<p>Erdoğan ve hükümet çevreleri, bu teklife cevap verip “âmin” demek yerine, bunun bir beddua olduğunu iddia edip, kendisine yakıştıramadıklarını belirttiler. Fethullah Gülen ise teklifinin karşılıksız kaldığını “duama âmin diyebilmelerini beklerdim” sözleriyle dile getirdi<a href="#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a>.</p>
<p>İkincisi, 17/25 Aralık 2013 soruşturmalarının merkezinde yer alan İran asıllı iş adamı Reza Zarrab ile Halk Bankası’nın eski genel müdür yardımcısı Hakan Atilla<a href="#_ftn19" name="_ftnref19">[19]</a> hakkında ABD de, İran’a yönelik ambargonun delinmesi, kara para aklama, banka dolandırıcılığı dahil pek çok suçlama ve iddialarla yargılama yapıldı. Zarrab kendisine isnat edilen 7 suçlamayı da kabul edip savcılıkla iş birliğine gitti<a href="#_ftn20" name="_ftnref20">[20]</a>. Bu davaların yargılaması sırasında, Türkiye’de 17/25 Aralık 2013 soruşturmasındaki deliller gündeme geldi. Hükümet çevreleri, ABD’deki yargılamada ‘örgüt üyelerinin sahte deliller üreterek ABD ye verdiğini’ ileri sürmelerine karşılık, soruşturma ve kovuşturma makamları, dosyadaki bütün kayıt, belge ve delilleri ABD yasalarından aldıkları yetkilere dayanarak bizzat topladıklarını, bunların Türkiye’deki 17/25 soruşturmalarındaki delillerle örtüştüğünü, hatta kendilerinde fazlasının bulunduğunu açıkladılar. Üstelik soruşturmada görev alan FBI görevlilerine başarılarından ötürü ödül verildi. Görevlilerse Erdoğan veya adamları tarafından tehdit edildiklerini söylediler<a href="#_ftn21" name="_ftnref21">[21]</a>.</p>
<p>Türkiye’de Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik 17/25 Aralık 2013’den bu yana devam eden, 15 Temmuz 2016’dan sonra neredeyse soykırıma dönüşen soruşturmalarda en önemli argüman, ‘17/25 Aralık soruşturmasının asılsız, delillerinin sahte ve hükümeti devirmeye yönelik yargı darbesi’ olduğuna yöneliktir. Nitekim halihazırda devam eden veya sonuçlanan yüzbinlerce davanın hemen hepsinde, iddianamelerde ve gerekçeli kararlarda bu argümana yer verilmektedir. Halen, 17/25 Aralık 2013’den sonra Bank Asya’ya para yatırmak, Zaman Gazetesi abonesi olmak veya düzenli almak, Hizmet Hareketi okullarında, üniversitelerinde çocuğunu okutmak, hastanelerinde tedavi görmek, Kimse Yok Mu Derneği’ne bağışta bulunmak, üzerinde veya evinde 1 USA $ ı bulundurmak, vs ‘silahlı terör örgütü üyeliği’ nedeniyle iddianame tanzimi veya hüküm tesisi için yeterli görülmektedir. Üstüne üstlük bütün bunlar kendinden menkul “bilimsel” bir çalıştayın sonuç raporunda yayınlanabilmektedir<a href="#_ftn22" name="_ftnref22">[22]</a>.</p>
<p>ABD yargısı 17/25 Aralık soruşturmalarını teyit ettiğine göre, Türkiye hükümeti ve yargı çevrelerinin bütün iddiaları ve dayanakları boşa çıkmaktadır. Sonuç olarak, Türkiye’de tutuklanan, mahkûm edilen, mallarına el konulan, kamu görevinden ihraç edilen yüzbinlerce insanın haklarının ihlal edildiği, haksız yere soruşturmaya ve kovuşturmaya maruz bırakıldıkları kaziyye-i muhkeme ile en azından kesin delille sabittir.</p>
<h2><a name="_Toc528494151"></a>1.3  Yapısal Değişiklikler</h2>
<p>Hükümet 17 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonundan hemen bir gün sonra ilk iş olarak emniyet teşkilatı ve güvenlik birimlerinde büyük çaplı görev değişikliklerine gitti. 18 Aralık&#8217;ta, aralarında operasyonu gerçekleştirenlerin de bulunduğu beş şube müdürü görevden alındı. 19 Aralık&#8217;ta İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın merkez valiliğine atandı. 20 Aralık&#8217;ta Emniyet&#8217;teki görevden almalar yayıldı. 6 Ocak&#8217;ta Ankara Emniyet Müdürlüğü&#8217;nde gece yarısı büyük çapta görev değişikliği yapıldı. 350 polisin yeri değiştirildi. 8 Ocak&#8217;ta bir Emniyet Genel Müdür Yardımcısı ile 15 ilin Emniyet müdürleri görevden alındı. 24 ile de yeni Emniyet müdürü atandı. 22 Ocak&#8217;ta Ankara Emniyet Müdürlüğü&#8217;nde 470 amir, müdür yardımcısı ve memurun görev yeri değiştirildi<a href="#_ftn23" name="_ftnref23">[23]</a>. Bu türlü mevsimsiz, sebepsiz ve gerekçesiz görevden almalar giderek arttı ve 15 Temmuz 2016’dan itibaren bir sele dönüşerek yüzbinlerce kamu görevlisinin toptan ihracına kadar vardı.</p>
<p>Değişiklik sadece personel rejimi veya istihdamına münhasır kalmadı. Pek çok mevzuatta da bırakın evrensel değerleri, Anayasa’yı ve hukuku, akıl ve mantıkla bile izah edilemeyecek değişikliklere gidildi. Örneğin 21 Aralık 2013 tarih ve 28858 sayılı Resmî Gazete’ de yayımlanan değişiklikle<a href="#_ftn24" name="_ftnref24">[24]</a>, Adli Kolluk Yönetmeliği’nde ‘hukukun üstünlüğü’ ve ‘kuvvetler ayrılığı’ ilkeleriyle bağdaşmayacak bir dizi yeni hüküm getirildi ve belirtilen ilkelere uyumlu bazı kurallar kaldırıldı. Ezcümle, 3/1 madde/fıkrasındaki ‘adlî kolluk sorumlusu: mülki amirin görevlendireceği kişi’ olarak, 5/1-a madde/fıkra-bentteki ‘savcıları’ ibaresi ‘başsavcılığı’ ibaresiyle değiştirildi. Oysa önceki halinde adli kolluk sorumlusu, jandarma, polis, gümrük muhafaza ve sahil güvenlik teşkilatlarının o yerdeki önceden atanmış amir veya komutanı idi. Bunlardan her birinin uzmanlık, hizmet ve sorumluluk alanları farklı olduğundan en üst yetkilisinin, soruşturmayı yürüten savcıyla irtibat kurması makul ve amaca da uygun idi. Keza adliyelerde Başsavcılık makamı daha ziyade temsil makamıdır. Kural olarak, yapmalarına yasal olarak engel yoksa da, başsavcılar suç soruşturmasını bizzat yapmazlar. Soruşturma bazı yerlerde onlarca, hatta büyük şehirlerde yüzlerce Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülür. Hükümet değişiklik sayesinde bütün adli soruşturmaların hem kollukta hem de adliyede tek elde toplanmasını sağlamış oluyordu. Dahası, değişiklikle 5/1 madde/fıkrasına (c) bendi eklenerek en üst dereceli kolluk amirinin adlî olayları mülki idare amirine derhal bildirme yükümlülüğü getirildi. Mülki amirler ise doğrudan doğruya hükümet tarafından kendi tasarrufu ile atanmaktadır. Böylece hükümet bütün adli soruşturmalardan daha başlangıç anından itibaren haberdar olma imkanına kavuşmuş oluyordu.</p>
<p>Diğer taraftan hukuk devletinde adli soruşturmalar kural olarak hükümetten gizli yürütülür ki hukukî sürece müdahale edilmesin; ayrıca deliller kaybolmasın ve sanıklar kaçmasın. Yapılan değişiklikler bu gizlilik ilke ve kuralını da ihlal anlamına gelmektedir. Nitekim gizli yürütülmesi gereken soruşturmalar böylece alenileşince yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarının sadece İstanbul’daki 17/25 Aralık dosyalarının olmadığı, İzmir, Mersin, Adana başta olmak üzere ülkenin değişik illerinde birbirinden bağımsız pek çok yolsuzluk, rüşvet hatta uluslararası kara para aklama, kaçak silah nakli gibi iddialar ve soruşturmalar açığa çıktı. Çoğunda üst düzey hükümet yetkililerinin de adı geçiyordu.</p>
<p>Sonuç olarak ülkede hükümet veya görevlileri yahut hükümetin istemediği herhangi bir kişi aleyhine adli bir soruşturmanın yürütülmesi imkânsız hale getirildi.</p>
<p>21/02/2014 tarih ve 6526 sayılı Kanun’la<a href="#_ftn25" name="_ftnref25">[25]</a>, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun gözaltı işlemlerini düzenleyen 91/2. fıkrasında “işlediğini düşündürebilecek emarelerin” ibaresi “işlediği şüphesini gösteren somut delillerin” şeklinde değiştirildi. Böylece gözaltı işlemi zorlaştırılmak isteniyordu. Aynı kanunun 128. maddesine göre suç konusu olan paraya, taşınır-taşınmaz mallara, haklara, araçlara ve alacaklara, koruma tedbiri olarak “el koymaya ağır ceza mahkemesince oy birliğiyle karar verileceği, itiraz üzerine bu tedbire karar verilebilmesi için de oy birliği aranır” hükmü getirildi. Yine ‘İletişimin Tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması’ başlıklı 135. maddede “Bu fıkra uyarınca alınacak tedbire ilgili ağır ceza mahkemesince oy birliğiyle karar verilir. İtiraz üzerine bu tedbire karar verilebilmesi için de oy birliği aranır” değişikliği yapıldı. Böylece, ağır ceza mahkemelerinde mesela oy çokluğu ile bir kişi hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilebilirken, basit bir hazırlık soruşturması işlemi olan arama veya el koyma işlemi için hem karar vermede hem de itiraz incelemesinde oy birliğini sağlama zorunluluğu gibi bir garabet ortaya çıktı. Elbette bu garabet bunu yapanlar tarafından da biliniyordu. Aradan üç yıla yakın zaman geçtikten ve hem adliyelerdeki soruşturmalarda, yargılamalarda hem de yargılama görevi yapanlarda pek çok değişiklikler yapıldıktan, önemli safhalar geçildikten sonra 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanunun<a href="#_ftn26" name="_ftnref26">[26]</a> 26 ncı maddesiyle düzenleme eski haline rücu ettirildi; arama ve el koyma kararları için tek hakimli karar yeterli hale getirildi.</p>
<p>Bir başka önemli değişiklikler silsilesi Yargıtay ve Danıştay Kanunlarında yapıldı. Bilindiği üzere Yargıtay adlî uyuşmazlıkların, Danıştay ise idarî uyuşmazlıkların çözümünde en son merciidir. Bu yüksek mahkemelerde hangi üyenin hangi dairede görev yapacağı, hangi dairenin hangi tür davalara bakacağı gibi yargılama heyetlerinin ve mercilerinin teşekkülü, üyelerin ve personelin disiplin soruşturmaları gibi görevler, oluşturulan heyetler eliyle yürütülmektedir. Heyetlerse yüksek yargı üyelerinin tümünün katılabildiği seçimler marifetiyle teşekkül etmektedir. Demokrasinin gereği olarak seçilen bir üye kural olarak görev süresi bitene kadar da yerinde kalır.</p>
<p>18/06/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanun<a href="#_ftn27" name="_ftnref27">[27]</a> 37. maddesiyle, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’na geçici 13. madde eklenmiş; Yargıtay Genel Sekreteri ve yardımcıları görevlerinden alınmış, Birinci Başkanlık Kurulu lağvedilerek yeniden seçilmesi öngörülmüş, mevcut dairelerin görev tanımlaması ve iş bölümü ile üyelerin görev yerleri de kaldırılmış, bunların yeni dönemde tekrar oluşturulması öngörülmüştür. Aynı kanunla idari yargı alanı ve Danıştay için de önemli değişiklikler yapılmıştır. İlgili yüksek mahkemelerde kanun gereği yeniden seçimler yapılmış, heyetler teşekkül etmiş, kanunun getirdiği değişiklikler ve yenilikler icra edilmiştir.</p>
<p>Ancak daha 6 ay bile geçmeden bu kez 02/12/2014 tarih ve 6572 sayılı Kanun’la<a href="#_ftn28" name="_ftnref28">[28]</a> yine yüksek mahkemeler başta olmak üzere yargı erkine yönelik tekrar önemli ve yapısal değişikliklere gidilmiştir. Yargıtay ve Danıştay’ın idarî ve icraî heyetleri tekrar kanunla lağvedilmiş, dairelerin ve üyelerin sayısı artırılmış, yeni gelenlerle birlikte söz konusu heyetlerin yeniden teşekkülü öngörülmüştür. Hükümet daire sayılarının artırılmasına gerekçe olarak ‘yüksek mahkemelerde artan iş yükünü ve terakümü’ göstermiştir. Oysa ki Türkiye’de yargının artan iş yükü eskiden beri kronikleşmiş bir sorundu ve 2011 yılında yapılan anayasa değişikliği dahil olmak üzere yapılan köklü değişikliklerle zaten üyelerin ve dairelerin sayısı artırılmıştı. Nitekim kanunun görüşmeleri sırasında TBMM de ve kamuoyunda, hükümetin önceki değişiklikle yüksek mahkemeleri kontrolü altına alamadığından tekrar kanun değişikliğine gittiği yorumları yapıldı<a href="#_ftn29" name="_ftnref29">[29]</a>.</p>
<p>Bu arada Yargıtay ve Danıştay’a yeni seçilen üyelerin, Ekim 2014 de yapılan seçim sonucu yeni teşekkül eden HSYK tarafından yapıldığını hesaba katmak gerekir.</p>
<p>Hukuk devleti, demokrasi, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü güzergahı ve otobanından sapıldıktan sonra hiçbir kriter, ölçü, engel kalmamaktadır. Güncel olarak menfaat neyi gerektiriyorsa o yapılır. Bazen bir önceki düşünce, söylem ve eylemlerin taban tabana zıt pozisyona düşülebilir. Sonuçta tamamen pragmatik, oportünist, menfaatperest, ilkesiz, dürüstlükten uzak bir kişilik ve düzen ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Hükümet, 2014 sonunda yargıdaki iş yükünü gerekçe göstererek yüksek mahkemeleri sayısal olarak büyütmek için çaba gösterip parlamentodan kanun çıkarılmasını sağladıktan sonra, daha bir yıl yeni geçmişti ki bu kez yüksek mahkemelerin sayısal olarak çok fazla olduğunu gerekçe göstererek üye sayısının azaltılması maksadıyla tasarı hazırlayıp parlamentoya sundu. Üstelik bu kez mevcut üyelerin görev süreleri bitmeden, kazanılmış haklar göz ardı edilerek, alelacele sayı indirilmek isteniyordu. Gerçekten de 01/07/2016 tarih ve 6723 sayılı Kanun’la<a href="#_ftn30" name="_ftnref30">[30]</a> Yargıtay ve Danıştay hem daire hem de üye sayısı bakımından yaklaşık yarıya indirildi. Yargıtay&#8217;da daire sayısı 46&#8217;dan 24&#8217;de üye sayısı ise 516&#8217;dan 200&#8217;e, Danıştay&#8217;da ise daire sayısı 17&#8217;den 10&#8217;a, üye sayısı 195&#8217;den 90&#8217;a indirildi. Oysa bir önceki değişiklikte gerekçe olarak gösterilen dosya terakümü de henüz bitirilmemişti. Kanun gereği bütün Yargıtay ve Danıştay üyelerinin üyelikleri düşürüldü. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) yeniden üyelik seçimi yaptı, adı daha önce Hükümet’e yakın medya ve internet sitelerinde hedef olarak açıklanan üyeler seçilememişti. Nitekim kısa bir süre sonra seçilemeyen ve tetkik hâkimi sıfatıyla ataması yapılan bütün bu üyeler hakkında ‘darbeye teşebbüs ve silahlı terör örgütü üyeliği’ isnadıyla gözaltına alma ve tutuklama kararları çıkarıldı. Halbuki Anayasa’nın 138-140 hükümleri ve evrensel ilkeler gereği, hâkim sınıfından olan kamu görevlileri kendi isteği olmadan, süresinden önce emekli edilemez, soruşturma gerektirmeden görevden alınamazlar. Bu noktada, görev süresi dolmadan, fiilen azil anlamına gelen, kanun değişikliği nedeniyle göreve son verme uygulamasının hukuka aykırı olacağına dair Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire’nin yani AİHM Genel Kurulu’nun bağlayıcı içtihat mahiyetindeki ‘Baka v. Hungary’ kararını<a href="#_ftn31" name="_ftnref31">[31]</a> hatırlatmak gerekir.</p>
<p>Aradan bir buçuk yıl geçince Hükümet yine yüksek mahkemelerde iş yükünün arttığını ve teraküm olduğunu fark etti. Bu kez 20.11.2017 tarih ve 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile tekrar Yargıtay’a 100, Danıştay’a da 16 yeni üye alınması kararlaştırıldı. 16/07/2018 itibariyle yeni üyeler seçilip görevlerine başladılar<a href="#_ftn32" name="_ftnref32">[32]</a>.</p>
<p>Yargıya operasyon bunlarla kalmadı. 1.2.2018 tarih ve 7079 sayılı Kanun 40. maddesiyle aynen kabul edilen 696 sayılı KHK 45. maddesiyle 31/12/2022 ye kadar Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulu’na katılacak üyelerin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından belirleneceği ve o zamana kadarki uygulamanın aksine üyelerin sürekli görev yapacağı hükme bağlandı. Böylece Yüksek mahkemelerden ‘yanlış’ içtihat ve karar çıkmasının da önü alınmış olunmaktadır.</p>
<p>Bunlar gibi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK), 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK), 5651 sayılı İnternet kanunu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu, 2937 sayılı MİT kanunu gibi devlet teşkilat yapısının ve hukuk sisteminin temel kanunları dahil olmak üzere daha pek çok değişiklikler yapıldı; devletin ve hukukun temel taşları yerinden oynatıldı, temelinden sarsıldı.</p>
<h2><a name="_Toc528494152"></a>1.4  Yargı ve Proje Mahkemeler</h2>
<p>Türkiye’de hukuk devletinden savrulma ve sapmalar sulh ceza hakimliklerinin ihdasıyla büyük bir ivme kazandı. Türkiye Cumhuriyeti ilk kurulduğu yıllarda 1925-1930 arası mevzuatını, batılı devletlerin en güncel mevzuatlarını iktibas etmek suretiyle oluşturmuştu. Ceza muhakeme hukuku da bu alanlardan biridir. 04/04/1929 tarih ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü (CMUK) kanunu 1877 Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun çevirisidir<a href="#_ftn33" name="_ftnref33">[33]</a>. 5271 sayılı CMK nun 01/06/2005 tarihinde yürürlüğü girmesine kadar uygulandı. CMK da zaten CMUK nun sadeleştirilmiş ve Alman ceza muhakeme hukukundaki gelişmelerin uyarlanmış halidir. Buna göre hazırlık soruşturmasında yakalama, tutuklama, arama, el koyma gibi hâkim kararını gerektiren işlemlere sulh ceza mahkemelerince karar verilebilir.</p>
<p>Türkiye’de her ilçede adliye teşkilatı kurulduğundan ve büyük yerleşim yerlerinde ihtiyaca göre birden fazla mahkeme kurulduğundan, hazırlık safhasındaki hâkim kararını gerektiren işlemler binlerce mahkeme tarafından yerine getiriliyordu. Daha da önemlisi mesai saatleri dışında gelen talepler hakkında ise, bütün ceza hakimleri sırasıyla nöbet tuttuğundan, münhasıran sulh ceza mahkemesi yetkisi olmayan ceza hakiminin karar vermesi büyük ihtimal idi. Böylece suç soruşturması sırasında verilen koruma tedbirlerine ilişkin kararlar Türkiye’deki bütün ceza hakimleri tarafından karşılanıyordu. Bu da yaklaşık 5.000 civarında hâkim sayısına tekabül etmektedir.</p>
<p>Hükümet 17/25 Aralık 2013 operasyonlarını takip eden süreçte yeni bir proje geliştirdi. Anılan operasyonları ‘paralel yapının yargı darbesi’ olarak adlandırdığından operasyonları yapanlarla, arama, dinleme, el koyma, gözaltına alma, tutuklama gibi soruşturma safhası kararlarını verenlerle mücadele etmek maksadıyla, suç soruşturmasında hâkim kararını gerektiren işlemlerde sistem değişikliğine gitti.</p>
<p>22/06/2014 günü bir gazetecinin, Erdoğan’a, “Paralel Yapı’ya operasyon yapılacak mı?” sorusuna Başbakan “Yürütmenin adımlarını paralel yargı köstekliyor. Şimdi yaptığımız bazı yasal düzenlemeler Cumhurbaşkanının önünde. Onun tarafından onaylanınca hızlı adımlar atılacak” cevabını vermiş<a href="#_ftn34" name="_ftnref34">[34]</a>; yine aynı gün “Bir proje geliştiriyoruz. Bu işin alt yapısını oluşturuyoruz” açıklaması yapmıştı<a href="#_ftn35" name="_ftnref35">[35]</a>.</p>
<p>Erdoğan 10/08/2014 günü Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi Büyük Birlik Partisi’ni (BBP) ziyaret etmiş, proje hakkındaki düşüncesini daha açık ortaya koymuştur. BBP Başkan Yardımcısı Remzi Çayır “Recep Tayyip Erdoğan ziyarette, ‘Sulh ceza hâkimlikleri ile ilgili düzenleme yaptık. Şu an Abdullah Bey’in önünde. Bir hafta, 10 gün içerisinde çıktığında bunların defterini düreceğim’ ifadelerini kullandı” açıklaması yapmış<a href="#_ftn36" name="_ftnref36">[36]</a>; aynı açıklamayı katıldığı bir televizyon programında da tekrarlamıştır<a href="#_ftn37" name="_ftnref37">[37]</a>.</p>
<p>Nitekim 18/06/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanun’la sulh ceza mahkemeleri lağvedilerek dosyalar ve bu mahkemelerin baktığı işler asliye ceza mahkemelerine devredilmiş; yerlerine münhasıran hazırlık soruşturması kararlarını vermek üzere ‘sulh ceza hakimliği’ ihdas edilmiştir. Dahası, bir sulh ceza hakiminin kararına itiraz, birden fazla hakimlik varsa sayı olarak bir sonrakine, birden fazla hakimlik yoksa en yakındaki sulh ceza hakimine yapılabileceği düzenlemeye bağlanmıştır. Ayrıca mesai saatleri dışında nöbetçi olacak sulh ceza hakimleri yine kendi içlerinde çevrilecek şekilde ayarlanmıştır. Oysa ki daha önceki düzenlemede, bütün modern dünyada olduğu gibi, sulh ceza mahkemesi kararının itiraz mercii bir üst mahkeme olan asliye ceza mahkemesi idi. Böylece temel haklar ve özgürlükler bir başka hâkimin, üstelik üst dereceli bir mahkemenin de denetiminden geçiyordu. Bütün ceza hakimlerinin iştirak ettiği nöbet sistemi de değiştirilince sulh ceza hakimleri arasında kapalı devre bir sistem oluşturuldu. Böylelikle daha önce yaklaşık 5.000 ceza hakiminin gözetiminde ve denetimindeki arama, gözaltına alma, dinleme, tutuklama, el koyma gibi soruşturma evresi kararları, temel haklar ve özgürlükler, kanundaki değişiklik sonrası birkaç yüz hâkime bırakılmıştır<a href="#_ftn38" name="_ftnref38">[38]</a>. Bundan sonra sulh ceza hakimlikleri Erdoğan’ın yukarıda aktarılan sözüne istinaden kamuoyunda ‘proje mahkemeler’ olarak anılmaya başlanmıştır.</p>
<p>Proje mahkemeler doğal olarak bek çok bağımsız ve tarafsız gözlemci, uzman, kurum ve kuruluş tarafından eleştirilmiştir. Örneğin Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu), yeni kurulan hakimliklerin özellikle dikey itiraz ve denetleme yerine yatay itiraz sistemi getirmesinin hak ve özgürlükler için tehlike arz ettiğine işaret ederek eski sisteme rücu edilmesi veya endişelerin karşılanması tavsiyesinde bulunmuştur<a href="#_ftn39" name="_ftnref39">[39]</a>.</p>
<p>Proje tatbikata koyulunca kısa sürede meyvesini vermiş; 16/07/2014 tarihinde İstanbul’a 6 sulh ceza hakiminin ataması yapılmış; 20/07/2014 tarihinde Erdoğan Ordu ilinde “Paralel yapıyla mücadele için, biliyorsunuz bu atamaların yanında, sulh ceza hâkimliği ile alakalı da atamalar yapıldı. Bunların hepsi yarından itibaren görevlerini yapmaya başlayacaklar. Gerek emniyet gerek yargıda nelerin olacağını göreceğiz” açıklaması yapmış<a href="#_ftn40" name="_ftnref40">[40]</a>; 6 hâkim<a href="#_ftn41" name="_ftnref41">[41]</a> 21/07/2014 günü görevlerine başlamış; bir sulh ceza hâkimi göreve başladığı ilk gün 100’den fazla polise ilişkin arama ve el koyma kararları vermiş; kararın alınmasından birkaç saat sonra da, 22/07/2014 tarihinde, gece yarısı saat 01.30’dan itibaren polislerin evlerinde aramalar başlamış ve 100’den fazla polis gözaltına alınmıştır<a href="#_ftn42" name="_ftnref42">[42]</a>. Bu polislerin hemen hepsi hükümetin hedef aldığı, 17/25 Aralık operasyonlarında görev almış polislerdir. Aynı gün Erdoğan polis şeflerinin gözaltına alınmalarını kast ederek, “Şimdi hesap soruluyor, ortaya daha neler çıkacak neler, &#8230; Bitmedi; bu daha başlangıç” açıklaması yapmıştır<a href="#_ftn43" name="_ftnref43">[43]</a>.</p>
<p>Kurgu ve iddia 17/25 Aralık operasyonlarının gerçek dışı ve bunun bir yargı darbesi olduğuna göre, evvela 17/25 Aralık soruşturma dosyalarının içeriği incelenmeli, dahası bunların gerçek dışı ve yargı darbesi olduğuna dair deliller ve bulgular incelenmeli, ki gözaltı ve operasyon kararı verilebilsin. Bir hâkimin göreve başladığı ilk gün 100 ü aşkın polis hakkında açıklanan kapsamdaki dosyaları, delilleri, evrakı saatler içinde, en fazla bir gün içinde inceleyip kanaate ulaşması ve buna göre gözaltı kararı vermesi fiziğin kurallarına göre imkansızdır.</p>
<p>Görüldüğü gibi Hükümetin taraf olduğu bütün gelişmelerde 17/25 Aralık operasyonları bir milat ve mihenk olarak alınmaktadır. Bu operasyonların ise doğru ve gerçek olduğunun, bunlardan ayrık ve bağımsız yapılan ABD’deki yargılamayla da teyit edildiğini bir kez daha vurgulayalım.</p>
<p>Takip eden süreçte Türk yargısı, hakimlere kitapçık dağıtılarak tahliye öncesi Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) görüşünün alınması tavsiyesinde bulunulması<a href="#_ftn44" name="_ftnref44">[44]</a>; üstelik bunun ortaya çıkması<a href="#_ftn45" name="_ftnref45">[45]</a> üzerine ‘şecaat arz ederken sirkatini söyleyen Kıpti’ misali HSK Başkanvekili Mehmet Yılmaz’ın HSK da hâkim-savcılar için delil havuzu bulundurulması, yani istihbarat/muhaberat devleti uygulamaları ve fişleme yapıldığının birinci ağızdan itiraf edilmesi; Cumhuriyet savcısı Seyfettin Yiğit’in cezaevinde vefat ettikten 45 gün sonra tutuklunun halinin devamına karar verilmesi<a href="#_ftn46" name="_ftnref46">[46]</a>; hukukun üstünlüğü endeksinde 2014 de 59. sırada iken 2017 de 113 ülke arasından 101. sıraya gerileme<a href="#_ftn47" name="_ftnref47">[47]</a> başarısını! göstermesi noktasına ve durumuna savrulmuştur. Hâl böyleyken, Polis Akademisi tarafından düzenlenen ve “akademik düzeyde çalışan veya siyasi, idari ve hukukî mücadeleyi yürüten kişilerin katılımıyla” gerçekleştirilen çalıştayda “… yürütülen hukuki mücadelenin objektif kriterlerinin belirtilmesi neticesinde devletin terör örgütüne yönelik eylemlerini titiz bir hukukî çerçeve içerisinde gerçekleştirdiği görülmüştür. Buna göre yargı mensuplarının, kişilerin örgüt üyesi olup olmadıklarına veya eylemlerinin terör faaliyeti olup olmadığına ilişkin açık ölçütlere sahip oldukları anlaşılmaktadır” görüşlerine yer verilebilmektedir<a href="#_ftn48" name="_ftnref48">[48]</a>. Aynı raporda, ‘hukukun üstünlüğü’ bakımından temel ilkeleri temelinden sarsacak, hatta imha edecek onlarca uygulama ve emsal vakıa itiraf edilmekte, görüş ileri sürülmektedir. Mesela, “istihbarî bilgilerin yasal delil sayılması için mevzuat düzenlemesinin yapılması gerektiği” savunulmaktadır<a href="#_ftn49" name="_ftnref49">[49]</a>.</p>
<p>Diğer taraftan, “adalet mülkün (devletin) temelidir” özlü sözünde değinildiği gibi, devletin bütün genleri ve kodları ile oynamak için hakimleri ve yargı teşkilatını kontrol altına almak yeterlidir. 15 Temmuz darbe teşebbüsü daha devam ederken, olayları televizyonlardan öğrenen, hiçbir olaya ve çatışmaya karışmayan binlerce hâkim-savcı, Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi (AYM) üyesinin, ‘darbeye teşebbüs’ iddiasıyla gözaltına alınması ve tutuklanması, akla Hitler’in Reichstag yangını gibi belli bir grubu veya toptan bütün muhalifleri tasfiye için çakma ve kurgu bir darbe senaryosunu akla getirmektedir.</p>
<p>Nitekim, başlangıçta darbeye teşebbüsten tutuklamaların yapıldığı açıklanmasına rağmen, sonradan HSYK Başkan Vekili Mehmet YILMAZ verdiği röportajda ‘hâkim-savcıları darbe teşebbüsünden tutuklanmadığını, zaten iki yıldan fazla süredir devam edegelen soruşturma yürüttüklerini söylemiştir<a href="#_ftn50" name="_ftnref50"><sup>[50]</sup></a>.</p>
<p>Çorum Cumhuriyet Başsavcısı Ömer Faruk Yurdagül ‘operasyonları 1 Eylül 2016 tarihinden itibaren başlatmayı planlarken 15 Temmuz darbe girişimi olunca soruşturma işlemlerinin hızlandırıldığını’ belirtmiştir<a href="#_ftn51" name="_ftnref51"><sup>[51]</sup></a>.</p>
<h2><a name="_Toc528494153"></a>1.5  Basın- ve İfade Özgürlüğü</h2>
<p>Proje mahkemeler ve bir dizi değişiklikler, uygulamalarla yargı bağımsızlık ve tarafsızlık özelliklerini yitirdikten sonra tabiatıyla diğerleri gibi Türkiye’de basın hürriyeti ve ifade hürriyeti de çok kötü durumlara gerilemiştir.</p>
<p>Türkiye basın özgürlüğü bakımından, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) endeksine göre, 180 ülke arasından 2016 yılında 151. sırada iken 2018 yılı itibariyle daha da kötüye giderek 157. sıraya gerilemiştir<a href="#_ftn52" name="_ftnref52">[52]</a>. Mayıs 2018 itibariyle, bir milletvekilinin başbakana sorusu üzerine verilen bilgilere göre, kapatılan basın-yayın kuruluşu sayısı 116 dır. Bunlardan altısı haber ajansı, 18’i televizyon, 22’si radyo, 50’si gazete, 20’si de dergidir<a href="#_ftn53" name="_ftnref53">[53]</a>. İki yıl içinde cezaevindeki gazeteci sayısında Türkiye bir numaraya yükseldi<a href="#_ftn54" name="_ftnref54">[54]</a>. Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) 2017 raporunda en fazla gazetecinin cezaevinde olduğu üç ülkenin sırasıyla, Türkiye, Çin ve Mısır olduğunu açıkladı. Raporda ayrıca &#8220;2016 yılında Türk basınına yönelik olarak başlayan baskı, temmuz ayındaki darbe girişimi sonrası arttı. Yetkililer bazı gazetecileri, yalnızca bir mesajlaşma uygulaması olan Bylock kullandıkları ve Gülenci kurumlar arasında olduğu iddia edilen bankalarda hesapları olduğu için suçladı&#8221; ifadeleri yer aldı<a href="#_ftn55" name="_ftnref55">[55]</a>.</p>
<p>İfade özgürlüğü ile basın özgürlüğü siyam ikizi gibidirler. Biri olmadan diğerinin olması imkansızdır. İfade özgürlüğünde de durum basın özgürlüğünden farklı değildir. Türkiye darbe teşebbüsünden bu yana ifade özgürlüğü alanında da hızla Dünya ülkeleri arasında en gerilere kaydı<a href="#_ftn56" name="_ftnref56">[56]</a>. Ülke içinde Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), Bağımsız Gazetecilik Platformu P24, İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP), Türkiye Gazeteciler Cemiyeti&#8217;nin (TGC) gibi veya yurtdışında Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Uluslararası Af Örgütü (Amnesty İnternational), Freedom House, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) gibi meslek kuruluşları veya sivil toplum kuruluşları (STK) rapor ve kayıtlarına göre ifade ve basın özgürlüğü son iki yılda dibe vurmuş vaziyette<a href="#_ftn57" name="_ftnref57">[57]</a>. Artık Türkiye’de Erdoğan veya rejim aleyhine haber yahut bilgi paylaşmak, yayınlamak fiilen imkansızdır. Farklı renkleriyle, desenleriyle, tonlarıyla bütün basın yok edilmiştir. Bu basın özgürlüğü için sansürden öte bir felakettir. Çünkü sansürde en azından kurum mevcudiyetini muhafaza edebilmektedir. Yok edilen muhalif basın yerine, farklı isimlerle çeşitli medya kuruluşları varmış gibi gösterilmektedir. Nitekim bazen farklıymış gibi görünen gazeteler aynı manşetle çıkmaktadır. Bu fiili durum kamuoyunda ‘havuz medyası’ olarak isimlendirilmektedir. Bu unvan ve ismin yerleşmesi, Erdoğan’ın medya kuruluşlarını ele geçirmek için yandaş iş adamlarından topladığı paralarla havuz oluşturmasından kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte bu konuda herkes aynı fikirde değildir. Cumhurbaşkanı Erdoğan 09/01/2018 tarihinde, ertesi gün kutlanacak olan ‘Çalışan Gazeteciler Günü’ vesilesiyle yayınladığı mesajında, Türkiye’nin basın özgürlüğünde dünyanın önde gelen ülkeleri arasında olduğunu belirtti<a href="#_ftn58" name="_ftnref58">[58]</a>.</p>
<h1><a name="_Toc528494154"></a>2.     15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi</h1>
<p>Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimini gerekçe göstererek bazı uluslararası yükümlülüklerini askıya aldığını açıklamış ve ülke çapında olağanüstü hâl ilan etmiş, buna bağlı olarak temel hakların hemen hepsinde kısıtlamalar yapılmıştır. Erdoğan, hükümet ve taraftarları darbe teşebbüsünü Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketi’nin organize ettiğini iddia ederken, Fethullah Gülen bunu reddetti ve uluslararası bir komisyon kurulup konunun enine boyuna incelenmesi çağrısı yaptı. Ancak bugüne değin bu teklife olumlu cevap verilmiş değil.</p>
<p>Konuyu daha berrak ve net şekilde görebilmek için darbe öncesi zaman dilimine de odaklanmak gerekiyor.</p>
<h2><a name="_Toc528494155"></a>2.1  Darbe Girişimi Öncesi Çatışan Taraflar ve Durumları</h2>
<h3><a name="_Toc528494156"></a>2.1.1        Recep Tayyip Erdoğan ve Hükümet</h3>
<p>Erdoğan, gezi parkı protestoları döneminde 01/06/2013 te İstanbul’un Kabataş semtinde, trafik lambasında bebek arabasıyla karşıya geçmek isteyen başörtülü bir hanımın, yüz kadar sarhoş ve üzerleri çıplak protestocu grubun tacizine uğradığını, hatta bazılarının kadının üzerine idrarlarını yaptığını iddia etti<a href="#_ftn59" name="_ftnref59">[59]</a>. Tabiatıyla bu durum toplumda infiale neden oldu. Fakat sonradan bunun doğru olmadığı, böyle bir olayın gerçekleşmediği öne sürüldü. Söz konusu trafik lambasının güvenlik kamera kayıtları ortaya çıktı. Gerçekten de böyle bir olayın gerçekleşmediği anlaşılıyordu<a href="#_ftn60" name="_ftnref60">[60]</a>.</p>
<p>Yine Gezi Parkı protestocularının aynı tarihlerde Dolmabahçe Camii’ne ayakkabılarıyla girdiklerini, hatta içerde içti içtiklerini, buna dair ellerinde görüntülerin olduğunu iddia etti, cuma günü basınla paylaşacaklarını söyledi<a href="#_ftn61" name="_ftnref61">[61]</a>. Tabiatıyla bu olay da özellikle mütedeyyin toplum kesimlerinde infial oluşturdu. Bu iddianın da yalan olduğu, aslında camide içti içildiğine dair görüntülerin olmadığı, hatta üzerine basılmış bira kutusuna ilişkin görüntünün de cami boşaltıldıktan sonra, ertesi günü alındığı ileri sürüldü<a href="#_ftn62" name="_ftnref62">[62]</a>. Erdoğan’ın vaat ettiği içki içildiğine dair görüntüler bir türlü basına ve kamuoyuna sunulmadı, fakat olay sırasında orada bulunan ve “ben din adamıyım, yalan söyleyemem, içki içildiğini görmedim” diyen müezzin sürüldü<a href="#_ftn63" name="_ftnref63">[63]</a>.</p>
<p>2008 Aralık ayında İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında yüzlerce Filistinli hayatını kaybetmişti. Amerikalı ve Avrupalı aktivistlerin kurduğu Gazze’ye Özgürlük Hareketi’nin (Free Gaza Movement-FGM) öncülüğünde saldırıların durdurulması ve Gazze’ye uygulanan deniz ablukasının kaldırılması için barışçıl bir girişim başlatıldı. Aralarında Almanya, İsveç, İsrail, Kuveyt&#8217;ten milletvekilleri, akademisyen ve yazarların olduğu 32 farklı ülkeden 700&#8217;e yakın aktivistin bulunduğu toplam 6 gemiden oluşan filo yola çıktı. Gemiler abluka altındaki Gazze&#8217;ye gıda, yiyecek, giyim, tıbbi ve inşaat malzemeleri taşıyordu. İsrail girişime karşı çıktığını ve filoyu istemediğini duyurdu. 31/05/2010 gece yarısı İsrail ordusu uluslararası sulardaki Mavi Marmara gemisine saldırı düzenledi ve 10 kişi şehit oldu<a href="#_ftn64" name="_ftnref64">[64]</a>. Fethullah Gülen İsrail’le uzlaşma yolunu seçmenin gerektiğini ve böyle bir hareket için otoriteden izin almanın lüzumunu açıkladı<a href="#_ftn65" name="_ftnref65">[65]</a>. Erdoğan ise 17/07/2014 de Gülen’in bu açıklamasını eleştirerek “otorite bizsek, biz zaten izni verdik” dedi. Fakat yaklaşık iki yıl sonra 29/06/2016 da ise “böyle bir insani yardımı götürmek için günün başbakanına mı sordunuz?” dedi<a href="#_ftn66" name="_ftnref66">[66]</a>.</p>
<p>17/25 Aralık 2013 operasyonlarından sonra soruşturmaların alenileşmesi üzerine ortaya çıkan bir yolsuzluk da İzmir’in Urla ilçesinde inşaat yapmanın yasak olduğu birinci dereceden SİT alanı üzerine yapılan kaçak villalara ilişkin soruşturma oldu. Villaların Erdoğan ailesine ait olduğu iddia edildi. Hatta müteahhitle Erdoğan arasındaki ses kayıtları internete düştü. Erdoğan inşaat alanının 35 yıllık eski bir yerleşim alanı olduğunu söyledi<a href="#_ftn67" name="_ftnref67">[67]</a>. Ancak Google Earth programı üzerindeki basit bir araştırmayla bile villaların iki yıllık olduğu ortaya çıktı<a href="#_ftn68" name="_ftnref68">[68]</a>. Üstelik villaların kaçak olduğuna dair karar veren mahkeme heyeti, görev süreleri dolmadan ve istekleri de olmadığı halde tayin edildiler<a href="#_ftn69" name="_ftnref69">[69]</a>. Erdoğan’ın benzer şekilde Çatalca’da ve Bodrum’da da villalarının olduğu iddia edildi<a href="#_ftn70" name="_ftnref70">[70]</a>.</p>
<p>24/11/2015 tarihinde Suriye üzerinde uçan iki Rusya Federasyonu Hava Kuvvetleri’ne ait iki savaş uçağı Türk Hava Kuvvetleri tarafından sınır ihlali yaptıkları gerekçesiyle düşürüldü. Başbakan Erdoğan önce Rus pilotların sınır ihlali yaptıklarını, tam 10 kez uyarıldıklarını belirterek aynı ihlal yapılırsa yine düşürürüz dedi. Fakat iki yıl sonra olayın Türk pilotların hatasından kaynaklandığını söyledi<a href="#_ftn71" name="_ftnref71">[71]</a>.</p>
<p>Erdoğan hakkında bir başka önemli tartışma diploma meselesinde yaşanmakta. İlk önce MHP Milletvekili Yusuf Halaçoğlu TBMM de, Anayasa gereği Cumhurbaşkanı olabilmek için 4 yıllık Fakülte mezunu olmak gerektiğini, Erdoğan’ın bitirdiği okulun o tarihlerde 3 yıllık olduğunu belirterek Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi adaylık başvurusu sırasında Yüksek Seçim Kurulu’na verilen diplomanın sahte olduğunu iddia etti<a href="#_ftn72" name="_ftnref72">[72]</a>. Hatta Recep Tayyip Erdoğan’ın 1994 de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için aday olduğunda Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) sunduğu diploma ile 2014 de Cumhurbaşkanlığı adaylığı için sunduğu diplomanın farklı olduğu, aslında her ikisinin de sahte olduğu öne sürüldü. Hatta sahte belgenin dahi alelusul hazırlandığı, mesela geçici mezuniyet belgesindeki öğrenci numarası ile diplomadaki öğrenci numaralarının birbirinden farklı olduğu, diplomada ‘Dekan’ sıfatıyla imzası bulunan Prof. Dr. Ömer Faruk Batırel’in o tarihte ne dekan ne de Prof olmadığı yazıldı<a href="#_ftn73" name="_ftnref73">[73]</a>.</p>
<p>2016 yılı Mart ayında, Reza Zarrab ABD de FBI tarafından yakalandı ve sonrasında tutuklandı. Zarrab Türkiye ve Orta Doğu’da kurduğu paravan şirketler vasıtasıyla İran’a yönelik BM ambargosunu delmek, kara para aklamak ve ABD bankalarını dolandırmakla suçlanıyordu<a href="#_ftn74" name="_ftnref74">[74]</a>. Oysa ki Zarrab 17/12/2013 soruşturmasıyla rüşvet ve yolsuzluk suçlamaları nedeniyle tutuklanmış; fakat hükümetin bunun bir yargı darbesi olduğunu iddia edip cadı avı başlatmasının ardından soruşturma ve yargılama yetkilileri değiştirilmiş, ardından da Zarrab serbest bırakılmıştı. Soruşturma ve yargılama sürecinde ABD deki dosyadaki delillerin, Türkiye’deki dosyada bulunan delillerle örtüştüğü anlaşıldı. Erdoğan ve hükümet çevrelerinin, Türkiye’deki delillerin sahte olduğu ve ABD ye bunların sunulduğu iddialarına karşı, ABD li yetkililer dosyadaki bütün delilleri ABD yasalarının verdiği yetkiye istinaden kendilerinin topladığını açıkladılar. Üstelik bunlar 17/25 Aralık dosyalarındaki delillerle örtüşüyordu, hatta fazlası vardı.</p>
<p>2016 Nisan ayında, Rusya’nın BM Daimî Temsilcisi Vitaliy Çurkin’in, Türkiye’nin Suriye’deki yasa dışı örgütlere yüklü miktarda silah ve mühimmat sağladığı, ayrıca 2 milyon dolarlık kimyasal madde gönderdiği, IŞİD’in ana silah ve askeri teknoloji tedarikçisi olduğuna dair, BM Güvenlik Konseyi’ne dosya sunduğu basına yansıdı<a href="#_ftn75" name="_ftnref75">[75]</a>.</p>
<p>15 Temmuz darbe teşebbüsünün arifesinde Erdoğan hem Türkiye’de hem dünyada böylesine sorunların, uluslararası ilişkileri ve dünya kamuoyunu ilgilendiren korkunç problemlerin yumağı içinde bocalıyordu. Hatta Erdoğan’ın Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) yargılanmasının usulü ve yöntemi tartışılmaktaydı<a href="#_ftn76" name="_ftnref76">[76]</a>. Suriye’li Kürt liderlerden Salih Müslim 06/07/2016 da yayınlanan röportajında &#8220;Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın UCM de yargılanmasına neden olacak bütün belgeler ABD ve Rusya&#8217;nın elinde&#8221; dedi<a href="#_ftn77" name="_ftnref77">[77]</a>.</p>
<p>Recep Tayyip Erdoğan 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünün yaşandığı döneme bu şartlarda giriyordu.</p>
<h3><a name="_Toc528494157"></a>2.1.2        Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketi</h3>
<p>Hizmet Hareketi olarak bilinen Fethullah Gülen ve takipçileri, genel olarak dünya çapındaki eğitim, fakirlikle mücadele, hoşgörü, barış, dinler ve kültürler arası diyalog faaliyetleriyle bilinmektedir.</p>
<p>Erdoğan 17/25 Aralık operasyonları öncesinde Hizmet Hareketinin bütün faaliyetlerini açıkça destekliyor, yurtdışındaki okulların hamiliğini üstleniyordu. Öyle ki, mesela 07/12/2013 tarihli haberde Putin’in Rusya’daki okulları kapatmak istemesine karşılık Erdoğan’ın önlediği yazılıyordu<a href="#_ftn78" name="_ftnref78">[78]</a>. Hemen her sene yapılan Uluslararası Dil ve Kültür Festivali’ne başta Erdoğan olmak üzere hükümet üyeleri ve AKP yetkilileri mutlaka katılmak istiyor ve Hizmet Hareketi’nin faaliyetlerini hararetle destekliyorlardı.</p>
<p>Örneğin 16/06/2013 tarihindeki kapanış töreninde Erdoğan Hizmet Hareketi mensubu öğretmenlere yürekten şükranlarını sunmuş, “Türkçe’nin güzelliğini, barış dili Türkçe’nin o süt gibi arı temizliğini bizlere hatırlatan, bizlere ayna tutan, bizlere bizi anlatan, dost ve kardeş ülkelerin sevgili çocuklarını kutluyor, elinize, dilinize, sağlık diliyorum. Kendilerini Türkçe’ye adamış, kendilerini Türkiye’nin barış mücadelesini Türkçe olarak anlatmaya adamış, dönmek için değil kutlu bir ideal uğruna yaşatmak için, mübarek bir ideal uğruna ölmek için yollara çıkmış sevgili öğretmenlerimizi tekrar tekrar tebrik ediyorum, kendilerine teşekkür ediyorum” diyordu<a href="#_ftn79" name="_ftnref79">[79]</a>. Aynı öğretmenler için birkaç yıl sonra ise Malezya, Kosova, Gürcistan, Ukrayna, Moldova, Pakistan gibi yabancı ülkelerden, hatta BM koruması altında olanları bile gizli servis vasıtasıyla özel uçak gönderip operasyon yaptırarak Türkiye’ye getirtip silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasıyla hapsedilmelerini sağlayacaktı<a href="#_ftn80" name="_ftnref80">[80]</a>.</p>
<p>Bir yıl önceki 2012 yılı töreninde de Erdoğan, “Gurbet hasrettir. Hasret bedeli çok ağırdır. Faturası çok ağırdır. Biz gurbette olup şu vatan topraklarının hasreti içerisinde olanları aramızda görmek istiyoruz. Gurbet aynı zamanda garipliktir. Zaten ordan anlamını yükleniyor. Onun için de biz garipliğe tahammül edemiyoruz. Diyoruz ki bu sıla hasreti artık bitmelidir, bitsin istiyoruz. Öyleyse ‘bitsin bu hasret’ diyelim” sözleriyle ABD de yaşayan Fethullah Gülen’i Türkiye’ye davet etmişti<a href="#_ftn81" name="_ftnref81">[81]</a>.</p>
<p>2015 Nisan’ında Fas hariç bütün Afrika ülkelerini bünyesinde barındıran Afrika Birliği, Hizmet Hareketi kuruluşlarından olan Kimse Yok Mu Derneği arasındaki anlaşma ile ‘hastaneden okula, katarakt ameliyatından temiz içme suyu projelerine, yetim projelerinden insani yardıma kadar birçok alanda yokluk ve yoksullukla mücadelede ortak hareket etme kararı alındı<a href="#_ftn82" name="_ftnref82">[82]</a>. Ayrıca aynı anlaşma kapsamında 2020 ye kadar Afrika’da 1.000 sahra okulu yapılması konusunda mutabakata varıldı<a href="#_ftn83" name="_ftnref83">[83]</a>.</p>
<p>Kimse Yok Mu Derneği’nin bir başka faaliyeti 2011 yılında başlattığı ‘Selsebil Kuyuları’ adı altında Afrika’ya kuyu açma projesidir. 2015 sonu itibariyle açılan kuyu sayısı 3.000’i geçmişti<a href="#_ftn84" name="_ftnref84">[84]</a>.</p>
<p>Yine Kimse Yok Mu Derneği’nin fakirlikle mücadele ve yoksullara yardım faaliyetleri çerçevesinde sürdürdüğü Kurban Bayramı’nda et dağıtımı aktivitesi yapıyordu. Bu kapsamda örneğin 2015 yılında 550.000 kişiye kurban eti ulaştırmıştı<a href="#_ftn85" name="_ftnref85">[85]</a>.</p>
<p>Hizmet hareketi ile bağlantılı bir başka teşkilat ise Türkiye İş adamları ve Sanayicileri Konfederasyonu’dur (TUSKON). Ülkelerarası ticaretin geliştirilmesi, böylece fakir ülkelerin kalkındırılması ve fakirlikle mücadele edilmesini ilke edinen Konfederasyon 2006-2013 arasında 19 Dünya Ticaret Zirvesi gerçekleştirdi, 40 bini yerli, 30 bini misafir 70 bin iş adamını ticaret yapmak için birbiri ile buluşturdu<a href="#_ftn86" name="_ftnref86">[86]</a>.</p>
<p>Hiç şüphesiz Hizmet Hareketinin en parlak ve gösterişli faaliyeti, önceleri Türkçe Olimpiyatları unvanıyla başlayan Uluslararası Dil ve Kültür Festivalleridir. 2003 yılında 17 ülkenin katılımıyla başlayan şenliklere, 2016 yılı finallerine 160 ülkeden 2.500 yarışmacı katılmıştı<a href="#_ftn87" name="_ftnref87">[87]</a>. 2007 yılında organizasyona Avrupa Dil Ödülü verildi<a href="#_ftn88" name="_ftnref88">[88]</a>.</p>
<p>15 Temmuz darbe teşebbüsünün hemen arifesinde yapılan 14. Dil ve Kültür Festivali Mayıs-Haziran aylarında 33 ayrı başkentte düzenlendi. Festivalde slogan veya tema olarak “Colours of the World / Dünyanın Renkleri” ifadesi kullanıldı<a href="#_ftn89" name="_ftnref89">[89]</a>. Özellikle son 150 yıldır savaş, ölüm, çatışma, açlık, yoksulluk, gürültü, patırtı ve vahşetten bunalan Dünyamız için oldukça etkileyici ve heyecan verici bir vakıa. Birleşmiş Milletler Genel Kurul Salonu<a href="#_ftn90" name="_ftnref90">[90]</a>, Avrupa Konseyi binası<a href="#_ftn91" name="_ftnref91">[91]</a> başta olmak üzere pek çok yerde ülkelerin en itibarlı binalarında ve mekânlarında gösteri sergilediler.  Üstelik Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon<a href="#_ftn92" name="_ftnref92">[92]</a>, USA Başkanı Barack Obama<a href="#_ftn93" name="_ftnref93">[93]</a>, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande<a href="#_ftn94" name="_ftnref94">[94]</a>, Belçika Başbakanı Charles Michel<a href="#_ftn95" name="_ftnref95">[95]</a> gibi devlet adamları ve liderler, hemen her yerde heyecanla destek verdiler ve himaye ettiler. Belçika’nın başkenti Brüksel merkez tren istasyonunda, Dünyanın bütün renklerinden müteşekkil çocuklar, barış ve birlikte yaşama kültürü adına, sembolik olarak çok büyük anlam ifade eden bir gösteri sergilediler<a href="#_ftn96" name="_ftnref96">[96]</a>. Daha birkaç ay önce tren istasyonu ve havaalanında canlı bomba eylemiyle 34 masum ve sivil kişi hayatını kaybetmiş, iki yüze yakın kişi yaralanmıştı<a href="#_ftn97" name="_ftnref97">[97]</a>. Elbette verilen mesaj çok anlamlıydı. Dünyanın Renkleri, Belçika Dışişleri Bakanı Didier Reynders&#8217;in misafiri oldu, Dışişleri Konutu olarak kullanılan tarihi Egmont Sarayı&#8217;nda kahvaltı yaptılar<a href="#_ftn98" name="_ftnref98">[98]</a>. Eurovision 2016 birincisi Jamala da Türkçe Olimpiyatları&#8217;na katılarak birincilik şarkısını seslendirdi<a href="#_ftn99" name="_ftnref99">[99]</a>. Bu çaptaki bir başarı, itibar ve şeref yazılı tarihte hiçbir insana nasip olmamıştır.</p>
<p>15 Temmuz 2016 başarısız darbe teşebbüsüne gelindiği dönemde Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketi’nin durumu böyleydi.</p>
<h2><a name="_Toc528494158"></a>2.2  Olaylar</h2>
<p>Türkiye’de 15 Temmuz 2016 akşamı geç saatlerde televizyonlar İstanbul Boğaziçi köprüsünde yolun bir tarafının askerler tarafından kapatıldığını, darbe teşebbüsü olduğunu duyurdu. Her şeyden önce Türkiye daha bir asır bile olmayan kısa tarihinde pek çok gerçek darbeye sahne olmuştur. Darbe başkentte ve hükümet yetkililerine karşı, gece yarısından sonra herkesin uykuda olduğu saatlerde yapılırdı. Bu kez İstanbul Boğaziçi Köprüsü’nde, üstelik sadece tek yönü kapatılarak, iş ve mesai çıkışı insanların ve trafiğin en yoğun olduğu zaman diliminde yapılıyordu. Saatler sonra Ankara’da hareketlilik başladı, fakat gerçek darbeyle örtüşmeyecek tuhaflıkları yaşandı. Mesela TRT binası sadece 8-10 askerle basılmış<a href="#_ftn100" name="_ftnref100">[100]</a>, sadece kapalı alanında binden fazla odası bulunan Cumhurbaşkanlığı sarayını da çok az sayıda er basmıştı.<br />
Gece boyunca Ankara semalarında dolaşan ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni de hedef alan F16 savaş uçakları nedense sadece Saray’ın bahçesini isabet ettirebilmişti. En önemli ve büyük hasar TBMM de yaşandı. Millet iradesinin yegâne temsil mekânı olan Parlamento bombalandı. Ancak hasar üzerinde inceleme yapan uzmanlar bunun uçaktan atılan bombalardan daha çok C4 patlayıcılarla oluşabileceğine işaret etti<a href="#_ftn101" name="_ftnref101">[101]</a>.</p>
<h2><a name="_Toc528494159"></a>2.3  Tepkiler ve Sonuçlar</h2>
<p>Daha olaylar devam ederken Erdoğan İstanbul Atatürk Havalimanı’nda yaptığı açıklamada doğrudan darbe girişiminin Paralel Devlet Yapılanmasının bir teşebbüsü ve bunların ordudan temizleyebilmek için Allah’ın kendilerine bir lütfu olduğunu, bu yapının silahlı terör örgütü olduğunun da böylelikle açığa çıktığını açıkladı<a href="#_ftn102" name="_ftnref102">[102]</a>. Oysa ki daha hiçbir soruşturmanın sonuçlanacağı ve bir kanaat oluşacak zaman dahi geçmediği gibi, Ankara’da uçaklar hala şehir üzerinde uçuyordu. Üstelik sonraki süreçte Erdoğan darbe teşebbüsümü ilk önce saat kaçta, nasıl ve kimden öğrendiğine dair birbiriyle çelişen tam 5 ayrı beyanda bulunacaktı<a href="#_ftn103" name="_ftnref103">[103]</a>.</p>
<p>Darbe teşebbüsünün gerçekleştiği gece yarısında televizyonlarda 140 Yargıtay üyesi, 40 kadar Danıştay üyesi, binlerce hâkim-savcı hakkında gözaltı kararı verildiği alt yazı olarak geçiyordu. 5000 civarı hâkim-savcının, yüksek mahkeme üyelerinin neredeyse 1/3 ü önce darbe teşebbüsü nedeniyle, sonra da bundan vazgeçilerek silahlı terör örgütü üyeliği itham ve isnadıyla meslekten ihraç edildiler, çoğu tutuklandı. Bunlar yapılırken hâkim-savcılar için 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu 88 de, Yüksek mahkeme üyeleri için de teşkilat kanunlarında belirtilen hiçbir usul ve esasa uyulmadı.</p>
<p>Olağanüstü hâl ilan edildi, onlarca Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarıldı. 2018 Mart itibariyle, en az 160.000 kişi hakkında gözaltı işlemi uygulandı; 112.679 kişi kamu görevinden ihraç edildi; özel eğitim kurumlarında çalışan 22.474 kişinin çalışma lisansı iptal edildi; 1064 eğitim kurumu, 360 özel kurs, 847 özel öğrenci yurdu, 47 özel sağlık merkezi, 15 özel vakıf üniversitesi, 2 konfederasyona bağlı 29 sendika, 1419 dernek, 145 vakıf, 174 medya ve yayın kuruluşu kapatıldı<a href="#_ftn104" name="_ftnref104">[104]</a>. Süreçten en çok etkilenen erklerin biri de yargıdır; 4.000 in üzerinde hâkim-savcı ihraç edildi<a href="#_ftn105" name="_ftnref105">[105]</a>. 150’den fazla gazeteci ve medya çalışanı cezaevinde<a href="#_ftn106" name="_ftnref106">[106]</a>. Hatta insan hakları savunucuları dahi cadı avından nasibini aldı ve hak ihlallerini dile getirmelerinden ötürü tutuklanma ve yargılanma, hapis cezası alma tehlikesi ile karşı karşıya kaldı<a href="#_ftn107" name="_ftnref107">[107]</a>.</p>
<p>Bir başka dikkat çekici husus Parlamento’da darbe teşebbüsünün araştırılması ve görüşülmesine iktidarın ayak diremesidir. Darbe teşebbüsünün araştırılması için komisyon kurulmasına 26/07/2016 da karar verildi. Fakat iktidar partisi AKP komisyona 19/08/2016 da üye bildirdi. Komisyon 04/10/2016 da çalışmalarına başlayabildi<a href="#_ftn108" name="_ftnref108">[108]</a>. Komisyon çalışmalarını ek süre almadan 04/01/2017 de bitirdi. Rapor 26/05/2017 de yazıldı, 12/07/2017 de TBMM ne teslim edildi<a href="#_ftn109" name="_ftnref109">[109]</a>. Oysa darbe teşebbüsü gibi önemli bir vakıada, delillerin bir an önce toplanması ve olayın aydınlanması için acele edilmesi gerekiyordu.</p>
<p>Komisyon olaylar sırasında görevi başında ve faal olan MİT müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar başta olmak üzere önemli isimleri dinlemedi<a href="#_ftn110" name="_ftnref110">[110]</a>. Muhalefet milletvekilleri raporun darbe girişimini araştırmadığını ileri sürerek, darbe girişiminin siyasi ayağının ortaya çıkarılması için Meclis Araştırma Komisyonu kurulması için önerge verdiler. Ancak iktidar milletvekillerinin oylarıyla önerge reddedildi<a href="#_ftn111" name="_ftnref111">[111]</a>.</p>
<p>Önemli başka bir konu da darbe teşebbüsü gecesi hayatını kaybedenlerin otopsilerinin<a href="#_ftn112" name="_ftnref112">[112]</a> ve ele geçen silahların balistik incelemelerinin yapılmamasıdır<a href="#_ftn113" name="_ftnref113">[113]</a>.</p>
<p>Erdoğan ve hükümet darbe teşebbüsünün baş sorumlusu olarak gösterdikleri Fethullah Gülen’i ABD den istediler<a href="#_ftn114" name="_ftnref114">[114]</a>. 24/08/2016 da Türkiye’ye gelen ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ile Cumhurbaşkanı Erdoğan ortak basın toplantısı düzenledi. Erdoğan darbeyi Gülen’in yaptığına dair 85 koli delil yolladıklarını açıkladı. Aynı basın toplantısında Biden ise, ABD’nin 225 yıldır Anayasa ve yasalarla yönetildiğini, ABD nin kuvvetler ayrılığına dayalı bir hukuk devleti olduğunu, Gülen’in darbeyle ilişkisi hakkında hiçbir somut delil sunulmadığını, sunulursa yargının gereğini yapacağını, sırf siz sevmiyorsunuz diye kimsenin iade edilemeyeceğini, Başkan bile bu şartlarda iade kararı verse görevden alınacağını söyledi<a href="#_ftn115" name="_ftnref115">[115]</a>. Bütün bunlara rağmen, bugüne değin Erdoğan ve hükümet somut olarak herhangi bir delil paylaşmış değil.</p>
<p>Fethullah Gülen’e gelince, 17 Temmuz 2016 tarihinde yayınlanan gazetecilerle röportajında, 20 yıl önce demokrasi ve cumhuriyeti geri dönüşü olmayan bir süreç olarak açıkladığını, hala aynı düşüncede olduğunu, o tarihte şimdiki hükümet yanlılarının kendisini eleştirdiğini; 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 dahil olmak üzere bütün darbelerini yaşadığını, hayatı boyunca darbelerden çektiğini, bu yüzden darbeye taraftar olamayacağını; yaşananların gerçek bir darbeden çok, Erdoğan’ın muhaliflerini kolayca tasfiye edebilmesi için hazırlanmış bir filme ve senaryoya benzediğini söyledi. Uluslararası bir organizasyonun konuyu tahkike almasını teklif etti, çıkacak sonuca yalan bile olsa razı olacağını belirtti<a href="#_ftn116" name="_ftnref116">[116]</a>.</p>
<p>Bir yıl sonra başka bir röportajında 15 Temmuz için uluslararası bir komisyon kurulması teklifinde ısrarcı olduğunu açıkladı; “BM, Avrupa Birliği, NATO vs hangisi olursa olsun, bunu araştırmak için bağımsız bir komisyon kursunlar. Bu komisyona ben de ifade vermeye hazırım” dedi. Ayrıca “Bu darbe tiyatrosunda yer alanların içinde Hizmet’e sempati duyan birileri olup olmadığını bilmiyoruz. Bunların arasında Hizmet’e sempati duyanlar varsa Hizmet’in temel değerlerine ihanet etmiş demektir” açıklaması yaptı<a href="#_ftn117" name="_ftnref117">[117]</a>.</p>
<p>Erdoğan veya hükümet 15 Temmuz için uluslararası komisyon teklifine de bugüne değin cevap vermiş değil.</p>
<p>Konu hakkında uzmanlığı ve yetkinliği olan uluslararası makam ve kuruluşlar ise darbe ile Gülen’i ilişkilendirebilecek herhangi bir bulgu açıklamadıkları gibi, tam aksine şüphelerin Erdoğan üzerinde yoğunlaştığını açıkladılar. Mesela,</p>
<ul>
<li>Alman Focus dergisi yayımladığı bir haberde, İngiliz istihbaratının teşebbüsün ilk saatlerinde, hükümet yetkililerinin haberleşmelerini izlemeye aldığını, Türk istihbaratının üst düzey yetkililerinin ‘darbe Gülen’e yıkılsın, yarın temizlik başlasın’ şeklindeki mailini yakaladığını yazdı<a href="#_ftn118" name="_ftnref118">[118]</a>;</li>
<li>İngiliz The Times gazetesi, Avrupa Birliği istihbarat merkezi Intcen tarafından darbe girişimiyle ilgili 2016 Ağustos ayında hazırlanan raporda, Erdoğan’ın ordu içinde kendine muhalif kişileri tasfiye etmeyi 15 Temmuz öncesinde planladığının belirtildiğini yazdı<a href="#_ftn119" name="_ftnref119">[119]</a>;</li>
<li>Alman istihbarat uzmanı Erich Schmitdt ‘yaşanan sözde darbe girişimi Erdoğan tarafından gerçek bir darbeye engel olmak için gerçekleştirildi’ açıklaması yaptı<a href="#_ftn120" name="_ftnref120">[120]</a>;</li>
<li>NATO kaynaklarına istinaden, darbenin Erdoğan tarafından tezgahlandığı belirtildi<a href="#_ftn121" name="_ftnref121">[121]</a>;</li>
<li>İngiltere Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu tarafından hazırlanan raporda, Gülenciler ’in darbedeki rollerine dair yeterli bilgi olmadığı belirtilerek, “Gülen cemaatinin İngiltere tarafından terör örgütü olarak kabul edilmesini haklı gösterecek kanıta sahip değiliz” denildi<a href="#_ftn122" name="_ftnref122">[122]</a>;</li>
<li>Ayrıca Gülen ve Hizmet hareketini bitirmek için en az Erdoğan kadar istekli ve süreçte Erdoğan’ın ortağı olan Doğu Perinçek katıldığı bir TV programında “Ben ‘Fethullah GÜLEN terör örgütü’ demedim. O bir suç örgütü. Cemaatten söz ettim. Yani ille suçlu olmasına gerek yok. İlle darbeye katılmış olmasına gerek yok. Ama bu yapıyla bir bağlantıları, ideolojik beraberlikleri, ortak amaçları falan filan olan, bunlar kesinlikle temizlenmelidir” dedi<a href="#_ftn123" name="_ftnref123">[123]</a>.</li>
</ul>
<h1><a name="_Toc528494160"></a>3.     Hizmet Hareketi ve Fethullah Gülen</h1>
<p>Fethullah Gülen yaşı seksene dayanmış ömrünü vaazlarla, sohbetlerle, yazılarla geçermiş bir fikir ve din adamıdır. Kendi ifadesiyle bütün maksadı Kur’anî makuliyete bağlı olarak yapılan işlerde, her türlü fedakarlığa katlanıp vatana, millete ve insanlığa hizmet etmektir<a href="#_ftn124" name="_ftnref124">[124]</a>. Hizmet Hareketi cehalet, fakirlik ve ihtilafla mücadele maksadıyla gönüllülerin bir araya geldiği camia olarak tanımlanabilir<a href="#_ftn125" name="_ftnref125">[125]</a>.</p>
<p>Hareketin lideri Fethullah Gülen’in tavsiyelerine uyan, vaazlarını, sohbetlerini dinleyerek ikna olan veya etkilenen insanlar eğitim, kalkınma ve kaynaşma alanlarında çok çeşitli faaliyetler yürütmekte, müessesseler işletmektedirler.</p>
<h2><a name="_Toc528494161"></a>3.1  Eğitim ve Kültür</h2>
<p>Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketi, temel hedef olarak belirlenen 1) cehalet, 2) fakirlik ve 3) ihtilafla mücadelenin evleviyetle ve öncelikle eğitimle mümkün olacağı düşüncesinden hareketle en önemli gayreti ve himmeti bu sahaya hasretmişlerdir. Nitekim 1980 lerde Türkiye’nin pek çok ilinde yurt, özel okul, öğrenci evi hizmete sunulmuş; 1990 lardan itibaren Hareket yurt dışına açılmıştır. 2018 itibariyle 170’den fazla ülkede, iki bine yakın özel okul, 20’den fazla üniversite ile bütün dünyanın çocuklarına ve insanlarına eğitim hizmeti verilmektedir. Hemen her yerde Hizmet Hareketi müesseseleri ve görevlileri üstün başarılara imza attılar, kısa sürede ülkenin gözde ve önde gelen kurumları arasında girdiler.</p>
<p>Tabiatıyla bu başarılarından ve yerelde gönüllere girmelerinden ötürü, daha fazla müessese ve hizmet taleplerine muhatap oldular. Pek çok yerde okullar, kapasitelerinin çok üstünde taleple karşılaştıklarından girişler sınava bağlandı. Mesela Türk Hükümeti tarafında cadı avı başlatılmadan önce Afrika Birliği ile Afrika’da 1.000 okul açılması için anlaşma imzalamışlardı<a href="#_ftn126" name="_ftnref126">[126]</a>.</p>
<p>Hizmet Hareketi okullarında yetişen öğrencilerin başta bilim olimpiyatları olmak üzere hem ulusal düzeyde hem de uluslararası alanda pek çok ödüller aldı ve madalya topladılar.</p>
<p>Eğitim, hem fakirlikle mücadele hem de dünyadaki ihtilafların ve çatışmaların diyalog ve diplomasiyle, barış ve demokrasiyle çözüme kavuşturulabilmesi için de başat rol oynamaktadır. Bu kapsamda Hizmet Hareketinin “Dünyanın Renkleri-Colors of The World” betimlemesi ve tanımlamasıyla her yıl düzenlediği ve geleneksel hale getirdiği Uluslararası Dil ve Kültür Festivali oldukça önemlidir. Bu festivallerde her ülkenin kendi geleneklerinin, dilinin, folklorunun, kültürünün tanıtılması ayrıca ve özellikle önemlidir.</p>
<p>Dolayısıyla farklılıkların ayrıcalık, ayrımcılık, ihtilaf ve çatışma nedeni değil; bilakis zenginlik vesilesi ve tanışma, kaynaşma, dayanışma sebebi haline getirilmesinde Hizmet Hareketi okullarının ve faaliyetlerinin katkısı oldukça fazladır.</p>
<p>Eğitim başlığı altında Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı (GYV) gibi kuruluşlar vasıtasıyla bilime, kültüre, araştırmaya ve demokratik müzakereye yapılan katkıları da vurgulamak gerekir. GYV önceleri Türkiye’de en soldan en sağa kadar düşünce yelpazesinin bütün renklerinde veya dilimlerindeki uzmanları, bilim insanlarını, aktivistleri, sanatçıları bir araya getirerek ülkenin, toplumun veya insanlığın problemlerine çözüm arayışı maksadıyla pek çok panel, konferans, seminer, sempozyum gibi aktivitelere imza atmıştır. Öyle ki ‘Abant Platformu’ veya ‘Abant Toplantıları’ unvanıyla ünlenen bu oluşum gelenek haline gelmiş, her yıl yeni spesifik bir meselede sorun bütün teferruatıyla ele alınmış, neticede topluma, kamu kurumlarına, bilim camiasına, insanlığa ve ilgili bütün muhataplara çözüm önerileri, teklifler, bulgular, görüşler bilimsel ve akademik evsafta eser haline getirilerek kamuoyuna sunulmuştur.</p>
<h2><a name="_Toc528494162"></a>3.2  Fakirlikle Mücedele</h2>
<p>Gülen Hareketi’nin eğitimden sonra ikinci önemli hedefi ve gayesi fakirlikle mücadeledir. Bu da bir taraftan ticaretin geliştirilmesi, diğer taraftan da yoksul ve fakir kesimlere yardım eli uzatmakla gerçekleştirilebilir. Hizmet gönüllüleri her iki alanda kısa sürede oldukça başarılı eserler ve aktiviteler ortaya koymuşlardır.</p>
<p>Örneğin Kimse Yok Mu Derneği 2007 de Bakanlar Kurulu kararı ile kamu yararına faaliyette bulunan dernekler arasında sayılmış; BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi (ECOSOC) Danışman üyeliğine kabul edilmişti. Dernek, yukarıda değinildiği gibi, mesela Afrika’da dört sene içinde 3.000’inden fazla kuyu açtı<a href="#_ftn127" name="_ftnref127">[127]</a>. Derneğin bundan başka dünya çapında gıda yardımı, giysi ve kıyafet yardımı, Müslümanların oruç tuttuğu Ramazan ayında gıda paketi yardımı, Kurban Bayramı’nda et dağıtımı gibi pek çok faaliyetleri de vardır.</p>
<p>Sosyal yardım, dayanışma ve insani yardım bağlamında Kimse Yok Mu Derneği veya benzeri kuruluşlarla yahut kermes gibi olaya, zamana yahut zemine münhasır organizasyon faaliyetleri yürüten Hizmet Hareketi ekonomik ve ticari bakımdan da başarılı uygulamalar geliştirmiştir.</p>
<p>Bunlardan ilk akla gelen ticaret ve sanayi alanında Türkiye İş adamları ve Sanayicileri Konfederasyonu’dur (TUSKON), bankacılık sektöründe Bank Asya’dır. TUSKON 2006-2013 arasında 19 Dünya Ticaret Zirvesi gerçekleştirdi, 40 bini yerli, 30 bini misafir 70 bin iş adamını ticaret yapmak için birbiri ile buluşturdu<a href="#_ftn128" name="_ftnref128">[128]</a>. Bank Asya’da cadı avı kapsamında Hükümet tarafından el konulacağı 2015 Mart ayına kadar Türkiye’nin en güçlü bankaları arasında idi<a href="#_ftn129" name="_ftnref129">[129]</a>.</p>
<h2><a name="_Toc528494163"></a>3.3  Diyalog, Barış ve Hoşgörü</h2>
<p>Yeryüzünün huzur ve barış içerisinde yaşanabilir bir ortam haline getirilmesi, savaşların, çatışmaların sona erdirilmesi, bu mümkün olmasa dahi en aza indirgenebilmesi, karşılıklı ilişkilerin ve iletişimin, hoşgörünün ve diyaloğun geliştirilmesine bağlıdır. İhtilafların ve çekişmelerin, çatışmaların kan dökülmeden çözüme kavuşturulması, anlaşmayla sonuçlanması hiç şüphesiz gelecek kuşaklara bırakılabilecek en iyi mirastır.</p>
<p>Hizmet Hareketi bu bağlamda ve kapsamda da oldukça önemli işlere ve icraatlara imza atmıştır. Örneğin binlerce yıldır semavi dinler arasında en önemli ihtilafların, çekişmelerin ve çatışmaların sebebi olan Kudüs hakkında Fethullah Gülen 09/02/1998 de Papa ile görüşmesi sırasında, ‘Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudilerin, hiçbir kısıtlama, hattâ vize dahi olmaksızın serbestçe ziyaret edebilecekleri uluslararası bir bölge ilan etme; Üç büyük din mensuplarının işbirliğiyle ilki ABD&#8217;de olmak üzere, muhtelif başkentlerde konferanslar düzenleme; Harran&#8217;da üç büyük dinin ihtiyaçlarını temin edecek bağımsız bir üniversite kurma ve İslâm ve Hıristiyan dünyasıyla öğrenci değişimi sağlama’ teklifinde bulundu<a href="#_ftn130" name="_ftnref130">[130]</a>.</p>
<p>Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketinin diyalog, barış ve hoşgörünün sağlanması faaliyetleri kapsamında, dinler arası diyalog, medeniyetler buluşması, Papa ile görüşme<a href="#_ftn131" name="_ftnref131">[131]</a>, keza Uluslararası Dil ve Kültür Festival(ler)i özellikle sayılmalıdır.</p>
<h2><a name="_Toc528494164"></a>3.4  Fethullah Gülen veya Hizmet ve Terör</h2>
<p>17/25 Aralık 2013 tarihinden bu yana Türkiye’de sürdürülen cadı avında muhalifler ‘silahlı terör örgütü’ isnadı ve ithamıyla tavsif edildiğinden Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketi’nin terör konusundaki fikirleri ve yaklaşımının irdelemesi gerekir.</p>
<p>Pek çok Müslüman aydının ve akademik çevrelerin İslamiyetin demokrasi ile bağdaşıp bağdaşmayacağı konusunda şüpheler ortaya koyduğu, hatta karşı çıktığı dönemde, Fethullah Gülen açıkça demokrasi ve hukukun üstünlüğünden yana tavrını koymuştur. 29/06/1994 tarihinde Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın kuruluş gecesindeki konuşmasında “demokrasiden geriye dönüş yok” demişti<a href="#_ftn132" name="_ftnref132">[132]</a>. Nitekim Gülen darbe teşebbüsünün ertesi günü basına ilk demecinde bunu hatırlatacak, şimdiki hükümet çevrelerinin o dönemde bu söyleminden dolayı kendisini eleştirdiklerini hatırlatacaktır<a href="#_ftn133" name="_ftnref133">[133]</a>. Fethullah Gülen bu düşüncesini farklı zamanlarda ve zeminlerde, değişik vesilelerle sürekli ve defalarca tekrarlayacak, demokrasi ve hukukun üstünlüğü vurgusu yapacaktır.</p>
<p>Fethullah Gülen’nin net tavırlarından birisi de canlı bomba eylemleri ve ABD 11/09/2001 İkiz Kuleler saldırısı<a href="#_ftn134" name="_ftnref134">[134]</a> veya benzer canlı bomba eylemleri hakkındaki görüşleridir. Gülen, pek çok masum insanın hayatına mal olan ve Müslümanlara veya Müslümanlığa mal edilen her eylem sonrası, gecikmeksizin hep aynı cevap ve tepkiyi vermiştir: “Müslüman terörist, terörist de Müslüman olamaz”<a href="#_ftn135" name="_ftnref135">[135]</a></p>
<p>Gülen, hukukun üstünlüğü ve insan hakları<a href="#_ftn136" name="_ftnref136">[136]</a>, cumhuriyet<a href="#_ftn137" name="_ftnref137">[137]</a>, laiklik<a href="#_ftn138" name="_ftnref138">[138]</a>, devlet ve şeriat<a href="#_ftn139" name="_ftnref139">[139]</a>, demokrasi<a href="#_ftn140" name="_ftnref140">[140]</a>, siyaset<a href="#_ftn141" name="_ftnref141">[141]</a>, cihad, terör ve canlı bomba eylemleri<a href="#_ftn142" name="_ftnref142">[142]</a> gibi kavramlar, konular ve uygulamalar hakkında fikirlerini açıklıkla 30, 40 yıldır medyada defalarca dile getirmiştir. Görüşlerinde baştan sona hiçbir sapma ve değişiklik de görünmemektedir.</p>
<h1><a name="_Toc528494165"></a>4.     Fethullah Gülen ve Kaziyye-i Muhkeme</h1>
<p>Hizmet Hareketi’ne yönelik adlî soruşturmalarda, meclis araştırmalarında, idarî tahkikatlarda sürekli ‘1970 lerde kurulan, eğitim, yoksullukla mücadele, hoşgörü ve diyalog, Türkçe olimpiyatları gibi söylemlerle taraftar toplayıp, Bank Asya, TUSKON, Kimse Yok Mu Derneği gibi kuruluşlarla faaliyetlerini yürüten, sonunda yeterli güce ulaştığını düşününce 15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştiren silahlı terör örgütü’ algısı yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Emniyet birimlerindeki, adliyelerdeki yüzbinlerce dosyada, fezlekelerde, iddianamelerde, gerekçeli kararlarda; TBMM’de 15 Temmuz’la alakalı rapor ve metinlerde; Diyanet İşleri Başkanlığı’nın rapor ve görüşlerinde hep bu argüman ve fikir silsilesi kullanılmaktadır.</p>
<p>Öncelikle bu söylem, en başta hukuk, suç, adalet, kanunilik kavramlarıyla ve ilkeleriyle çelişmekte ve kendi aleyhine delil olmaktadır. Çünkü hak, hukuk, adalet, suç ve ceza kelimeleri, kavramları hakkında yüzeysel de olsa azıcık bilgisi olan bilir ki, hayatta ve yer yüzünde asıl olan bir şeyin, hareketin, davranışın, varlığın, nesnenin serbest, mübah ve caiz olmasıdır. Eğer bir nesne veya davranış suç olarak kabul edilecekse, bunun önceden kanunla belirtilmesi ve tanımlanması, bunun usulüne uygun duyurulması, bundan sonra söz konusu nesne veya davranış ortaya çıkarsa adlî işlem yapılması gerekir. 1970 lerden başlatılarak 15 Temmuz’da sonlandırılan ve ‘terör eylemi’ veya ‘terör örgütünün delili’ olarak gösterilen eylemlerin, işlemlerin, davranışların, faaliyetlerin hemen hepsi hiçbir kanun hükmüyle yasaklanmamış, suç olarak düzenlenmemiş olgulardır. Aksine hepsi de ahlaken, sosyolojik olarak, insanî yönden takdir edilmesi ve alkışlanması gereken faaliyetlerdir. Çünkü hemen hepsi ya eğitime ya fakirlikle mücadeleye veya insanlar arasındaki ihtilafların giderilmesi ve insanların birbirleriyle görüşüp kaynaşmasına, böylece yeryüzünün daha müreffeh bir ortama dönüştürülmesine matuftur.</p>
<p>İkincisi, Fethullah Gülen hakkında 1971 Muhtırasını takiben, 1980 Darbesi sonrası, 28 Şubat 1997 döneminde, aynı şekilde ‘devleti ele geçirmek istediği, irticaî faaliyetlerde bulunduğu, gericilik yaptığı, anayasal düzeni yıkmak istediği’ iddia ve isnatları ile soruşturmalar ve kovuşturmalar yapılmıştır. Bunların hemen hepsi takipsizlik, beraat veya davanın düşürülmesi ile noktalanmıştır.</p>
<p>En son Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 31/08/2000 tarih ve 192-141 sayılı iddianamesi ile Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne (DGM), ‘terör örgütü kurmak ve yönetmek’ iddiası ile 3713 sayılı Kanun 7/1-1 gereği cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmış; 2 Nolu DGM 4616 sayılı Kanun 1/4 gereği ‘kamu davasının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine’ karar vermiş; yerel savcının itirazı 1 Nolu DGM tarafından da reddedilip karar kesinleşmiş; bu arada 4928 sayılı Kanun’la 3713 sayılı Kanun’da yapılan değişiklik üzerine sanık müdafinin 07/03/2006 tarihli dilekçesi ile dosya Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi (AğCM) tarafından ele alınmış, yapılan uyarlama yargılaması sonucu Esas No: 2000/124, Karar No: 2003/20 sayılı kararla beraata hükmedilmiştir.</p>
<p>Hükmün gerekçesinde “sanık ve ilişkilendirildiği kuruluşların anayasal düzeni değiştirme amacının sabit olmadığı, sanığın bu hususa yönelik açık bir beyan ve ikrarının bulunmadığı, böyle bir amacının olduğu iddiasının yorum ve çıkarsamalara dayandığı, bu amacın varlığının kabulü halinde dahi cebir ve şiddet yöntemlerini benimsediği, cebir şiddet kullandığı ve bu konuda müstakil suç teşkil eden herhangi bir eylemde bulunduğunun tesbit edilmediği, bu hususta delil bulunmadığı, aksine devlet yanlısı tutumu nedeniyle dini motifli radikal terör örgütleri tarafından dahi tehdit edildiği, … bu haliyle 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 1. maddesinde tarif edilen şekilde bir terör eylemi ve terör örgütünün bulunmadığı, dolayısıyla yasanın 7/1. maddesinde belirtildiği şekilde örgüt kurmasının ve yönetmesinin de söz konusu olmadığı sonucuna varılmıştır” denilerek “3713 sayılı Yasada 4928 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik dikkate alınarak, dosya kapsamı ve yapılan yargılama neticesinde sanık F&#8230;&#8230; G&#8230;.&#8217; in sübut bulmayan ve unsurları oluşmayan atılı suçtan BERAATINA..karar verilmiştir.”</p>
<p>Hüküm, yerel Cumhuriyet savcısının temyizi üzerine, Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 05/03/2008 tarih ve 60083-1328 sayılı ilamıyla onanmıştır. Bu kez Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı’nın itirazı üzerine dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na (CGK) gelmiş; CGK 28/11/2001 tarih ve Esas No: 2008/82, Karar No: 208/181 sayılı ilamı ile “uyarlama yargılaması statü ve kuralları itibariyle usulen kabulüne olanak bulunmadığından, vaki itirazın ve konu hükmün sair yönleri incelenmeksizin itirazın reddine karar” vermiştir.</p>
<p>Görüldüğü gibi, hukuk ve yargılama bilimi gereği, en azından iddianame tarihi olan 31/08/2000 tarihinden önceki eylemler bakımından beraata ilişkin kazıyye-i muhkeme, yani kesin hüküm vardır. Bir kişinin aynı eylem veya eylemler nedeniyle birden fazla yargılanamayacağı ise hukuk nezdinde mutlak bir kuraldır. Dolayısıyla ‘1970 lerde kurulan ve giderek gelişen örgüt’ kurgusu boşa düşmektedir. Hukuk hakkında yüzeysel bilgisi olanların dahi bildiği bu gerçekliği, bahsedilen zevatın bilmediği düşünülemez. O halde olanlar hakkında tek seçenek olarak, devlet erkini ve hukuku kötüye kullanarak belirli bir kişi ve topluluğu yok etmek gayreti akla gelmektedir.</p>
<h1><a name="_Toc528494166"></a>5.     Silahlı Terör Örgütü İddia ve İsnadı</h1>
<h2><a name="_Toc528494167"></a>5.1  Genel Olarak</h2>
<p>Türkiye’de 17/25 Aralık 2013’den beri Fethullah Gülen ve liderliğindeki Hizmet Hareketi hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda, ‘1970 lerde kurulan, yeterli güce erişene kadar dindarlık, hoşgörü, diyalog, yardımseverlik argümanlarını kullanan bir yapı’ olarak vasıflandırılmakta, en son 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsü ile de ‘yeterli güce eriştiğini zanneden yapının darbeye teşebbüs ederek bir silahlı terör örgütü haline geldiği’ kurgusu ve fikir silsilesi öne sürülmektedir. Bu mantık silsilesi başta Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım, Adalet Bakanları, HSYK Başkanvekili Mehmet Yılmaz olmak üzere devletin idarî ve adlî üst düzey yetkilileri tarafından açıkça dile getirilmekte, hem de soruşturma ve kovuşturma makamları tarafından hemen bütün iddianamelere ve gerekçeli kararlara yazılmaktadır.</p>
<p>Türkiye’de 17/25 Aralık 2013’den sonra Erdoğan ve Hükümet, Hizmet Hareketi hakkında cadı avı başlatıp bunu sürek avına dönüştürmüş, bütün kaynaklarını ve imkanlarını bahsedilen Hareket ile mücadeleye sarf eder hale gelmiştir. Bununla beraber Erdoğan ve Hükümet’in Hizmet Hareketi’ni ‘terör örgütü’ olarak tavsifi 2016 yılı Mayıs ayının sonu, ‘silahlı terör örgütü’ olarak tanımlamaları ise en erken 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsü sonrası, 16 Temmuz gece yarısıdır.</p>
<p>26/05/2016 tarihli MGK toplantısından sonraki resmî açıklama “millî güvenliğimizi tehdit eden ve bir terör örgütü olan paralel devlet yapılanmasına karşı alınan tedbirler görüşülmüştür” şeklindedir<a href="#_ftn143" name="_ftnref143">[143]</a>. Bir gün sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, 27/05/2016 tarihinde Kırşehir’de yaptığı konuşmada, “Dün (MGK’da) yeni bir karar daha aldık. Legal görünüm altındaki illegal terör örgütü dedik. Fetullahçı Terör Örgütü olarak tavsiye kararını aldık ve Hükümete gönderdik. Şimdi Hükümetten de Bakanlar Kurulu kararı bekliyoruz. Bunların terör örgütü olarak tescilini de gerçekleştireceğiz. PYD ne ise, YPG ne ise, PKK ne ise bunlar da aynı kategoride yargılanma sürecinin içerisine girecekler” demiştir<a href="#_ftn144" name="_ftnref144">[144]</a>.</p>
<p>30/05/2016 tarihli Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan KURTULMUŞ yaptığı açıklamada “Paralel Devlet Yapılanması ilk kez MGK toplantısında tavsiye kararı olarak bir terör örgütü olarak nitelendirilmiş ve bundan sonraki mücadelenin ana çerçevesi de bir terör örgütü ile mücadele şekline getirilmiştir. Dolayısıyla bunun gerektirdiği her şey hem Hükümet tarafından hem gerekli yargı birimleri tarafından yerine getirilecek, uygulama aksatılmadan sürdürülecektir” açıklaması yapmıştır<a href="#_ftn145" name="_ftnref145">[145]</a>.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan 15.07.2016’yı 16/07/2016’ya bağlayan gece, saat 03:21 sularında İstanbul Atatürk Havalimanı’nda, daha teşebbüsün devam ettiği saatlerde halka hitap ederken, bu grubun “silahlı terör örgütü olduğu açığa çıkmıştır” dedi<a href="#_ftn146" name="_ftnref146">[146]</a>. ‘Bu grup’ beyanıyla Hizmet Hareketi’ni kast ettiği izahtan ve tereddütten varestedir.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın da Türkiye’nin “15 Temmuz 2016 tarihinden bu yana yeni bir terör örgütü ile karşı karşıya olduğunu” 19 Ağustos 2016 tarihinde ifade etmiştir<a href="#_ftn147" name="_ftnref147">[147]</a>.</p>
<p>HSYK 1. Daire Başkanı Mehmet YILMAZ 22/09/2016 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’ne verdiği röportajda “Biliyorsunuz bu örgütün silahlı terör örgütü olup olmadığı konusunda tartışma vardı. Bunun kriminal hale gelmesi için silahlı terör örgütü tespitinin yapılması gerekiyordu. … O gün (15 Temmuz 2016), darbe gecesi bu örgütün terör örgütü olduğu yönünde ayan beyan, kimsenin karşı çıkamayacağı deliller çıkınca Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Türk Ceza Kanunu’nun örgüt üyeliği suçunu düzenleyen 314. Maddesi gereği soruşturma açtı” beyanında bulundu<a href="#_ftn148" name="_ftnref148">[148]</a>.</p>
<p>Benzer açıklamalar Başbakan Binali YILDIRIM, Adalet Bakanı Bekir BOZDAĞ, Bülent ARINÇ gibi pek çok önemli devlet adamları, iktidar partisi olan AKP yetkilileri, ayrıca soruşturma ve kovuşturma makamları tarafından da yapılmıştır.</p>
<p>Başta Erdoğan olmak üzere iktidar çevreleri, yakın zamana kadar Hizmet Hareketi’ni takdir etmelerini, hatta övmelerine ve birlikte hareket etmelerine gerekçe olarak aldandıkları ve kandırıldıkları savunmasını yapmaktadırlar.</p>
<h2><a name="_Toc528494168"></a>5.2  17/25 Aralık 2013 Tarihinin Milat Olarak Kabulü</h2>
<p>Görüldüğü gibi devlet erkanı ve yargılama yetkililerinin paradigması ‘Hizmet Hareketi 1970 lerde kuruldu, yeterli güce erişinceye kadar gerçek yüzünü gizledi; yeterli güce erişince 17/25 Aralık 2013 operasyonlarıyla Hükümet’e yargı darbesi yapmaya teşebbüs etti; 15 Temmuz 2016 da da askeri darbe teşebbüsünde bulunarak silahlı terör örgütü haline geldi’ şeklindedir.</p>
<p>Nitekim hemen bütün soruşturma ve kovuşturmalarda 17/25 Aralık 2013 tarihi milat olarak kabul edilmekte<a href="#_ftn149" name="_ftnref149">[149]</a>, bu tarihten sonra Hizmet Hareketi’nin okullarında çocuk okutmak; otellerinde veya kaplıcalarında kalmış olmak; hastanelerinde tedavi görmek; dergi, gazete abonesi olmak veya okumak; Kimse Yok Mu Derneği’ne bağışta bulunmak; sohbetlerine katılmak; kermese gitmek; cep telefonu uygulaması ile veya elden yahut bankadan derneğe, vakfa bağışta bulunmak; üzerinde, evinde, arabada 1 $ bulundurmak; Facebook veya Twitter gibi sosyal medya uygulamalarından Erdoğan veya Hükümet aleyhine paylaşımda bulunmak, 17/25 yolsuzluk soruşturmalarının sonuçlanmasını istemek veya bu yöndeki bir paylaşımı beğenmek; HSYK seçimlerinde belli bir adaya oy vermek veya bazılarına oy vermemek; HSYK, Anayasa Mahkemesi kararlarında muhalefet şerhi yazmak; 17/25 Aralık 2013 – 15 Temmuz 2016 arası dönemde, darbe teşebbüsü sonrası olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri (KHK) ile ihraç edilen kişilerin cep telefonlarının aynı baz istasyonundan sinyal vermiş olması; yahut aynı dönemde sonradan ihraç edilmiş kişileri telefonla aramış olmak; ankesörlü telefondan aranmış olmak; ByLock isimli cep telefonu uygulamasını indirmiş olmak; telefonunda ByLock bulunan biri tarafından aranmış olmak (Cumhuriyet Gazetesi’nden Gazeteci Kadri Gürsel); Bank Asya’ya para yatırmış olmak ve benzeri faaliyet ve eylemler ‘silahlı terör örgütü üyeliği’ için delil olarak kabul edilmekte, dava açılmakta ve mahkumiyet hükmü kurulmaktadır.</p>
<p>Ancak bu mantık ve muhakeme silsilesi pek çok sakatlıkları ve hataları barındırmakta ve kendi aleyhine delil oluşturmaktadır.</p>
<h2><a name="_Toc528494169"></a>5.3  Türk Terör Mevzuatı</h2>
<p>Her şeyden önce evrensel kabul gören kurallara, içtihatlara ve ilkelere göre, bir grup veya topluluğun ‘terör örgütü’ olarak vasıflandırılabilmesi için 1) hükümet ve terörle mücadele için görevlendirilmiş teşkilatlar tarafından duyurulup onlarla mücadele edilmesi; 2) bağımsız ve tarafsız sıfatlarını haiz bir yargı kuruluşu tarafından yargılama faaliyeti sonucu bu tespitin yapılması ve bunun itiraz, temyiz gibi kanun yolu safahatından geçerek kesinleşmesi ve 3) nihayet dış dünyada da bunun kabul görebilmesi için BM gibi uluslararası yetkinliği olan resmi kuruluşlar tarafından da yargı ve tespitin kabul edilmesi gerekmektedir. Somut olayda hiç birisi gerçekleşmemiştir.</p>
<p>Türk ceza mevzuatında terör ve terör örgütleri 3713 Terörle Mücadele Kanunu (TMK), 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK), 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun (TFÖK) ile düzenlenmiştir. TFÖK madde 3 ile TMK ve TCK da sayılan eylemlerin yanı sıra BM Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmede yer verilen eylemler ile aynı Sözleşmenin ekinde yer alan dokuz adet uluslararası sözleşme ve protokolde sayılan eylemlerin finansmanı da terör kapsamına alınmıştır.</p>
<p>TCK 220 ‘Suç İşlemek Amasıyla Örgüt Kurmak’ başlığıyla suç örgütünü, 314 ise ‘Silahlı Örgüt’ başlığı ile silahlı terör örgütünü tanımlamış ve düzenlemiştir.</p>
<p>Şunu da belirtmek gerekir ki, Erdoğan cadı avı başlatana kadar, suç örgütleri ile silahlı veya silahsız terör örgütleri konusunda hem yürütme uygulamaları hem de yargı içtihatları bakımından Türkiye’deki tatbikat başta BM, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Birliği Adalet Divanı gibi uluslararası siyasi kuruluşlar veya yargı teşkilatlarının uygulama ve içtihatlarıyla büyük oranda örtüşmekteydi.</p>
<p>3713 sayılı TMK 1 ve 7 ile 5237 sayılı TCK 314’e göre silahlı terör örgütü ‘cebir ve şiddet kullanarak, baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleri ile devletin niteliğini, kurumlarını, hükümeti, millî güvenliği, kamu düzenini, genel sağlığı bozmak veya temel hak ve özgürlükleri yok etmek amacıyla kurulan ve faaliyette bulunan örgütlerdir. Buna göre en az üç kişiden oluşan bir yapının, oluşumun, grubun, topluluğun ‘silahlı terör örgütü’ olarak kabulü için 1) eylemlerinde cebir ve şiddet kullanması, 2) yöntem olarak baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit unsurlarına başvurması, 3) amaç olarak devleti veya kurumlarını yıkmak, temel hak ve özgürlükleri yok etmek gibi ilgili maddelerde sayılan değerleri (TCK 2. Kitabının 4. Kısmının 4 ve 5. Bölümlerinde yer alan suçlar) tahrip veya imhayı hedeflemesi, 4) ayrıca amaç ve saikin siyasi veya ideolojik sebeplere dayanması, 5) silahlı olması, 6) örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından, amaçlanan suçları işlemeye elverişli olması, 7) eylemlerinin ayrıca suç teşkil etmesi, 8) eylemin örgüt üyesi kişilerce işlenmesi ve 9) eylemlerin doğrudan kastla işlenmesi şarttır. Bu sayılan şartların hepsinin de aynı anda ve birlikte bulunması zorunludur. Hali hazırda Türkiye’de Hizmet Hareketi ve mensuplarına yönelik on binlerce yargılama dosyasının hiçbirinde sayılan unsurlar ve şartlar gerçekleşmiş değildir.</p>
<p>‘Silahlı terör örgütü’ ile TCK 220 de düzenlenen ‘suç örgütü’ birbirinden tamamen farklıdır. Suç örgütü en az üç kişinin belli bir amaç için, örneğin gasp maksadıyla bir araya gelmesiyle oluşabilir. Mafya ve suç çeteleri bunun tipik örneklerindendir. Ayrıca her iki örgüt arasında temel fark eylemin işleniş amacı ile suçun manevî unsurunda görülür. Silahlı terör örgütünde amaç devlete ve temel haklara yöneliktir; suç örgütünde ise geneli ve devleti hedef almayan yerel veya nisbi maksatlar hedeflenebilir.</p>
<h2><a name="_Toc528494170"></a>5.4  Törör Örgütü Üyeliği Suçu ve Manevî Unsur</h2>
<p>Terör suçu, bir amaç suç niteliği taşımaktadır. Terör örgütü kurmak veya yönetmek yahut terör örgütüne üye olmak, keza örgüt adına eylem yapmak gibi suçlar ancak doğrudan kastla işlenebilir. Kişiler, suç işlemek amacıyla bir örgütlenme yapısı içinde bulunmalıdırlar. Ayrıca terör suçunda amacın ideolojik ve siyasî olması da gerekir. Mesela bir seri katilin çok sayıda masumu öldürmesi, siyasî amaç unsuru bulunmadığından terör suçu olmaz. Yine aynı unsur nedeniyle terör örgütleri mafya ve suç çetelerinden ayrılırlar.</p>
<p>Manevî unsur bakımından suçun teşekkülü, diğer bir deyişle doğrudan kastın kabulü için 1) en az üç kişi veya daha fazla üyenin en başından itibaren yukarıda belirtilen münhasır suçları işlemek maksadıyla bir araya gelmeleri, 2) terörü veya cebir ve şiddeti yöntem olarak benimsemiş olmaları ve 3) gayrı meşru amacı gerçekleştirebilmeleri için işlenmesi düşünülen sayısı belirsiz potansiyel suçlar yönünden, somut olaya ve bulguya dayalı delillerin varlığı gerekir.</p>
<p>Dolayısıyla, bir kişi hakkında terör örgütü üyeliğinden dolayı ceza verilebilmesi için, doğrudan kastın ispatlanması, diğer bir deyişle örgüte üye olmak isteyen kişinin, yapının terör örgütü olduğunu baştan bilerek ve isteyerek, özgür iradesiyle üye olduğunun hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde tespiti, yani yüzde yüz sübuta ermesi gerekir. Keza başlangıçta meşru bir yapının sonradan terör örgütüne dönüştüğü ve kişinin de üye kaldığı iddiasında da aynı şekilde, dönüşümü bilerek ve isteyerek yapı içinde üye kaldığının şeksiz gümansız ispatlanması şarttır.</p>
<p>Yukarıdaki izahlar muvacehesinde 17/25 Aralık 2013’den, özellikle 15 Temmuz 2016’dan beri Türkiye’de muhalifler hakkında yapılanlara bakıldığında, bilhassa Hizmet Hareketi mensupları bakımından olanlar bir yargılama faaliyetinden çok soykırımı hatırlatmaktadır. Çünkü:</p>
<ul>
<li>Bağımsızlık ve tarafsızlık vasıflarını kaybetmiş yargıya rağmen 2017 ortalarına kadar safahattan geçerek kesinleşmiş bir ‘silahlı terör örgütü’ yargısal içtihadı, tespiti ve tavsifi yoktur. Hemen bütün dosyalarda yazılan suç ve eylem tarihleri ise 2017 öncesine aittir;</li>
<li>Hizmet Hareketi BM veya uluslararası toplum tarafından terör örgütü olarak tanınmış değildir; aksine hem resmi kuruluşlar hem sivil teşkilatlar bakımından dünya kamuoyu tarafından cehalet, fakirlik ve ihtilaflarla mücadele eden bir gönüllüler hareketi olarak kabul ve itibar görmektedir;</li>
<li>Haklarında soruşturma ve adlî işlem yapılan kişilerin, silahlı veya silahsız terör örgütü bakımından, 3713 sayılı TMK 1 ve 7 ile 5237 sayılı TCK 6/j ve 314 gereği, kanunda sayılan suçlar için bilinçli olarak doğrudan kasıtla bir örgüt ve yapı oluşturdukları ispatlanmış değildir;</li>
<li>Terör örgütü bir yana, 5237 sayılı TCK 220 gereği suç örgütü bakımından, lokal ve yerel olarak herhangi bir yerde birkaç kişi dahi olsa herhangi bir suçu işlemek için bir araya geldikleri ispatlanmış, hatta iddia edilmiş bile değildir;</li>
<li>Nitekim, ‘Hizmet Hareketi 15 Temmuz darbe girişimiyle silahlı terör örgütü haline geldi’ şeklindeki başta Erdoğan ile hükümet, devlet ve yargı teşkilatı yetkililerinin açıklamaları, ayrıca iddianamelerde ve gerekçeli kararlarda yazılan gerekçe ve kabul, kendi aleyhine delil teşkil etmekte, suçun manevi unsurunun yokluğunu doğrulamakta ve teyit etmektedir;</li>
<li>İddianamelerde ve gerekçeli kararlarda suç olarak gösterilen Hizmet okulunda çocuk okutma, gazete aboneliği, Bank Asya’da hesap açma, para yatırma gibi eylemlerin hepsi açık, alenî, devletin verdiği izinlere bağlı, yine devletin düzenli ve sürekli kontrolünde gerçekleşen meşru davranışlar ve fiillerdir; bunların aksi de ispatlanmış değildir. Bilakis bir üstte ki açıklamaya göre doğruluğu ve meşruluğu tevsik edilmiştir;</li>
<li>Erdoğan ve Hükümet ile bağımsızlık ve tarafsızlık vasfını kaybetmiş yargı teşkilatının, 17/25 Aralık 2013 soruşturmalarının ‘yargı darbesi’ olduğuna dair iddia ve kabulü ile bu kabul üzerine bina ettikleri bütün argümanlar, hem deliller hem yargılayanlar bakımından Türkiye’den tamamen ayrı ve bağımsız ABD yargısı tarafından bir başka soruşturma vesilesiyle çökertilmiş ve yapılanların yargı darbesi değil bilakis yolsuzluk, rüşvet, kara para aklama, silah ve altın kaçakçılığı, İran’a yapılan ambargonun delinmesi gibi kanun dışı eylemlerin soruşturması olduğu teyit edilmiş ve kesin hükme bağlanmıştır;</li>
<li>Aynı çevrelerin ’15 Temmuz 2016 askeri darbe girişiminin Fethullah Gülen veya takipçileri yahut Hizmet Hareketi mensupları tarafından gerçekleştirildiği’ iddiası hakkında hiçbir somut delil ve emare gösterilmemiştir;</li>
<li>Bir an için nazari olarak darbe teşebbüsü sırasında bizzat çatışmaya katılan sınırlı sayıdaki kişiler hakkında suçun unsurlarının oluştuğu farz edilse dahi, geri kalan yüzbinlerce masum için yapılan soruşturmaların hukuksuzluğu açıktır. Kaldı ki bizzat çatışmada yer alanlar hakkında bile ‘silahlı terör örgütü üyeliği’ ve eylemin örgüt faaliyeti çerçevesinde işlendiği konusunda hiçbir somut delil ve emare gösterilememiştir;</li>
<li>Aksine başta Erdoğan’ın teşebbüsü kimden, kaçta ve nasıl öğrendiğine dair 5 ayrı ve çelişkili beyanları, TBMM Araştırma Komisyonu için Erdoğan ve Hükümet’in ayak diremeleri, olay hakkında en çok bilgisi olan komutanlar ve MİT Müsteşarının Komisyon’a çağrılmaması gibi nedenlerle, vakıanın Hitler’in Reichstag yangını kurgusu ve komplosu gibi bir kumpas olduğu ihtimali giderek güçlenmektedir;</li>
<li>Bu durumda Erdoğan ile Hükümet ve AKP yetkililerinin ‘bizi kandırdılar, 17/25 Aralık 2013’de yargı darbesi yaptılar gözümüz açıldı, 15 Temmuz 2016’da ise silahlı askeri darbe teşebbüsü yaptılar ve silahlı terör örgütü oldukları anlaşıldı’ iddiası, argümanı, paradigması ve mantık silsilesi çökmekte, zemberek boşalmaktadır;</li>
<li>Bir an için bu paradigmanın doğruluğunu kabul edelim. Bu kez aynı gerekçenin haklarında soruşturma ve dava bulunan yüzbinlerce vatandaş için de geçerli olması gerekir. Devletin başındaki yöneticiler kadar tabandaki vatandaşın da aldanma hakkı veya ihtimali vardır. Ayrıca masumiyet karinedir, kişinin masum olduğunu ispatlaması gerekmez, aksine iddia makamı o kişinin suçlu olduğunu ispatlamalıdır. Öyleyse vatandaşın da aldanmış olması asıl ve karinedir. Ancak bunun aksi, yani aldanmadığı, baştan itibaren bilerek ve bilinçli olarak ‘silahlı terör örgütünü, hedefini, eylemlerini ve nihayet 15 Temmuz’daki teşebbüsü tasarladığı ve içinde yer aldığı’ ispatlanmalıdır. Hiçbir dosyada bu ispatlanmamıştır. Dahası, yukarıda açıklandığı gibi, 15 Temmuz hakkında ‘işte şimdi silahlı terör örgütü oldular’ beyanı ile kendi ağızları, argümanları, mantıkları, iddiaları ve açıklamalarıyla yüzbinlerce vatandaşın aslında masum olduklarını, buna dair karinenin aslında hüküm olduğunu tescillemiş oldular.</li>
</ul>
<p>Görüldüğü gibi, Erdoğan’ın rejimi haktan, adaletten, hukuktan, doğruluk ve gerçeklikten uzaklaştıkça, kendi kendini nakzeden ve kendi aleyhine deliller üreten, en nihayetinde kendini imha edecek bir sürecin sarmalına sürüklenmektedir.</p>
<p>Bu konuda, delil olarak ileri sürülen argümanları tek tek ele alınca durum daha berrak ortaya çıkmaktadır.</p>
<h2><a name="_Toc528494171"></a>5.5  Bank Asya</h2>
<p>İddianamelerde ve gerekçeli kararlarda, kişilerin 17/25 Aralık 2013’den sonra duyurulan kampanya üzerine Bank Asya’da hesap açmak ve para yatırmak suretiyle teröre destek verdiği, dolayısıyla silahlı terör örgütü üyesi olduğu kabulü ve mantığına göre dava açılmakta ve ceza verilmektedir.</p>
<p>Bu mantık ve bakış açısında, ilk bakışta bile kendi içindeki tezatlar açıklıkla görülmektedir. Evvela bankacılık faaliyeti her safhası ve işlemiyle kayıt altına alınan, devletin ve piyasa ekonomisinin kontrolünde yürütülen, sürekli hem devletin hem de uluslararası uzman mekanizmaların, kuruluşların denetim ve gözetiminde olan bir faaliyettir. Nazarî olarak elbette her kuruluş gibi bankaların da terör örgütü eylemine aracı kılınması mümkündür. Ancak bunun münhasıran ispatlanması gerekir.</p>
<p>Bu nedenledir ki, ‘terör örgütünün finans kurumu’ söyleminin hukukî bir karşılığı yoktur. Bir an için iddianın ciddiyetini kabul etsek bile bu kez, evvela on beş yıldır devleti yöneten ve bahse konu bankaya faaliyet izni veren iktidarın evleviyetle sorumluluğu gündeme gelecektir. Hükümet yetkililerinin, devlet kurumlarının izin verme, kontrol etmeme eylemleri atlanarak ‘hesap açma’ ve ‘para yatırma’ eylemleri suç olarak kabul edilemez. Bu konuda illa ki suç isnat edilecekse iki kademenin birlikte ispatlanması ve gerçekleşmesi gerekir. Birincisi, BDDK, MASAK, TMSF, UDK, Merkez Bankası gibi ilgili ve sorumlu bütün kişi ve kuruluşların fikir birliği içinde terör örgütü faaliyetine iştirak ettikleri ispatlanmalı; ikincisi, ilaveten hesap açan ve para yatıran kişinin de bunu bilerek ve isteyerek bu eylemleri gerçekleştirdiğinin kesin ispatı zorunludur.</p>
<p>Bunun haricinde ‘önceden meşru idi, fark etmemişiz, 17/25 Aralık 2013 de anladık ve uyandık, 15 Temmuz 2016’da da silahlı terör örgütü oldular’ söyleminin batıl ve geçersiz olduğu, üstteki son iki başlık altında açıklanmıştı.</p>
<p>Ancak butlan, çarpıklık ve sakatlık bunlarla sınırlı değildir. İktidar çevreleri ve soruşturma, yargılama makamları bir taraftan, ‘17/25 Aralık 2013’den sonra hesap açma, para yatırma’ eylemini suç olarak kabul ediyorlar. Oysa ki, 1) bankanın faaliyetine izin verildi ve müdahale edilmedi; 2) THY, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi önemli devlet kurumları veya devletin kontrolündeki kuruluşlar, şirketler yüklü miktarlardaki mevduatlarını aynı bankada tutmaya devam ettiler; 3) en önemlisi BDDK, 17/25 Aralık 2013’den çok sonra, 03/02/2015 tarih ve 6187 sayılı kararı ile, teröre finans desteğinden değil, ‘gerekli bilgi ve belgelerin Kurum’a zamanında verilmediği’ gerekçesiyle ortaklık haklarını TMSF’ye devretti; 4) dahası, Bank Asya’nın TMSF tarafından atanan Yönetim Kurulu 03/02/2015 günü sonunda “Bugün Bank Asya dünden daha güçlü bir banka bunu hepimizin bilmesi gerekir. Çünkü bugün bankamızın arkasında kamuoyunun da desteği oldu. Bu mevduat sahipleri için oldukça önemli olduğunu düşünüyorum ve mevduatları bundan sonraki süreçte de artarak devam ettireceklerini gönlüm arzu ediyor… Dün olduğu gibi bugün de ekibimizle birlikte Bank Asya&#8217;yı daha ileriye taşımanın gayreti içerisinde olacağız. Tüm çalışma arkadaşlarıma bundan sonraki süreçte başarılar diliyorum” açıklaması yaptı<a href="#_ftn150" name="_ftnref150">[150]</a>; 5) Bank Asya’da sade vatandaşın hesap açması ve küçük miktarlarda da olsa para yatırması teröre finansal destek olarak yaftalanırken, Banka’nın hâkim ortakları olan Sanko Holding, Çalık Holding gibi en büyük hissedarlar aleyhine hiçbir isnatta bulunulmadı ve takibat yapılmadı; 6) üstelik Banka’nın yaklaşık % 50 si halka açık idi; 7) Banka yaklaşık 1,5 yıl TMSF nin yönetiminde kaldıktan sonra, TMSF Kurulu’nun 21 Temmuz 2016 tarih ve 143 sayılı kararıyla, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu&#8217;nun 107. maddesinin son fıkrası gereğince, (terör nedeniyle değil, tasfiye için), bankanın faaliyet izninin kaldırılmasının BDDK’dan talep edilmesi üzerine alınan ve 23.07.2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 22 Temmuz 2016 tarih ve 6947 sayılı BDDK kararıyla Asya Katılım Bankası AŞ&#8217;nin faaliyet izni kaldırıldı<a href="#_ftn151" name="_ftnref151">[151]</a>.</p>
<p>Burada çarpıklık içinde bir başka çarpıklığı dikkatlere sunmak icap ediyor. Erdoğan, Hükümet ve yargılama makamları, ‘terör örgütü liderinin Bank Asya’nın batmaması için takipçilerinden ve örgüt üyelerinden destek olmalarını istediği, bu çağrıya uyan örgüt üyelerinin de para yatırarak, hatta başka bankalardan kredi çekip Bank Asya’ya yatırarak bankanın batmasını önledikleri’ iddiasını öne sürmekte ve soruşturmaları bu mantığa göre yürütmektedirler. Açıktır ki, serbest piyasa ekonomisinde, meşru bir faaliyet yürüten bankanın batmaması için uğraşması gereken devlet; onu batırmak için çabalayan varsa onlar da hak, hukuk, düzen, nizam, devlet tanımaz kişi veya kişiler, kurumlardır. Görüldüğü üzere müşahhas vakıada devlet ve terör kavramları, temsil ettikleri içerik ve muhteva ile örtüşmemektedir. Muhteva ve içeriğe göre kavramların çaprazlama yer değiştirmesi gerekmektedir.</p>
<p>Bank Asya konusunda bir başka önemli husus, delillerin elde ediliş biçimidir. Bilindiği üzere, kişilerin mali bilgileri, banka hesapları ve hesap hareketleri kişisel veridir. Kişisel veriler özel hayatın gizliliği kapsamında temel hak olarak koruma altındadır. Kişisel verilerin bir suç soruşturmasına konu olması durumunda, kişi, suç ve veri kişiselleştirilerek, yani konu ve olgu somutlaştırılarak hâkimden alınacak bir kararla ancak istenebilir. Dosyaların hemen tamamında bu gereklilik de ihlal edilmektedir. Hukukun üstünlüğünün söz konusu olan yerlerde hâkim kararı olmadan elde edilen kişisel veriler hukuka aykırı delil kapsamındadır ve yargılamada nazara alınmaz, yok sayılmalıdır.</p>
<p>Bütün bunlardan sonra yapılanlar bir suç soruşturması, kovuşturması ve yargılaması olarak vasıflandırılamaz; olsa olsa bir cadı avı, tenkil ve soykırım olarak adlandırılabilir.</p>
<h2><a name="_Toc528494172"></a>5.6  Kimse Yok Mu Derneği</h2>
<p>Hizmet Hareketi bünyesindeki Kimse Yok Mu Derneği’ne 17/25 Aralık 2013’den sonra bağışta bulunma, faaliyetlerine iştirak etme de ‘silahlı terör örgütü üyeliği’ için yeterli görülen hususlardandır.</p>
<p>Halbuki Kimse Yok Mu Derneği 2004 yılında kurulduktan sonra 06.02.2007 tarihli ve 2007/11683 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile kamu yararına faaliyet yürüten dernekler statüsüne alınarak izin almadan yardım toplayabilme hakkı elde etmiş<a href="#_ftn152" name="_ftnref152">[152]</a>, pek çok faaliyeti hem halk hem de millî ve beynelmilel sahada resmi makam ve mercilerin takdirini kazanmıştır. Mesela Erdoğan 2011 Ağustos’unda, televizyon programına telefonla bağlanarak Kimse Yok Mu Derneği’nin yardım kampanyasını desteklemiş ve vatandaşları yardım yapmaya çağırmıştı<a href="#_ftn153" name="_ftnref153">[153]</a>.</p>
<p>Dernek yukarıda bahsedildiği gibi, Afrika’da 5.000 e yakın su kuyusu açma, sadece 2015 yılında 550.000 kişiye kurban eti ulaştırma, katarakt ameliyatları, sağlık taramaları, hastane ve sağlık hizmetleri sunma gibi önemli başarıların yanı sıra mesela 2020’ye kadar Afrika’da 1.000 sahra okulu açma gibi büyük hedefler planlamıştı.</p>
<p>Kimse Yok Mu Derneği bu türlü faaliyetleri ve insanlığa hizmetleri nedeniyle BM tarafından istişarî statü verilerek, BM çatısı altındaki faaliyetlere akredite edilmiş, insanî yardımlarda iş birliği yapma ve partner olma hakkı elde etmişti. Ancak Dernek Türkiye’de kapatılınca, temelsiz ve kayıtsız kaldığından ve dolayısıyla tüzel kişiliğini kaybettiğinden, mecburen BM Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından 28/02/2017 tarih ve E/2017/32 sayılı kararla, bahse konu statü kaldırıldı.</p>
<p>Dernek kısa süreli hayat hikayesi boyunca dünyadaki fakirlikle mücadele, gelir dağılımında dengenin ve eşitliğin sağlanmasına çabalama, toplumlar arası diyalog, yakınlaşma, kaynaşma, yardımlaşma, iş birliği gibi sahalarda ve konularda kolay erişilemeyecek başarılara imza atmıştır.</p>
<p>Münhasıran 17/25 Aralık 2013’den sonra Kimse Yok Mu Derneği’ne yardım yapma veya faaliyetlerine iştirak etmenin suç olarak tavsifindeki tutarsızlık ve çarpıklık, mantık ve muhakeme bozukluğu konusunda yukarıda ‘Bank Asya’ başlığı altındaki, keza 17/25 Aralık 2013 tarihinin ve operasyonların milat alınmasındaki yanlışlık hakkında da yine bu bölüm içerisinde yukarıdaki alt başlıklar altında yapılan izahata atıf yapmakla iktifa ediyorum.</p>
<h2><a name="_Toc528494173"></a>5.7  Sendikalar ve Dernekler</h2>
<p>15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrası ilan edilen olağanüstü hâl ve ardından çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle (KHK), Mart 2018 itibariyle 1419 dernek, 145 vakıf, 19 sendika kapatılmıştır<a href="#_ftn154" name="_ftnref154">[154]</a>. Oysa ki örgütlenme hakkı ve sivil toplum kuruluşları hukuk devletinin ve demokrasinin olmazsa olmazıdır. Bu nedenledir ki Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi uluslararası insan hakları metinlerinde ve Anayasa’da dernek, vakıf, sendika gibi yapı ve toplulukları kurma, kurulanlara üye olma temel haklar arasında sayılmıştır.</p>
<p>Ayrıca kapatılan bütün dernek, sendika, vakıf ve kuruluşların hepsi de legal ve hukuka uygun olarak faaliyet yürüten, devletin veya ilgili ve görevli kurum yahut kuruluşların denetiminde, vesayetinde ve gözetiminde bulunan topluluklardır.</p>
<p>Bir nesne veya davranış ya meşrudur ya da gayrı meşru. Meşru ise suç olamaz. Çünkü kanunun yasaklamadığı eylem ve nesne meşrudur. Dosyalarda, iddianamelerde suç isnadı yapılırken ve gerekçeli kararlarda kişinin ‘silahlı terör örgütü üyesi’ olduğuna hükmedilirken, 15 Temmuz 2016 sonrası olağanüstü KHK lar ile kapatılmış olan dernek, vakıf, sendika gibi kuruluşlara, 17/25 Aralık 2013 – 15 Temmuz 2016 arası dönemde üye olmak da sayılmaktadır.</p>
<p>Bu ucube mantık ve muhakeme konusunda yukarıda ‘Bank Asya’ başlığı altındaki açıklamalar burası için de geçerlidir. Madem ki suç, öyleyse neden izin verildi, hatta destek olundu; ayrıca ‘izin verenler, denetle(me)yenler hakkında neden aynı suçlama ve soruşturma yapılmıyor; sonradan kapanan yahut yasaklanan bir dernek veya sendikaya, önceki tarihli üyelik nasıl suç olabilir; sanığın dernek veya sendikayı aracı kılarak işlediği suç ve bunun somut delilleri nelerdir’ soruları hukuk karşısında boşlukta ve cevapsız kalmaktadır.</p>
<p>Aslında bütün bu çarpıklıkları hukuk konusunda yüzeysel de olsa bilgisi olan herkes, bu arada soruşturmayı ve suçlamayı yapanlar da biliyorlar. Nitekim mesela yandaş yazarlardan biri “Hukukçu Diyor ki” başlığı ile, 17/25 Aralık 2013 tarihi milat olarak alınırken, Bank Asya, TUSKON, bazı sendikalar, vakıflar, dernekler gibi kuruluşlara çok geç tarihlere kadar izin verilmesini, hatta mesela sendikalaşmayı teşvik için aidatının devlet tarafından ödenmesini vurgulamış, sonradan da geriye dönüp üyeliğin, devlet teşvikiyle yapılan işlerin, faaliyetlerin ‘terör örgütü üyeliğine’ delil sayılmasındaki çarpıklığa dikkat çekmiş, bunun izah edilemeyeceğini belirtmiş ve uygulayıcıları daha dikkatli olmaya, açık vermemeye, özen göstermeye davet etmişti<a href="#_ftn155" name="_ftnref155">[155]</a>.</p>
<h2><a name="_Toc528494174"></a>5.8  Gazete Aboneliği, Digitürk Aboneliği</h2>
<p>Basın, yasama, yürütme ve yargı erkinin ayrılığı üzerine kurulu demokratik hukuk devletlerindeki ehemmiyeti nedeniyle mecazen dördüncü kuvvet olarak anılmaktadır. Çünkü halk basın sayesinde olanı biteni öğrenebilir; basın sayesinde yönetime iştirak eder ve basın sayesinde yönetenleri denetleyebilir, yolsuzluklardan, hukuksuzluklardan haberdar olur.</p>
<p>Basının bu rolü nedeniyle baştan beri AİHM basın hakkında ‘toplumun bekçi köpeğidir (public watchdog)’ tanımlaması ve betimlemesi yapmaktadır<a href="#_ftn156" name="_ftnref156">[156]</a>. Basın bir yerde yolsuzluk, hırsızlık, usulsüzlük, kanunsuzluk, suiistimal gördüğünde ortalığı ayağa kaldırabilir, her tarafı velveleye vererek, halkın dikkatlerini oraya çekmek için hatta olayları abartarak sunabilir. Bu konuda kültür ve bilimin, karikatürün, hiciv ve diğer sanat türlerinin tekniklerini, inceliklerini, ustalıklarını da kullanarak haberleri ve yorumları takdim edebilir.</p>
<p>Demokrasinin çekirdeği ve tohumu denebilecek ifade hürriyetinin en önemli aynası ve sahnesi basındır. Zira basın, ifade hürriyetinin en ucuz, en hızlı, en yaygın, en kolay, en etkili vasıtasıdır. Nitekim Erdoğan Zaman Gazetesi’nin 25. Kuruluş Yıl Dönümü vesilesiyle düzenlenen törende, 25/01/2012 tarihinde “Gittiğim birçok ülkede Türkiye&#8217;nin okullarını, Türkiye&#8217;nin vefakâr öğretmenlerini, Türkiye muhabbetiyle büyüyen, Türkçe konuşan çocukları görmekten çok büyük bir gurur hissettim. Aynı şekilde Avustralya’dan Azerbaycan’a, İspanya’dan Amerika’ya kadar 35 farklı ülkede, 10 farklı dilde, iki farklı alfabede yayın yapan bir Türk gazetesini Zaman’ı görmekten çok büyük bir gurur duydum. Çok büyük bir heyecan hissettim. Zaman Camiasını, Zaman Gazetesi yöneticilerini bize, milletimize, ülkemize bu gururu, bu heyecanı yaşattıkları için, sesimizi, nefesimizi dünyaya duyurdukları için ayrıca teşekkür ediyor, her birini gönülden kutluyorum&#8221; demişti<a href="#_ftn157" name="_ftnref157">[157]</a>.</p>
<p>Ancak bu konuşmadan daha iki yıl bile geçmeden, bu kez aynı gazete hedef tahtasına yerleştirildi, bir süre sonra el konularak kapatıldı. 15 Temmuz 2016 sonrası ise, yüzbinlerce kişi hakkında yürütülen soruşturmalarda, Zaman gazetesi abonesi olan, evinde arabasında, iş yerinde gazetenin nüshası bulunanlar ‘silahlı terör örgütü üyesi’ olarak suçlandı.</p>
<p>Zaman Gazetesi bir milyonu aşkın tirajıyla Türkiye’nin en çok okunan ve en etkili gazetelerinden biriydi. Hem ulusal hem de uluslararası alanda pek çok ödül almıştır. Mesela elliden fazla Society for News Design (SND) ödüllerine layık görülmüş; Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından farklı yıllarda en iyi birinci sayfa ödülü, en iyi iç sayfa düzeni ödülü, en iyi kültür-sanat sayfası gibi pek çok dalda ödüller verilmiş; ayrıca Türkiye Foto Muhabirleri Derneği, Eğitim-Sen, İzmir Ticaret Odası, Türkiye Spor Yazarları Derneği, Türkiye Yazarlar Birliği, İzmir Gazeteciler Cemiyeti gibi çok çeşitli kurum ve kuruluş tarafından da farklı alan ve konularda ödüller takdim edilmiştir<a href="#_ftn158" name="_ftnref158">[158]</a>. Bundan başka, Zaman Gazetesi, uluslararası tasarım oskarının sahibi olmuş<a href="#_ftn159" name="_ftnref159">[159]</a>; uluslararası baskı kalitesi ödülünü almış<a href="#_ftn160" name="_ftnref160">[160]</a>; Bulgaristan’da Toplumsal Barışa Katkı Ödülü’nün sahibi olmuş<a href="#_ftn161" name="_ftnref161">[161]</a>; daha pek çok başarılara ve ödüllere ulaşmıştır.</p>
<p>Hal böyleyken, gazete okumanın veya abone olmanın, terör örgütü üyeliğine denk tutulması hukuk devleti ve adalet kavramlarıyla açıklanması imkansızdır.</p>
<p>En az bunun kadar garabet bir durum Digitürk aboneliği hakkında yaşanmaktadır. Türkiye’de tutuklanan insanlardan bazıları, ‘neden Digitürk aboneliğinizi iptal ettirdiniz’ sorusu ile karşılaşmakta, bu durum silahlı terör örgütüne üyelik için delil sayılmaktadır<a href="#_ftn162" name="_ftnref162">[162]</a>. Digitürk serbest piyasada satışa sunulan bir internet ve TV paket programıdır.</p>
<p>Bu durum karşısında, yine yukarıdaki açıklamalara atıf yapmanın ötesinde ilaveler yazmak zaittir.</p>
<h2><a name="_Toc528494175"></a>5.9  ByLock</h2>
<p>15 Temmuz 2016 sonrası hız verilen cadı avında en çok mağdur sayısı ByLock nedeniyle ortaya çıkmıştır. Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT) Litvanya’dan ‘teşkilata mahsus yöntemlerle’, diğer bir deyişle hukuken, gizli ve hukuk dışı yollardan elde ettiği veri tabanı üzerinde aylarca çalıştıktan sonra adliye intikal ettirmiş, bunun üzerine de on binlerce kişi haklarında işlem başlatılarak tutuklanmışlardır. MİT tarafından hazırlanan raporda kullanıcı sayısı yaklaşık 600.000 olarak açıklanmış, bunlardan en az üç kere bağlantı yapanları esas alarak oluşturulan listede 102.000 kişinin tespit edildiği ve Cumhuriyet savcılığına intikal ettirildiği belirtilmiştir. Ancak MİT ‘teşkilatın yöntem ve kaynaklarının deşifre olmamasını’ gerekçe göstererek, evvela veri tabanının nasıl elde edildiğini, sonra analiz ve çalışmanın nasıl yapıldığını, listelerin nasıl oluşturulduğunu muhakeme teknik ve biliminin gereklerine uygun olarak, denetime imkân verecek şekilde açıklamamaktadır. Hatta bütün dosyalarda, soruşturma ve kovuşturmalarda esas alınıp sonuca gidilen, ünlü MİT raporunun her sayfasının üstünde ve altında “GİZLİ” kaşesi basılıdır. Ne yazık ki Türk yargısı kayden alenî yargılamada GİZLİ damgalı ve kaynağı, hazırlayanı, bilirkişi kimliği belirsiz, kerameti kendinden menkul gizli uzmanların hazırlayıp sunduğu rapor ve belgeler üzerinden on binlerce insan hakkında ‘silahlı terör örgütü üyesi’ suçlamasıyla 5 yılla 15 yıl arasında hapis cezalarına hükmetmektedir.</p>
<p>MİT in çalışmaları ve analizleri sonucu üretilen veriler ve bilgilere göre Emniyet müdürlüklerinin kaçakçılık ve organize suçlar müdürlükleri (KOM) ile terörle mücadele müdürlüklerinde (TEM) A4 kağıdı üzerine basit tablo halinde, “BYLOCK CBS SORGU SONUCU” ve “TESPİT VE DEĞERLENDİRME TUTANAĞI” isimli belgelerde, kullanıcının kimlik numarası, bağlantı tarihi, İD numarası, şifre, bağlantı sayısı gibi haneler doldurularak adliyelerdeki yargılama dosyalarına gönderilmekte, mahkemeler de bunun üzerinden hüküm kurmaktadır. Hatta bu belgelerde ‘Tespit Türü’ hanesinin karşısında açıkça “MİT MÜSTEŞARLIĞI TESPİTLERİ” yazmaktadır.</p>
<p>Tabiatıyla, hukukun ve yargılamanın ilkelerinden sapınca, yerleşik ve evrensel kurallardan, usullerden ayrılınca, yargılamalardaki en fazla rezillikler ve kepazelikler ByLock konusunda ortaya dökülüp saçılmaktadır. Başlangıçta exell tablolarının oluşturulduğu, bu tablolarda kişilerin kullanım yoğunluğuna, yani sanıkların tehlike durumuna yahut eylemin vahametine göre kırmızı, turuncu ve yeşil sütunlar halinde tasnifler yapıldığı medyaya yansıdı.</p>
<p>Ancak incelemede ve muhakemede aleniyet ve bilimsellik olmayınca hatalar ve suiistimaller hemen ortaya çıkmaya başladı. Mesela darbe teşebbüsünde ByLock programının kullanıldığı iddia edildi. Hatta askerlerin ellerindeki cep telefonu ekranlarında ByLock programının logosu görünür vaziyette haber fotoğrafları yayınlandı. 2016 başından itibaren kullanımdan kalktığı anlaşılınca, haberlerdeki fotoğrafların fotomontaj yöntemiyle üretildiği ortaya çıktı. Hatta aynı gazeteler bu kez, tam aksi yönde haberler yaptılar<a href="#_ftn163" name="_ftnref163">[163]</a>. Bir saniye içinde saatlerce bağlı kaldığına<a href="#_ftn164" name="_ftnref164">[164]</a>, aynı kimlik numarası hakkında emniyetin bir mahkemeye ‘var’ başka bir mahkemeye ‘yok’ dediğine<a href="#_ftn165" name="_ftnref165">[165]</a>, ByLock sunucusuna en son 1970 de bağlandığına, bir saniyede 262 kez ByLock’a bağlandığına<a href="#_ftn166" name="_ftnref166">[166]</a>, 10 saat 30 dakika içinde 63 saat internete bağlı kalındığına<a href="#_ftn167" name="_ftnref167">[167]</a>, uygun olmayan cihazdan ByLock bağlantısı sağlandığına<a href="#_ftn168" name="_ftnref168">[168]</a> dair, fiziğin kurallarını hiçe sayan pek çok bilgiler, belgeler ve raporlar, hem de resmî merciler ve kaynaklardan, soruşturma ve kovuşturma dosyalarına girdi.</p>
<p>Sonrasında Başbakan Binali Yıldırım, ByLock’ta hatalar yapılmış olabileceğini belirterek toparlamaya çalıştı. Yeni bir ByLock listesinin hazırlandığı söylendi. Bu arada, ‘Mor Beyin’ isimli bir kaynağın hazırladığı farklı uygulamaların da aynı sunucuyu kullandığının tespit edildiği belirtilerek<a href="#_ftn169" name="_ftnref169">[169]</a>, 11.000 kişinin yanlışlıkla ByLock listelerine alındığı açıklandı<a href="#_ftn170" name="_ftnref170">[170]</a>; listeler güncellendi, bu kişiler listelerden çıkarıldı ve tahliye edildiler; yargılamalardan da beraat ettiler. 102.000 kişilik sanık listesi 91.000’e düştü. Ancak tartışmalar bitmedi. Bu kez, ByLock kullanıcı tespitinde esas alınan CGNAT yönteminin sorunlu olduğu, dolayısıyla en az 40.000 kişinin listelerden çıkarılması gerektiğine dair raporlar hazırlandı<a href="#_ftn171" name="_ftnref171">[171]</a>. Bitti sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Yaklaşık 6 ay sonra bu sefer de, Türk Telekom’un bir GSM firmasının genel IP, özel IP, bağlantı başlangıç zamanı, bağlantı süresi gibi sütunların bilgisayara işlenmesi sırasında, yanlışlıkla sütun kaydırması yapıldığı, bu yüzden yaklaşık 40.000 kişiyi ilgilendiren zincirleme bir kaymanın söz konusu olduğu, dolayısıyla aslında ByLock kullanıcısı olmayanların kullanıcı gibi görülebileceği, kullanıcı olanların da kullanmamış gibi kaydedilmiş olabileceği açıklandı<a href="#_ftn172" name="_ftnref172">[172]</a>.</p>
<p>Bu arada bütün bu uğultu, gürültüden hiç etkilenmeyen, doğuştan şanslı olan, listelerde hiç yer almayan, dolayısıyla ‘listeye girdim mi-çıktım mı’ merakını veya kaygısını hiç tatmayanlar da vardı. Mesela bazıları bakan 60 AKP li milletvekili<a href="#_ftn173" name="_ftnref173">[173]</a> hakkında hiç soruşturma başlatılmadı<a href="#_ftn174" name="_ftnref174">[174]</a>.</p>
<p>Ortadaki bu durumun teşhirinden sonra hukukun gereğine gelelim. Aslında ByLock vakıası baştan itibaren tümüyle hukuka aykırı elde edilmiş, orijinalliği konusunda hukuki güvence olmayan, içeriğine ve sonuçlarına ilişkin analizi hakkında itibar edilmesi imkânsız bir olgudur. Dolayısıyla yok farz edilmesi ve dosyalardan çıkarılması gerekiyordu. Çünkü:</p>
<ul>
<li>ByLock iddianın aksine münhasıran bir grubun kullanımına tahsisli değil; Aralık 2013’den Ocak 2016 tarihine kadar hizmet veren, Google Play Store’dan yaklaşık 500.000<a href="#_ftn175" name="_ftnref175">[175]</a>, Apple Stordan ise yaklaşık 100.000<a href="#_ftn176" name="_ftnref176">[176]</a> kişi tarafından indirilmiş<a href="#_ftn177" name="_ftnref177">[177]</a>, özellikle gençler tarafından tercih edilen ve dünyaca ünlü uygulama paylaşım sitelerinde halen mevcut<a href="#_ftn178" name="_ftnref178">[178]</a> olan Whatsupp veya benzerleri gibi anlık mesajlaşma uygulamasıdır;</li>
<li>Türk mevzuatında Anayasa 38, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 206/2-a, 217/2, 230/1-b, 289/1-i maddeleri gereği, soruşturma ve yargılamada değerlendirilen delillerin hukuka uygun olması zorunludur;</li>
<li>5271 sayılı CMK 160 gereği, cumhuriyet savcısı suç soruşturmasını adli kolluk marifetiyle yapar. Bunlar da polis, jandarma, gümrük muhafaza memurları, sahil güvenlik komutanlığı personelidir. Görüldüğü adli kolluk arasında MİT mensupları sayılmamıştır. 2937 sayılı MİT Kanunu’nda veya diğer mevzuatta, MİT mensuplarına adli soruşturma veya kovuşturma görevi de verilmiş değildir. Dolayısıyla MİT’in delil toplama yetkisi yoktur;</li>
<li>ByLock Verileri Resmî Usul ve Yöntemlerle Elde Edilmemiştir. Evvela MİT bir istihbarat kuruluşudur ve görevi istihbarat toplayarak bunların analizini yapıp Cumhurbaşkanı, başbakan ve ilgili mercilerle paylaşmaktır. Merciler arasında adliye yoktur. 2937 sayılı MİT Kanunu Ek 1. maddede, adliyeye bildirilecek bilgiler sadece ‘TCK İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, Yedinci Bölüm’de yer alan suçlar (Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk)’ ile sınırlandırılmıştır. ByLock nedeniyle soruşturulan kişilerin sevk maddesi olan TCK 314 belirtilen bölümde değildir;</li>
<li>ByLock verisi tesadüfî delil olarak da kabul edilemez. Çünkü bunun için usulüne uygun ve hâkim kararına istinaden başlatılmış bir izleme ve soruşturmanın bulunması ön şarttır;</li>
<li>Veri tabanı Litvanya’da bulunduğundan veriler elde edilirken, Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardım Avrupa Sözleşmesi’ne (CİKAYAS) ve anılan Sözleşme’nin Ek 1. Protokolüne, Litvanya ile yapılan ikili adlî iş birliği anlaşmalarına, Avrupa Konseyi Siber Suçlar Sözleşmesine ve diğer uluslararası hukukun veya diplomasinin gereklerine riayet edilmemiştir; keza Türk ceza usul mevzuatına da riayet edilmemiştir;</li>
<li>İstihbarat bilgileri yargılamada delil olarak kullanılamaz. Bu konuda hem AYM nin<a href="#_ftn179" name="_ftnref179">[179]</a> hem AİHM nin<a href="#_ftn180" name="_ftnref180">[180]</a> içtihatları yerleşiktir. Nitekim Türkiye’deki güvenlik birimleri dahi bunu bildiklerinden mahkemelere verdikleri resmî cevaplarda ‘ByLock verilerinin hukuki delil olmadığını, tek başına kullanılamayacağını’ belirtmektedirler<a href="#_ftn181" name="_ftnref181">[181]</a>;</li>
<li>Dijital verilerin elde edilmesi için öncesinde hâkim kararı alınması zorunludur. AİHM ne göre bu konudaki hâkim kararında 1) izleme ve iletişime müdahale kişi bazlı olabilir, 2) şüpheliyi ve suç teşkil eden fiili tanımlamayı sağlayacak somut unsurlar bulunmalıdır, 3) dolayısıyla toptancılık anlayışıyla alınan, herkesi kapsayan veya bir uygulamanın, kaynağın bütününe teşmil edilen kararlar hukuka ve usulüne uygun değildir<a href="#_ftn182" name="_ftnref182">[182]</a>. AİHM nin Bu konudaki içtihadı da istikrarlıdır<a href="#_ftn183" name="_ftnref183">[183]</a>;</li>
<li>Oysa ki, ByLock veri tabanının orijinalliği bozulduktan 6 ay kadar sonra alınan Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliği’nin 2016/6774 D. İş sayılı kararı dahi, yukarıda açıklanan AİHM içtihadına aykırıdır yani geçersizdir, yok hükmündedir;</li>
<li>AİHS 8, BM-MSHS 17, BM-İHEB 12, Anayasa 22/1 gereği haberleşme zaten gizli yapılabilen temel bir haktır. Dolayısıyla ‘ByLock vasıtasıyla gizli haberleşiyorlar, demek ki suç işliyorlar’ kabulü saçmalık veya hokkabazlıktır;</li>
<li>BM İnsan Hakları Konseyi (BM-İHK) 22/05/2015 tarih ve A/HRC/29/32 sayılı kararıyla, devletlere ve sivil topluma, uçtan uca şifrelenmiş ve anonimleştirilmiş (gizli) haberleşmenin suç olarak kabul edilmemesi, bilakis ifade özgürlüğünün daha rahat ve verimli gerçekleşebilmesi için, bu tarz haberleşmenin kolaylaştırılması ve ucuzlaması için çalışmalar ve yatırımlar yapılması tavsiyesinde bulunmuştur;</li>
<li>İnternet üzerinden veya elektronik ortamda haberleşme, aynı zamanda 1) ifade hürriyeti, 2) özel ve aile hayatının gizliliği, 3) kişisel verilerin korunması, 4) basın özgürlüğü, 5) internet özgürlüğü gibi daha pek çok temel hak ve özgürlüğün kapsama alanına girmekte ve korunmaktadır (Anayasa 20, 25, 26; BM-MSHS 17; BM-İHEB 12; AİHS 8, 10; Avrupa Konseyi 108 sayılı Sözleşme; Avrupa Birliği 95/46 sayılı Yönerge vs). MİT yaptığı iş ve işlemlerle bütün bu kuralları, mevzuatı ve temel hakları ihlal etmiştir;</li>
<li>Verilerin orijinal haliyle saklandığına dair hukukî güvence yoktur. Nitekim verilerin değişikliğe uğradığını ortaya koyan uluslararası raporlar yayınlanmıştır<a href="#_ftn184" name="_ftnref184">[184]</a>;</li>
<li>CGNAT yöntemiyle kullanıcı kimliğinin tespiti güvenilir bir teknoloji değildir. Nitekim EUROPOL kaynakları, CGNAT üzerinden %90 kişi tespiti yapılamadığını belirtmektedir<a href="#_ftn185" name="_ftnref185">[185]</a>; oysa ki Türkiye’de CGNAT yöntemiyle yapılan tespitlerden ötürü on binlerce kişinin yok yere tutuklu kalmaktadır<a href="#_ftn186" name="_ftnref186">[186]</a>;</li>
<li>Aynı sunucuyu kullanan Mor Beyin Uygulamaları nedeniyle 11.000’den fazla kişinin hatalı tespit edildiği Ankara Cumhuriyet savcılığı tarafından açıklanmış ve bu kişiler hakkında soruşturmalar, davalar sonlandırılmıştır;</li>
<li>Üzerine, Ulaştırma Bakanlığının kayıtlarda sütun kaydırması nedeniyle, ilaveten 40.000 kadar kişinin kayıtlarında da hata yapıldığı belirtilmektedir<a href="#_ftn187" name="_ftnref187">[187]</a>.</li>
</ul>
<p>Bütün bunları birlikte değerlendirince, üzerine kelam sarf etmeye hacet kalmamaktadır.</p>
<h1><a name="_Toc528494176"></a>6.     Ergenekon, Balyoz ve Önemli Davalar</h1>
<h2><a name="_Toc528494177"></a>6.1  Tarihî Süreç ve Gladio Yapılanması</h2>
<p>Ülkemizde özellikle 17/25 Aralık 2013’den sonraki yargılamalarda, FETÖ itham ve isnatları hakkında en çok dile getirilen iddialardan biri de Ergenekon, Balyoz gibi kamuoyunda meşhur olmuş davaların 2007-2013 arasındaki yargılamalarına yöneliktir. Bu çevreler, söz konusu davaların asılsız, delillerinin uydurma, Türk ordusundaki vatanperver subayların tasfiyesi için kumpas olduğunu iddia etmektedirler. Oysa ki bu iddia da kendi içinde tutarsızlıklar ve çelişkiler barındırmaktadır. Konuyu bütün berraklığı ile algılayabilmek için biraz gerilere gitmek ve bütüncül bakmak gerekmektedir.</p>
<p>Türkiye 1950 de demokrasi ile tanıştıktan sonra ortalama onar yıl arayla hep darbelere muhatap oldu. Yönü batıya dönük ve batı ile bütünleşme hedeflendiğinden sıklıkla darbelere muhatap olan ve askerî vesayetle idare edilen bir devletin batıya kabulü zordu. Nitekim NATO ya çok partili sistem ve demokrasi şartıyla kabul edilmişti. Özellikle Özal yönetimiyle birlikte AB ne tam üyelik hedef haline geldikten sonra Batı’nın etkisi ve baskısı nedeniyle demokratik kurumların ve kavramların yerleştirilmesi çabaları giderek arttı. Bu arada 1990 da SSCB nin yıkılışı ve soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte, soğuk savaş artığı Gladio tipi örgütler ve yapılar da Avrupa’da tasfiye edilmişti.</p>
<p>NATO nun en kritik güneydoğu sınırını ve hattını teşkil eden Türkiye’de Gladio tipi yapılanmaların olmadığı düşünülemez. Nitekim en etkili ve güçlü yapıların Türkiye’de konuşlandırıldığı bilinmektedir.</p>
<p>Berlin duvarı ile birlikte Demir Perde’nin de yıkılması üzerine, ana teması özgürlük ve şeffaflık olan Batı Dünyası’nda, Gladio yapıları ve operasyonları, halk arasında çok çabuk gündem oldu. İtalya’da 1984 de başlayan ve başbakan dahil pek çok üst düzey kamu görevlisinin yargılandığı meşhur Gladio yargılamasının aslında bu kapsamda kurulan örgütün faaliyetleri olduğu anlaşıldı<a href="#_ftn188" name="_ftnref188">[188]</a>. Düşman cephe yıkıldığına göre artık izah edilemeyen, batının temel değerlerine ve ilkelerine de ters örgütlere, yapılara artık ihtiyaç da kalmamıştı.</p>
<h2><a name="_Toc528494178"></a>6.2  Avrupa Parlamentosu’nun Kararı</h2>
<p>Avrupa Parlamentosu 22 Kasım 1990 da, 1) kayıt ve kontrol dışı istihbarat ve operasyon örgütlerinin derhal tasfiyesi, 2) bu tür yapılarda başat rol oynayan ABD nin sert bir üslupla uyarılması yönünde karar aldı<a href="#_ftn189" name="_ftnref189">[189]</a>.</p>
<p>Karar içerik itibariyle aynı zamanda bir devlet ve demokrasi manifestosu gibidir<a href="#_ftn190" name="_ftnref190">[190]</a>:</p>
<p>“C. Söz konusu gizli örgütün üye devletlerin iç siyasi işlerine yasadışı müdahale etmiş olabileceği ve hala müdahalesinin sürüyor olabileceği korkusu ile,</p>
<ol>
<li>Muhtelif yargı araştırmalarıyla da ispatlandığı üzere, belli üye devletlerde, askeri istihbarat teşkilatlarının (ya da bunların kontrol edilmeyen birimlerinin) ciddi terör ve suç olaylarına karıştığı hususu çerçevesinde,</li>
<li>Bu örgütlerin, herhangi bir parlamento içi kontrole tabi olmadıkları için, tamamen hukuka aykırı olarak faaliyet gösterdikleri ve göstermeye devam ettikleri ve devlet daireleri ile anayasal kuruluşlarda en yüksek görevlerde bulunan kişilerin bu konularda aydınlatılmadığı hususu çerçevesinde,</li>
</ol>
<p>&#8230;</p>
<ol start="3">
<li>Üye devletlerin hükümetlerine tüm gizli askeri ve milis örgütlerinin lağvedilmesi çağrısında bulunmaktadır,</li>
<li>Söz konusu askeri örgütlerin mevcudiyetinin belirlenmiş olduğu ülkelerin yargı makamlarına, bunların içeriklerinin ve faaliyet şekillerinin tamamen aydınlığa çıkarılması ve keza bunların, üye devletlerin demokratik yapısını istikrarsız hale getirmek için yapmış olabilecekleri eylemlerin de ortaya çıkarılması çağrısında bulunmaktadır.</li>
</ol>
<p>&#8230;”</p>
<p>Sonrasında başta İtalya, Belçika, Yunanistan olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde Gladio türünden yapılar ortaya çıkarıldı ve demokratik yöntemlerle tasfiye edildi.</p>
<h2><a name="_Toc528494179"></a>6.3  Türkiye’de Durum</h2>
<p>Türkiye alenî ve resmî olarak Gladio tipi yapılarla ilk kez 1970 lerde Başbakan Ecevit vasıtasıyla tanışmıştı<a href="#_ftn191" name="_ftnref191">[191]</a>. Ergenekon davasının gerekçeli kararının giriş bölümünde, konu kuş bakışı özetlendikten sonra, bu tür kayıt dışı örgütlerin tasfiyesi amacıyla 1979 da savcı Doğan ÖZ’ün yürüttüğü soruşturmaya dikkat çekilmektedir<a href="#_ftn192" name="_ftnref192">[192]</a>. Ancak o yıllarda yargı yoluyla, her şeyin şeffaflıkla ortaya çıkarılması mümkün olmadı, savcı bir suikaste kurban gitti ve soruşturma kapandı.</p>
<p>1990 da soğuk savaşın sone ermesi ve AP kararı da Türkiye’de siyaset kurumu vasıtasıyla<br />
Gladio yapılanmasının tasfiyesine yetmedi. Diğer taraftan AB tam üyelik için, temel hak ve hürriyetler konusunda Avrupa standartlarının yakalanması, Gladio tipi kayıt dışı yapıların tasfiyesi, AB müktesebatının kabulü ve uygulanmasını şart koşmaktaydı. Avrupa Birliği’ne tam üyelik mezakereleri sürecinde her yıl düzenli olarak yayınlanan raporlarda bu açıkça görülmektedir<a href="#_ftn193" name="_ftnref193">[193]</a>. Nitekim iktidarın ilk yıllarında AB ile tam entegrasyon ve üyelik için hemen her alanda reformlar, mevzuat değişiklikleri peş peşe geldi. Bütün bunlar belli aralıklarla ‘uyum müzakereleri’ çerçevesinde AB ile iş birliği ve eşgüdüm halinde yapılıyordu.</p>
<p>2007 lerde Ergenekon ve benzeri soruşturmalar başladığında Türkiye’nin siyasî manzarası böyleydi. Aslında bir yönüyle bu bir şans ve böylesi daha iyiydi. Çünkü Gladio tipi kayıt ve kontrol dışı yapıların siyasi veya sosyal yöntemlerle tasfiyesi yerine, millet adına alenî yargılama yapan yargı eliyle tasfiyesi ve adaletin tesisi şüphesiz daha çok tercihe şayandır. Nitekim soruşturmalar ve yargılamalar başladığında gerek Türkiye’deki siyasi ve sosyal çevreler gerekse yurtdışındaki çevreler gelişmeleri olumlu ve memnuniyetle karşıladılar. Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN her seferinde bu soruşturmaları ve davaları savundu, askeri vesayetin tasfiyesi olarak açıkladı, hatta daha da ileri giderek “ben bu davaların savcısıyım” dedi<a href="#_ftn194" name="_ftnref194">[194]</a>. Aynı şekilde AB ve AK çevrelerinden de askeri vesayetin tasfiyesi, kayıt dışı Gladio tipi yapılanmaların dağılmasına yönelik yargılamaların desteklendiği yönünde açıklamalar yapılıyorda<a href="#_ftn195" name="_ftnref195">[195]</a>. Örneğin 2010 AB ilerleme raporunda şöyle denilmişti: “Sonuç olarak, suç örgütü olduğu iddia edilen Ergenekon adlı oluşuma ilişkin soruşturma ve birçok başka darbe planının araştırılması, demokratik kurumların düzgün işleyişine ve hukukun üstünlüğüne duyulan güvenin güçlendirilmesi bakımından Türkiye için bir fırsat olmayı sürdürmektedir.”<a href="#_ftn196" name="_ftnref196">[196]</a></p>
<p>İşin tabiatı gereği bu tür yargılamalar yatay ve dikey olarak çok geniş bir alanı ve hacmi kapsamaktadır. Hem ülkenin ve devletin bütün coğrafyasına yayılmakta, hem de bütün katmanlarına sirayet etmektedir. Dünyadaki en meşhur örneklerinde İtalya Gladio davası da yıllarca sürmüştü. Çünkü bu türden dosyalar milyonlarca belgenin incelenmesini, muhakemesini, binlerce delilin tahlilini gerektirmektedir. Ergenekon davasının sadece gerekçeli kararı 16.798 sayfadır. 275 sanık yargılanmıştır. Yine Balyoz davasında da 361 sanık yargılanmış, bilgi, belge itibariyle Ergenekon kadar çok olmasa da yüzlerce klasör, milyonlarca belgenin inceleme, analiz ve tahlili yapılmıştır.</p>
<h2><a name="_Toc528494180"></a>6.4  Erdoğan’ın Savcılıktan Avukatlığa Geçişi</h2>
<p>Ancak 2012 yılından itibaren Gezi olayları, devletin milli istihbarat teşkilatının PKK terör örgütüyle kayıt dışı pazarlığa oturması, hatta teröristlere silah temin ettiğine ilişkin iddialar, buna ilişkin ses kayıtlarının kamuoyuna yansıması<a href="#_ftn197" name="_ftnref197">[197]</a>, en nihayetinde 17/25 Aralık 2013 soruşturmaları Erdoğan’ın makas değiştirmesi sonucunu doğurdu. O zamana kadar savcısı olduğunu belirttiği davalar hakkında makam değiştirip avukatlığına soyundu. Sürmekte olan davalar hakkında ‘orduya kumpas’ kurulduğunu iddia edilmeye başlandı<a href="#_ftn198" name="_ftnref198">[198]</a>.  Halbuki ki söz konusu davalar tek celsede, bir çırpıda olup bitmiş yargılamalar değildi. İşin tabiatı gereği yıllarca sürmüştü, devletin tam da en önemli merkezi/merkezlerinin ve doğal olarak Erdoğan’ın bilgisi ve haberinin olmaması imkansızdı. Yargılamalar da alenî olduğuna göre, Erdoğan ve hükümet çevrelerinin yargılama safhalarından habersiz olmaları düşünülemez.</p>
<p>Ergenekon ve benzeri davalara eskiden beri karşı olan kesimler, genel olarak Gölcük Donanma Komutanlığı’nda ele geçirilen CD leri oraya polisin koyduğu, elektronik deliller hakkındaki raporların düzmece olduğu, dışarıdan alınan raporlara mahkemenin itibar etmediği, savunma tanıkları Hilmi ÖZKÖK ve Aytaç YALMAN dinlenmeden karar verildiği, soruşturmaların düzmece olduğu, Ergenekon adında bir örgütün olmadığı iddiaları üzerinde durmaktadırlar.</p>
<p>Yukarıda özetlenen Gladio ve AP kararı, Türkiye’nin demokrasi tarihinde ortalama on yılda bir yaşanan darbeler ve askerî müdahaleler, Başbakan Ecevit’in açıklamaları ve sair deliller, yaşananlar birlikte değerlendirilince ‘Ergenekon adında bir örgüt yoktur’ iddiası boşlukta kalmaktadır. Nitekim AİHM, Çetin Doğan, Ali Rıza Sözen ve Aziz Cem Çakmak’ın başvurularını reddetmiştir <a href="#_ftn199" name="_ftnref199">[199]</a>.</p>
<p>Yargıtay Balyoz kararının temyiz incelemesini yaparken söz konusu itirazları da irdelemiş ve gerekçesinde bunlara da değinmiştir. Mesela Hilmi ÖZKÖK ve Aytaç YALMAN ın dinlenmemesi konusunda, “yüklenen suça yönelik icra hareketlerinin tamamlanmamasına ilişkin olarak mahkemece gösterilen gerekçenin, karargahın karşı çıkması ve engellemek için çaba göstermesinden ibaret olması karşısında, Genelkurmay Başkanı Hilmi ÖZKÖK ve Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç YALMAN ın tanık olarak dinlenmemesinin, taleplerin reddine ilişkin gerekçe ve mevcut deliller nazara alındığında sonuca etkili olmadığı” gerekçesiyle bozma nedeni yapmamıştır<a href="#_ftn200" name="_ftnref200">[200]</a>.</p>
<p>Davanın en önemli delillerinin bulunduğu Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne ait üç odada ele geçirilen CD lere ilişkin ise Yargıtay, aramanın bir askeri savcı ve yedi askeri personelle gerçekleştirildiği, bütün safhalarının kayıt altına alındığı, askeri personelin de katılımıyla imaj alma işleminin gerçekleştirildiği; delillerin ele geçirildiği yerin sınırlı sayıdaki personelin girebildiği en korunaklı yerlerden olduğu, malzeme ve delilleri koyanlar hakkında görevlilerin dinlendiği, onların da koyanlara ve yapılanlara ilişkin somut bilgiler verdiği; ayrıca aynı delillerin Eskişehir’de emekli Hava Albay olan sanığın evinde de ele geçtiği Yargıtay ilamında belirtilmektedir<a href="#_ftn201" name="_ftnref201">[201]</a>.</p>
<p>Keza Yargıtay, CD lerde sahtecilik yapıldığı, savunmanın dışarda bağımsız bilirkişilere hazırlattığı raporların nazara alınmadığı yönündeki iddiaları da tahlil etmiş, sahtecilik iddialarının CD lerin korunmasına ilişkin olmadığını, içerikleri hakkında ise sahte olduğu iddia edilen deliller yok farz edilse bile dosyadaki diğer belge, ifade ve delillerle eylemin sübuta erdiğini belirtmiştir.</p>
<p>Burada yargılamanın süresi ve kapsamını daima göz önünde tutmak gerekmektedir. Örneğin savunma tarafının dışarda hazırlattığı her rapor hakkında yeniden inceleme yapılması, mesela kanunlarda sayı sınırlaması da belirtilmediğinden gösterilen bütün tanıkların çağrılması, yargılamanın onlarca yıl sürmesine neden olacaktır. Bu kez de yargılama uzun sürdüğünden zulüm yapıldığı, bunun adil bir yargılama olmadığı iddia edilecektir.</p>
<p>Nitekim yukarıda sayıları verilen dosyalarda bütün bu iddialar AİHM nezdinde de ileri sürülmüş, AİHM hiçbirini gerçekçi bulmadığından hak ihlali taleplerini reddetmiştir.</p>
<p>Ancak Türkiye’de yargının tarafsızlık ve bağımsızlık hasletlerini kaybettiği ve hükümetin dümen suyuna girdiği süreçte AYM ve Yargıtay bahse konu iddialara değer vererek önceki kararları bozmuş ve büyük çoğunluk hakkında beraat kararı verilmesini sağlamışlardır.</p>
<h2><a name="_Toc528494181"></a>6.5  Balyoz Davası ve Ahmet Altan</h2>
<p>Balyoz davasının soruşturması Taraf Gazetesi’nin 20/01/2010 tarihli nüshasında Balyoz darbe planını manşetten haberleştirmesiyle başlamıştı. O dönemde gazetenin genel yayın müdürü Ahmet Altan idi. Gazeteci yazar Ahmet Altan yaklaşık iki yıldan beri tutuklu olarak cezaevinde. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. İstinaf başvurusu da esastan reddedildi<a href="#_ftn202" name="_ftnref202">[202]</a>. Altan’a yöneltilen suçlamalardan biri de genel yayın müdürü olduğu Taraf Gazetesi’nin 20/01/2010 tarihli nüshasında “Fatih Camii Bombalanacaktı”<a href="#_ftn203" name="_ftnref203">[203]</a> manşetiyle yargı darbesine aracılık etmiş olması.</p>
<p>Ahmet Altan ilk derece mahkemesinde ilk kez duruşmaya çıktığında 80 sayfanın üzerindeki savunmasıyla<a href="#_ftn204" name="_ftnref204">[204]</a> oldukça ses getirdi. Altan savunmasında kendisine, ‘Terör örgütü mensubu olmayan subayların tasfiye edilerek yerlerine örgüt mensubu subayların getirilmesi… Ve örgütün “bu süreçte” kritik öneme sahip yerlere kendi mensuplarını yerleştirerek 15 Temmuz darbesinin zeminini hazırlaması…’ suçlamasının yapıldığını belirterek “Balyoz darbe haberlerini ben yayınladım. O haberlerin yayınlanmasının tek sorumluluğu bana aittir. O gazetenin genel yayın müdürü bendim, benden başka kimse o haberlerin yayınlanmasına karar veremezdi” dedikten sonra 2010-2016 arası süreçte iktidarda Erdoğan’ın olduğunu, komuta kademesindeki bütün atamalarda ve terfilerde önce Başbakan sonra Cumhurbaşkanı sıfatıyla kendi imzasının bulunduğunu, dolayısıyla süreçteki atama ve terfi tasarruflarında suç varsa sanığın Erdoğan olduğunu belirtmektedir.</p>
<p>Manşet ve haberin konusu ve içeriği hakkında ise: “Savcı da Balyoz’a “kumpas” diyor ve benim bu haberi yayınlayarak “darbecilik” suçu işlediğimi ileri sürüyor… Ben daha net, daha açık, daha kesin biçimde, Balyoz haberine “kumpas” diyen bu savcı da dahil herkesle bir hesaplaşacağım. Önce “Balyoz” denilen olay neydi, ne zaman, ne şartlar altında yapılmıştı ona bakalım. Balyoz 2003 yılında yani dönemin MİT Başkanı Şenkal Atasagun’un Mustafa Balbay’a “Birinci Ordu darbeye hazır” dediği, dönemin genelkurmay başkanının Birinci Ordu komutanına “Sen darbeye mi hazırlanıyorsun” diye sorduğu dönemde yapılan bir “sıkıyönetim hazırlığı” semineri. Genelkurmay, Birinci Ordunun hazırlıklarının farkında olduğu için “asla sıkıyönetim hazırlıklarını görüşmeyeceksin, asla iç sorunlarla ilgili hazırlık yapmayacaksın” diye kesin emir veriyor. Bir emir yetmiyor, aynı konuda ikinci bir emir daha gönderiyor. Birinci Ordu’nun generalleri ne yapıyor? İki emre de uymuyorlar. Açıkça emre itaatsizlik ediyorlar. Olay, generallerin emre itaatsizliği ile başlıyor. Generaller toplanıp ne tür hazırlıklar yapıyorlar peki? Bütün siyasî parti liderlerini gözaltına almak, isim isim saydıkları belediye başkanlarını değiştirmek, tutuklayacakları 200 bin kişiyi yerleştirecekleri stadyumları belirlemek, “halkı yanlarına çekmek” amacıyla Yunanistan’la bir çatışma çıkarmak için hazırlıklarını ve planlarını görüşüyorlar. Hazırlıklarını yaptıkları daha epey konu var ama bence bu kadarını saymak bile yeterli. Bu hazırlıkları belirleyen konuşmaları da komutanlarının emriyle kaydedip kasete alıyorlar. Benim generallerin bu hazırlıkları yaptıklarına dair kanıtım, gerçekliği tartışmalı olan CD’ler değil. Bizzat kendileri tarafından kayda alınan konuşmalar. O konuşmaları dinleyen herkes bu hazırlıkları dehşetle görür… Konuşma kayıtlarını dinledik, CD’lerdeki yazılı belgeleri inceledik. Doğru olduklarına kanaat getirdik ve yayınladık. Olay bu. Şimdi Balyoz haberine “kumpas” diyen herkesin cevap vermesi gereken bir soru var. Basit bir soru. Şu soruya bu iddianameyi yazan savcı da, bu salonda bulunanlar da, Balyoz haberine “kumpas” diyen gazeteciler, televizyoncular, siyasetçiler de cevap versinler: Bugün Birinci Ordu’nun generallerinin toplanıp, Genelkurmay’ın “asla iç meselelerle ilgili hazırlık yapmayacaksın” emrine açıkça karşı gelerek, “bütün siyasî partilerin liderlerini” gözaltına alma hazırlıkları yapmaları yasal ve doğal mıdır? “Bugün Birinci Ordu’nun generalleri toplanıp siyasetçileri gözaltına alma, belediye başkanlarını değiştirme, 200 bin kişiyi tutuklayıp stadyumlara doldurma, Yunanistan’la çatışma planları yapabilirler, kimse karışamaz” diyor musunuz? Buna gür bir sesle ve açıkça cevap vereceksiniz. “Bugün Birinci Ordu generalleri toplanıp siyasetçileri gözaltına alma planları yapma hakkına sahiptir” diyor musunuz? “Evet, tabii böyle planlar yapabilirler, elbette Genelkurmay’ın emirlerine itaatsizlik edebilirler” diyorsanız bunu açıkça söyleyin. Söyleyin, herkesle birlikte ben de duyayım. Ama bunu söyleyemiyorsanız, “olur mu öyle şey, generaller nasıl siyasetçileri gözaltına alma hazırlığı yapabilirler” diyorsanız, o zaman Balyoz haberlerine “kumpas” diyemezsiniz. Hiçbiriniz diyemezsiniz. Bu savcı da diyemez. Eğer bugün generallerin böyle hazırlıklar yapmalarının suç olduğunu kabul ediyorsanız, bunun 2003 yılında yapılmış olmasının suç olduğunu da kabul etmek zorundasınız. Ve bir suçun belgelerini bulan gazetecinin o belgeleri yayınlaması hem hakkı hem görevidir” savunmasını yaptı.</p>
<p>Gerçekten, içeriğinde senaryo savunmasıyla izah edilemeyecek özel isimlerin yer aldığı, darbe sırasında toplanan kişilerin tutulacağı stadyum gibi mekanların konuşulduğu söz konusu ses kayıtları hakkında, bizzat Çetin Doğan, TV programında, konuşmaların kendine ait olduğunu kabul etti<a href="#_ftn205" name="_ftnref205">[205]</a>.</p>
<p>Nitekim AİHM de örneğin Çetin Doğan başvurusu hakkında bu konuda önemli bir gerçekliğe değinmektedir: “Aralarında başvuran tarafından imzalanmış birçok belgenin de yer aldığı 2.229 sayfa belge, 19 adet CD ve 10 adet teyp kasetinin ve başvuranın konuşma yaptığı toplantılara ait ses kayıtlarının bulunduğu paket, Savcılık tarafından başvuranın Ceza Kanununca şiddetli şekilde cezalandırılan atılı suçu işlediğine dair şüphelere dayanarak yakalanmasından önce ele geçirilmiştir.”<a href="#_ftn206" name="_ftnref206">[206]</a></p>
<p>Ahmet Altan gazeteci olarak bulduğu haberi yayınlamanın hem hakkı hem görevi olduğunu belirtirken aynı zamanda, ifade ve basın hürriyetinin hukuk devleti ve demokratik toplum düzeninde ne kadar değerli olduğunu da vurgulamaktadır.</p>
<p>Balyoz ve Ergenekon gibi davalarda, kamuoyuna yansıyan bilgilerde bile akıl ve mantık kurallarına göre sübutu kesinleşmiş pek çok maddi vakıa ve suç unsuru vardır. Örneğin, istihbaratçı bir albayın “Ben Güneydoğu’da 10.000 terörist yetiştirdim” itirafı<a href="#_ftn207" name="_ftnref207">[207]</a>; bir orgeneralin, bu günlerde yeni kurulan bir partinin genel başkanlığını yapan, dönemin iç işleri bakanı hanımefendi hakkında, hoyratça, saygısızca ve cüretkâr bir eda ile, Kızılay meydanında yağlı kazığa oturtmaktan söz etmesine ilişkin beyanları<a href="#_ftn208" name="_ftnref208">[208]</a> hala internette ve YouTube’da duruyor. Böylesine bir tablonun hukuk ve devlet kavramlarıyla bağdaşması imkân ve ihtimal dışıdır.</p>
<p>Ayrıca, gelinen noktada madem terörist(!) görevliler bertaraf edildi, hukuka bağlı yeni görevliler, işin esasını hukuka uygun olarak çözmeli değiller miydi?</p>
<p>Diğer önemli bir husus da, işin usulüne ilişkindir. Sahtelik ve usulsüzlük iddiasında bulunan çevreler, bazı sanıklar hakkında yargılamayı devam ettiriyorlar ve cezalandırılmasını istiyorlar. Mesela Balyoz davasında 7 sanık hakkında dava hala devam ediyor ve temyiz aşamasında Yargıtay savcısı sanıkların cezalandırılması mütalaasında bulundu. Bu da yaman bir çelişki ve kendi aleyhine delil oluşturan trajikomik bir vakıa.</p>
<p>Gözden kaçırılmaması gereken bir hokkabazlık ve sihirbazlık numarası da şudur: Bir an için bu iddiaların doğruluğu varsayılsa bile, bahse konu eylemlerin faili olmayan yüzbinlerce insanın haksız yere tutuklanmasına, işten atılmasına gerekçe olamaz.</p>
<h1><a name="_Toc528494182"></a>7.     Sonuç</h1>
<p>İnsanlığın bilinen yaklaşık 10.000 yıllık tecrübesine göre, insanların bir arada barış ve huzur içinde yaşayabilmesinin, bu bağlamda toplumları idare etmenin denenmiş en iyi yolu hukuk devleti ve demokrasidir. Elbette kavramlar için şekilden ziyade içerik, nitelik ve muhteva asıldır. Nitekim şeklen mutlakıyet idaresinde de efsanelere konu olabilecek huzur ve adalet ortamı sağlanabilir; tarihte sağlanan devirler olmuştur. Buna karşılık kayden ve şeklen en şahane demokratik düzende de sureti haktan görünerek, türlü hokkabazlıklar sergileyip toplumu sürü gibi gütmek mümkündür; mamafih bunun da tarihte acı örnekleri pek çoktur. Bununla beraber bütün sistemlerin karşılaştırılmasında tarihin tecrübesine göre, suiistimale en kapalı, en istikrarlı ve insanlara en çok güven veren sistem yine de hukukun üstünlüğüne dayalı hukuk devleti ve demokrasidir. Dahası demokrasi ve hukukun üstünlüğü, sürekli yenilenen, geliştirilen, muhkemleştirilen cari ve morfolojik sistemlerdir.</p>
<p>Hukukun üstünlüğüne dayalı hukuk devleti inşa ve ikame etmenin temel esası, kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sistemdir. Buna göre yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin birbirinden ayrı çalışması ve birbirlerini denetlemesi asıldır. Devletten kaynaklanan bütün kuvvetlerin tek merkezde toplanması çoğu kez suiistimallere ve vahim sonuçlara sebep olduğundan, kuvvetlerin ayrılması vazgeçilmez bir zorunluluktur.</p>
<p>Denetleme görevinin en önemli mercii olan yargının yürütmeden ve yasamadan ayrılığı; bu görevi yerine getiren hâkim-savcıların bağımsızlık ve tarafsızlık vasıfları bu kapsamda hayatî önemi haizdir.</p>
<p>Bundan başka yargılamanın âdil ve alenî yapılması, kanunsuz suç ve cezanın olmaması, yasak veya hukuka aykırı elde edilen delillerin kabul görmemesi, istihbarat verilerinin yargılamada delil olmaması, iletişim verilerinin delil olarak değerlendirilebilmesi için iletişim öncesinden münhasır olgu ve müşahhas kişiye ilişkin hâkimden karar alınması gibi sabit ve zorunlu unsurlar ihdas edilmiştir.</p>
<p>Devlet idaresinde, bütün sistemlerin, kavramların tabanını halk teşkil etmektedir. Halkın da neticede doğrudan kendini ilgilendiren veya etkileyen devlet işlerinde fikrini beyan etmesi, hatta yönetim sürecine katılması, yönetim işlerine iştirak etmesi; bununla yetinmeyip şuurlu ve sorumluluk sahibi, inisiyatif alan fertler olarak yönetimi sürekli denetlemesi beklenir, hatta gerekir ki buna da demokratik toplum düzeni denmektedir.</p>
<p>İfade özgürlüğü demokratik toplum düzeninin kurucu unsurudur. Keza ifade özgürlüğünün en iyi ifade ortamı olan medya özgürlüğü ve sansür yasağı da demokratik toplum düzeninin olmazsa olmazlarındandır. Açık toplum, şeffaf idare anlayışının hakim olduğu bu düzende, vatandaşların bilinçlendirilmesi, haklarının korunması, menfaatlerinin optimum seviyede tahsili, böylece demokrasi ve hukukun üstünlüğü adına en iyi sonuca ulaşılması için sivil toplum da örgütlü, bilinçli, dinamik, sorumluluk sahibi, inisiyatif alan, kamu hizmetlerinde sadece talep eden değil aynı zamanda hizmet sunan, faal bir yapıdır. Bu yüzden bu yapıda örgütlenme, dernekleşme, sendikalaşma, vakıflar, her türlü sivil inisiyatifler ve faaliyetler fevkalade önemlidir. Düzenin ekonomik yanını da serbest piyasa ekonomisi, bankalar, rekabete dayalı serbest ticaret teşkil etmektedir.</p>
<p>Demokratik toplumda şeffafiyet, hesap verebilirlik, asıldır. Bu yüzren yönetim sürekli halkı bilgilendirir, medya ile yakın iletişim halindedir. Ayrıca demokratik toplum düzeninde farklılıklar zenginlik vesilesidir. Bu nedenle muhalefet, aykırı düşünce, betahsis korunur, zıt fikirlerin serbest tedavülüne özen gösterilir. Tek renk, doku, desen ve sesten özenle kaçınmak gerekir. Çünkü teklik gelişmenin ve ilerlemenin durması, bitkisel hayat ve nihayetinde ölüm demektir.</p>
<p>Aslında demokratik toplum düzeni ve hukukun üstünlüğüne dayalı devlet idaresi için gerekli unsurlar ve şartlar AİHM, ABAD, ABD Yüksek Mahkemesi gibi yargı kuruluşlarının yerleşik ve istikrarlı içtihatlarıyla sabitlenmiş, bu husus artık kaziyyei muhkeme haline gelmiştir. Buna göre bir fikir veya hareketin engellenebilmesi için 1) açık ve 2) yakın tehlike arz etmesi; bu tehlikenin 3) personel ve 4) araç-gereç bakımından ciddi ve elverişli olması; 5) güvenlik birimlerinin bunu önleme imkanının olmaması şarttır. Sayılan şartların hepsi birden bulunmuyorsa ifade ve hareket/davranış/eylem özgürlüğü kısıtlanamaz. Çünkü ifade özgürlüğü sadece hoşa giden ifadeler için değil, rahatsız edici, hatta şok edici ifadeler için de geçerlidir. Bilhassa, şok edici ifadeler için daha faydalı ve zorunludur. Zira gelişme zıt fikirlerin münazarası ve çatışması ile gerçekleşebilmektedir.</p>
<p>Kısaca özetlenen demokrasi ve hukukun üstünlüğü çerçevesinden bakınca Türkiye’nin 2013 bahar aylarında Gezi Olayları ile başlayan süreçte, önce doğru istikametten saptığı, bunun sonucunda doğal olarak demokrasi ve hukukun üstünlüğü adına biriktirdiği bütün kazanımların erozyona maruz kaldığı, hatalı uygulamaların giderek sele dönüştüğü ve 15 Temmuz darbe girişiminden itibaren de bir girdap oluşturarak devlet ve hukuk adına ne varsa yutmaya devam ettiği bütün çıplaklığı ile görünmektedir. Dahası eğer önü alınmazsa, girdap ülke sınırlarını aşıp bölgeyi yok edecek, hatta bütün dünyayı etkileyecek bir kara deliğe dönüşmek üzeredir.</p>
<p>Gezi Olaylarından sonra aynı yılın sonunda 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları bahane edilerek, hukukun üstünlüğü ile bağdaşmayacak, soruşturmaların baştan hükümete haber verilmesi, izleme, arama, dinleme gibi sulh ceza mahkemesi hakimlerinden alınan kararların ağır ceza mahkemelerine devredilmesi ve oy birliği şartına bağlanması gibi tuhaf mevzuat değişikliklerine gidilmiş; soruşturmalarda görev yapan güvenlik personeli ile Cumhuriyet savcılarının ve hâkimlerin apar topar değiştirilmesi gibi kasten yanlış uygulamalara girişilmiştir.</p>
<p>Erdoğan ve Hükümet, yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının bağımsız yargı tarafından soruşturulmasını beklemek ve yargının önünü açmak yerine, yapılanların hükümete karşı ‘yargı darbesi’ olduğu iddiasıyla cadı avı başlatmış; öncelikle ‘proje hakimlikler’ sayesinde ülkedeki bütün soruşturmaları kontrolü altına almıştır.</p>
<p>Proje hâkimliklerin göreve başlamasından sonra diktatörlüğün inşasına hız verilmiş; öncelikle ülkenin en büyük gazeteleri ve TV istasyonları dahil olmak üzere aykırı haber veya fikir sunması muhtemel basın susturulmuş, yerine tek merkezden yönetilen, iktidarı alkışlayan ve projelerine göre halkı yönlendiren ‘havuz medyası’ ikame edilmiştir. İfade özgürlüğü insanlar için ateşten kor haline gelmiş, aykırı fikri olan hapsi göze almadan ağzını açamaz, kalem oynatamaz, hatta cep telefonunda ‘beğen’ veya ‘retweetle’ seçeneklerini tıklayamaz hale gelmiştir.</p>
<p>Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla insanlar aleyhine açılan ceza veya tazminat davalarında patlama yaşanmış; bu tür davalarda aleyhe karar veren savcı ve hakimler süresi dolmadan, talebi olmadan, kararname dönemi de beklenmeden alelacele tayinleri çıkarılmıştır. Türkiye bir iki yıl içinde hukukun üstünlüğü endeksinde altmışlardan sıranın en sonlarına çakılmış, demokrasi ve hukukun üstünlüğü bakımından üçüncü dünyaya örnek ve model olarak gösterilirken hepsinin en gerisine düşmüştür.</p>
<p>‘İfade özgürlüğü’ diktatörlüğe esir düşmüş, basın yazılı, görsel, işitsel, kurumsal veya vatandaş gazeteciliği gibi bütün sürümleri ve çeşitleriyle susturulmuş, ortam ‘havuz medyası’ namıyla ünlenen farklı renklere boyanmış fakat yekpare ve aynı tondan ses veren bir ucubeye dönüştürülmüştür.</p>
<p>Hal böyle olunca Erdoğan veya diğer idarecilerin bazen aynı gün içinde, birbirine taban tabana zıt sergiledikleri söylem ve eylemleri hakkında hiç kimse soru dahi soramaz duruma düşmüş; sadece yapılan her icraat, söylenen her söz takdir ve alkış görür hale gelmiştir.</p>
<p>Yönetimin söylem ve eylemlerindeki tezatlar yargı uygulamalarına da yansımıştır. Mesela bütün iddianamelerde ve gerekçeli kararlarda, hedef alınan Hizmet Hareketi’nin 15 Temmuz darbe girişimiyle birlikte silahlı terör örgütü haline geldiği iddia ve kabul edilmesine rağmen; yüzbinlerce insan ‘silahlı terör örgütü üyeliği’ isnadıyla takibe tutulurken 15 Temmuz öncesi eylemlere dayanılmaktadır. Üstelik eylem olarak sıralanan, bankaya para yatırma veya hesap açma, özel okulda çocuk okutma, bakanlar kurulunca hatta BM tarafından himaye gören ve partner olarak seçilen Kimse Yok Mu Derneği’ne bağışta bulunma, sendikaya üye olma, derneğe üye olma, ByLock uygulamasını indirme, cebinde, evinde veya arabasında Zaman gazetesi nüshası bulunması, 1 $ bulundurma gibi olguların hemen hepsi serbest olarak tedavül gören nesneler veya bizzat devlet ve hükümetin kontrolündeki, hatta teşviki ile yürütülen faaliyetlerdir. Nitekim bunların hemen hepsinde ya bizzat Erdoğan veya diğer hükümet yetkilileri katılıp teşvik ve takdir etmiş, devlet kurumları hem sürekli denetlemiş hem de bizzat eylemlere iştirak etmiştir. Mesela örgüt üyeliğine delil olarak kabul edilen öğretmenler için sendika üyeliğini teşvik için aidatının bir kısmı hazine tarafından karşılanmış, sonra da sendikaya üye olan öğretmenler örgüt üyeliğinden soruşturmaya alınmıştır. Keza Bank Asya’ya 17/25 Aralık 2013 den sonra para yatırmak örgüt üyeliği için yeterli görülürken, bahsi geçen banka 15 Temmuz 2016 sonrasına kadar üstelik TMSF idaresinde faaliyetlerini sürdürmüştür. Dahası, TMSF nin atadığı yönetim 03/02/2015 tarihli basın açıklamasıyla, bankanın öncesinden daha güçlü olduğunu belirterek halka mevduatı artırma çağrısı yapmıştır.</p>
<p>Terslikler, tuhaflıklar ve tezatlar sadece bunun gibi kronolojiyle sınırlı da değildir. Örneğin en çok mağduriyet vesilesi olan ByLock uygulaması hakkında havuz medyası önce darbecilerin ByLock tan haberleştiklerini manşet yapmış, bu uygulamanın darbe girişiminde altı ay kadar önce tedavülden ve hizmet sunumundan kaldırıldığı ortaya çıkınca aynı gazeteler aksi yönde haberler yapmış, tabiatıyla önceki manşetlerini görmezden gelmişlerdir. Bu haliyle bile tutarlı ve dengeli uygulama yoktur. Mesela Cumhuriyet Gazetesi’nden Gazeteci Kadri Gürsel’i arayan kişinin telefonunda ByLock yüklü olduğu için Gürsel örgüt üyeliğinden soruşturma geçirirken, uygulamayı kullanan 120 civarındaki AKP li milletvekili, bakan ve üst düzey yetkililer hakkında hiçbir işlem yapılmamıştır.</p>
<p>Hukuk ve demokrasiden sapıp diktatörlükte karar kılınca bunun gibi sonuçların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Adalet mülkün ve devletin temeli olduğuna göre, her halükârda adaletten ve aklın, bilimin, hukukun gösterdiği yoldan ayrılmamak gerekir. Hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, sosyal hukuk devleti, şeffaflık, hesap verebilirlik, temel haklar ve hürriyetler, ifade ve basın özgürlüğü gibi kavramlar insanlığın binlerce yıllık ortak birikimi ve mirasıdır.</p>
<p>Zaten bu ilkelerden ve hukukun üstünlüğünden sapınca, fiziğin kuralları gibi, derhal sonuçlar ortaya çıkmakta, insanların refahı, piyasa ekonomisi, toplumun huzur ve sükunu, devletin düzeni, kamu hizmetlerinin sunumu otomatikman değişmektedir.</p>
<p>Bu durum yerçekimi kanunu gibi asla değişmeyecek bir düzendir. Öyleyse hasar ve zarar ne olursa olsun, yanlış yolda nereye varılırsa varılsın, tek çıkar yol yine hukukun üstünlüğü ve demokrasidir. Bunun dışında, yok olmanın dışında başka seçenek yoktur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>İÇİNDEKİLER</h3>
<ol>
<li><a href="#_Toc528494148"> Bütüncül Bakış. 2</a></li>
</ol>
<p><a href="#_Toc528494149">1.1      Gezi Olayları 3</a></p>
<p><a href="#_Toc528494150">1.2      17-25 Aralık 2013 Operasyonları ve Önemli Yolsuzluk Soruşturmaları 3</a></p>
<p><a href="#_Toc528494151">1.3      Yapısal Değişiklikler 6</a></p>
<p><a href="#_Toc528494152">1.4      Yargı ve Proje Mahkemeler 9</a></p>
<p><a href="#_Toc528494153">1.5      Basın- ve İfade Özgürlüğü. 12</a></p>
<ol start="2">
<li><a href="#_Toc528494154"> 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi 13</a></li>
</ol>
<p><a href="#_Toc528494155">2.1      Darbe Girişimi Öncesi Çatışan Taraflar ve Durumları 13</a></p>
<p><a href="#_Toc528494156">2.1.1       Recep Tayyip Erdoğan ve Hükümet 13</a></p>
<p><a href="#_Toc528494157">2.1.2       Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketi 15</a></p>
<p><a href="#_Toc528494158">2.2      Olaylar 18</a></p>
<p><a href="#_Toc528494159">2.3      Tepkiler ve Sonuçlar 18</a></p>
<ol start="3">
<li><a href="#_Toc528494160"> Hizmet Hareketi ve Fethullah Gülen. 21</a></li>
</ol>
<p><a href="#_Toc528494161">3.1      Eğitim ve Kültür 21</a></p>
<p><a href="#_Toc528494162">3.2      Fakirlikle Mücedele. 22</a></p>
<p><a href="#_Toc528494163">3.3      Diyalog, Barış ve Hoşgörü. 22</a></p>
<p><a href="#_Toc528494164">3.4      Fethullah Gülen veya Hizmet ve Terör 23</a></p>
<ol start="4">
<li><a href="#_Toc528494165"> Fethullah Gülen ve Kaziyye-i Muhkeme. 24</a></li>
<li><a href="#_Toc528494166"> Silahlı Terör Örgütü İddia ve İsnadı 25</a></li>
</ol>
<p><a href="#_Toc528494167">5.1      Genel Olarak. 25</a></p>
<p><a href="#_Toc528494168">5.2      17/25 Aralık 2013 Tarihinin Milat Olarak Kabulü. 27</a></p>
<p><a href="#_Toc528494169">5.3      Türk Terör Mevzuatı 27</a></p>
<p><a href="#_Toc528494170">5.4      Törör Örgütü Üyeliği Suçu ve Manevî Unsur 28</a></p>
<p><a href="#_Toc528494171">5.5      Bank Asya. 30</a></p>
<p><a href="#_Toc528494172">5.6      Kimse Yok Mu Derneği 32</a></p>
<p><a href="#_Toc528494173">5.7      Sendikalar ve Dernekler 33</a></p>
<p><a href="#_Toc528494174">5.8      Gazete Aboneliği, Digitürk Aboneliği 33</a></p>
<p><a href="#_Toc528494175">5.9      ByLock. 35</a></p>
<ol start="6">
<li><a href="#_Toc528494176"> Ergenekon, Balyoz ve Önemli Davalar 38</a></li>
</ol>
<p><a href="#_Toc528494177">6.1      Tarihî Süreç ve Gladio Yapılanması 38</a></p>
<p><a href="#_Toc528494178">6.2      Avrupa Parlamentosu’nun Kararı 39</a></p>
<p><a href="#_Toc528494179">6.3      Türkiye’de Durum.. 40</a></p>
<p><a href="#_Toc528494180">6.4      Erdoğan’ın Savcılıktan Avukatlığa Geçişi 41</a></p>
<p><a href="#_Toc528494181">6.5      Balyoz Davası ve Ahmet Altan. 42</a></p>
<ol start="7">
<li><a href="#_Toc528494182"> Sonuç. 44</a></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> http://www.sonsayfa.com/Haberler/Guncel/Nobel-Baris-Odulunu-Erdogan-alabilir-133321.html</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> http://www.mfa.gov.tr/medeniyetler-ittifaki-girisimi.tr.mfa</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> http://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=uriserv:OJ.C_.1990.324.01.0186.01.ENG (No C 324/201)</p>
<p>https://en.wikisource.org/wiki/European_Parliament_resolution_on_Gladio</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> <a href="https://ec.europa.eu/neighbourhood-enlargement/sites/near/files/pdf/key_documents/2010/package/tr_rapport_%202010_en.pdf">https://ec.europa.eu/neighbourhood-enlargement/sites/near/files/pdf/key_documents/2010/package/tr_rapport_ 2010_en.pdf</a> , sayfa 7</p>
<p><a href="https://www.ab.gov.tr/files/AB_Iliskileri/AdaylikSureci/IlerlemeRaporlari/turkiye_ilerleme_rap_2010.pdf">https://www.ab.gov.tr/files/AB_Iliskileri/AdaylikSureci/IlerlemeRaporlari/turkiye_ilerleme_rap_2010.pdf</a></p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> http://www.gazetevatan.com/-evet-ergenekon-un-savcisiyim&#8211;189246-siyaset/</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=SoJyOvuSob8">https://www.youtube.com/watch?v=SoJyOvuSob8</a></p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> <a href="http://www.star.com.tr/yazar/ellerinde-nur-mu-var-topuz-mu-yazi-820061/">http://www.star.com.tr/yazar/ellerinde-nur-mu-var-topuz-mu-yazi-820061/</a></p>
<p><a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/yalcin-akdogan-o-cemaat-orduya-kumpas-kurdu-25431903">http://www.hurriyet.com.tr/gundem/yalcin-akdogan-o-cemaat-orduya-kumpas-kurdu-25431903</a></p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a>  https://www.haberler.com/basbakan-erdogan-ordu-da-2-5452360-haberi/</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> https://tr.wikipedia.org/wiki/Gezi_Park%C4%B1_protestolar%C4%B1</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> https://www.keele.ac.uk/journal-globalfaultlines/publications/geziReflections.pdf</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> https://tr.wikipedia.org/wiki/17_Aral%C4%B1k_yolsuzluk_ve_r%C3%BC%C5%9Fvet_soru%C5%9Fturmas%C4%B1</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> https://www.youtube.com/watch?v=jreStP2jmOI</p>
<p>https://www.birgun.net/haber-detay/her-seyi-basbakan-in-emri-ve-bilgisiyle-yaptik-72741.html</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> http://www.haber7.com/siyaset/haber/1108231-erdogan-kula-kulluk-olmaz-allaha-kul-olun</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> <a href="http://www.aljazeera.com.tr/haber/erdogan-bu-cadi-avini-yapacagiz">http://www.aljazeera.com.tr/haber/erdogan-bu-cadi-avini-yapacagiz</a></p>
<p>http://t24.com.tr/haber/erdogan-cadi-aviysa-biz-bu-cadi-avini-yapacagiz-bunu-da-bilin,258112</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/12/20131221.pdf</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> <a href="https://www.youtube.com/watch?v=0aFYy_NJsl8">https://www.youtube.com/watch?v=0aFYy_NJsl8</a></p>
<p><iframe loading="lazy" width="1220" height="686" src="https://www.youtube.com/embed/GkfdXjD53KE?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=5MGUwhjArug">https://www.youtube.com/watch?v=5MGUwhjArug</a></p>
<p><a href="https://odatv.com/iste-o-insani-yardim-malzemeleri-2905151200.html">https://odatv.com/iste-o-insani-yardim-malzemeleri-2905151200.html</a></p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> https://www.birgun.net/haber-detay/17-25-aralik-darbe-mi-arastirilsin-onerisi-akp-oylariyla-reddedildi-98824.html</p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> http://www.herkul.org/herkul-nagme/401-nagme-yolsuzluk/</p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a> http://www.hurriyet.com.tr/gundem/gulen-duama-amin-diyebilmelerini-beklerdim-26030422</p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a> https://bianet.org/bianet/kriz/197220-hakan-atilla-ya-32-ay-hapis-cezasi-verildi</p>
<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[20]</a> http://www.haber7.com/dis-politika/haber/2515349-riza-sarraf-davasinda-juri-kararini-verdi/?detay=1</p>
<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21">[21]</a> http://bianet.org/bianet/kriz/200295-sarraf-i-yakalayan-fbi-ajanlarina-odul-toreni-erdogan-yonetimi-ajanlari-tehdit-etti?bia_source=rss</p>
<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22">[22]</a> Yeni Nesil Terör: FETÖ nün Analizi, FETÖ Çalıştay Raporu; Polis Akademisi Başkanlığı, Ekim 2017, Ankara, sayfa: 36-38</p>
<p>https://www.pa.edu.tr/Upload/editor/files/1-YEN%C4%B0%20NES%C4%B0L%20TER%C3%96R-FETONUN%20ANALIZI.pdf</p>
<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23">[23]</a> https://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/12/141212_17_25_aralik_operasyonu_neler_oldu_10_soruda</p>
<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24">[24]</a> http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?home=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/12/20131221.htm&amp;main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/12/20131221.htm</p>
<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25">[25]</a> https://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k6526.html</p>
<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26">[26]</a> https://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k6763.html</p>
<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27">[27]</a> https://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k6545.html</p>
<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28">[28]</a> https://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k6572.html</p>
<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29">[29]</a> https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tutanak_g_sd.birlesim_baslangic?P4=22285&amp;P5=H&amp;PAGE1=1&amp;PAGE2=89</p>
<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30">[30]</a> https://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k6723.html</p>
<p><a href="#_ftnref31" name="_ftn31">[31]</a> https://hudoc.echr.coe.int/tur#{%22itemid%22:[%22001-163113%22]}</p>
<p><a href="#_ftnref32" name="_ftn32">[32]</a> http://www.karar.com/guncel-haberler/yargitaya-100-danistaya-12-yeni-uye-secildi-iste-isimler-914737#</p>
<p><a href="#_ftnref33" name="_ftn33">[33]</a> http://www.taa.gov.tr/indir/ceza-yargilamasinin-tarihcesi-bWFrYWxlfDI2ZjY4LWJmM2I2LTgwNGYwLTYxNGYwLnBkZnwzNDc/</p>
<p><a href="#_ftnref34" name="_ftn34">[34]</a> <a href="http://www.aksam.com.tr/siyaset/paralel-yargi-c2turkiyeyi-bitirir/haber-318147">http://www.aksam.com.tr/siyaset/paralel-yargi-c2turkiyeyi-bitirir/haber-318147</a></p>
<p><a href="#_ftnref35" name="_ftn35">[35]</a> <a href="http://www.aktifhaber.com/erdogan-daha-bitmedi-bu-baslangic-1021469h.htm">http://www.aktifhaber.com/erdogan-daha-bitmedi-bu-baslangic-1021469h.htm</a></p>
<p><a href="#_ftnref36" name="_ftn36">[36]</a> <a href="http://www.grihat.com.tr/bunlarin-defterini-durecegiz-11949h.htm">http://www.grihat.com.tr/bunlarin-defterini-durecegiz-11949h.htm</a></p>
<p><a href="#_ftnref37" name="_ftn37">[37]</a> <a href="https://www.youtube.com/watch?v=ok1R_ne8I1M">https://www.youtube.com/watch?v=ok1R_ne8I1M</a></p>
<p><a href="#_ftnref38" name="_ftn38">[38]</a> http://www.halkinhabercisi.com/akpye-ozel-yargi-tamam-112-super-yetkili-hakim</p>
<p><a href="#_ftnref39" name="_ftn39">[39]</a> https://www.venice.coe.int/webforms/documents/default.aspx?pdffile=CDL-AD(2017)004-tur</p>
<p><a href="#_ftnref40" name="_ftn40">[40]</a> <a href="http://haber.star.com.tr/politika/basbakan-erdogan-paralel-yapiyla-mucadele-etmeyen-bedelini-agir-oder/haber-915819">http://haber.star.com.tr/politika/basbakan-erdogan-paralel-yapiyla-mucadele-etmeyen-bedelini-agir-oder/haber-915819</a></p>
<p><a href="#_ftnref41" name="_ftn41">[41]</a> http://www.hurriyet.com.tr/gundem/hsyk-6-super-h-kim-atadi-26832415</p>
<p><a href="#_ftnref42" name="_ftn42">[42]</a> http://www.milliyet.com.tr/amirlere-sahur-operasyonu-gundem-1915779/</p>
<p><a href="#_ftnref43" name="_ftn43">[43]</a> http://haber.star.com.tr/guncel/erdogandan-operasyon-yorumu-bu-daha-baslangic/haber-917107</p>
<p><a href="#_ftnref44" name="_ftn44">[44]</a> http://www.tr724.com/kilicdaroglu-hakimler-adalet-bakanliginin-dagittigi-kitapciga-gore-karar-veriyor/</p>
<p><a href="#_ftnref45" name="_ftn45">[45]</a> https://odatv.com/hsk-o-skandali-dogruladi-05031855.html</p>
<p><a href="#_ftnref46" name="_ftn46">[46]</a> http://tsjustice.info/wordpress/wp-content/uploads/2017/04/scansione0018.pdf</p>
<p><a href="#_ftnref47" name="_ftn47">[47]</a> https://www.turkishnews.com/tr/content/2018/02/11/turkiye-hukukun-ustunlugu-endeksinde-sinifta-kaldi/</p>
<p><a href="#_ftnref48" name="_ftn48">[48]</a> Yeni Nesil Terör: FETÖ nün Analizi, FETÖ Çalıştay Raporu; Polis Akademisi Başkanlığı, Ekim 2017, Ankara, sayfa: 5</p>
<p>https://www.pa.edu.tr/Upload/editor/files/1-YEN%C4%B0%20NES%C4%B0L%20TER%C3%96R-FETONUN%20ANALIZI.pdf</p>
<p><a href="#_ftnref49" name="_ftn49">[49]</a> Adı geçen rapor, sayfa: 44</p>
<p><a href="#_ftnref50" name="_ftn50">[50]</a> http://t24.com.tr/haber/hsyk-baskanvekili-yilmaz-hakim-ve-savcilar-darbeden-degil-fetoden-gorevden-alindi,351639</p>
<p>http://www.memleketimbolu.com/haber/13335/yilmaz-feto-listesi-bir-gecede-yapilmadi-3-yildir-calisiyorduk</p>
<p><a href="#_ftnref51" name="_ftn51">[51]</a> http://m.milliyet.com.tr/bassavci-yurdagul-den-feto-sorusturmalarina-corum-yerelhaber-2509520/</p>
<p><a href="#_ftnref52" name="_ftn52">[52]</a> https://rsf.org/en/turkey</p>
<p><a href="#_ftnref53" name="_ftn53">[53]</a> http://www.diken.com.tr/khk-bilancosu-bugune-dek-116-basin-yayin-kurulusu-kapatildi/</p>
<p><a href="#_ftnref54" name="_ftn54">[54]</a> https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-44799489</p>
<p><a href="#_ftnref55" name="_ftn55">[55]</a> https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42338426</p>
<p><a href="#_ftnref56" name="_ftn56">[56]</a> Akdeniz, Yaman &amp; Altıparmak, Kerem; Türkiye’de Can Çekişen İfade Özgürlüğü: OHAL’de Yazarlar, Yayıncılar ve Akademisyenlerle İlgili Hak İhlalleri</p>
<p><a href="https://www.englishpen.org/wp-">https://www.englishpen.org/wp-</a> content/uploads/2018/03/Turkey_Freedom_of_Expression_in_Jeopardy_TUR.pdf</p>
<p><a href="#_ftnref57" name="_ftn57">[57]</a> https://www.dw.com/tr/be%C5%9F-soruda-t%C3%BCrkiyede-bas%C4%B1n-%C3%B6zg%C3%BCrl%C3%BC%C4%9F%C3%BC/a-43625621</p>
<p><a href="#_ftnref58" name="_ftn58">[58]</a> https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2018/01/09/cumhurbaskani-erdogan-turkiye-basin-ozgurlugunde-dunyanin-onde-gelen-ulkeleri-arasinda/</p>
<p><a href="#_ftnref59" name="_ftn59">[59]</a> <a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video/227773/Erdogan__Kabatas_yalani_ni_devam_ettirdi.html">http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video/227773/Erdogan__Kabatas_yalani_ni_devam_ettirdi.html</a></p>
<p><iframe loading="lazy" width="1220" height="915" src="https://www.youtube.com/embed/5IiBqSPvXgA?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="#_ftnref60" name="_ftn60">[60]</a> <a href="https://onedio.com/haber/polisin-kabatas-raporu-ustu-ciplak-kimse-yok-amirim--467499">https://onedio.com/haber/polisin-kabatas-raporu-ustu-ciplak-kimse-yok-amirim&#8211;467499</a></p>
<p>http://t24.com.tr/haber/kabatasta-yalan-kesin-rivayet-muhtelif-iste-emniyetten-elif-cakira-zehra-gelin-metinleri,290216</p>
<p><a href="#_ftnref61" name="_ftn61">[61]</a> https://www.youtube.com/watch?v=rP6W_h8xbDc</p>
<p><a href="#_ftnref62" name="_ftn62">[62]</a> https://www.youtube.com/watch?v=j9cvCUubGKk</p>
<p><a href="#_ftnref63" name="_ftn63">[63]</a> http://t24.com.tr/haber/camide-icki-ictiler-iddiasini-yalanlayan-muezzin-tesekkur-beklerken-tenzil-edildim,277963</p>
<p><a href="#_ftnref64" name="_ftn64">[64]</a> https://www.timeturk.com/5-yil-once-mavi-marmara-da-ne-oldu/haber-108512</p>
<p><a href="#_ftnref65" name="_ftn65">[65]</a> https://www.ntv.com.tr/dunya/fethullah-gulen-israilden-izin-almaliydilar,kIC_HTknIEavwlzh-VOxdg</p>
<p><a href="#_ftnref66" name="_ftn66">[66]</a> https://www.youtube.com/watch?v=9OX8IsUsNKQ</p>
<p><a href="#_ftnref67" name="_ftn67">[67]</a> https://www.youtube.com/watch?v=mBDkEqq5ouM</p>
<p><a href="#_ftnref68" name="_ftn68">[68]</a> https://www.birgun.net/haber-detay/google-earth-in-gordugu-erdogan-in-urla-villalarini-savcilik-goremedi-73091.html</p>
<p><a href="#_ftnref69" name="_ftn69">[69]</a> https://www.youtube.com/watch?v=ZlAd81QZR_s</p>
<p><a href="#_ftnref70" name="_ftn70">[70]</a> <a href="https://www.ulusal.com.tr/gundem/iste-erdogan-ailesinin-catalca-villalari-h21546.html">https://www.ulusal.com.tr/gundem/iste-erdogan-ailesinin-catalca-villalari-h21546.html</a></p>
<p><iframe loading="lazy" width="1220" height="915" src="https://www.youtube.com/embed/OYsskZ9FfnE?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="#_ftnref71" name="_ftn71">[71]</a> <a href="https://www.youtube.com/watch?v=vi23YRtS6_E">https://www.youtube.com/watch?v=vi23YRtS6_E</a></p>
<p><iframe loading="lazy" width="1220" height="686" src="https://www.youtube.com/embed/sH07zjhHd8U?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="#_ftnref72" name="_ftn72">[72]</a> https://odatv.com/erdoganin-diplomasi-sahte-diyorum-niye-beni-mahkemeye-vermiyor-0406151200.html</p>
<p><a href="#_ftnref73" name="_ftn73">[73]</a> <a href="https://www.youtube.com/watch?v=9dPj0o9PAJY">https://www.youtube.com/watch?v=9dPj0o9PAJY</a></p>
<p>https://www.abcgazetesi.com/arsiv/firat-belgelerle-anlatti-tayyip-erdoganin-diplomasi-yoktur/haber-18161</p>
<p><a href="#_ftnref74" name="_ftn74">[74]</a> https://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/03/160322_riza_zarrab_abd_gozalti</p>
<p><a href="#_ftnref75" name="_ftn75">[75]</a> https://odatv.com/rusya-turkiye-isid-belgelerini-bmye-sundu-0104161200.html</p>
<p><a href="#_ftnref76" name="_ftn76">[76]</a> https://m.bianet.org/bianet/siyaset/174199-cumhurbaskani-erdogan-ve-uluslararasi-ceza-mahkemesi</p>
<p><a href="#_ftnref77" name="_ftn77">[77]</a> http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/563380/Salih_Muslim__Erdogan_i_UCM_de_yargilatacak_belgeler_ABD_ve_Rusya_da.html</p>
<p><a href="#_ftnref78" name="_ftn78">[78]</a> https://www.takvim.com.tr/guncel/2013/12/07/putine-okul-resti-cekti</p>
<p><a href="#_ftnref79" name="_ftn79">[79]</a> <a href="https://www.youtube.com/watch?v=Ml01ttlPOSk">https://www.youtube.com/watch?v=Ml01ttlPOSk</a></p>
<p>http://www.hurriyet.com.tr/gundem/11-turkce-olimpiyatlarinda-gorkemli-kapanis-23521945</p>
<p><a href="#_ftnref80" name="_ftn80">[80]</a> http://www.tr724.com/cumhurbaskanligi-sozcusu-mitin-cetelerle-anlasip-yurtdisinda-adam-kacirma-operasyonlarini-kabul-etti-erdoganin-net-talimati-var/</p>
<p><a href="#_ftnref81" name="_ftn81">[81]</a> https://www.youtube.com/watch?v=-lDghRap45M</p>
<p><a href="#_ftnref82" name="_ftn82">[82]</a> https://www.haberler.com/afrika-birligi-ile-kimse-yok-mu-arasinda-dev-7244449-haberi/</p>
<p><a href="#_ftnref83" name="_ftn83">[83]</a> http://www.shaber3.com/afrikada-kimse-yok-mu-araciligiyla-1000-okul-acacak-haberi/1108848/</p>
<p><a href="#_ftnref84" name="_ftn84">[84]</a> https://www.haberler.com/kimse-yok-mu-nun-selsebil-kuyulari-3-bini-gecti-7965759-haberi/</p>
<p><a href="#_ftnref85" name="_ftn85">[85]</a> http://www.corumhaber.net/guncel/kimse-yok-mu-dernegi-kurban-bayraminda-550-bin-kisiye-ulasti-h46295.html</p>
<p><a href="#_ftnref86" name="_ftn86">[86]</a> https://www.haberler.com/tuskon-un-ticaret-koprulerinden-30-milyar-dolar-5555077-haberi/</p>
<p><a href="#_ftnref87" name="_ftn87">[87]</a> http://www.shaber3.com/160-ulkeden-2-500-ogrenci-costuracak-haberi/1256967/</p>
<p><a href="#_ftnref88" name="_ftn88">[88]</a> http://www.fethullahgulen.com/tr/turk-basininda-fethullah-gulen/fethullah-gulen-hakkinda-haberler/fethullah-gulen-hakkinda-2007-haberleri/14594-Zaman-Turkce-Olimpiyatlarina-Avrupa-Dil-Odulu</p>
<p><a href="#_ftnref89" name="_ftn89">[89]</a> https://i.ytimg.com/an_webp/sBJQ93uiMB4/mqdefault_6s.webp?du=3000&amp;sqp=CMrQ0t0F&amp;rs=AOn4CLDga6yXyLL1-SEKP7QGcLsSsOG60A</p>
<p><a href="#_ftnref90" name="_ftn90">[90]</a> https://www.youtube.com/watch?v=qkQMXTDfHpg</p>
<p><a href="#_ftnref91" name="_ftn91">[91]</a> https://www.youtube.com/watch?v=Ph7blwY1qYI</p>
<p><a href="#_ftnref92" name="_ftn92">[92]</a> https://www.youtube.com/watch?v=epTFVNEJERQ</p>
<p><a href="#_ftnref93" name="_ftn93">[93]</a> https://www.youtube.com/watch?v=3paNjUg4FVU</p>
<p><a href="#_ftnref94" name="_ftn94">[94]</a> http://www.bagimsizgazete.com/fransa-cumhurbaskani-hollandeden-turkce-olimpiyatlarina-mesaj/</p>
<p><a href="#_ftnref95" name="_ftn95">[95]</a> https://i.ytimg.com/an_webp/cK5IMuXLyNk/mqdefault_6s.webp?du=3000&amp;sqp=CK_G0t0F&amp;rs=AOn4CLCX595CefK3f7jLHgMMRom52Pf2AQ</p>
<p><a href="#_ftnref96" name="_ftn96">[96]</a> http://arsiv.yenihayatgazetesi.com/19508-19508</p>
<p><a href="#_ftnref97" name="_ftn97">[97]</a> http://www.milliyet.com.tr/bruksel-havalimaninda-patlama/dunya/detay/2213893/default.htm</p>
<p><a href="#_ftnref98" name="_ftn98">[98]</a> https://www.youtube.com/watch?v=pR_SOT1gW4w</p>
<p><a href="#_ftnref99" name="_ftn99">[99]</a> http://www.shaber3.com/eurovision-1-si-jamala-surpriz-yapti-haberi/1258076/</p>
<p><a href="#_ftnref100" name="_ftn100">[100]</a> https://www.youtube.com/watch?v=t51jNqo7tlw</p>
<p><a href="#_ftnref101" name="_ftn101">[101]</a> https://twitter.com/15temmuzgercegi/status/882690389572026373</p>
<p><a href="#_ftnref102" name="_ftn102">[102]</a> https://www.youtube.com/watch?v=lO-3i5OduwI</p>
<p><a href="#_ftnref103" name="_ftn103">[103]</a> http://www.tr724.com/bunlari-da-ortaya-cikarsana-selvi/</p>
<p><a href="#_ftnref104" name="_ftn104">[104]</a> http://www.ihop.org.tr/2018/04/17/olaganustu-hal-uygulamalari-guncellestirilmis-durum-raporu/</p>
<p><a href="#_ftnref105" name="_ftn105">[105]</a> Uluslararası Af Örgütü, Dönüşü Olmayan İhraçlar? Türkiye’de Kamudan İhraç Edilenler İçin Etkin Çözüm Yok</p>
<p><a href="https://www.amnesty.org.tr/public/uploads/files/Purged%20Beyond%20Return_Report_EN.pdf">https://www.amnesty.org.tr/public/uploads/files/Purged%20Beyond%20Return_Report_EN.pdf</a></p>
<p>https://www.amnesty.org.tr/public/uploads/files/Purged%20Beyond%20Return_Report_TR%281%29.pdf</p>
<p><a href="#_ftnref106" name="_ftn106">[106]</a> Uluslararası Af Örgütü, Türkiye: Olağanüstü Hâl Sona Erdi, Ancak İnsan Haklarındaki Geriye Gidişi Tersine Çevirecek Acil Tedbirlere İhtiyaç Var (Haber, 18 Temmuz 2018), https://www.amnesty.org/en/latest/campaigns/2018/07/turkey-state-of-emergency-lifted/</p>
<p><a href="#_ftnref107" name="_ftn107">[107]</a> Uluslararası Af Örgütü, Fırtınaya Göğüs Germek: Türkiye’deki Korku İkliminde İnsan Haklarını Savunmak (İndeks: EUR 44/8200/2018)</p>
<p>https://www.amnesty.org/download/Documents/EUR4482002018TURKISH.PDF</p>
<p><a href="#_ftnref108" name="_ftn108">[108]</a> https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/ARASTIRMA_ONERGESI_GD.onerge_bilgileri?kanunlar_sira_no=1343</p>
<p><a href="#_ftnref109" name="_ftn109">[109]</a> http://www.sosyaldemokratdergi.org/zeynel-emre-15-temmuz-darbe-arastirma-komisyonu-ve-akp/</p>
<p><a href="#_ftnref110" name="_ftn110">[110]</a> http://t24.com.tr/haber/darbe-komisyonu-baskani-petek-fidan-ve-akarin-dinlenmesi-talebini-oylatmadi,377064</p>
<p><a href="#_ftnref111" name="_ftn111">[111]</a> http://www.diken.com.tr/akp-oylariyla-darbenin-siyasi-ayagi-icin-komisyon-onergesi-reddedildi/</p>
<p><a href="#_ftnref112" name="_ftn112">[112]</a> http://zamanamerika.com/haberler/yazarlar/ali-emir-pakkan/15-temmuzda-olenlerin-otopsisi-neden-yapilmadi/</p>
<p><a href="#_ftnref113" name="_ftn113">[113]</a> https://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/can-atakli/balistik-raporlar-neden-aciklanmiyor-1933084/</p>
<p><a href="#_ftnref114" name="_ftn114">[114]</a> https://tr.sputniknews.com/turkiye/201805181033499809-bekir-bozdag-muharrem-ince-gulen-iade/</p>
<p><a href="#_ftnref115" name="_ftn115">[115]</a> https://www.youtube.com/watch?v=bn8I8KPgk70</p>
<p><a href="#_ftnref116" name="_ftn116">[116]</a> https://www.youtube.com/watch?v=ynuQUKinW-0</p>
<p><a href="#_ftnref117" name="_ftn117">[117]</a> http://www.tr724.com/fethullah-gulen-15-temmuz-erdogan-avanesi-tarafindan-kurgulanmis-haince-bir-senaryoydu/</p>
<p><a href="#_ftnref118" name="_ftn118">[118]</a> Alman Focus Dergisi, 24 Temmuz 2016, sayfa: 26</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="t06IALR3W6"><p><a href="http://romanyahaber.com/2016/07/24/focus-dergisi-ingilizler-ipucu-yakaladi-dedi/">ŞOK!!!.. Focus dergisi: İngiliz istihbaratı, Türk hükümetinin darbenin ilk yarım saatindeki maillerini ele geçirdi: YARIN TEMİZLİK BAŞLATILSIN, DARBE GÜLEN&#8217;E YIKILSIN!..</a></p></blockquote>
<p><iframe loading="lazy" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  src="http://romanyahaber.com/2016/07/24/focus-dergisi-ingilizler-ipucu-yakaladi-dedi/embed/#?secret=t06IALR3W6" data-secret="t06IALR3W6" width="600" height="338" title="Gömülü WordPress yazısı" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p><a href="#_ftnref119" name="_ftn119">[119]</a> http://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-38646182</p>
<p><a href="#_ftnref120" name="_ftn120">[120]</a> https://www.youtube.com/watch?v=NuSyeTI1JRM</p>
<p><a href="#_ftnref121" name="_ftn121">[121]</a> <a href="https://medium.com/@HaberdarMedya/nato-kaynaklar%C4%B1-darbe-erdo%C4%9Fan-taraf%C4%B1ndan-tezgahland%C4%B1-cedb6e0d2141">https://medium.com/@HaberdarMedya/nato-kaynaklar%C4%B1-darbe-erdo%C4%9Fan-taraf%C4%B1ndan-tezgahland%C4%B1-cedb6e0d2141</a></p>
<p><a href="https://rifatserdaroglu.com/2017/01/31/haydi-hayirli-isler/">HAYDİ HAYIRLI İŞLER</a></p>
<p><a href="#_ftnref122" name="_ftn122">[122]</a> https://tr.euronews.com/2017/07/13/batili-istihbarat-orgutlerinin-15-temmuz-raporlari</p>
<p><a href="#_ftnref123" name="_ftn123">[123]</a> https://www.youtube.com/watch?v=FgHHHUKXjv4</p>
<p><a href="#_ftnref124" name="_ftn124">[124]</a> http://www.herkul.org/bamteli/bamteli-hizmete-kumpas/</p>
<p><a href="#_ftnref125" name="_ftn125">[125]</a> <a href="https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/gulen-hakkinda/aydinlarin-gozuyle-fethullah-gulen-hocaefendi/45275-donald-daniel">https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/gulen-hakkinda/aydinlarin-gozuyle-fethullah-gulen-hocaefendi/45275-donald-daniel</a></p>
<p>https://fgulen.com/tr/turk-basininda-fethullah-gulen/fethullah-gulen-hakkinda-kose-yazilari/2010-kose-yazilari/18514-Dr-Iman-Kandil-Turkiyede-Sahabe-Ruhunun-Ihyasi</p>
<p><a href="#_ftnref126" name="_ftn126">[126]</a> http://www.shaber3.com/afrikada-kimse-yok-mu-araciligiyla-1000-okul-acacak-haberi/1108848/</p>
<p><a href="#_ftnref127" name="_ftn127">[127]</a> https://www.haberler.com/kimse-yok-mu-nun-selsebil-kuyulari-3-bini-gecti-7965759-haberi/</p>
<p><a href="#_ftnref128" name="_ftn128">[128]</a> https://www.haberler.com/tuskon-un-ticaret-koprulerinden-30-milyar-dolar-5555077-haberi/</p>
<p><a href="#_ftnref129" name="_ftn129">[129]</a> http://www.bankasya.com.tr/docs/pdf/2015_1_donem_solo.pdf</p>
<p><a href="#_ftnref130" name="_ftn130">[130]</a> https://media.turuz.com/her_konu-2019-6/5879-Bir_Portre_Denemesi-M.Fethullah_Gulen-Ali_Unal-1993-223s.pdf</p>
<p><a href="#_ftnref131" name="_ftn131">[131]</a> https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/fethullah-gulenin-gorusleri/2602-Fethullah-Gulen-Papa-Ile-Gorusme</p>
<p><a href="#_ftnref132" name="_ftn132">[132]</a> https://books.google.de/books?id=Xva_CwAAQBAJ&amp;pg=PT251&amp;lpg=PT251&amp;dq=fethullah+g%C3%BClen+gazeteciler+ve+yazarlar+vakf%C4%B1nda+konu%C5%9Ftu&amp;source=bl&amp;ots=1gqHkwktIQ&amp;sig=uRX9iBtnmvo2i8zcMBjMgumXvCY&amp;hl=tr&amp;sa=X&amp;ved=2ahUKEwjQ5OGo4vfdAhVvoosKHaRBDfQ4ChDoATADegQIBhAB</p>
<p><a href="#_ftnref133" name="_ftn133">[133]</a> https://www.youtube.com/watch?v=ynuQUKinW-0</p>
<p><a href="#_ftnref134" name="_ftn134">[134]</a> http://www.hurriyet.com.tr/gundem/musluman-terorist-terorist-musluman-olamaz-63617</p>
<p><a href="#_ftnref135" name="_ftn135">[135]</a> https://fgulen.com/tr/fethullah-gulenin-kursu-akademi-yazilari/fethullah-gulen-2001-kursuleri/11901-Fethullah-Gulen-Musluman-Terorist-Olamaz</p>
<p><a href="#_ftnref136" name="_ftn136">[136]</a> https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/fethullah-gulenin-gorusleri/18889-Fethullah-Gulen-Insan-Haklari</p>
<p><a href="#_ftnref137" name="_ftn137">[137]</a> https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/fethullah-gulenin-gorusleri/223-Fethullah-Gulen-Ataturk-ve-Cumhuriyet-</p>
<p><a href="#_ftnref138" name="_ftn138">[138]</a> https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/fethullah-gulenin-gorusleri/222-Fethullah-Gulen-Laiklik</p>
<p><a href="#_ftnref139" name="_ftn139">[139]</a> https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/fethullah-gulenin-gorusleri/227-Fethullah-Gulen-Devlet-ve-Seriat</p>
<p><a href="#_ftnref140" name="_ftn140">[140]</a> https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/fethullah-gulenin-gorusleri/221-Fethullah-Gulen-Demokrasi</p>
<p><a href="#_ftnref141" name="_ftn141">[141]</a> https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/fethullah-gulenin-gorusleri/3630-Fethullah-Gulen-Siyaset</p>
<p><a href="#_ftnref142" name="_ftn142">[142]</a> https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/fethullah-gulenin-gorusleri/225-Fethullah-Gulen-Cihad-ve-Teror</p>
<p><a href="#_ftnref143" name="_ftn143">[143]</a> https://www.mgk.gov.tr/index.php/26-mayis-2016-tarihli-toplanti</p>
<p><a href="#_ftnref144" name="_ftn144">[144]</a> https://www.youtube.com/watch?v=amwB0RaMpoc</p>
<p><a href="#_ftnref145" name="_ftn145">[145]</a> https://www.takvim.com.tr/guncel/2016/05/30/hukumetten-onemli-feto-karari</p>
<p><a href="#_ftnref146" name="_ftn146">[146]</a> http://www.iha.com.tr/haber-cumhurbaskani-erdogan-ihanetin-bedelini-cok-agir-odeyecekler-573526/</p>
<p><a href="#_ftnref147" name="_ftn147">[147]</a> http://www.trt.net.tr/francais/turquie/2016/08/19/article-d-ibrahim-kalin-bruxelles-a-un-probleme-555000</p>
<p><a href="#_ftnref148" name="_ftn148">[148]</a> http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/604177/HSYK__ihraclarin_neden_darbeyi_bekledigini_acikladi.html</p>
<p><a href="#_ftnref149" name="_ftn149">[149]</a> Yeni Nesil Terör: FETÖ nün Analizi, FETÖ Çalıştay Raporu; Polis Akademisi Başkanlığı, Ekim 2017, Ankara, sayfa: 36</p>
<p>https://www.pa.edu.tr/Upload/editor/files/1-YEN%C4%B0%20NES%C4%B0L%20TER%C3%96R-FETONUN%20ANALIZI.pdf</p>
<p><a href="#_ftnref150" name="_ftn150">[150]</a> https://www.youtube.com/watch?v=7-6yLn233fk</p>
<p><a href="#_ftnref151" name="_ftn151">[151]</a> http://www.internethaber.com/bank-asyada-parasi-olanlar-ne-yapacak-tmsf-acikladi-1701435h.htm</p>
<p><a href="#_ftnref152" name="_ftn152">[152]</a> https://tr.wikipedia.org/wiki/Kimse_Yok_Mu_Derne%C4%9Fi</p>
<p><a href="#_ftnref153" name="_ftn153">[153]</a> http://www.yenicaggazetesi.com.tr/erdoganin-kimse-yok-mu-dernegine-destek-goruntuleri-ortaya-cikti-451v.htm</p>
<p><a href="#_ftnref154" name="_ftn154">[154]</a> http://www.ihop.org.tr/wp-content/uploads/2018/04/Ola%C4%9Fan%C3%BCst%C3%BC-Hal_17042018.pdf</p>
<p><a href="#_ftnref155" name="_ftn155">[155]</a> https://www.star.com.tr/yazar/hukukcu-diyor-ki-yazi-1227444/</p>
<p><a href="#_ftnref156" name="_ftn156">[156]</a> AİHM, BN: 49017/99, KT: 17/12/2004, (Büyük Daire), Pedersen and Baadsgaard/Denmark, pr 71</p>
<p>AİHM, BN: 17224/11, KT: 27/06/2017, (Büyük Daire), Medžlıs Islamske Zajednıce Brčko and Others/Bosnıa</p>
<p>and Herzegovına, pr 86-88</p>
<p><a href="#_ftnref157" name="_ftn157">[157]</a> https://www.youtube.com/watch?v=IpNuAb2aIjo</p>
<p><a href="#_ftnref158" name="_ftn158">[158]</a> http://zikipedia.herokuapp.com/wiki/Zaman_gazetesi#%C3%96d%C3%BCller</p>
<p><a href="#_ftnref159" name="_ftn159">[159]</a> http://www.habervitrini.com/medya/zaman-gazetesine-uluslararasi-tasarim-oskari-verildi-61007</p>
<p><a href="#_ftnref160" name="_ftn160">[160]</a> http://www.medyaradar.com/zaman-gazetesine-uluslararasi-baski-kalitesi-odulu-haberi-48948</p>
<p><a href="#_ftnref161" name="_ftn161">[161]</a> http://zaman.bg/toplumsal-barisa-katki-odulleri-sahiplerini-buldu/</p>
<p><a href="#_ftnref162" name="_ftn162">[162]</a> Yeni Nesil Terör: FETÖ nün Analizi, FETÖ Çalıştay Raporu; Polis Akademisi Başkanlığı, Ekim 2017, Ankara, sayfa: 38</p>
<p>https://www.pa.edu.tr/Upload/editor/files/1-YEN%C4%B0%20NES%C4%B0L%20TER%C3%96R-FETONUN%20ANALIZI.pdf</p>
<p><a href="#_ftnref163" name="_ftn163">[163]</a> https://magdurhakimlervesavcilar.wordpress.com/2017/05/19/ugruna-onlarca-sahte-fotomontaj-ve-mesaj-icerigi-haberi-yapilan-ama-sonradan-vazgecilen-bir-yalan-darbe-sirasinda-bylock-kullanildi/</p>
<p><a href="#_ftnref164" name="_ftn164">[164]</a> https://mobile.twitter.com/EmreErcis1/status/914168446270795777</p>
<p><a href="#_ftnref165" name="_ftn165">[165]</a> http://odatv.com/birileri-bylocku-sifirliyor-2002171200.html</p>
<p><a href="#_ftnref166" name="_ftn166">[166]</a> http://m2.shaber3.com/mahkemeye-gonderilen-bylock-icerik-raporu-herkesi-guldurdu-haberi-1292738.html</p>
<p><a href="#_ftnref167" name="_ftn167">[167]</a> https://mobile.twitter.com/EmreErcis1/status/914168446270795777</p>
<p><a href="#_ftnref168" name="_ftn168">[168]</a> https://twitter.com/tuncaybesikci/status/1051017522399637504</p>
<p><a href="#_ftnref169" name="_ftn169">[169]</a> http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/893991/Bassavcilik_tan_davalarin_seyrini_degistirecek_ByLock_aciklamasi__1000_kisinin_tahliyesini_isteyecegiz.html</p>
<p><a href="#_ftnref170" name="_ftn170">[170]</a> http://www.trthaber.com/m/?news=hukukcular-mor-beyin-tuzagini-kamuoyu-ile-paylasti&amp;news_id=345241&amp;category_id=2</p>
<p><a href="#_ftnref171" name="_ftn171">[171]</a> https://www.memurlar.net/haber/738299/4-uzman-bylock-icin-ozel-rapor-hazirladi.html</p>
<p><a href="#_ftnref172" name="_ftn172">[172]</a> https://odatv.com/yazar/muyesser-yildiz/40-bin-kisilik-yeni-bylock-skandali-mi-25091830.html</p>
<p><a href="#_ftnref173" name="_ftn173">[173]</a> https://mobile.twitter.com/eminagaoglu/status/914108825313189888</p>
<p><a href="#_ftnref174" name="_ftn174">[174]</a> http://www.shaber3.com/61-akpli-milletvekili-ve-bakanda-bylock-var-haberi/1286825/</p>
<p><a href="#_ftnref175" name="_ftn175">[175]</a> https://web.archive.org/web/20150322201135/https://play.google.com/store/apps/details?id=net.client.by.lock.</p>
<p><a href="#_ftnref176" name="_ftn176">[176]</a> http://www.hurriyet.com.tr/iste-by-lock-david-keynes-40257030</p>
<p><a href="#_ftnref177" name="_ftn177">[177]</a> <a href="http://www.hurriyet.com.tr/iste-by-lock-david-keynes-40257030">http://www.hurriyet.com.tr/iste-by-lock-david-keynes-40257030</a></p>
<p><a href="#_ftnref178" name="_ftn178">[178]</a> <a href="https://apkpure.com/bylock-secure-chat-talk/net.client.by.lock">https://apkpure.com/bylock-secure-chat-talk/net.client.by.lock</a></p>
<p><a href="#_ftnref179" name="_ftn179">[179]</a> AYM, BN: 2013/533, T: 09/01/2014</p>
<p><a href="#_ftnref180" name="_ftn180">[180]</a> AİHM, BN: 9248/81, KT: 26/03/1987, Leander/İsveç, pr: 48,59; AİHM, BN: 27798/95, KT: 16/02/2000, Amann/İsviçre, pr: 65, 69,70; AİHM, BN: 28341/95, KT: 02/05/2000, Rotaru/Romanya, pr: 43, 44; vb</p>
<p><a href="#_ftnref181" name="_ftn181">[181]</a> <a href="https://mobile.twitter.com/HuseyinAygun62/status/869102566029881344">https://mobile.twitter.com/HuseyinAygun62/status/869102566029881344</a></p>
<p>https://mobile.twitter.com/Aylinozcelik3/status/804292919465283585</p>
<p><a href="#_ftnref182" name="_ftn182">[182]</a> AİHM, İkinci Daire, Sezgin TANRIKULU / Türkiye, BN: 27473/06, KT: 18/07/2017</p>
<p><a href="#_ftnref183" name="_ftn183">[183]</a> AİHM, İkinci Daire, Sezgin TANRIKULU / Türkiye, BN: 27473/06, KT: 18/07/2017, Paragraf: 56; bkz. Avrupa Entegrasyonu ve İnsan Hakları Derneği ve Ekimdzhiev / Bulgaristan, no 62540/00, § 80, 28 Haziran 2007, Liberty and Others &#8211; Birleşik Krallık, no 58243/00, §§ 64 ve 65 1 Temmuz 2008 Klass ve Diğerleri / Almanya, 6 Eylül 1978, § 51, Seri A no. 28, Kennedy &#8211; Birleşik Krallık, no. 26839/05, § 160, 18 Mayıs 2010 ve Roman Zakharov, § 264</p>
<p><a href="#_ftnref184" name="_ftn184">[184]</a> https://foxitsecurity.files.wordpress.com/2017/09/bylock-fox-it-expert-witness-report-english</p>
<p><a href="#_ftnref185" name="_ftn185">[185]</a> https://www.europol.europa.eu/newsroom/news/closing-online-crime-attribution-gap-european-law-enforcement-tackles-carrier-grade-nat-cgn</p>
<p><a href="#_ftnref186" name="_ftn186">[186]</a> https://koray.peksayar.org/bylock-kullanici-tespitleri-ve-yargilamalara-etkisi-uzerine-degerlendirmeler/</p>
<p><a href="#_ftnref187" name="_ftn187">[187]</a> https://odatv.com/yazar/muyesser-yildiz/40-bin-kisilik-yeni-bylock-skandali-mi-25091830.html</p>
<p><a href="#_ftnref188" name="_ftn188">[188]</a> https://tr.wikipedia.org/wiki/Gladio</p>
<p><a href="#_ftnref189" name="_ftn189">[189]</a> https://en.wikisource.org/wiki/European_Parliament_resolution_on_Gladio</p>
<p><a href="#_ftnref190" name="_ftn190">[190]</a> <a href="http://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=uriserv:OJ.C_.1990.324.01.0186.01.ENG">http://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=uriserv:OJ.C_.1990.324.01.0186.01.ENG</a> (No C 324/201)</p>
<p><a href="#_ftnref191" name="_ftn191">[191]</a> <a href="https://www.youtube.com/watch?v=lA23871bsho">https://www.youtube.com/watch?v=lA23871bsho</a></p>
<p><iframe loading="lazy" width="1220" height="686" src="https://www.youtube.com/embed/93iBJTP50fk?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="#_ftnref192" name="_ftn192">[192]</a> İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (TMK 10. Maddesi ile Yetkili) E: 2009/191, K: 2013/95 sayılı gerekçeli</p>
<p>kararı, Giriş bölümü, sayfa: 2, dipnot: 2</p>
<p><a href="#_ftnref193" name="_ftn193">[193]</a> <a href="http://www.ab.gov.tr/files/AB_Iliskileri/AdaylikSureci/IlerlemeRaporlari/Turkiye_Ilerleme_Rap_2002.pdf">http://www.ab.gov.tr/files/AB_Iliskileri/AdaylikSureci/IlerlemeRaporlari/Turkiye_Ilerleme_Rap_2002.pdf</a></p>
<p>http://www.ab.gov.tr/files/5%20Ekim/son__2016_ilerleme_raporu_tr.pdf</p>
<p><a href="#_ftnref194" name="_ftn194">[194]</a> <a href="https://www.youtube.com/watch?v=Epr3n9wSdbQ">https://www.youtube.com/watch?v=Epr3n9wSdbQ</a></p>
<p>http://www.gazetevatan.com/-evet-ergenekon-un-savcisiyim&#8211;189246-siyaset/</p>
<p><a href="#_ftnref195" name="_ftn195">[195]</a> https://www.haberler.com/ab-den-ergenekon-davasina-destek-demokrasi-icin-haberi/</p>
<p><a href="#_ftnref196" name="_ftn196">[196]</a> <a href="http://www.ab.gov.tr/files/AB_Iliskileri/AdaylikSureci/IlerlemeRaporlari/turkiye_ilerleme_rap_2010.pdf">http://www.ab.gov.tr/files/AB_Iliskileri/AdaylikSureci/IlerlemeRaporlari/turkiye_ilerleme_rap_2010.pdf</a></p>
<p>sayfa: 7</p>
<p><a href="#_ftnref197" name="_ftn197">[197]</a> <a href="https://www.youtube.com/watch?v=qOy0LQAksjo">https://www.youtube.com/watch?v=qOy0LQAksjo</a></p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=nPOmZvLi-9s">https://www.youtube.com/watch?v=nPOmZvLi-9s</a></p>
<p><iframe loading="lazy" src="https://player.vimeo.com/video/51264002?app_id=122963" width="440" height="360" frameborder="0" title="Akepe&#039;nin PKK ile oslo g&ouml;r&uuml;şmeleri  ses kaydı" allow="autoplay; fullscreen" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="#_ftnref198" name="_ftn198">[198]</a> http://www.star.com.tr/yazar/ellerinde-nur-mu-var-topuz-mu-yazi-820061/</p>
<p><a href="#_ftnref199" name="_ftn199">[199]</a> AİHM, T: 10/02/2012, Başvuru No: 28484/10, Çetin DOĞAN v. Türkiye</p>
<p>AİHM, T: 12/02/2013, Başvuru No: 53329/12, Ali Rıza SÖZEN v. Türkiye</p>
<p>AİHM, T: 19/02/2013, Başvuru No: 58223/10, Cem Aziz ÇAKMAK v. Türkiye</p>
<p><a href="#_ftnref200" name="_ftn200">[200]</a> Yargıtay 9. CD, T: 2013/9110, K: 2013/12351, sh: 17</p>
<p><a href="#_ftnref201" name="_ftn201">[201]</a> Yargıtay 9. CD, T: 2013/9110, K: 2013/12351, sh: 20</p>
<p><a href="#_ftnref202" name="_ftn202">[202]</a> https://tr.sputniknews.com/turkiye/201810021035483225-istinaf-mahkemesi-altanlar-ile-ilicak-in-cezasini-onadi/</p>
<p><a href="#_ftnref203" name="_ftn203">[203]</a> http://image.haber7.com/haber/haber7/archive/tarafffjpg_h823.jpg</p>
<p><a href="#_ftnref204" name="_ftn204">[204]</a> http://t24.com.tr/haber/iste-ahmet-altanin-savunmasinin-tam-metni,409761</p>
<p><a href="#_ftnref205" name="_ftn205">[205]</a> <a href="http://www.haberturk.com/video/haber/izle/emekli-org-cetin-dogan-teke-tekte/40724">http://www.haberturk.com/video/haber/izle/emekli-org-cetin-dogan-teke-tekte/40724</a></p>
<p><a href="http://www.sacitaslan.com/cetin-dogan-pasa-serefi-ustune-yemin-etti-video-5964">http://www.sacitaslan.com/cetin-dogan-pasa-serefi-ustune-yemin-etti-video-5964</a></p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=vH9jIglznDg">https://www.youtube.com/watch?v=vH9jIglznDg</a></p>
<p><a href="#_ftnref206" name="_ftn206">[206]</a> AİHM, T: 10/02/2012, BN: 28484/10, Çetin DOĞAN v. Türkiye, pr: 82</p>
<p><a href="#_ftnref207" name="_ftn207">[207]</a> https://www.timeturk.com/tr/2010/09/22/10-bin-terorist-yetistirdim.html</p>
<p><a href="#_ftnref208" name="_ftn208">[208]</a> https://www.youtube.com/watch?v=KrWwZEO2gWE</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>15 TEMMUZDAN BU YANA TÜRKİYE’DE YARGI VE YARGI MENSUPLARI</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2018/11/06/15-temmuzdan-bu-yana-turkiyede-yargi-ve-yargi-mensuplari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Weiser NİCHT]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Nov 2018 23:28:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[Weiser NİCHT]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1466</guid>

					<description><![CDATA[1.     15 Temmuz ve Yargı Mensupları Türkiye’de 15 Temmuz 2016 akşam saatlerinde başarısız bir darbe girişimi yaşandı. 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece olaylar hala devam ederken sabaha karşı saat 03.00 sularında TV lerde 2 Anayasa Mahkemesi Üyesi, 5 HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) üyesi, 140 Yargıtay üyesi, 48 Danıştay üyesi ve 2.745 hâkim-savcı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><a name="_Toc516074234"></a>1.     15 Temmuz ve Yargı Mensupları</h1>
<p>Türkiye’de 15 Temmuz 2016 akşam saatlerinde başarısız bir darbe girişimi yaşandı. 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece olaylar hala devam ederken sabaha karşı saat 03.00 sularında TV lerde 2 Anayasa Mahkemesi Üyesi, 5 HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) üyesi, 140 Yargıtay üyesi, 48 Danıştay üyesi ve 2.745 hâkim-savcı hakkında darbeye iştirak ettikleri gerekçesiyle yakalama kararı çıkarıldığı haberleri yayınlanmaya başlandı. Yargı mensuplarının pek çoğu önce gözaltına alınıp, sonra da tutuklandılar. Takip eden dönemde ek soruşturmalarla mesleğinden ihraç edilen ve gözaltına alınarak tutuklanan yargı mensuplarının sayısı 5.000 lere ulaştı. Bu sayıya askeri yargı, Sayıştay gibi yargı kuruluşları ile Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi kimi uluslararası kurumlarda yer alan hakimler ile hâkim adayları da eklenince rakam 6.000’nin üzerine çıkmaktadır.</p>
<p>Daha olayların başlamasından saatler sonra, hatta bazı yerlerde hala devam ederken Türk yargısının neredeyse üçte biri, takip eden dönemde yarıya yakını hakkında gözaltı ve yakalama kararı verilmesini makul görmek ve iyi niyetle bağdaştırmak imkansızdır.</p>
<p>Olayların başladığı andan itibaren gözaltı haberlerine kadar geçen süre, gözaltı kararı veren ve uygulayan savcı bakımından, sadece isimleri yazdırması için bile yetmemektedir. Bu durumda, aslında isimlerin önceden belirlendiği, fişleme veya istihbarat kayıtları üzerinden soruşturmaların yürütüldüğü akla gelmektedir.</p>
<p>Nitekim, başlangıçta darbeye teşebbüsten tutuklamaların yapıldığı açıklanmasına rağmen, sonradan HSYK Başkan Vekili Mehmet YILMAZ verdiği röportajda ‘hâkim-savcıları darbe teşebbüsünden tutuklanmadığını, zaten iki yıldan fazla süredir devam edegelen soruşturma yürüttüklerini söyledi<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a>.</p>
<p>Çorum Cumhuriyet Başsavcısı Ömer Faruk Yurdagül ‘operasyonları 1 Eylül 2016 tarihinden itibaren başlatmayı planlarken 15 Temmuz darbe girişimi olunca soruşturma işlemlerinin hızlandırıldığını’ belirtti<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a>.</p>
<h1><a name="_Toc516074235"></a>2.     Türk Mevzuatına Göre Yargı Mensuplarının Soruşturulması</h1>
<p>TC Anayasası madde 138 e göre “Hakimler görevlerinde bağımsızdırlar, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.” Madde 139 a göre de “Hakimler ve savcılar azlolunamazlar, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.” Madde 140 ile de mahkemelerin bağımsızlığı, hakimlik teminatı güvenceye bağlanmış; hâkim-savcılar hakkında disiplin soruşturması veya suç soruşturması ve kovuşturmasının özel usule tabi olduğu belirtilmiştir.</p>
<p>Yargı mensuplarının tabi oldukları teşkilat kanunları da Anayasa’ya uygun olarak soruşturma ve kovuşturmalar için özel usuller öngörmüşlerdir. Örneğin, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun 16 ve 17.; 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu 38.; 2797 sayılı Yargıtay Kanunu 46.; Danıştay Kanunu 46.; 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu 82-93. maddelerde yüksek yargı ve ilk derece yargısı mensupları hakkında, soruşturma ve kovuşturma işlemleri hakkında özel usuller tesis edilmiştir.</p>
<p>Bu hükümler adeta yok sayıldı ve ilgili yasal ve anayasal güvencelerin gereği yerine getirilmeyerek, gözaltına alma, tutuklama, meslekten ihraç, ev ve işyeri aramaları ve tutuklama kararları verildi. Sonradan bazı kanun hükmünde kararnamelerle, fiilen uygulanan usuller kanun hükmü haline getirildi. Ancak evvela, bu durum önceden yapılan usulsüz işlemleri geçerli hale getirmez; ikincisi, kanun hükmünde kararname ile ceza ve usul yasalarında değişiklik yapılması Anayasaya aykırıdır; üçüncüsü, halihazırdaki dosyaların kahir ekseriyetinde buna göre işlemler yapılmış veya tekrarlanmış değildir.</p>
<p>Türk hükümeti, yaşanan süreç ve gelinen nokta için bir milat ve dönüm noktası olan 17/25 Aralık 2013 den itibaren mevzuatta pek çok değişikliğe gitti. İktidar partisi bu yenilikleri ve değişiklikleri Meclisteki çoğunluğundan yararlanarak zorlanmadan sonuçlandırdı. Bu kapsamda 5271 sayılı CMK 161. maddesine, 6526 sayılı Kanunla 8. fırka eklenerek savcılara, terör suçları hakkında, şüphelilerin statüsü nedeniyle tabi oldukları özel kanunlarda belirtilen soruşturma usullerini bertaraf ederek, genel hükümlere göre soruşturma yapma yetkisi verildi.</p>
<p>Binlerce hâkim-savcı, 15 Temmuz darbe teşebbüsüne iştirak ettikleri gerekçesiyle gözaltına alındı veya tutuklandılar. Soruşturma makamları, isnat edilen suçun niteliği gereği, hakimlik teminatına bağlı özel soruşturma usulünün uygulanmasına gerek bulunmadığını, belirtilen değişiklik nedeniyle, savcıların genel yetki ile soruşturma yapabileceklerini, bahsi geçenlerin de gözaltına alınıp tutuklanabileceğini ileri sürdüler.</p>
<p>Bu argümanın ve görüşün içerik itibariyle doğruluğu ve isabeti tartışmaya açıktır. Ancak buna gerek de kalmadı. Çünkü tutuklanan yargı mensuplarının darbeye iştiraklerine ilişkin hiçbir delil, hatta emare yoktu. Nitekim yukarıda açıklandığı gibi bunu bizzat devlet yetkilileri, soruşturma makamları ve görevlileri, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu temsilcileri açıklıkla ifade ettiler.</p>
<p>Bu durumda özel soruşturma usullerinin bypass edilme gerekçesi ortadan kalkmış oldu. Hukukun ilkeleri gereği, soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin durdurulması, özel usullere ilişkin eksikliklerin tamamlanması, işlemlerin yenilenmesi gerekiyordu. Hiç birisi yapılmadı. Bunun yerine, soruşturmaları sürdüren ve yargı mensuplarını içerde tutan makamlar, merciler bu kez, bahsi geçenlerin ‘terör örgütü üyeliğinden soruşturulduğunu ve suçüstü halinde işlem yapıldığını; örgüt üyeliğinin devam edip giden bir suç olması nedeniyle suçüstü hükümlerinin uygulanacağını, suçüstü halinde de özel usullerin bypass edilebileceğini’ ileri sürdüler.</p>
<p>Ancak bu argüman da doğru değildir. Çünkü, iddiaya göre suç tarihi olan 15 Temmuz itibariyle hukuken tespiti yapılmış ve tanımlanmış bir terör örgütü yoktu. Cumhurbaşkanı Erdoğan<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a>, Başbakan, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, Adalet Bakanı gibi etkili ve yetkili devlet erkanı, ‘Gülen Hareketi mensuplarının 15 Temmuz darbe girişimiyle terör örgütüne dönüştüğünü’ söylediler<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a>. Keza aynı iddia ve argüman bu süreçte yazılan iddianamelerin çoğunda da belirtilmektedir. Dolayısıyla binlerce yargı mensubu olmayan bir terör örgütü nedeniyle gözaltına alınıp tutuklanmışlardır.</p>
<p>Görüldüğü gibi yargı teşkilatının yarıya yakınının, Anayasayı, kanunları ve usul hükümlerini hiçe sayarak, tutuklanması ve ihraç edilmesine sebep olarak gösterilen ‘1) darbe teşebbüsüne iştirak ettiler veya 2) terör örgütü üyesiydiler’ iddiası ve olgusu gerçek ve doğru değildir. Netice olarak, disiplin yönüyle HSYK, AYM, Yargıtay, Danıştay ve ilgili diğer kurumların yaptığı ihraç veya başkaca ceza işlemleri; yine adli makamların yaptıkları soruşturma ve kovuşturma işlemleri usulsüzdür, hukuktan ve kanuni dayanaktan yoksundur.</p>
<h1><a name="_Toc516074236"></a>3.     HSYK Genel Kurulu Kararları ve Değerlendirilmesi</h1>
<p>HSYK Genel Kurulu 24/08/2016 Tarih ve Karar No: 2016/426 sayılı kararıyla, 2.847 hâkim-savcıyı ihraç etti. Sonradan benzer mahiyetteki kararlarla bu sayı beş binlere yaklaştı. Yargı teşkilatındaki hâkim-savcıların neredeyse yarıya yakını tasfiye edilirken, başta masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı, savunma hakkı olmak üzere disiplin hukuku veya ceza hukukunun gerektirdiği hakların hiçbiri tanınmadı. Savunmaları dahi alınmadı. Bir işlemin muhakeme, soruşturma, kovuşturma, yargılama olduğunu söyleyebilmek için zorunlu olan, iddia-savunma-tahlil silsilesi veya mekanizması işletilmedi. 61 sayfalık kararda genel, afaki açıklamalardan sonra ‘ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının meslekten çıkarılmalarına’ denildi.</p>
<p>Oysa ki, soruşturmanın veya yargılamanın zorunlu gereği olarak, her bir kişi hakkındaki iddialar somutlaştırılmalı, ilgilinin savunması ve diyecekleri sorulmalı, sonrasında hukuk biliminin usul ve yöntemleriyle iddia ve savunma muhakemeye tabi tutularak sonuca gidilmeliydi.</p>
<p>Somut ve basit bir örnek: HSYK Genel Kurul kararındaki gerekçe ve açıklamaların hemen hepsi ceza mahkemelerinin işlemleri hakkındadır. Halbuki meslekten çıkarılanların önemli bir kısmı hukuk mahkemesi hâkimleridir.</p>
<p>“Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin mülakat yaptığı kaynakların gösterdiğine göre; ilk derece mahkemelerinden atılan hâkimler hakkında yapılan işlemlerin tamamı keyfidir. Bu işlemler esnasında standart hukuksal prosedürlere uyulmamıştır: Masumiyeti esas alan temel prensibe uyulmamış, tutuklamaya esas olan delil gösterme konusu ihlal edilmiş, suçun kişiselliği ilkesi çiğnenmiş ve hakimlere kendilerini savunma hakkı verilmemiştir”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></p>
<h1><a name="_Toc516074237"></a>4.     Yargı Mensuplarına Sosyal Tecrit ve Soykırım</h1>
<p>16 Temmuz sabahından itibaren binlerce yargı mensubu gözaltına alınıp tutuklanırken, dışardaki aileleri de olağanüstü uygulamalarla hayattan dışlandı. Peş peşe çıkarılan KHK’lar ile sadece haklarında soruşturma veya kovuşturma yapılan yargı mensupları değil, eşleri ve çocukları hakkında doğrudan sonuç doğuran ve haklarını ihlal eden, hatta kazanılmış haklarını ellerinden alan uygulamalara gidildi.</p>
<p>İlkokullarda bile bazı öğretmenler, babası veya annesi tutuklanan çocuğu tahtaya kaldırıp ‘tükürün hainlerin yüzüne’ diyecek kadar tuhaf davranışlar sergilediler.</p>
<p>Bazı okullarda ebeveynlerinden dolayı kaydı silinen öğrenciler oldu. Sırf hâkim eş nedeniyle, diğer eş de, hakkında bir soruşturma olmadığı halde özel ve kamusal işlerinden atıldılar. Haklarında kesinleşen bir hüküm olmadığı ve avukatlığa engel teşkil edecek bir durumları bulunmadığı halde avukatlık yapmak isteyen ve üstelik baro tarafından kabul kararı verildiği halde adalet bakanlığının devreye girmesi ile bu kişilerin avukatlık yapması engellendi. Zor durumda olan bu insanlar birbirleri ile temas kurarken veya yardımlaşırken, insani olan bu eylem de soruşturmaya konu edildi. Kamusal sınavlara giren ve başarılı olan çocukları, bir suçları olmadığı halde özel ya da kamusal görevlere kabul edilmediler. Kimlerle sosyal ilişki kuruyorlarsa bu kişiler de soruşturulduklarından, adeta toplumsal izolasyona maruz bırakıldılar.</p>
<h2><a name="_Toc516074238"></a>4.1. Pasaportlar</h2>
<p>Anayasa ve uluslararası sözleşmelerin garantisi altında bulunan serbest dolaşım hakları hâkim ve savcılardan alındığı gibi eş ve çocuklarından da bu haklar alınmıştır. Bir mahkeme kararı olmaksızın tüm aile pasaportlarına el konularak seyahat özgürlükleri kısıtlanmıştır. Yurt dışında okumak isteyen öğrencilerin pasaportlarına el konulduğu için çocuklar öğrenim haklarından mahrum bırakılmışlardır.</p>
<h2><a name="_Toc516074239"></a>4.2. Beylik Silahları</h2>
<p>Devletin ruhsatlı verdiği silahlar evlerinden usulsüz el konularak, bu izinli silahlar, “silahlı terör örgütüne” konu edilmiş ve böylece yasal statülü silahlar bir idari karar ile suç unsuru haline getirilmiştir.</p>
<p>Bu durumu, iktidarın halkı hatta 15 Temmuz öncesinden beri silahlandırdığı<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> gerçeği ile birlikte düşünmek gerekir.</p>
<h2><a name="_Toc516074240"></a>4.3. Lojmanların Boşaltılması</h2>
<p>İnsanlık dışı bir şekilde, hâkim ve savcı eşler tutuklanırken, kendilerinin ailelerine veya yetişkin çocuklarına yeni bir ev kiralama ve taşınma için makul süre verilmeden, kiralarını bir ay öncesinden peşin ödemiş oldukları ve normalde 3 ay içerisinde tahliye etmeleri gereken lojmanlardan 15 gün içerisinde kolluk zoruyla eşyaları sokaklara atılmak suretiyle onur kırıcı bir muamele ile tahliyeleri sağlanmış, onlarca çocuğun sokakta kalmalarına göz yumulmuştur.</p>
<h2><a name="_Toc516074241"></a>4.4. Malvarlıklarına El Konulması</h2>
<p>Tüm bu hâkim ve savcıların, taşınır, taşınmaz mallar ile banka hesaplarına el konulmuş, hatta o ayda çalışmış olmalarına bakılmaksızın verilen maaşın geri ödenmesi için haciz kararı çıkartılmıştır. Bu el koyma işleminin Türk Hukuk sisteminde yasal bir dayanağı yoktur. Çünkü bu mallar terörden elde edilen mallar olmayıp, bizzat devlete yapılan hizmet karşılığında devletin verdiği maaş ile ortaya çıkan değerlerdir.</p>
<h2><a name="_Toc516074242"></a>4.5. Emeklilik ve tazminat Haklarının Verilmemesi, Maaş Ödenmemesi, sigorta haklarının yok edilmesi…</h2>
<p>Yıllarca devlete hizmet eden bu kişilerin işlerine son verilirken, çalıştıkları süre içerisinde tazminat ve emeklilik için maaşlarından peşin kesilen ve kendi hakları olan emeklilik, sigorta ve tazminat haklarından mahrum bırakılarak gelecekte kesin olan bir alacak hakkından yoksun bırakılmış, mülkiyet hakları bu suretle ihlal edilmiştir.</p>
<h2><a name="_Toc516074243"></a>4.6. Tahliye Olanlara Özel Sektörde Bile İş Bulmasına Müsaade Edilmiyor</h2>
<p>Pek çok yargı mensubu, tahliye olduktan sonra, hakkındaki karar kesinleşmemiş olsa bile kamusal görevinden uzaklaştırıldığından, KHK’lar gereği kamu sektöründe zaten görev alamadığından, mecburen özel sektörde iş arayışına girmektedir. Sosyal medyada ve internette bu maksatla iş arayışına ilişkin ilanlara ve duyurulara rastlanmaktadır<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a>.</p>
<p>Hatta bayan yargı mensuplarından, kendinin ve çocuklarının beslenme ihtiyacını karşılayabilmek için evlere temizliğe gittiğine dair azımsanmayacak örnekler vardır<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a>.</p>
<p>Kamuoyuna yansıyan vakıalara göre, özel sektör de hakkında soruşturması olan kişileri işe almaktan çekinmekte, çalıştırsa bile kayıt dışı çalıştırmakta, resmi evrakta göstermemektedir. Bu da ilgili kişinin sağlık ve sosyal güvenceden mahrum olmasını netice vermektedir.</p>
<h1><a name="_Toc516074244"></a>5.     Vahim Örnekler</h1>
<p>Başlangıçta binlerce yargı mensubu, hâkim-savcı AYM, Yargıtay ve Danıştay üyesi, darbeye iştirak ettikleri gerekçesiyle gözaltına alıp sonra da tutuklandılar. Kısa bir süre sonra ise, bunların darbeye iştirak etmedikleri, ama örgüt üyesi oldukları gerekçesiyle tutuklandıkları açıklandı. Buna rağmen cezaevlerinde en ağır şartlarda tutulan, hücre veya tam tecrit şartlarında zorla alıkonulan kesimin başında da yine yargı mensupları gelmektedir<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a>.</p>
<h2><a name="_Toc516074245"></a>5.1.         Mustafa ERDOĞAN</h2>
<p>Yargıtay Üyesi Mustafa ERDOĞAN, 15 Temmuz’dan sonra yaşanan hukuksuzlukları görünce teslim olmak yerine saklanmayı tercih etmişti. Ancak rahatsızlanıp hastaneye kaldırılınca beyin tümörü teşhisi konuldu, ameliyat edildi. Bu sırada güvenlik görevlileri fart edince 3 Şubat 2017 de tutuklandı. Yoğun bakım ünitesinde bile kapısında nöbetçiler bekledi. Bu şartlarda ve hastanede olmasına rağmen kızıyla dahi görüşmesine izin verilmedi. Avukatının mahkemeden tahliye talepleri, Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuru sonuçsuz kaldı. Komaya girip bilinci kapandıktan sonra tahliye edildi, dört gün sonra da vefat etti<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a>.</p>
<h2><a name="_Toc516074246"></a>5.2.         Teoman GÖKÇE</h2>
<p>Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu eski üyelerinden Teoman GÖKÇE şüpheli şekilde vefat etti<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a>. Cezaevi idaresi ölüm sebebini kalp krizi olarak açıklasa da ailesi tatmin olmadı. Gerçek ölüm sebebinin araştırılmasını için çaba sarf ediyorlar. İki yıla yakın süredir tutuklu bulunmasına rağmen henüz duruşması yapılmamıştı. Üstelik fiilen hücre şartlarıyla aynı ortamda mutlak tecrit hapsinde tutuluyordu.</p>
<h2><a name="_Toc516074247"></a>5.3.         Seyfullah ÇAKMAK</h2>
<p>Seyfullah ÇAKMAK bakıma muhtaç ve babalarına bağımlı iki yetişkin çocuğu olmasına rağmen tutuklandı, uzun süre hücrede tutuldu<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a>. Eşi çocuklarının durumunu da belirtip tahliye talebiyle dilekçe verdi. “Çocukların Çocuk Esirgeme Kurumuna alınabileceği” cevabını aldı. Ayrıca eşinin Kocaeli’nden Silivri’ye nakledildiğini öğrendi. Aile Kocaeli’nde oturuyordu. Bakıma muhtaç çocuklar nedeniyle Kocaeli’nde bile ziyaretlerde zorluklar yaşayan Bayan ÇAKMAK için, 200 km ye yakın uzaklık, yollarda geçecek zaman, şehirlerarası ulaşım ve masraf nedeniyle, eşini ziyaret etmesi adeta imkânsız hale getirildi<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a>. Bununla da yetinilmedi, iki engelli çocuğun aylığı kesildi. Annenin milletvekilleri, çeşitli kurumlara başvurusu, dilekçe yazması ve uzun mücadeleleri sonrasında çocukların aylığı tekrar bağlandı<a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a>.</p>
<h2><a name="_Toc516074248"></a>5.4.         Seyfettin YİĞİT</h2>
<p>Seyfettin YİĞİT 15 Temmuz darbe teşebbüsüne kadar Bursa’da Cumhuriyet savcısı olarak görev yapıyordu. İktidar partisine mensup belediye başkanının ve bazı hükümet yetkililerinin karıştığı yolsuzluk soruşturmalarını yürütmüştü. Darbe suçlamasıyla O da tutuklananlar arasında yer aldı. 17 Eylül 2016 günü cezaevinde intihar ettiği duyuruldu. Ancak ailesi ve çocukları buna inanmadı, dinine bağlı biri olduğunu ve intihar edecek birisi olmadığını belirtti. Kızı bunun “intihar değil cinayet” olduğunu söyledi. Akıllara infaz ihtimali geldi<a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a>.</p>
<p><a href="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2018/11/4-hakim-dparmaklıklı.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter" src="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2018/11/4-hakim-dparmaklıklı-300x182.jpg" alt="" width="506" height="307" /></a></p>
<h2><a name="_Toc516074249"></a>5.5.         Nesibe ÖZER</h2>
<p>Nesibe ÖZER 2010-2014 arası HSYK üyesi olarak görev yapmıştı. Kurul’da hâkim-savcılar arasından seçilen 7 üye arasındaki tek bayan O idi. Aynı zamanda HSYK 2. Daire Başkanı olarak görev yapmıştı. Uzun süre tek başına hücreye konuldu. Hücre uygulamasına son verilmesi ve tahliye talepli dilekçelerine olumsuz yanıtlar verilmesi üzerine açlık grevine başladı<a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a>.</p>
<h2><a name="_Toc516074250"></a>5.6.         Neslihan EKİNCİ</h2>
<p>Neslihan EKİNCİ hâkime olarak mesleğine başlamıştı. Adalet Bakanlığı, HSYK, Adalet Akademisi gibi teşkilatlarda yıllarca üst düzey önemli görevler üstlenmişti. 15 Temmuz 2016 günü eşinin köyündeydiler. Anayasa Mahkemesi’nde raportör olan eşi Dr. Hüseyin EKİNCİ ile birlikte tutuklamaya sevk edildi. Sorgulamayı yapan hâkim, ‘kendisinin üyesi olduğu WhatsApp grubu olduğunu, sorguladıklarını gruba sorduğunu, gelen cevaba göre tutukladığını’ söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğun’ın meşhur sahte diploma haberlerine erişim engeli kararına da imza atan aynı hâkim, tutuklamadan 8 ay kadar sonra 50.00 dolar rüşvet alırken suçüstü yakalandı<a href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a>. Uzun süre tek kişilik hücrede tutulan EKİNCİ sağlık sorunları yaşadı. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi hekimleri hücre uygulamasına son verilmemesi halinde kalıcı hasarlar oluşabileceği yönünde raporlar verdi. Fakat uzun süre hiçbir değişiklik olmadı<a href="#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a>.</p>
<h2><a name="_Toc516074251"></a>5.7.         Ayşe Neşe GÜL</h2>
<p>Ayşe Neşe GÜL Adalet Akademisi’nde yıllardır yöneticilik yapmış, ayrıca 2014 HSYK seçimlerinde aday olmuş ve 4816 meslektaşının oyunu almıştı. İki yıla yakın süredir hücrede tutuluyor<a href="#_ftn19" name="_ftnref19">[19]</a>. Üstelik eşi de bir başka ilde tutuklu. Yargılanan hâkim-savcılara, HSYK seçimlerinde neden hükümetin desteklediği Yargıda Birlik Platformu’nu desteklemedikleri veya neden bağımsız adaya oy verdikleri sorulmakta<a href="#_ftn20" name="_ftnref20">[20]</a>.</p>
<h1><a name="_Toc516074252"></a>6.     Hukuki Haklardan Mahrumiyet</h1>
<p>Türkiye’de pek çok avukat da içeri alındığından, insanlar avukat bulamaz oldular<a href="#_ftn21" name="_ftnref21">[21]</a>. Aslında sanığın kişiliği, aidiyeti, rengi, dili, dini ne olursa olsun, bütün ayrıt edici özelliklerden azade olarak savunma hakkı vardır. Savunma hakkı da genel olarak meslekleri gereği hukuk bilimi ve sanatını bilen avukatlar aracılığı ile yürütülür. Bu yüzden hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu ülkelerde avukatların ifade özgürlüğü ve savunma serbestisinin ayrı bir önemi, dokunulmazlığı vardır. En ağır suçları işlemiş sanıkların bile hukuk nezdinde savunma hakkına dokunulamaz.</p>
<p>Türkiye’de belli davaları veya sanıkları savunma ihtimali olan avukatların hemen hepsini benzer iddialarla tutukladılar. Geride kalan avukatlar ise çoğu korkusundan vekalet almaya cesarete edememektedir. Avukatların meslek örgütleri ise, savunma hakkından yana tavır alacakları yerde soruşturmacı gibi davranmaktadır. Mesela İstanbul Baro Başkanı Ümit KOCASAKAL, Genel Kurul konuşması sırasında, FETÖ dava ve soruşturmaları hakkında avukat talepleri karşısında ‘siz bizi aptal mı zannettiniz’ karşılığını verdiklerini iftiharla anlattı<a href="#_ftn22" name="_ftnref22">[22]</a>.</p>
<p>Sanıkların avukatıyla rahat ve sessiz ortamda görüşebilme imkânı sağlanmıyor. Görüşme ortamları kamera ve kayıt cihazları ile kayıt altına alınıyor. Savunma hazırlayabilmek için yeterli malzeme ve vakit verilmiyor. Savunma hazırlayabilmek için dosyaların incelemesine izin verilmiyor. Hemen hemen bütün dosyalarda gizlilik kararı verildiğinden, dosyadaki bilgilere ve belgelere ulaşma, öğrenme, okuma imkânı tanınmıyor.</p>
<p>Bu yüzden iki yıla yakın zaman geçmesine rağmen, sanıklar haklarındaki suçlamalar ve deliller hakkında, duruşma sırasında iddianame veya belgeler okunurken muttali olabiliyorlar.</p>
<p>AYM kararına rağmen, aylarca hâkim önüne çıkarılmadan tutukluluk incelemeleri dosya üzerinde yapılıyor.</p>
<h1><a name="_Toc516074253"></a>7. Usul Hükümleri Yok Sayılmaktadır</h1>
<p>Kişiler, özellikle yargı yetkisini kullanmalarından dolayı özel usule tabi tutulmaları gereken yargı mensupları, hakkında üst/ev/araç araması, delil veya suç eşyasına el konulması, bilgisayar, cep telefonu, tablet gibi elektronik delillere el konulması, iletişimin tespiti ve denetlenmesi gibi konular hakkında ceza muhakemesinin zorunlu kıldığı usul ve yöntemlerin neredeyse hiçbiri dikkate alınmamakta ve kanunun emredici kuralları yok farz edilmektedir.</p>
<p>Örneğin sanıkla alakası olmayan, eşinin, anne-baba veya evde bulunan misafirlerin cep telefonu, tablet veya bilgisayar gibi alet ve araçlarına da el konulmakta, üstelik üzerinden yıldan fazla süre geçmesine rağmen iade edilmemektedir.</p>
<p>El koyma, imaj alma, inceleme gibi işlemler sırasında kanunun emrettiği sanığın veya vekilinin hazır bulunması, bir nüshasının verilmesi, hasch değerinin alınması gibi zorunlu unsurların hiç birisi yerine getirilmemektedir.</p>
<p>İçlerinde yargı mensuplarının çoğunun da bulunduğu ve -şimdilik- 100.000’den fazla insan hakkında soruşturma gerekçesi olarak gösterilen ByLock veri tabanı ile iletişim ve trafik kayıtları Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT) tarafından uluslararası hukuk hükümleri çiğnenerek Litvanya’da bulunan sunuculardan “… teşkilata özgü teknik istihbarat usul, araç ve yöntemleri kullanılmak suretiyle …” elde edilmiştir”<a href="#_ftn23" name="_ftnref23">[23]</a>. Oysa ki hukukun evrensel ilkelerinin zorunlu emri gereği, iletişimin tespiti, denetlenmesi ve kayda alınması için önceden hâkim kararı alınması zorunludur. ByLock verileri hakkında hâkim kararı, ele geçirilişinden yaklaşık 8 ay sonra alınmıştır. Bu karar bile kanunun ve özellikle AİHM in aradığı şartları ve unsurları içermemektedir. Üstelik ByLock verilerine dayanılarak kurulan mahkûmiyet hükümlerini Yargıtay<a href="#_ftn24" name="_ftnref24">[24]</a> ve Anayasa Mahkemesi<a href="#_ftn25" name="_ftnref25">[25]</a> de benimsemekte ve hukuka uygun bulmaktadır.</p>
<p>ByLock veri tabanı ve bilgileri elde edilirken iç hukukun yanı sıra, uluslararası hukuk, uluslararası andlaşmalar, ikili andlaşmalar, kişisel verilerin korunması konulu Avrupa Konseyi’nin 108 sayılı sözleşme, Avrupa Birliği’nin 95/46 sayılı Yönerge hükümlerine aykırı davranılmıştır.</p>
<h1><a name="_Toc516074254"></a>8. İfade Özgürlüğü, Mahremiyet, Kişisel Verilerin Gizliliği, Haberleşme Hürriyeti Gibi Pek Çok Temel Haklar Hiçe Sayılıyor</h1>
<p>Kişilerin üst, araç, ev ve iş yeri aramalarında usulsüzce aldıkları elektronik eşyalar, bilgisayar, tablet, cep telefonu gibi cihazlar, uzun zaman geçmesine rağmen iade edilmemekte, sahiplerine verilmemektedir. Üstelik sadece sanığın değil, eşin, çocuğun, hatta misafirin veya başkasının bile olsa el konulmaktadır. Bütün bu cihazlar, sanıkla veya suçla alakasız, hatta olay veya iddia ile alakası olmayan yüzbinlerce insanın mahremiyet ve kişisel verilerin ihlal edilmesi anlamına gelmektedir.</p>
<p>Özellikle ByLock veri tabanının Millî İstihbarat Teşkilâtı tarafından usulsüzce ele geçirilmesinden sonra yüz binlerce insanın kişisel verileri kontrol dışı tedavül görme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır.</p>
<h1><a name="_Toc516074255"></a>9. Düşman Ceza Hukuku Uygulanıyor</h1>
<p>Pek çok dosyada, bütün dünyada kabul gören ceza muhakemesinin bilimsel ve hukuki argümanları ve ilkeleri yerine, akla ve bilime aykırı delillerle ve uygulamalarla yargılama yapılıp kararlar verilmektedir.</p>
<p>Hedef alınan kesim veya kişiler, insan ve vatandaş olarak değil, yok edilmesi gereken bir düşman olarak kabul edilmektedir.</p>
<p>Bu kapsamda ByLock adıyla bilinen, sanal marketlerde herkese açık, Dünya çapında bir milyondan fazla kullanıcısı bulunan, akıllı telefon haberleşme ve sohbet uygulamasını cep telefonuna indirmek ve kullanmak tek başına ‘terör örgütü üyeliği’ için yeterli görülmektedir. Üstelik bu sonuca varmak için, sadece ByLock sunucusuna bağlanan IP listeleri ve bunların GSM firmalarından alınan abone kimlik bilgilerinin eşleştirilmesiyle yapılan tespitlerle yetinilmekte; bu uygulama kullanılarak suçun nasıl işlendiğini, ne işlendiğini, içerikte neler bulunduğunu araştırma ve muhakeme etme ihtiyacı duyulmamaktadır.</p>
<p>Aynı fiil hakkında, hükümet muhalifi olanlar veya belli bir kesim hakkında ceza verilirken, iktidar mensupları veya yandaşları hakkında soruşturma dahi açılmamaktadır. Mesela iktidar partisi AKP lilerden 2 mevcut 8 eski bakan ile 33 mevcut 47 (bazı kaynaklara göre 60, hatta bazılarına göre 82) eski milletvekilinin ByLock programını kullandığı, soruşturmaya konu aynı veri tabanından tespit edilmesine rağmen bunlardan hiçbiri hakkında herhangi bir soruşturma veya kovuşturma yapılmamıştır<a href="#_ftn26" name="_ftnref26">[26]</a>.</p>
<p>HSYK üyesine ‘HSYK Genel Kurul veya Daire kararlarında neden muhalefet şerhi yazdınız’<a href="#_ftn27" name="_ftnref27">[27]</a> veya HSYK seçimlerinde oy kullanan hâkim-savcılara ‘neden YBP (seçimlerde hükümetin desteklediği oluşum) adayına oy vermediniz’ veya ‘neden X adayına oy verdiniz’ soruları sorulmaktadır.</p>
<p>Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kemal KILIÇDAROĞLU, partisinin meclis grup toplantısında elinde bir kitapçık göstererek, Adalet Bakanlığı’nın kitapçık bastırarak hâkim ve savcılara dağıtıldığını, bunda “tahliye konusunda HSK ile mutlaka istişarede bulunulduktan sonra irade oluşturulacaktır” ifadesinin yer aldığını açıkladı<a href="#_ftn28" name="_ftnref28">[28]</a>.</p>
<h1><a name="_Toc516074256"></a>10. Esasın Muhakemesi ve Delillerin Değerlendirilmesinde Fahiş ve Bariz Hatalar Yapılmaktadır</h1>
<p>Dosyaların büyük çoğunluğunda yegâne delil olarak, sanığın kullandığı cep telefonunun HTS kayıtları (arayan ve aranan numaraların listesi) ve baz istasyonları sinyal kayıtları gösterilmektedir. Üstelik başkaca delil bulunmamasına rağmen, arananlar veya arayanlar listesinde KHK ile işine/mesleğine son verilen yahut hakkında aynı suçlamadan soruşturma yapılan biri varsa, bu durum ‘terör örgütü üyeliği’ için yeterli görülmekte ve 10 yıla yakın, hatta bazılarında 10 yılın üzerinde hapis cezalarına çarptırılmaktadırlar.</p>
<p>Terör örgütü üyeliği gibi ağır bir isnat konusunda, örneğin yüksek yargı mensubu kişiler hakkındaki çoğu dosyada, yegâne delil olarak cep telefonunun bağlantı kurduğu baz istasyonu listesi veya arayan-aranan numaraları gösteren HTS kayıtları mahkûmiyet için yeterli görülebilmektedir. Öyle ki, şehrin kalabalık çarşılarının bulunduğu bölgede veya şehirlerarası işlek bir karayolunda aynı saatlerde cep telefonunun sinyal vermiş olması, ikisinin birlikte terör faaliyeti icra etmelerine delil olarak gösterilebilmektedir.</p>
<p>Esasın muhakemesinde suçun hem maddi unsurları hem de manevi unsuru bakımından açık hatalar yapılmaktadır. Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi, iddianameye veya hükme dayanak ve gerekçe yapılan deliller fiziken, suç kabul edilen fiilin gerçekleşmesi için yeterli değildir. Dayanılan maddi delillerin belirtilen sonucu doğurması kesin, yani %100 değildir, en fazla ‘bir ihtimal’ olarak kabul edilebilir. Oysa ki ceza muhakemesinde %100 nispetinde kesin kanaat sahibi olmadan mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı bilinen bir gerçekliktir.</p>
<p>Bundan başka suçun manevi unsuru bakımından da fahiş hatalar yapılmaktadır. Öyle ki hatanın yoğunluğu akla kasıt getirmektedir. Şöyle ki, darbeye teşebbüs, terör örgütü üyeliği veya yöneticiliği gibi suçlar ve isnatlar niteliği gereği özel kasıtla işlenebilen suçlardır. Bunlar trafik kazası gibi taksirle işlenemez. Yani fail, fiili ve sonuçlarını, fiili işlemeye başlamadan önce bilinçli olarak tasarlamalı ve iradesi sonuca yönelmiş vaziyette icra hareketlerine başlamalıdır.</p>
<p>Yargı mensupları hakkında, yukarıda değinildiği gibi, en başta darbeye iştirakten gözaltı kararları verilmişse de sonradan bu iddiadan vaz geçildi ve ‘darbeden değil, örgüt üyeliğinden’ soruşturma yapıldığı ileri sürüldü. Nitekim iddianamelerin hemen hepsinde sanıkların örgüt üyesi olmaları nedeniyle, bir kısmı hakkında ise örgüt yöneticisi olması sebebiyle cezalandırılmaları istenmektedir.</p>
<p>Müsnet suça delil olarak gösterilen fiiller ise hemen hepsi 15 Temmuz darbe teşebbüsünden çok öncesine ait eylemlerdir. Örneğin büyük çoğunluğun soruşturma sebebi olan ByLock cep telefonu uygulamasının 2016 Ocak-Şubat aylarında, sunucunun hizmet vermeyi durdurması nedeniyle artık kullanılamaz olduğu sabittir. Zaten dosyalara sunulan haberleşme tarihleri de 2016 Ocak öncesi zamana aittir. Bu durumda delil olarak dayanılan haberleşme tarihinde sanığın ‘örgüt üyeliği/yöneticiliği’ suçunu bilmeli ve söz konusu fiilleri, yani haberleşmeyi bu bilinçle gerçekleştirmelidir.</p>
<p>Bu noktada bariz bir muhakeme hatası yapılmaktadır. Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan<a href="#_ftn29" name="_ftnref29">[29]</a>, Başbakan Binali YILDIRIM, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim KALIN<a href="#_ftn30" name="_ftnref30">[30]</a>, Adalet Bakanı Bekir BOZDAĞ, HSYK Başkan Vekili Mehmet YILMAZ<a href="#_ftn31" name="_ftnref31">[31]</a> gibi devletin ve yargı kurumlarının en üst seviyelerinde görev yapan, güvenlik, adalet ve soruşturma hizmetlerinin yetkin isimleri, Hizmet Hareketi’nin 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsüyle terör örgütü haline dönüştüğünü açıkça beyan ittiler. İdari bir kurum olan ve Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında toplanan, hükümet üyelerinin de içinde yer aldığı, Milli Güvenlik Kurulu bile ‘Hizmet Hareketi’nin terör örgütü olarak nitelendirilmesini’ ve hükümete bu yönde tavsiyede bulunulmasını ilk defa 26/05/2016 tarihinde kararlaştırmıştı<a href="#_ftn32" name="_ftnref32">[32]</a>. Cumhurbaşkanı Erdoğan da 27/05/2016 tarihinde Kırşehir’deki mitinginde bunun haberini vermişti<a href="#_ftn33" name="_ftnref33">[33]</a>.</p>
<p>Bu durumda yargı mensuplarına yönelik, müsnet suça dayanak olarak gösterilen eylemlerin hemen hepsi, 2016 öncesine tarihlendiğinden, iddia ve isnat boşluğa düşmektedir. Çünkü eylemlerin işlendiği tarihlerde ortada bir terör örgütü yoktur. Olmayan örgüte üye olmak imkansızdır. İddiaya göre kurucular ve yöneticiler bakımından ise, müsnet eylemleri de içine alacak şekilde en baştan itibaren özel kasıtla hareket ettiklerinin %100 kesinlikte ispatlanması gerekir.</p>
<p>Kaldı ki uluslararası hukuk ve hukukun evrensel ilkeleri bakımından, hükümetin, idarenin veya devlet yetkililerinin bir yapı, grup, teşkilat hakkında ‘terör örgütü’ tanımlaması ve tarifi de yeterli değildir. Çünkü ‘terör örgütü’ tanımlaması ve tespiti yargılama işidir, bu da bağımsız ve tarafsız yargı kurumlarının yapabileceği bir iştir. Bundan sonra ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından da bu tanımlama ve tespitin tanınması gerekir.</p>
<p>Bunların hiç birisi yargılama konusu dosyalarda gerçekleşmiş değildir. Tam aksine, 15 Temmuz başarısız darbe teşebbüsünden haftalar öncesinde, Hizmet Hareketi Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu salonunda ‘Dünyanın Renkleri’ temasıyla 170 civarı ülkeden gelmiş öğrencilerle gösteri tertiplemiş, gösteride ABD Başkanı USA Başkanı Barack Obama ve BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon un da mesajları okunmuştu<a href="#_ftn34" name="_ftnref34">[34]</a>. Aynı tarihlerde Avrupa’da da Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Belçika Başbakanı Charles Michel gibi devlet adamları ve liderlerin himayesinde aynı hareketin tertip ettiği Dil ve Kültür Festivalinin gösterileri düzenlenmişti. Keza Dünya’nın geri kalan coğrafyalarında da aynı şekilde gösteriler yapılmıştı.</p>
<p>Buna karşılık aynı dönemde Türkiye’nin ön önemli gündemlerinden birisi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçiminde adaylık başvurusu sırasında kullandığı üniversite diplomasının gerçek mi yoksa sahte mi olduğu hususuydu. Bugüne değin bu tartışma usulüne ve bilimin gereklerine uygun şekilde sonuçlandırılmış değildir henüz.</p>
<p>Yapılan açıklamalar çerçevesinde, Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihinden bu yana yargı mensupları aleyhine sürdürülen soruşturma ve kovuşturmalarda, ceza suç hukuku ve ceza muhakeme hukuku bakımından çok bariz ve fahiş hatalar irtikap edildiği, yargılamaların hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmadığı açıkça ortaya çıkmaktadır.</p>
<h1><a name="_Toc516074257"></a>11. Uluslararası Gözlemler ve Raporlar</h1>
<p>Türkiye 2013 yılı Aralık ayında gerçekleştirilen ve hükümet yetkililerinin içinde yer aldığı yolsuzluk soruşturmalarından bu yana hukukun üstünlüğü ve insan hakları konularında, o zamana kadarki birikimlerini bertaraf etmenin yanı sıra çok daha kötü bir seviyeye savruldu. Menfi yöndeki seyir ne yazık ki ivme artırarak devam etmektedir.</p>
<p>Bu durum, çoğu uluslararası resmi teşkilat, bağımsız gözlemci, STK veya uzmanlar tarafından kalem alınmış ve raporlaştırılmıştır<a href="#_ftn35" name="_ftnref35">[35]</a>.</p>
<p>Aslında Erdoğan liderliğindeki yönetimin iş başına geldiği ilk zamanlardan itibaren uzun süre her şey çok güzeldi. Türkiye’nin 2002-2010 arasındaki demokrasiye ve insan haklarına bağlı, hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu sosyal hukuk devleti olma hedefi istikametinde emin adımlarla ilerleyişi, aynı dönemdeki yıllık ‘AB ilerleme raporlarında’ bariz şekilde görülmektedir. Örneğin 2009 sonlarında, AK Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland’ın, ‘hayranıyım’ dediği Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Nobel’e aday gösterileceğinden söz ediliyordu<a href="#_ftn36" name="_ftnref36">[36]</a>. Keza, aynı dönemde, hükümet İspanya ile birlikte, bütün Dünya’ya barış ve huzur getirecek ‘Medeniyetler İttifakı Projesi’ üzerinde çalışıyordu<a href="#_ftn37" name="_ftnref37">[37]</a>.</p>
<p>Yine aynı dönemde yüksek yargı organları da özellikle Avrupa Konseyi ve AİHM başta olmak üzere medeni dünyanın en ileri seviyedeki kurumları ve organlarıyla iş birliği ve eşgüdüm halinde çalışmalar yürütüyorlardı. Bunun olumlu sonuçları hemen görülmüş, özellikle AYM, Yargıtay ve Danıştay başta olmak üzere Türk yargısının içtihatları büyük oranda AİHM ile paralellik arz eder hale gelmişti.</p>
<p>Bütün bu kazanımlar ve hatta eski sermayenin dahi pek çoğu, 17/25 Aralık 2013 tarihinden bu yana giderek artan bir hız ve ivmeyle girdaba kapılmış gibi yok olmaktadır.</p>
<h1><a name="_Toc516074258"></a>12. Sonuç</h1>
<p>İnsan bizatihi şereflidir. Bu yüzden kendisinin dahi vazgeçemeyeceği haklarla donatılmıştır. Yine bu yüzden Yeryüzündeki bütün varlık ve hadiselerin insanın şerefinin ve kişiliğinin gerçekleşmesi, geliştirilmesi ve korunması için vardır. Aynı gerekçeyle insanın yeryüzüne müdahale etme, canlı cansız diğer varlıklar üzerinde tasarruf edebilme yetkisi kabul edilmektedir.</p>
<p>Devlet dahil, insanlar tarafından sonradan geliştirilen ve oluşturulan bütün yapılar, nesneler, gerçek veya tüzel kişilikler, müesseseler hep insan şerefi ve onurunun, kişiliğinin korunması ve yüceltilmesi içindir. Diğer bir deyişle insan devlet için değil, devlet insan içindir.</p>
<p>Buradan çıkan sonuca göre insan haklarının korunması, hatta devletlerin egemenlik haklarından da üstündür. Bu pozitif açıdan bakıldığında insanlığın üzerindeki yükümlülük ve gerekliliktir.</p>
<p>Ayrıca negatif açıdan bakılınca da bunda bir zorunluk vardır. Çünkü son bir asırdır iletişim ve ulaşımda meydana gelen baş döndürücü gelişmeler nedeniyle, Dünyanın herhangi bir yerinde ortaya çıkan yaygın insan hakları ihlalleri, artık önceki devirlerdeki gibi lokal kalmamakta, internet ve bilişim teknolojilerinin zorunlu sonucu olarak kısa sürede yurt dışından da geniş bir alanı, hatta bütün Dünyayı sarabilmektedir. Dolayısıyla insan haklarının her yerde korunması, aslında bütün insanlığın zorunlu ortak yararıdır aynı zamanda.</p>
<p>Umarız uluslararası toplum bu beklentiyi karşılar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>İçindekiler Tablosu</h3>
<ol>
<li><a href="#_Toc516074234"> 15 Temmuz ve Yargı Mensupları 2</a></li>
<li><a href="#_Toc516074235"> Türk Mevzuatına Göre Yargı Mensuplarının Soruşturulması 2</a></li>
<li><a href="#_Toc516074236"> HSYK Genel Kurulu Kararları ve Değerlendirilmesi 4</a></li>
<li><a href="#_Toc516074237"> Yargı Mensuplarına Sosyal Tecrit ve Soykırım.. 4</a></li>
</ol>
<p><a href="#_Toc516074238">4.1. Pasaportlar 5</a></p>
<p><a href="#_Toc516074239">4.2. Beylik Silahları 5</a></p>
<p><a href="#_Toc516074240">4.3. Lojmanların Boşaltılması 5</a></p>
<p><a href="#_Toc516074241">4.4. Malvarlıklarına El Konulması 5</a></p>
<p><a href="#_Toc516074242">4.5. Emeklilik ve tazminat Haklarının Verilmemesi, Maaş Ödenmemesi, sigorta haklarının yok edilmesi…    5</a></p>
<p><a href="#_Toc516074243">4.6. Tahliye Olanlara Özel Sektörde Bile İş Bulmasına Müsaade Edilmiyor 6</a></p>
<ol start="5">
<li><a href="#_Toc516074244"> Vahim Örnekler 6</a></li>
</ol>
<p><a href="#_Toc516074245">5.1.      Mustafa ERDOĞAN.. 6</a></p>
<p><a href="#_Toc516074246">5.2.      Teoman GÖKÇE.. 6</a></p>
<p><a href="#_Toc516074247">5.3.      Seyfullah ÇAKMAK.. 7</a></p>
<p><a href="#_Toc516074248">5.4.      Seyfettin YİĞİT. 7</a></p>
<p><a href="#_Toc516074249">5.5.      Nesibe ÖZER.. 7</a></p>
<p><a href="#_Toc516074250">5.6.      Neslihan EKİNCİ. 7</a></p>
<p><a href="#_Toc516074251">5.7.      Ayşe Neşe GÜL.. 8</a></p>
<ol start="6">
<li><a href="#_Toc516074252"> Hukuki Haklardan Mahrumiyet 8</a></li>
<li><a href="#_Toc516074253"> Usul Hükümleri Yok Sayılmaktadır 9</a></li>
<li><a href="#_Toc516074254"> İfade Özgürlüğü, Mahremiyet, Kişisel Verilerin Gizliliği, Haberleşme Hürriyeti Gibi Pek Çok Temel Haklar Hiçe Sayılıyor 9</a></li>
<li><a href="#_Toc516074255"> Düşman Ceza Hukuku Uygulanıyor 10</a></li>
<li><a href="#_Toc516074256"> Esasın Muhakemesi ve Delillerin Değerlendirilmesinde Fahiş ve Bariz Hatalar Yapılmaktadır 10</a></li>
<li><a href="#_Toc516074257"> Uluslararası Gözlemler ve Raporlar 12</a></li>
<li><a href="#_Toc516074258"> Sonuç. 13</a></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> http://t24.com.tr/haber/hsyk-baskanvekili-yilmaz-hakim-ve-savcilar-darbeden-degil-fetoden-gorevden-alindi,351639</p>
<p>http://www.memleketimbolu.com/haber/13335/yilmaz-feto-listesi-bir-gecede-yapilmadi-3-yildir-calisiyorduk</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> http://m.milliyet.com.tr/bassavci-yurdagul-den-feto-sorusturmalarina-corum-yerelhaber-2509520/</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> <a href="http://www.iha.com.tr/haber-cumhurbaskani-erdogan-ihanetin-bedelini-cok-agir-odeyecekler-573526/">http://www.iha.com.tr/haber-cumhurbaskani-erdogan-ihanetin-bedelini-cok-agir-odeyecekler-573526/</a></p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Diğer örnekler için aşağıda 10 namaralı başlık altındaki açıklamalara bakınız.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ‘OHAL in Türkiye’de İnsan Hakları Üzerine Etkisi’ konulu Ocak-Aralık 2017 dönem Raporu, Mart 2018, parağraf: 50</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> http://t24.com.tr/haber/akpnin-kurucularindan-firat-hukumet-asiri-dinci-gruplari-silahlandirdi-akpli-kurtler-de-kobane-icin-ayaklandi,273589</p>
<p>http://haber.sol.org.tr/toplum/akp-esnafa-silah-egitimi-veriyor-ha-dediklerinde-sokaga-salacaklar-185830</p>
<p>https://anfturkce.net/guncel/akp-siviller-ini-silahlandiriyor-105392</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> https://www.evrensel.net/haber/347547/bir-muhrec-hakimin-portresi-zeynep-mercan</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> <a href="https://medium.com/tr724/zülüm-yok-diyen-zalimdir-d0b5015ee070">https://medium.com/tr724/zülüm-yok-diyen-zalimdir-d0b5015ee070</a></p>
<p><a href="https://twitter.com/MansetArsivi/status/794959417640882177?s=20">https://twitter.com/MansetArsivi/status/794959417640882177?s=20</a></p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> <a href="https://stockholmcf.org/">https://stockholmcf.org/</a></p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/810869/Bilinci_kapanana_kadar_tahliye_edilmeyen_eski_Yargitay_uyesi_yasamini_yitirdi.html#</p>
<p>https://kronoshaber1.com/tr/yargitay-uyesinin-kizi-buket-erdogan-babam-hucrede-yasam-savasi-veriyor/</p>
<p><a href="https://twitter.com/candundaradasi/status/899885677256593408?s=20">https://twitter.com/candundaradasi/status/899885677256593408?s=20</a></p>
<p><a href="https://twitter.com/Turkeydeiskence/status/900865776684593152?s=20">https://twitter.com/Turkeydeiskence/status/900865776684593152?s=20</a></p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> <a href="http://m.haberdar.com/gundem/cezaevinde-supheli-bir-olum-daha-eski-hsyk-uyesi-teoman-gokce-hayatini-kaybetti-h84059.html">http://m.haberdar.com/gundem/cezaevinde-supheli-bir-olum-daha-eski-hsyk-uyesi-teoman-gokce-hayatini-kaybetti-h84059.html</a></p>
<p><a href="https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/son-dakika-eski-hsk-uyesi-teoman-gokce-cezaevinde-vefat-etti-2326326/">https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/son-dakika-eski-hsk-uyesi-teoman-gokce-cezaevinde-vefat-etti-2326326/</a></p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> <a href="http://aktifhaber.com/m/yasam/iki-cocugu-engelli-savciyi-tutuklayip-7-aydir-hucrede-tutuyorlar-h94447.html">http://aktifhaber.com/m/yasam/iki-cocugu-engelli-savciyi-tutuklayip-7-aydir-hucrede-tutuyorlar-h94447.html</a></p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> <a href="https://kronoshaber1.com/tr/tutuklu-savcinin-ailesini-ziyaret-eden-gergerlioglu-bu-cocuklar-mi-suclu/">https://kronoshaber1.com/tr/tutuklu-savcinin-ailesini-ziyaret-eden-gergerlioglu-bu-cocuklar-mi-suclu/</a></p>
<p><a href="http://www.yeniasya.com.tr/gundem/bu-cocuklar-da-mi-suclu_431373">http://www.yeniasya.com.tr/gundem/bu-cocuklar-da-mi-suclu_431373</a></p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> <a href="http://www.omerfarukgergerlioglu.com/k12-kose-yazilarim/h1714-engelli-ayligina-engel.html">http://www.omerfarukgergerlioglu.com/k12-kose-yazilarim/h1714-engelli-ayligina-engel.html</a> <a href="http://t24.com.tr/haber/iki-engelli-cocugu-bulunan-eski-savci-cakmakin-ailesi-tahliye-beklerken-cakmak-sehir-disina-gonderildi,402921">http://t24.com.tr/haber/iki-engelli-cocugu-bulunan-eski-savci-cakmakin-ailesi-tahliye-beklerken-cakmak-sehir-disina-gonderildi,402921</a></p>
<p>http://t24.com.tr/yazarlar/omer-faruk-gergerlioglu/basardik-2-engelli-cocugun-ayligi-baglandi,17410</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> <a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/601374/_FETO_den_tutuklanip_cezaevinde_olu_bulunan_savcinin_kizi__Bu_intihar_degil__cinayet.html">http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/601374/_FETO_den_tutuklanip_cezaevinde_olu_bulunan_savcinin_kizi__Bu_intihar_degil__cinayet.html#</a></p>
<p><a href="http://www.yenicaggazetesi.com.tr/seyfettin-yigitin-olumuyle-ilgili-carpici-iddia-146360h.htm">http://www.yenicaggazetesi.com.tr/seyfettin-yigitin-olumuyle-ilgili-carpici-iddia-146360h.htm</a></p>
<p><a href="https://odatv.com/savci-cezaevinde-kendini-asti-1609161200.html">https://odatv.com/savci-cezaevinde-kendini-asti-1609161200.html</a></p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> <a href="https://odatv.com/hsyk-2.-daire-baskani-nesibe-ozer-aclik-grevine-basladi-2809161200.html">https://odatv.com/hsyk-2.-daire-baskani-nesibe-ozer-aclik-grevine-basladi-2809161200.html</a></p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> <a href="http://www.tr724.com/rusvetci-hakim-akdemirin-yiktigi-bir-ailenin-dramini-kizlari-anlatti-annemi-ve-babami-whatsup-grubuna-sorarak-tutukladi/">http://www.tr724.com/rusvetci-hakim-akdemirin-yiktigi-bir-ailenin-dramini-kizlari-anlatti-annemi-ve-babami-whatsup-grubuna-sorarak-tutukladi/</a></p>
<p>https://www.sabah.com.tr/gundem/2017/05/30/rusvet-alip-unlu-isadamlarini-tahliye-etti</p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a> <a href="http://www.yeniasya.com.tr/gundem/annem-aklini-kaybetme-noktasina-geldi_445450">http://www.yeniasya.com.tr/gundem/annem-aklini-kaybetme-noktasina-geldi_445450</a></p>
<blockquote class="twitter-tweet" data-width="550" data-dnt="true">
<p lang="tr" dir="ltr">Neslihan Ekinci</p>
<p>Eski Hâkim, HSYK Genel Sekreter Yardımcısı</p>
<p>Yargıç; &quot;Whatsappta senin terörist olduğunu söylediler. Onlar ne dese doğrudur.&quot;</p>
<p>636 Gündür Hücrede</p>
<p>Doktor tek başına kalması sağlığında düzelmez yaralar açabilir raporu verdi.<a href="https://twitter.com/arzuyldzz?ref_src=twsrc%5Etfw">@arzuyldzz</a><a href="https://twitter.com/hashtag/H%C3%BCcreHapsineSonVerilsin?src=hash&amp;ref_src=twsrc%5Etfw">#HücreHapsineSonVerilsin</a> <a href="https://t.co/yv0BjT7zlA">pic.twitter.com/yv0BjT7zlA</a></p>
<p>&mdash; Hücredekiler (@Hucredekiler) <a href="https://twitter.com/Hucredekiler/status/986661230319321089?ref_src=twsrc%5Etfw">April 18, 2018</a></p></blockquote>
<p><script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script></p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a> <a href="https://twitter.com/Hucredekiler/status/1002255578452897792">https://twitter.com/Hucredekiler/status/1002255578452897792</a></p>
<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[20]</a> <a href="https://twitter.com/arzuyldzz/status/1001908309497004034?s=20">https://twitter.com/arzuyldzz/status/1001908309497004034?s=20</a></p>
<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21">[21]</a> https://medium.com/tr724/adil-yargılama-sizlere-ömür-52521049079a</p>
<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22">[22]</a> http://www.gazetemanset.com/aydinlik-gazetesi/23-ekim-2016</p>
<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23">[23]</a> MİT Raporu, 3.1 Dayanak ve Yöntem, sayfa: 12</p>
<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24">[24]</a> Yargıtay 16. CD, İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla, Esas No: 2015/3, Karar No: 2017/3, Karar Tarihi: 24/04/2017; Esas No: 2017/1779, Karar No: 2017/4841, Karar Tarihi: 11/07/2017; ve benzerleri</p>
<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25">[25]</a> Aydın Yavuz ve Diğerleri (Genel Kurul), Bireysel Başvuru No: 2016/22169, Karar Tarihi: 20/06/2017</p>
<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26">[26]</a>  <a href="http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/abdurrahman-dilipak/kim-fetocu-kim-degil-16292.html">http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/abdurrahman-dilipak/kim-fetocu-kim-degil-16292.html</a></p>
<p><a href="https://mobile.twitter.com/eminagaoglu/status/914108825313189888">https://mobile.twitter.com/eminagaoglu/status/914108825313189888</a></p>
<p>https://odatv.com/hangi-partiden-kac-vekil-bylock-kullandi-2710161200.html</p>
<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27">[27]</a> http://www.milliyet.com.tr/eski-hsyk-uyesi-sen-hakim-gundem-2589227/</p>
<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28">[28]</a>  https://odatv.com/kilicdaroglundan-gundemi-degistirecek-iddia-27021826.html</p>
<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29">[29]</a> <a href="http://www.iha.com.tr/haber-cumhurbaskani-erdogan-ihanetin-bedelini-cok-agir-odeyecekler-573526/">http://www.iha.com.tr/haber-cumhurbaskani-erdogan-ihanetin-bedelini-cok-agir-odeyecekler-573526/</a></p>
<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30">[30]</a> <a href="http://www.trt.net.tr/francais/turquie/2016/08/19/article-d-ibrahim-kalin-bruxelles-a-un-probleme-555000">http://www.trt.net.tr/francais/turquie/2016/08/19/article-d-ibrahim-kalin-bruxelles-a-un-probleme-555000</a></p>
<p><a href="#_ftnref31" name="_ftn31">[31]</a> <a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/604177/HSYK__ihraclarin_neden_darbeyi_bekledigini_acikladi.html">http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/604177/HSYK__ihraclarin_neden_darbeyi_bekledigini_acikladi.html</a></p>
<p><a href="#_ftnref32" name="_ftn32">[32]</a> <a href="https://www.takvim.com.tr/guncel/2016/05/30/hukumetten-onemli-feto-karari">https://www.takvim.com.tr/guncel/2016/05/30/hukumetten-onemli-feto-karari</a></p>
<p><a href="#_ftnref33" name="_ftn33">[33]</a> <a href="https://www.youtube.com/watch?v=amwB0RaMpoc">https://www.youtube.com/watch?v=amwB0RaMpoc</a></p>
<p><a href="#_ftnref34" name="_ftn34">[34]</a> https://www.youtube.com/watch?v=qkQMXTDfHpg</p>
<p><a href="#_ftnref35" name="_ftn35">[35]</a> <a href="https://tr.usembassy.gov/wp-content/uploads/sites/91/2017/07/insan_haklari_raporu_2016_Turkiye.pdf">https://tr.usembassy.gov/wp-content/uploads/sites/91/2017/07/insan_haklari_raporu_2016_Turkiye.pdf</a></p>
<p><a href="http://www.hurriyet.com.tr/dunya/abdden-sert-turkiye-insan-haklari-raporu-40812294">http://www.hurriyet.com.tr/dunya/abdden-sert-turkiye-insan-haklari-raporu-40812294</a></p>
<p><a href="https://tr.usembassy.gov/tr/2017-insan-haklari-raporu-turkiye/">https://tr.usembassy.gov/tr/2017-insan-haklari-raporu-turkiye/</a></p>
<p><a href="http://www.un.org.tr/humanrights/tr/raporlar-ve-aciklamalar">http://www.un.org.tr/humanrights/tr/raporlar-ve-aciklamalar</a></p>
<p><a href="http://www.un.org.tr/humanrights/images/pdf/Turkiye-BM-raporu-ohalde-yasanan--insan-haklari-ihlallerini-anlatiyor.pdf">http://www.un.org.tr/humanrights/images/pdf/Turkiye-BM-raporu-ohalde-yasanan&#8211;insan-haklari-ihlallerini-anlatiyor.pdf</a></p>
<p><a href="https://basvuruyorum.com/haberler/avrupa-konseyi-ulkeleri-yargi-bagimsizligi-ve-tarafsizligi-2017-raporu">https://basvuruyorum.com/haberler/avrupa-konseyi-ulkeleri-yargi-bagimsizligi-ve-tarafsizligi-2017-raporu</a></p>
<p><a href="https://www.iaj-uim.org/iuw/wp-content/uploads/2018/02/CCJE-BU201711E_07_02_2018.docx.pdf">https://www.iaj-uim.org/iuw/wp-content/uploads/2018/02/CCJE-BU201711E_07_02_2018.docx.pdf</a></p>
<p><a href="http://www.venice.coe.int/webforms/documents/?pdf=CDL-AD(2017)005-e">http://www.venice.coe.int/webforms/documents/?pdf=CDL-AD(2017)005-e</a></p>
<p><a href="https://www.amnesty.org/download/Documents/EUR4492102018TURKISH.PDF">https://www.amnesty.org/download/Documents/EUR4492102018TURKISH.PDF</a></p>
<p><a href="#_ftnref36" name="_ftn36">[36]</a> http://www.sonsayfa.com/Haberler/Guncel/Nobel-Baris-Odulunu-Erdogan-alabilir-133321.html</p>
<p><a href="#_ftnref37" name="_ftn37">[37]</a> http://www.mfa.gov.tr/medeniyetler-ittifaki-girisimi.tr.mfa</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GİRDAP KARADELİĞE DÖNÜŞMESİN</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2018/11/01/girdap-karadelige-donusmesin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Weiser NİCHT]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Nov 2018 12:52:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[Weiser NİCHT]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1459</guid>

					<description><![CDATA[1.     Giriş Türkiye’de son yıllarda meydana gelen olaylar ve bunların tüm Dünyaya etkisi düşünülünce, isabetli bir tahlil ve sonuç için, biraz gerilere gidip olayların seyrini bütüncül nazarla incelemek gerekiyor. 2.     2002-2012: Aslında Her Şey Çok Güzeldi Recep Tayyip ERDOĞAN başkanlığında AKP 2002 yılında iktidara geldi. İktidarın en önemli vaatlerinden biri AB ne tam üyelik idi. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>1.     Giriş</h1>
<p>Türkiye’de son yıllarda meydana gelen olaylar ve bunların tüm Dünyaya etkisi düşünülünce, isabetli bir tahlil ve sonuç için, biraz gerilere gidip olayların seyrini bütüncül nazarla incelemek gerekiyor.</p>
<h1>2.     2002-2012: Aslında Her Şey Çok Güzeldi</h1>
<p>Recep Tayyip ERDOĞAN başkanlığında AKP 2002 yılında iktidara geldi. İktidarın en önemli vaatlerinden biri AB ne tam üyelik idi. Nitekim ilk iktidara geldikleri 2002 yılı Kasım ayından itibaren 2008 lere kadar, AB ne tam üyelik yolunda fevkalade başarılara imzalar atıldı. Özellikle iş hayatı, eğitim, sağlık alanlarında mevzuatta AB müktesebatına büyük oranda uyum sağlandı.</p>
<p>Mevzuattaki uyumun ve içselleştirme uygulamaya da aynı şekilde olumlu yönde yansıyordu. Nitekim düzenli programlar halinde devam eden tam üyelik müzakereleri yapılıyor, durum ve gidişat yıllık raporlar halinde yayımlanıyordu. Türkiye’nin 2002-2010 arasındaki demokrasiye ve insan haklarına bağlı, hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu sosyal hukuk devleti olma hedefi istikametinde emin adımlarla ilerleyişi, aynı dönemdeki yıllık ‘AB ilerleme raporlarında’ bariz şekilde görülmektedir.</p>
<p>Örneğin 2009 sonlarında, AK Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland’ın, ‘hayranıyım’ dediği Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Nobel’e aday gösterileceğinden <a href="http://www.sonsayfa.com/Haberler/Guncel/Nobel-Baris-Odulunu-Erdogan-alabilir-133321.html">söz ediliyordu</a>. Keza, aynı dönemde, hükümet İspanya ile birlikte, bütün Dünya’ya barış ve huzur getirecek <a href="http://www.mfa.gov.tr/medeniyetler-ittifaki-girisimi.tr.mfa">‘Medeniyetler İttifakı Projesi’</a> üzerinde çalışıyordu.</p>
<p>Yine aynı dönemde yüksek yargı organları da özellikle Avrupa Konseyi ve AİHM başta olmak üzere medeni dünyanın en ileri seviyedeki kurumları ve organlarıyla iş birliği ve eşgüdüm halinde çalışmalar yürütüyorlardı. Bunun olumlu sonuçları hemen görülmüş, özellikle AYM, Yargıtay ve Danıştay başta olmak üzere Türk yargısının içtihatları büyük oranda AİHM ile paralellik arz eder hale gelmişti.</p>
<h1>3.     2013: Gezi Parkı Olayları ve 17/25 Aralık Soruşturmaları</h1>
<p>Ancak 2009 lardan itibaren olumlu gidişatın hızı yavaşlamaya ve işler tersine dönmeye başladı. Neredeyse finale yaklaşılmışken, vites küçültülmesi, hız kesilmesi anlaşılır gibi değildi. Üstüne üstlük hükümet, özellikle insan hakları alanında ve demokratik toplum düzeninin vazgeçilmez değerleri konusunda, neredeyse rota ve güzergâh değişikliği anlamına gelen icraatlara imza atmaya başladı.</p>
<p>Bunun en bariz örneği 2013 yılında yaşanan <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Gezi_Park%C4%B1_protestolar%C4%B1#%C3%96l%C3%BCmler_ve_yaralanmalar">Gezi Parkı olaylarıdır</a>. İstanbul’un betona boğulmuş Beyoğlu ilçesinde, şehrin en eski ve tarihi, aynı zamanda sosyal aktiviteler bakımından fevkalade önemli taksim meydanına bitişik yeşil alan ve park alanına, belediye tarafından bina yapılmasına karar verilmesi üzerine, buna karşı çıkmak için geniş katılımlı eylemler düzenlendi. Aktivistler parka çadırlar kurup inşaatı engellemek için nöbet tutmaya başladı. Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN halkı teskin edici açıklamalar yapmak yerine, tahrik edici ve aktivistleri suçlayıcı beyanatlarda bulununca olaylar çığırından çıktı, ülke genelinde hükümeti protesto gösterilerine dönüştü. On bine yakın kişi yaralandı, altı kişi hayatını kaybetti.</p>
<p>Hükümetin demokrasi ve hukukun üstünlüğü güzergahından makas değişikliği ile aksi yöne savrulmasının en önemli sonucu aynı yıl Aralık ayında patlak verdi. 17 Aralık günü Türkiye hükümetteki 4 bakan ve oğulları, yakınları hakkındaki <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/17_Aral%C4%B1k_yolsuzluk_ve_r%C3%BC%C5%9Fvet_soru%C5%9Fturmas%C4%B1">rüşvet ve yolsuzluk operasyonları</a> ile sarsıldı. Hükümet cenahından ilk tepkiler, 3 bakan ve 5 milletvekilinin istifa etmesi şeklinde oldu. İstifa eden bakanlardan Bayındırlık Bakanı Erdoğan BAYRAKTAR, olanların başbakanın talimatıyla yapıldığını, milleti ve vatanı rahatlatmak için başbakanın da istifa etmesi gerektiğine inandığını açıkladı.</p>
<p>Ancak bakanların istifası Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN tarafından kabul edilmedi. Takip eden günlerde Başbakan 17/25 Aralık operasyonlarının, rüşvet ve yolsuzluk soruşturması değil, yargı ve emniyet güçleri arasında devlete sızmış bulunanların, seçilmiş hükümeti devirme teşebbüsü olduğunu açıkladı. Sonra da sızdıklarını iddia ettiği yapı ile mücadele kampanyası başlattı. Hatta “bu ülkeye ihanet edenlerin görevlerini değiştirmek cadı avıysa, biz bu cadı avını yapacağız, bunu da bilin” <a href="http://t24.com.tr/haber/erdogan-cadi-aviysa-biz-bu-cadi-avini-yapacagiz-bunu-da-bilin,258112">dedi.</a></p>
<p>Bu nokta çok önemli. Çünkü bugüne kadar gelinen bütün bu hukuksuzluklarda ve geriye gidişlerde, demokrasi ve hukuk devleti adına bütün kazanımların harcanmasında Gezi Parkı olayları ve 17/25 Aralık soruşturmaları milat olarak kabul edilmektedir. Hükümet ve tayfası, bunların darbe girişimi olduğunu, soruşturmalardaki delillerin sahte, kayıtların montaj olduğunu, operasyonda ele geçirilen paraların da polis tarafından önceden oraya koyulduğunu iddia etti. Hızla emniyet birimleri başta olmak üzere devlet kademelerinde kıyıma girişti. Binlerce polis memurunu, müdürünü, amirini emekliye sevk etti, yerlerini değiştirdi, disiplin cezaları verdi.</p>
<p>Bu arada ilginç rastlantılar da oldu. Bütün bu gerilimli süreç devam ederken 2014 Ekim ayında HSYK seçimlerinin yenilenme zamanı gelmişti. Yargıda Birlik Platformu (YBP) adı altında bir yapılanmaya gidildi. Türkiye genelindeki bütün hâkim-savcıların seçmen olduğu bu seçimlerde, tarafsız ve gözlemci olması gereken Hükümet bu yapıyı açık seçik ve doğrudan destekledi. Yar-Sav gibi başka oluşumlar veya kendi imkanlarıyla aday olan kişiler, kendi imkanlarıyla kampanyalarını yürütürken YBP adayları gittikleri her yerde resmi protokol muamelesi gördü. Öyle ki adayları valiler karşılıyor, konvoya emniyet güçleri ve polis araçları eskortluk yapıyordu. Sonuçta seçimi az farkla YBP adayları toptan kazandı. Yargı alanında ve hâkim-savcılar arasında esas kıyım sonrasında yapıldı. Öncelikle 17/25 Aralık soruşturması başta olmak üzere, hükümet ve yandaşları aleyhine soruşturma ve yargılama yapan hâkim-savcılar başka yerlere tayin edildi veya başka görevlere verildi.</p>
<p>Aradan üç yıldan fazla zaman geçtikten sonra bu kez 17/25 Aralık dosyaları ve özellikle içindeki deliller Rıza ZARRAB yargılaması nedeniyle ABD de yargılama konusu oldu. Bu vesileyle ortaya çıktı ki, Türkiye’de 17-25 Aralık soruşturmaları kapsamında dosyalarda bulunan delillerin aynısı, hatta fazlası ABD güvenlik birimlerinin elinde zaten vardı ve 17/25 Aralık dosyasındaki delillerle örtüşüyordu. Bu nokta çok mühim. Zira bahsedildiği gibi hükümet 17/25 in bir yargı darbesi ve delillerin sahte olduğunu iddia ediyordu. 2013 Aralık ayından bu yana hedef aldığı kesimleri de bu gerekçeyle tasfiye etmekte ve suçlu muamelesi yapmakta. Hükümetin iddia ve isnatlarının gerçek dışı olduğu ortaya çıktığına göre, hukuken her şeyin 17/25 öncesine avdet etmesi, geri sarılması gerekir.</p>
<h1>4.     Kumara Verilen Kazanımlar</h1>
<p>Kıyım ve tahribat sadece personel alanında yapılmadı. Bilhassa son çeyrek asırda demokratikleşme ve hukukun üstünlüğü konusunda kat edilen çok önemli birikim sanki kumara verir gibi heba edildi. Örneğin Adalet Bakanlığı, HSYK, Adalet Akademisi hakkında kanun çıkarılarak bütün personelin görevine son verildi. Sonra da hükümetin istediklerini yeniden atayabileceğine dair kanuna madde eklendi. Yargıtay ve Danıştay’ın yapısını değiştirebilmek için üye sayısı arttırıldı ve yeni seçilen üyelerle Yüksek Mahkemelerin idare teşkilatları, heyetleri yeniden teşekkül ettirildi. Buna rağmen Yargıtay ve Danıştay’da Hükümet’in istediği sonuç alınamayınca birkaç ay sonra tekrar bir kanun çıkarıldı, yine bütün kurullar sıfırlandı.</p>
<p>Bütün Dünya’da suç soruşturması gizli yürütülür. 17/25 Aralık soruşturmaları nedeniyle Hükümet zor duruma düşünce ilk yaptığı icraatlardan biri, Cumhuriyet savcısının bir soruşturmaya başladığında bunu vali veya kaymakam gibi mülki amire bildirme zorunluluğu getirildi. Böylece Türkiye’de Hükümeti ilgilendiren veya Hükümet’e yakın kişilerin aleyhine yapılan bütün soruşturmalar açığa çıkmış oldu. Mesela, İzmir Urla’da SİT alanı üzerine Başbakan’ın talimatıyla veya bilgisi dahilinde villaların yapıldığı, birkaçının ailesine tahsis edildiği ortaya çıktı. Hatta benzer villaların Trakya’da, Bodrum’da ayrıca yapıldığı basında yer aldı.</p>
<p>Urla’daki arazi için Başbakan 30 yıllık inşaat sahası olduğunu, o bölgede orman bulunmadığını açıkladı. Google Earth dan birkaç yıl öncesinin görüntüleri medyada paylaşıldı. Bütün bölge yemyeşil ormandı.</p>
<p>Başbakan, hedef aldığı yapının ve muhaliflerin kızı Sümeyye’ye suikast teşebbüsünde bulunacaklarını, buna ilişkin Twitter yazışmalarını yakaladıklarını açıkladı. Hatta havuz medyası bunu manşetlere taşıdı. İsnatta adı geçen CHP Milletvekili Umut ORAN basın toplantısı yaparak, diplomatik ve hatta asgari nezaket kurallarını dahi hiçe sayarak, bu isnatların yalan ve uydurma olduğunu, bir Twitin 140 karakteri geçemeyeceğini, oysa ki manşete taşınan iddialardaki Twitlerin bu sınırın çok üzerinde olduğunu çok ağır bir dille eleştirdi ve ifşa etti.</p>
<p>Aslında Hükümet ve ERDOĞAN süreçte en büyük hasarı, toplumun ahlaki değerlerine verdi. İnsanlarda kamu görevlisinin, siyasetçinin, devlet adamlarının rahatlıkla yalan söyleyebilecekleri algısı yerleşti.</p>
<h1>5.     2016: 15 Temmuz Nedir?</h1>
<p>Türkiye 15 Temmuz 2016 günü saat 21 sularında, İstanbul Boğaziçi köprüsünün tek yönünü, darbe yapmak üzere trafiğe kapatan askerlerin haberleri ve görüntüleriyle sarsıldı. Türkiye daha bir asır bile olmayan kısa tarihinde pek çok darbe ve ihtilalle yüzleşmiş, bu konuda oldukça tecrübeli bir geçmişe sahip. Normalde darbeler hep başkentte olur ve ilk hedefler de siyasetçiler, devleti idare edenlerdir. Burada ise, hükümet ve siyasetle hiç alakası olmayan bir yerde, İstanbul’da böyle bir kalkışmanın başlatılması, hem de trafiğin sadece tek yönlü kapatılması oldukça dikkat çekiciydi. Sonradan Ankara’da başlayan girişimlerde, mesela TRT nin 8 askerle basılması, Cumhurbaşkanı’nın sarayının 13 askerle ele geçirilmeye kalkışılması gibi onlarca tuhaf ve absürt vakıalar ekranlara ve haberlere yansıdı. O gün, mesela İstanbul’da bütün polis teşkilatının tam kadro darbe teşebbüsünün yaşandığı saatlerde, görev başında ve sokakta oldukları da ortaya çıktı. Yetkililer bunu bilmelerine rağmen, olaylara polisle müdahale temek yerine, anonslarla, hatta mabetlerden duyurularla, salalarla topyekûn bir seferberlik ilanıyla halkı sokağa davet ettiler. Kısa sürede bütün meydanlar kontrolsüz kalabalıklarla doldu. Boğaziçi köprüsü üzerinde harp okulu öğrencisinin başı kesilerek öldürüldü, bir kısmının köprüden aşağıya atıldığı anlaşıldı. Yine sonradan harp okulu öğrencilerinin oraya tatbikat gerekçesiyle komutanları tarafından götürüldüğü ortaya çıktı.</p>
<p>İlerleyen saatlerde ve hala teşebbüs eylemleri devam ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan doğrudan Fethullah GÜLEN ve takipçilerini kastederek isnatta bulundu; bu girişimin kendilerine ‘Allah’ın bir lütfu’ olduğunu açıkladı. Nitekim takip eden süreçte yüzbinlerce insan kitlesel kıyıma, cadı avına ve topyekûn imha teşebbüslerine muhatap oldu ve hala da olmakta. Erdoğan yerli ve yabancı basın mensuplarına verdiği demeç ve açıklamalarda, teşebbüsten ilk kez nasıl, kimden ve kaçta haberdar olduğu sorusuna birbiriyle çelişen beş ayrı cevap verdi. Keza o günkü gelişmelere ilişkin Genel Kurmay Başkanı, kuvvet komutanları, MİT Müsteşarı, Özel Kuvvetler Komutanı gibi konu ve olaylarla doğrudan ilgili ve yetkili şahısların durumları, açıklamaları, ihmalleri, tuhaflıklarıyla ilgili onlarca, hatta yüzlerce çelişkili vakıalar kamuoyuna yansıdı. Teşebbüs hakkında bütün ayrıntılarıyla araştırılması için TBMM de komisyon kurulmasına ilişkin muhalefet önergelerine iktidar partisi uzun süre ayak diredi. Sonuçta komisyon kuruldu, bu kez aylar geçmesine rağmen iktidar partisi üye vermediği için komisyon çalışmalarına başlayamadı. Bunun gibi yüzlerce tuhaflıklar, şüpheli ve çelişkili vakıalar yaşandı ve halen de yaşanmakta. Bütün bunlar aklı başında ve fiil ehliyeti yerinde olan herkes için dikkat çekici ve şüphe uyandıran durumlardır.</p>
<p>Fethullah GÜLEN ise birkaç gün sonra düzenlediği basın toplantısında, hayatı boyunca darbelere karşı olduğunu belirterek, açık ve kesin bir dille kendisine yönetilen isnatları reddetti. Darbe eylemine karışanlar arasında eğer kendini seven ve takip eden kimseler varsa bunların ‘inandığı değerlere ihanet ettiğini’ açıkladı. Ayrıca darbe teşebbüsü hakkında uluslararası bir komisyon kurulmasını talep ederek, bu komisyonun varacağı sonucu kabul edeceğini ve buna göre gerekirse Türkiye’ye kendi isteğiyle döneceğini belirtti. Bu teklife hükümet hala olumlu cevap vermiş değil.</p>
<p>Uluslararası kamuoyu, siyasetçiler, devlet adamları ise darbe teşebbüsünün Fethullah GÜLEN ve takipçileri tarafından yapıldığına dair somut delil bulunmadığını belirttiler. Mesela,</p>
<ul>
<li>Alman Focus dergisi yayımladığı bir haberde, İngiliz istihbaratının teşebbüsün ilk saatlerinde, hükümet yetkililerinin haberleşmelerini izlemeye aldığını, Türk istihbaratının üst düzey yetkililerinin ‘darbe Gülen’e yıkılsın, yarın temizlik başlasın’ şeklindeki mailini yakaladığını yazdı <a href="http://romanyahaber.com/2016/07/24/focus-dergisi-ingilizler-ipucu-yakaladi-dedi/">(Alman Focus Dergisi, 24 Temmuz 2016, sayfa: 26).</a></li>
<li>İngiliz The Times gazetesi, Avrupa Birliği istihbarat merkezi Intcen tarafından darbe girişimiyle ilgili 2016 Ağustos ayında hazırlanan raporda, Erdoğan’ın ordu içinde kendine muhalif kişileri tasfiye etmeyi 15 Temmuz öncesinde planladığının belirtildiğini <a href="http://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-38646182">yazdı.</a></li>
<li>Alman istihbarat uzmanı Erich Schmitdt ‘yaşanan sözde darbe girişimi Erdoğan tarafından gerçek bir darbeye engel olmak için gerçekleştirildi’ <a href="https://www.youtube.com/watch?v=NuSyeTI1JRM">açıklaması yaptı.</a></li>
<li>Ve diğerleri.</li>
</ul>
<p>Nitekim süreçte en etkili isimlerden biri olan Doğu PERİNÇEK katıldığı bir TV programında “Ben ‘Fethullah GÜLEN terör örgütü’ demedim. O bir suç örgütü. Cemaatten söz ettim. Yani ille suçlu olmasına gerek yok. İlle darbeye katılmış olmasına gerek yok. Ama bu yapıyla bir bağlantıları, ideolojik beraberlikleri, ortak amaçları falan filan olan, bunlar kesinlikle temizlenmelidir” <a href="https://www.youtube.com/watch?v=FgHHHUKXjv4">dedi.</a></p>
<h1>6.     2018: Hak İhlalleri ve Hukuksuzluk Bir Girdap Oluşturdu</h1>
<p>2010 dan sonra duraklamaya giren demokratikleşme ve hukukun üstünlüğünü hakim kılma çabaları, 2013 den itibaren Gezi Olayları ve 17/25 Aralık Soruşturmaları ile hızla irtifa kaybetmeye başladı. 15 Temmuz 2016 ise yere çakılmanın başlangıcı haline geldi. 2018 yılına geldiğimizde pek çok uluslararası gözlemcinin, STK nın, resmi, gayrı resmi kişi veya kuruluşun raporuna, gözlemine, açıklamasına yansıdığı gibi, Türkiye insan hakları, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, hukukun üstünlüğü, demokrasi gibi medeniyetin göstergeleri sayılan değerler bakımından Dünya ülkeleri arasında en gerilere düşmüş vaziyette, ne yazık ki!</p>
<p>Süreçte ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü başta olmak üzere temel hak ve özgürlükler neredeyse sıfırlandı. Stalin dönemine rahmet okutacak uygulamalar yapılıyor. Bu günlerde alışveriş merkezlerinde, dükkandaki müşterileri, caddelerde, sokak aralarında yürüyen insanları, polis durdurup kimlik soruyor, arama yapıyor. Bazı mahallelerde sıradan başlayarak evlerinin zillerini çalıp, kimlerin kaldığını veya oturduğunu sorup, sorguluyorlar. Yazılı tarih boyunca, hak ve özgürlüklerin en çok ihlal edildiği dönemlerin başında gelen Stalin devrinde bile hak ihlallerinin boyutu bu seviyede değildi.</p>
<h1>7.     Hukuksuzluğun Mazereti Olmaz</h1>
<p>Burada yaşanan hukuksuzluklara ve hak ihlallerine mazeret ve gerekçe olarak sıklıkla dile getirilen bir hususa da değinmek lazım. Ergenekon, Balyoz, Ali TATAR, Kuddusi OKKIR ve saire bunca zulme ve haksızlığa gerekçe olarak gösteriliyor.</p>
<p>Söz konusu iddia ve görüşler evvela usul açısından hatalıdır. Birincisi, bu iddia ve savunma kendi kendini nakzediyor ve aleyhine delil teşkil ediyor. “Onlar öyle yaptı, biz de böyle yaparız” mantığı ve cümlesi, hukukun, hukuk devletinin, kamu görevlisinin ifadesi olamaz. Olsa olsa hiçbir kural ve hak-hukuk tanımayan dağlarda yaşayan, kaba güç ve silahla her işini halleden insanların(!) mantığı olabilir.</p>
<p>İkincisi, iddianın esasını incelemeden baştan doğru olduğunu farz edelim. Elbette bu bir suç ve hukuksuzluktur. Öyleyse sadece bu hukuksuzluğu irtikap eden ve suç işleyenler, yani bahsedilen dava ve soruşturmalarda görev alan ve haksızlık yapan görevliler, suçlarıyla orantılı cezalandırılabilir. Ev hanımlarının, binlerce bebeğin, komadaki yaşlıların ve hastaların, Deniz YÜCEL’in, Can DÜNDAR’ın, Ahmet ALTAN’ın, Selahattin DEMİRTAŞ’ın, Aslı ERDOĞAN’ın vs vs yüz binlerce insanın söz konusu iddialarla nasıl bir alakası var?</p>
<p>Bahse konu görüşler işin esası bakımından da isabetli değil. Birincisi, Sahte delil ve usul hataları iddiasında bulunanlar, ustalıkla uyuşmazlığın esasını ve diğer delillerin incelenmesini, müzakeresini gözlerden kaçırıyorlar. Örneğin, Balyoz davası hakkında ‘sahte CD ve dinlenmeyen iki tanık’ konusunda, Yargıtay 9. CD onama ilamının gerekçesinde her iki iddianın tartışıldığını, incelendiğini ve karşılandığını görüyoruz.</p>
<p>İkincisi, esasın içindeki usule ilişkin. Sahtelik ve usulsüzlük iddiasında bulunan çevreler, bazı sanıklar hakkında yargılamayı devam ettiriyorlar ve cezalandırılmasını istiyorlar. Mesela Balyoz davasında 7 sanık hakkında dava hala devam ediyor ve temyiz aşamasında Yargıtay savcısı sanıkların cezalandırılması mütalaasında bulundu. Bu ne yaman çelişki!</p>
<p>Üçüncüsü, tüm kamuoyunun hatta bütün Düya’nın bildiği hukuksuzluklar, haksızlıklar öylece kaldı. Mesela Güneydoğu’daki bariz hukuksuzluklar, Muhsin YAZICIOĞLU, faili meçhuller vs vs üstüne kara bir şal örtüldü. İstihbaratçı bir albayın “Ben Güneydoğu’da 10.000 terörist yetiştirdim” <a href="https://www.timeturk.com/tr/2010/09/22/10-bin-terorist-yetistirdim.html">itirafı</a>; bir orgeneralin, bu günlerde yeni kurulan bir partinin genel başkanlığını yapan, dönemin iç işleri bakanı hanımefendi hakkında, Kızılay meydanında yağlı kazığa oturtmaktan söz etmesine ilişkin <a href="https://www.youtube.com/watch?v=KrWwZEO2gWE">beyanları</a> hala internette ve YouTube’da duruyor. Madem terörist(!) görevliler bertaraf edildi, hukuka bağlı yeni görevliler, işin esasını hukuka uygun olarak çözmeli değiller miydi?</p>
<h1>8.      Demokrasiden Dönüş Yok</h1>
<p>İnsanlığın yazılı tarihi bize toplumları idare etme bakımından gelmiş geçmiş bütün tecrübeler arasında en isabetli seçimin demokrasi olduğunu gösteriyor. Eğer insanlık medeniyet macerasında doğru yolda ilerlemek istiyorsa demokrasi tercihinden ve seçeneğinden asla ayrılmamalıdır. Belki geliştirilebilir, yenilenebilir, daha güçlü hale getirebilmek için yeni argümanlar devreye girebilir. Nitekim demokrasi kavramının Antik Yunan’daki ilk çıkışı ile bugünü arasında dağlar kadar farklar vardır. Sosyal hukuk devleti, hukukun üstünlüğü gibi kavramlar son zamanların müesseseleri.</p>
<p>Aksi durum insanlığın felaketi demektir. Çünkü iletişim ve teknolojideki gelişmeler öldürme kapasitesi ve kabiliyetini fevkalade arttırmış vaziyette. Üstelik Dünya’nın herhangi bir yerindeki çatışma için ‘nasıl olsa beni ilgilendirmiyor’ denilemez. Zira çoktandır Dünya artık global bir köy haline gelmiş durumda. Dolayısıyla insanlık menfaatini düşünüyorsa tüm Dünya’da demokrasiye sahip çıkmalıdır.</p>
<p>Diğer taraftan, insanlığın şeref ve haysiyeti de bunu zorunlu kılmaktadır. Çünkü insan bizatihi şerefli ve onurludur, mükerremdir. Bu yüzden temel haklarından istese de vazgeçemez. Bu nedenledir ki, insanların temel hakları konusunda devletlerin egemenlik haklarının dahi bir hükmü yoktur. Son dönemlerde yürürlüğe giren uluslararası insan hakları belgelerinin çoğunda ve yine AİHM gibi uluslararası mahkemeler başta olmak üzere yargı kuruluşlarında ‘insan haklarına saygıyla yaklaşma’ kavramı getirilmiş ve istikrarla uygulanmaktadır.</p>
<p>Netice itibariyle demokrasiden geriye gidilmeyecek, daima ileriye gidilecektir.</p>
<h1>9.      AP 1990 Kararı</h1>
<p>İnsanlık 20. Yüzyılda çok zorlu bir bataklığa saplandı. Sanayi devrimi ve teknolojideki gelişmeler kapitalizmin hırsıyla birleşince geçen yüzyılın başında insanlık ilk dünya savaşıyla tanışmış oldu. Daha bunun acıları sarılmamışken ikincisi daha dehşetli sonuçlarıyla insanlığı silindir gibi ezip geçti. Artık insan öldürme mesleği ve sanatı! korkunç boyutlara ulaşmıştı.</p>
<p>Bilindiği üzere Dünya iki kutba ayrıldı. Her iki blok, karşı tarafın taarruzundan emin olma, sahip olduğu gücü ve zenginliği koruma gerekçesiyle, biraz da bunu bahane edip daha fazlasına sahip olma hırsıyla, bizzat devlet eliyle kayıt ve kontrol dışı faaliyetlere giriştiler. Belki tarih boyu müteferrik fiiller, hamleler olmuştur elbette. Fakat ilk defa sistemli, kalıcı, istikrarlı ve sürekli biçimde müesses bir nizam halinde, hem de devlet eliyle kayıt ve kontrol dışı faaliyetler icra ediliyordu.</p>
<p>1990 ların başlarında Berlin duvarının yıkılması iki kutuplu dünyanın, soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte anlaşıldı ki, bu türden kayıt ve kontrol dışı yapılanmalar, icraatlar, faaliyetler hem ait oldukları devletler ve milletler için hem de tüm insanlık için umulan faydasından çok zarara neden olmaktadır.</p>
<p>Bu nedenledir ki, Avrupa Parlamentosu 22 Kasım 1990 da, kayıt ve kontrol dışı istihbarat ve operasyon örgütlerinin derhal tasfiyesi, ayrıca diplomasi diline göre oldukça sert bir üslupla, bütün bunlar başının altından çıkan ABD nin uyarılması yönünde <a href="https://en.wikisource.org/wiki/European_Parliament_resolution_on_Gladio">karar aldı.</a></p>
<p>Alınan kararda, adeta yol ayırımına gelen Dünya devletlerinin, tercihini insanlığın şerefi ve onurundan yana kullanması yönünde, devlet ve demokrasi müesseselerine dair oldukça dikkat çekici <a href="https://en.wikisource.org/wiki/European_Parliament_resolution_on_Gladio">ifadeler vardır:</a></p>
<p>“C. Söz konusu gizli örgütün üye devletlerin iç siyasi işlerine yasadışı müdahale etmiş olabileceği ve hala müdahalesinin sürüyor olabileceği korkusu ile,</p>
<ol>
<li>Muhtelif yargı araştırmalarıyla da ispatlandığı üzere, belli üye devletlerde, askeri istihbarat teşkilatlarının (ya da bunların kontrol edilmeyen birimlerinin) ciddi terör ve suç olaylarına karıştığı hususu çerçevesinde,</li>
<li>Bu örgütlerin, her hangi bir parlamento içi kontrole tabi olmadıkları için, tamamen hukuka aykırı olarak faaliyet gösterdikleri ve göstermeye devam ettikleri ve devlet daireleri ile anayasal kuruluşlarda en yüksek görevlerde bulunan kişilerin bu konularda aydınlatılmadığı hususu çerçevesinde,</li>
</ol>
<p>&#8230;</p>
<ol start="3">
<li>Üye devletlerin hükümetlerine tüm gizli askeri ve milis örgütlerinin lağvedilmesi çağrısında bulunmaktadır,</li>
<li>Söz konusu askeri örgütlerin mevcudiyetinin belirlenmiş olduğu ülkelerin yargı makamlarına, bunların içeriklerinin ve faaliyet şekillerinin tamamen aydınlığa çıkarılması ve keza bunların, üye devletlerin demokratik yapısını istikrarsız hale getirmek için yapmış olabilecekleri eylemlerin de ortaya çıkarılması çağrısında bulunmaktadır.</li>
</ol>
<p>&#8230;”</p>
<p>Sonrasında başta İtalya, Belçika, Yunanistan olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde Gladio türünden yapılar bir bir ortaya çıkarıldı ve tasfiye edildi.</p>
<h1>10.             Girdap Karadeliğe Dönüşmesin</h1>
<p>Görüldüğü gibi, ilk insandan bu yana binlerce yılın birikimi olan medeniyet müktesebatı, bazen yanlış bir tercih veya maceraperest birinin çılgın hamleleriyle toptan ateşe verilebiliyor. Bundan sonra insanlığın başka bir hatalı tercihe veya bir çılgınlığa tahammülü yoktur. Çünkü etkisi ve derinliği öncekilerden kat be kat fazla olacaktır.</p>
<p>Türkiye birkaç yıldır, suçüstü yakalanan hükümet yetkilileri ve yandaşlarının suçlarını örtme telaşıyla giriştikleri hak ihlalleri ve hukuksuzluklar sarmalına dolanmış, girdabına kapılmış vaziyette. Üç dört yıldır konusunda uluslararası yetkinliğe sahip pek çok teşkilat, kişi veya kuruluş tarafından bunlar kayıt altına alınmakta ve raporlaştırılmakta. Uzatmamak için sadece birkaç somut örnek vermekle yetineceğim:</p>
<ul>
<li>Darbe teşebbüsünden saatler sonra Ankara Cumhuriyet savcılarından Serdar COŞKUN imzasıyla Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gönderilen 16/07/2016 tarihli yazıda binlerce hâkim ve savcı hakkında “Gözaltına alınan hâkim ve savcıların Cumhuriyet başsavcılıklarına sevkinin sağlanıp TCK 309/2 maddesi gereğince tutuklanmalarının sağlanması,” talimatı vermiştir,</li>
<li>Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kemal KILIÇDAROĞLU, partisinin meclis grup toplantısında elinde bir kitapçık göstererek, Adalet Bakanlığı’nın kitapçık bastırarak hâkim ve savcılara dağıtıldığını, bunda “tahliye konusunda HSK ile mutlaka istişarede bulunulduktan sonra irade oluşturulacaktır” ifadesinin yer aldığını <a href="https://odatv.com/kilicdaroglundan-gundemi-degistirecek-iddia-27021826.html">açıkladı,</a></li>
<li>Doğu PERİNÇEK katıldığı TV programında “hukuk siyasetin köpeğidir” <a href="https://www.youtube.com/watch?v=RTSUoPSEACM">dedi,</a></li>
<li>Üç aylık kurstan sonra kürsüye çıkarılan hâkim “sanığın 2 yıl ila 5 yıl hapisle cezalandırılmasına” hükmetti, avukatın “böyle bir karar olamaz ki” demesi üzerine “ama kanunda öyle yazıyor” şeklinde <a href="https://odatv.com/katibin-uyudugu-hakimin-yorgun-dustugu-goruldugunden-durusmaya-ara-verilmesine...--05031825.html">cevap verdi.</a></li>
<li>Bursa’da 12 HDP ve DBP li hakkında fezleke hazırlayan polislerin şüpheliler için suç uydurduklarına dair bilgi notu, silmeyi unuttuklarından, <a href="https://www.evrensel.net/haber/320151/polis-uflemesi-iddianamede-teror-finansmani-filan-ufleriz">iddianamede</a> <a href="http://www.kronos.news/tr/terorun-finansmani-filan-ufleriz-gazi-abi/">yer aldı</a>: “Terör finansmanı filan üfleriz Gazi Abi”,</li>
<li>…</li>
</ul>
<p>Görüldüğü gibi durum ‘vahim’ kavramıyla anlatılabilecek seviyenin bile çok ötesine geçmiş vaziyette. Tekrar etmiş olayım, teknolojideki gelişmelerin geldiği seviye, iletişim ve ulaşımın ulaştığı nokta itibariyle, Dünya’nın herhangi bir yerinde meydana gelen kriz Bütün coğrafyaları etkiler hale gelmiştir. Dolayısıyla Dünya milletleri insan hakları ve hukukun üstünlüğünü muhafaza konusunda hem yetkili hem de görevlidirler. İmkanlarını zorlayarak hak ihlallerini önlemezlerse, görevlerini ihmal etmiş olurlar.</p>
<p>Erken önlem alınmadığı takdirde, hukuksuzluk sarmalı girdaba evrilecek, daha da önü alınmazsa bu kez bütün Dünya’yı hatta kendi kendini bile yutan bir karadeliğe dönüşecektir.</p>
<h1>11.             AİHM: En Büyük Sorumluluk Hâkimlerin</h1>
<p>Hakların korunması ve hukukun üstünlüğünün muhafazası konusunda en büyük sorumluluk ise hakimlerindir. AİHM nin uluslararası yetkisi nazara alınınca en önemli görev de AİHM ne düşmektedir.</p>
<p>Bilindiği üzere Türkiye Avrupa Konseyi üyesidir. Ayrıca AİHM nin yargı yetkisini de tanımıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesi gereği, insan hakları alanında imzalanmış uluslararası sözleşmeler iç hukuk mevzuatından üstün, AİHM nin içtihatları da Türk yargı kuruluşları ile idare teşkilatı için bağlayıcıdır.</p>
<p>AİHM hakimleri de, yargı yetkisi itibariyle yeteri kadar yetkiyle donatılmışlardır. Her şeyden önce ‘insan haklarına saygıyla yaklaşma’ usulü ve anlayışı artık yerleşmiş içtihat ve uygulamadır. Üstelik Yüksek Mahkeme bunu daha önceki içtihatlarında defalarca uygulamıştır.</p>
<p>Devlet adamları, siyasetçiler ve askerler realitenin sonucu, kendi halklarının menfaati için başka milletlerin hukukuna tecavüz etmekten kaçınmazlar. Hatta bu gibi hareket ve hamleler o kişiler için birer kahramanlıktır. Çünkü siyaset ve devlet idaresi menfaat üzerine işlemektedir. Şahsi kanaatim, bu paradigma batıldır. Ama ne yazık ki, Niccolo Machiavelli’den bu yana Dünya’nın çarkları böyle dönüyor.</p>
<p>Ancak hakimlerin böyle bir lüksü yoktur. Çünkü onlar milletinin menfaatini korumakla mükellef değillerdir; maddi gerçeği ortaya çıkarmak ve insanın şerefini korumakla mükelleftirler; o insan hangi milletten, devletten, ırktan, inançtan, renkten ve sair ayırt edici özelliklerin sahibi olursa olsun.</p>
<p>Ne yazık ki AİHM son iki yıldır Türkiye’den gelen başvurular hakkında oldukça kötü bir sınav verdi. Umarım tez zamanda hatalı uygulamasından döner, eski şanına ve itibarına yaraşır şekilde insan şeref ve haysiyetini korumaya, yüceltmeye devam eder.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AİHM&#8217;nin Samimiyet Testi</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2018/08/01/aihmnin-samimiyet-testi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Weiser NİCHT]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Aug 2018 23:11:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[Weiser NİCHT]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1433</guid>

					<description><![CDATA[Aslında Herkes Eşittir Ama Bazıları Daha da Eşittir Yirminci yüzyılın ilk yarısında Dünyayı komünizm furyası kasıp kavuruyordu. Amerika kıtasından Uzak Doğu’ya, Afrika’ya kadar bütün coğrafyalarda, yerleşik ve geleneksel düzenleri alt üst eden bu sistemle mücadele yolları aranıyordu. George Orwell&#8217;in 1940 larda kaleme aldığı ‘Hayvan Çiftliği’ romanı da bu kapsamda ünlenmiş eserlerden biri. Aslında romandaki bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Aslında Herkes Eşittir Ama Bazıları Daha da Eşittir</h1>
<p>Yirminci yüzyılın ilk yarısında Dünyayı komünizm furyası kasıp kavuruyordu. Amerika kıtasından Uzak Doğu’ya, Afrika’ya kadar bütün coğrafyalarda, yerleşik ve geleneksel düzenleri alt üst eden bu sistemle mücadele yolları aranıyordu.</p>
<p>George Orwell&#8217;in 1940 larda kaleme aldığı ‘Hayvan Çiftliği’ romanı da bu kapsamda ünlenmiş eserlerden biri. Aslında romandaki bir cümle kitaptan ve yazarından daha fazla şöhrete sahip: “Bütün hayvanlar eşittir. Fakat bazı hayvanlar ötekilerden daha fazla eşittir”. Orwell romanında ‘Komünist Devrim’ düşüncesinin nasıl çarpıtılarak bir sömürü düzenine dönüştüğünü eleştirel ve mizahi bir üslupla anlatıyor. Bu cümle de yazılış sebebi itibariyle, başlangıçta ve özelde yaşanan komünizm gerçekliğinin, genelde ise sureti haktan görünüp aslında insanları ve toplumları aldatıp ayrımcılık yapmanın, onları sömürmenin, haklarını gasp etmenin, yok etmenin bir simgesi, markası haline geldi adeta.</p>
<p>Son iki yıldır Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) özellikle Türkiye’den yapılan başvurular hakkında verdiği kararları ve takındığı tavrı düşündükçe hep bu cümle aklıma geliyor: Bütün insanlar eşittir, fakat bazıları daha da eşittir.</p>
<h1>İnsan Haklarına Saygıyla Yaklaşmak</h1>
<p>İnsanlık başından beri görüp yaşadığı acıların hepsinin toplamından fazlasını, yirminci yüzyılda, hatta ilk yarısında toptan yaşadı. Sadece ‘1. ve 2. Dünya Savaşları, komünizm’ kelimeleri ve kavramları bunu anlatmaya ve anlamaya yeter de artar bile. Eserleri, acıları, kalıntıları hala duruyor. Aramızda acıların, mezalimin, cenderenin canlı şahitleri, mağdurları var hala.</p>
<p>Belki de bu yüzdendir, insanlık tarihi boyunca, insan onuru ve şerefinin, haklarının, hürriyetlerinin en parlak ikamesi, müesseseleştirilmesi, ortaya çıkarılması ve korumaya alınması da yine aynı dönemde olmuştur. Vahşetin ve dehşetin geriye bıraktığı enkaz, düşünen kafaları harekete geçirmiş, paslı vicdanları bile uyarmıştır.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra peşi peşine gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi (BM-EİHB) gibi belgeler, müesseseler, düzenlemeler, antlaşmalar bu sürecin en güzel örneklerinden. Artık insanlık şerefine ve onuruna yaraşır şekilde derlenip toparlanma, yaralarını sarma ve daha da ileri seviyeler için kendini geliştirme sürecine girmişti. Yapılanların üzerine sürekli yenileri veya daha iyileri ilave edilerek bu günlere gelindi. Mesela, AİHS ne eklenen Protokollerin sayısı bu günlerde 15 i geçti. Başlangıçta yaşam hakkı, adil yargılanma hakkı, işkence yasağı gibi temel değerler kayda alınmışken, zamanla üzerine mülkiyet hakkı, seçme ve seçilme hakkı, çalışanların hakları gibi pek çok haklar ve hürriyetler ilave edildi.</p>
<p>Bu günlerde artık internet hakkı, sanal kişilik hakkı, çevre hakkı, barış hakkı gibi konular üzerinde konuşuluyor. Dahası, gelinen bu aşama artık devletlerin ve ülkelerin sınırlarını da aşmayı zorunlu kılmakta, hemen herkese bütün Dünya üzerindeki herkesin haklarını koruma adına bir hak, daha da ötesi bir görev vermektedir. Kamusal alanda Avrupa Konseyi’nin üye ülkelerin cezaevlerini habersiz denetleme yetkisi; sivil toplum sahasında ise sınır tanımayan gazeteciler, doktorlar, avukatlar gibi inisiyatifler, oluşumlar bunun güzel örneklerinden.</p>
<p>Yine aynı eğilimin ve gelişmenin tabii sonucu olarak hem uygulayıcılara hem de yargı makamlarına yönelik ‘insan haklarına saygıyla yaklaşmak’ kavramı ve anlayışı geliştirilmiştir. Bununla kastedilen, yaratılışı gereği ve bizatihi varlığı itibariyle zaten şerefli ve onurlu olan insanın bu onur ve şerefi hep korunmalı ve yüceltilmelidir. Dolayısıyla insanın haklarını ilgilendiren kurallar yorumlanırken ve uygulanırken, kısıtlamalar, yasaklar hakkında dar ve daraltıcı üslupla, hak ve özgürlüklerin önünü açanlar hakkında ise geniş ve genişletici tarzda hareket edilmelidir.</p>
<p>AİHM nin de yarım asrı aşan birikimiyle bu yönde önemli kararlara ve uygulamalara öncülük ettiği, insan haklarına saygıyla yaklaşmanın hakkını verdiği söylenebilir.</p>
<h1>AİHM Niyetini Bozuyor mu?</h1>
<p>Ama gelin görün ki, iki yıldır AİHM bütün şerefli mazisine gölge düşürecek, bütün itibarını sıfırlayacak bir yöne girmiş gibi sanki. Türkiye’de 16 Temmuz 2016 ilk saatlerinden beri insan hakkı ihlalleri bütün çıplaklığı ve dehşetiyle neredeyse herkesin gözleri önünde icra ediliyor. Daha doğrusu aleni ortama taşanlar bile tüyler ürpertici. Kapalı kapıların, duvarların ardında cereyan edenleri tahmin etmek zor değil.</p>
<p>Düşünün daha ilk günlerde, işkenceciler işkence görüntülerini ve resimlerini bizzat kendileri basına servis ettiler veya kendi sosyal medya hesaplarından paylaştılar. Mesela elleri arkadan kelepçelenmiş, yere çöktürülmüş, asker olduğu anlaşılan birine demir parmaklıkların dışındaki kişi soruyor: “Çocuğun var mı? – Var, Kaç yaşında? – 10 aylık, Onu … edeyim mi?” Bu görüntüyü gözaltına alınan kişi kayda alamayacağına ve internete veremeyeceğine göre, bizzat işkencecinin veya arkadaşının servis ettiği anlaşılıyor. Yine ilk günlerde silahlı kuvvetlerin üst düzey general ve amiralleri dahil pek çok asker ve sivilin işkence görmüş, başları gözleri sarılı vaziyetteki fotoğrafları doğrudan devletin haber ajansı tarafından dağıtıldı.</p>
<p>Geçen iki yıllık süreçte, insan hak ve hürriyetlerinin ihlali konusunda hem yerli hem de uluslararası alanda onlarca, belki yüzlerce rapor, inceleme, vakıa, yayınlandı. Doğum yaptıktan sonra ameliyathaneden doğrudan cezaevine götürülen anne sayısı bile belli değil. Yahut ölümcül hastalık teşhisi konulmuş, tedavisi devam eden ve ayakta durmaya mecali olmadığından sedye veya tekerlekli sandalyeyle götürülen kişilerin kollarından yatağa kelepçelenmesi, üstelik suçlama olarak da ‘sen telefonunda ByLock kullanmışsın’ yahut ‘sen falan gazeteye abone olmuşsun’ ya da ‘sen çocuğunu şu okulda okutmuşsun’ deniyorsa, bunu akılla nasıl izah edebilirsiniz, vicdana nasıl sığdırabilirsiniz? Ege’de, Meriç’te karanlık sularda kaybolan canların, umutların, bebeklerin sayısı yüzlere yaklaşıyor neredeyse.</p>
<p>İki yıldır yaşananlara topyekûn bütüncül bakınca alenen bir soykırım uygulamasının bütün Dünya’nın gözleri önünde sergilendiği açıkça anlaşılıyor.</p>
<p>İlk haftalardan itibaren sayıları yüzbinleri bulan -ve şimdilerde iki yüz binlere yaklaşan- insan kamu kurumlarından Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ekinde yayınlanan listelerle ihraç edildiler. Keza binlerce şirketin ve özel şahısların malvarlıklarına el konuldu, bankalardaki paraları ve hesapları bloke edildi. Yine pasaportlarına ve silahlarına el konuldu, sosyal hakları, kazanılmış statüleri, hakları geriye dönük ellerinden alındı. Kazanılmış hakları yok sayıldı ve geriye dönük iptal edildi.  Daha pek çok akıllara ziyan uygulamalara imza atıldı.</p>
<p>Halbuki bunların kanunla veya KHK ile yapılabilmesi mümkün değildir. Zira yasama işlemi ile birel idari tasarruf yapılamaz. Hepsi de resmi işlemlerle, KHK larla ve bütün Dünya’nın gözleri önünde cereyan ettiğinden AİHM nin olup bitenlerden haberinin olmadığı iddia edilemez.</p>
<p>Bütün bunlar yaşanırken, taa en baştan beri insanların umutla koştukları ilk kapı AİHM olmuştu. İlk aylardan itibaren başvuru sayısı on binleri çoktan aşmıştı. Herkesi buraya koşturan haklı bir sebep vardı, çünkü AİHM insan haklarının korunması ve insanın şerefinin yüceltilmesi konusunda haklı bir şöhrete kavuşmuştu.</p>
<p>Fakat ne olduysa bundan sonra oldu. Sürecin başlamasından kısa bir süre sonra Olağanüstü Hal (OHAL) Komisyonu ihdas edildi. AİHM de başvuruların büyük çoğunluğunu iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez bularak dosyaları iade etti.</p>
<p>Bu arada medyada, OHAL Komisyonu konusunda akıl hocalığını, daha başlarda Türkiye’yi ziyareti sırasında bizzat Avrupa Konseyi (AK) başkanı tarafından yapıldığı yazıldı. Bundan başka iddialar da dile getirildi. Mesela, AK nin mali yönden ihtiyaçlarının olduğu, Türkiye’nin de en çok mali destek sağlayan ülke olması nedeniyle, AK çatısı altında faaliyet yürüten AİHM nin de kolaylıkla Türkiye aleyhine karar veremeyeceği öne sürüldü. Bütün bunlar hangi açıdan bakılırsa bakılsın aklın ve hele vicdanın kabul edeceği sebepler değildir.</p>
<h1>Hâkimlerle Devlet veya Siyaset Adamlarının Farkı</h1>
<p>AK Başkanı netice itibariyle bir siyasetçidir. Siyasetçilerin ve devlet adamlarının menfaat üzerine davranmaları, ideal yönetim ve hukuk bakımından olmasa da bir gerçeklik olarak belki kabul edilebilir. Ama bir hâkimin menfaatine göre karar vermesi veya türlü gerekçelerle gerçeğin dışında karar vermesi kabul edilebilecek bir durum değildir.</p>
<p>Aradaki fark siyasetle hukukun tabiatından, felsefesinden, yazılımından kaynaklanmaktadır. Siyasetin tek hedefi milletinin menfaatini devşirmektir. Bunun için türlü hokkabazlıklar bile hoş görülür. Mesela normalde iki insan arasında çok aşağılık bir hal veya ihanet olarak görülen bir hareket siyasetçi bakımından övünme vesilesi olabilir. Hatta böyleleri genellikle milli kahraman olarak gelecek nesiller tarafından hep saygıyla yad edilir, heykelleri dikilir, adı binalara, köprülere, okullara verilir. Tarih bunun binlerce örnekleriyle doludur. Siyasetin bu niteliğinden ötürü, resmi görüşmeler hep kapalı kapılar ardında yapılır, dışarıya sadece basma kalıp sürece ve ortama uygun resmi bir açıklama yapılır. Gerçekte neler olup bittiğini kamuoyu ancak onlarca, belki yüzlerce, hatta bazen binlerce sene geçtikten sonra, arşivler kamuoyuna yansıyınca öğrenebilir.</p>
<p>Oysa hakimlerin tek işi, maddi gerçeği ortaya çıkarmaktır. Bu gerçeğin sonucunun nereye varacağı, etkileri, tepkileri, neticeleri hâkimin ve yargının ilgi alanına giremez. Girerse yapılan zaten yargılama ve sonuç da adalet olmaz. Bu yüzden adaletin gözleri kapalıdır. Karşısındakilerin kimliğinin, milliyetinin, dilinin, cinsiyetinin, inancının, velhasıl türlü ayırt edici özelliklerinin hiçbir önemi yoktur. Ve yine bu yüzden, siyasetin kapalı kapılar ardında icra edilmesine karşılık, yargılama aleni yapılır.</p>
<h1>AİHM nin Tarihi Sorumluluğu</h1>
<p>İşte tam bu noktada AİHM hâkimlerine, belki bundan sonra medeniyetin ve demokrasinin güzergahını ve yönünü belirleyecek, tarihi bir sorumluluk düşmektedir. Çünkü siyasetin ve devlet adamlarının menfaat arzusu ve kazanma hırsını kontrol edebilecek yegâne güç hakimlerdir. Bütün Dünya’da şöhret olmuş Almanların “Berlin’de hakimler var” deyimi bile tek başına bunu izah için yeterlidir.</p>
<p>Hakimlerle, devlet ve devlet adamlarının ilişkisini atla seyisi arasındaki ilişkiye de benzetebiliriz. Medeniyet baştan beri atın sırtında bu günlere taşındı. Ama atın ağzında bir gem ve üstünde de basiretli ve kabiliyetli bir seyisle. Başka türlü bırakın faydalanmayı, zararlarından ve çiftelerinden korunmak bile zordur. Devlet bir atsa, gemi hukuk, seyisi de hakimler ve hukukçulardır. Geçen yüzyılın ikinci yarısından itibaren cehennem cenderesinden sonra insanlık hak ve özgürlükler adına sağlam bir zemin üzerinde ve doğru yol istikametinde seyrini sürdürüyorsa, AİHM gibi uluslararası yargı kuruluşlarının insan haklarına saygıyla yaklaşmaları sayesindedir.</p>
<p>Gelinen bu safhada, AİHM hakimleri niyetlerini bozar ve tavırlarını değiştirirlerse; evvela bataklıktan ve cendereden güç bela çıkan insanlık bu kez çok daha kötü bir hedef istikametine yön değiştirecektir. İkincisi ve daha önemlisi, hakimlerinin şahsında AİHM tarihi boyunca biriktirdiği şeref ve itibarını kaybetmenin yanında, tam aksi yönde ve simetride aynı ağırlıkta kötü sıfatları iktisap etmiş olacaktır. Çünkü kötü bir fiili sade bir vatandaşın irtikap etmesi ile toplum önündeki halka ve insanlara rehber pozisyonundaki bir kişinin irtikap etmesi arasında fark vardır. Mesela sıradan bir kişinin hırsızlık yapmasıyla, işi hırsızları yargılamak olan hâkimin hırsızlık yapması elbette bir değildir.</p>
<p>Umarım zorbanın ve yardakçılarının, soykırım denebilecek, tarihte eşi emsali pek görülmemiş mezalimleri irtikabında AK nin akıl hocalığı yaptığı ve AİHM nin de buna aktif veya pasif duruşuyla ortak olduğuna ilişkin söylentiler doğru çıkmaz. Doğruysa bile AİHM hakimlerinin, bu fahiş hatadan bir an önce dönmeleri, şimdiye kadar olduğu gibi insan haklarına saygıyla yaklaşmaları ve niyetlerini tashih ederek insan şeref ve onuruna uygun davranmaları tüm mağdurların haklı beklentisidir.</p>
<p>Aksi halde, zihnimde onları insanlığa ihanet etmekle ve hak ihlallerine, zorbalığa ortak olmakla mahkûm edeceğim. Hoşlarına gitmese bile şunu da belirtmeliyim: bu durumda AİHM hakimlerinin pasif kusurlu eylemlerinin özgül ağırlığı, mesela Türkiye’deki çocuk tecavüzcüsü işkencecilerin eylemlerinin ağırlığından daha fazladır. Bu mahkumiyete dayanak ve gerekçe teşkil edecek pek çok emsal karar ve içtihadım da var. Sadece Sokrates, Galileo, Dreyfüs, İmam-ı Azam, Ahmet bin Hanbel ve benzeri binlerce yargılamayı hatırlatıyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Noah&#8217;s Pudding: Taste in the Unification of Differences*</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2018/07/08/noahs-pudding-taste-in-the-unification-of-differences/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Weiser NİCHT]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Jul 2018 22:22:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[English Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Weiser NİCHT]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1422</guid>

					<description><![CDATA[Ashura: Democratic Social Order of the Foods When I thought the developments in the Middle East region, somehow Ashura (Noah&#8217;s Pudding) came to my mind. As is known, Ashura is well-known desert and a tradition in Anatolia and the Mesopotamia. Ashura has been celebrated since the Prophet Noah, folktale says. According to the story, when &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4>Ashura: Democratic Social Order of the Foods</h4>
<p>When I thought the developments in the Middle East region, somehow Ashura (Noah&#8217;s Pudding) came to my mind. As is known, Ashura is well-known desert and a tradition in Anatolia and the Mesopotamia.</p>
<p>Ashura has been celebrated since the Prophet Noah, folktale says. According to the story, when the ship went ashore after the flood, Noah brought together all food in the ship and requested to cook them. In order to remember this incident, which is accepted as a second beginning for the humanity, Ashura is cooked in Muharram, a month in the Hijri Calendar and distributed to guests and neighbors, regardless of intimacy, kinship, or acquaintance. This offer or invite is made to everybody in reach who accepts, who opens her/his door. In the Ashura week, it is offered to everybody, like people in the mosques, djemevis, public buildings, supermarkets, passengers etc.</p>
<p>Almost anything can be added to Ashura: pulses like wheat, chickpea, bean; sweat flavors like fig, raisin; dried nuts like hazelnut, peanut, almond; and sourish fruits orange, mandarin. And off course, pomegranate is one of the indispensables.</p>
<p>Although how much they are at variance with each other, these all foods and tastes come together harmoniously. Delicious tastes come out of this new mixture. In this regard, Ashura is just like democratic social order of the foods.</p>
<h4>Abraham Table and Its Geography</h4>
<p>How much time passed between Noah and Abraham is not known. In fact, it is not our issue here. Yet, it is almost certain that living in the same geography, Abraham became a guide for different societies in other geographies. He left behind many unifying and connective values for different cultures and civilizations. This legacy is a priceless treasure for the whole parts of society in Anatolia and the Mesopotamia.</p>
<p>Abraham&#8217;s Table is the name of a culture and a tradition in the southeast Turkey and Mesopotamia. It is told that Abraham was a very generous and hospitable person. He was keeping his door open for all guests expected or unexpected. And, he was calling even unknown passengers to his table. For this reason, his table has been existing as “Abraham&#8217;s Table.”</p>
<p>Today, Abraham&#8217;s memory, values, and legacy has respectable place in all Middle East regardless of race, nationality, color, language, or religion. So to say, all Middle Eastern peoples live under his common roof in spite of bitter conflicts and controversies.</p>
<p>Noah is accepted as humankind&#8217;s second ancestor. Abraham is the ancestor of three monotheistic religion which are Judaism, Christianity, and Islam. It is the source of his dignity. Who knows, maybe even humankind&#8217;s first ancestor lived in the same geography, and his children spread to all around the world.</p>
<h4>The Course of Civilizations</h4>
<p>Democratic social order is the best model in terms of societies&#8217; management, peace and wealth and in terms of the history of humanity. It will be so, at least, until a better model will be designed. Best examples of this order exist in the states in North American and Europe.</p>
<p>Best examples of democratic social order are the countries which have succeeded this by far the best regarding their wealth. Nevertheless, even democratic social order has not yet reached intimacy, warmth and pluralistic fabric of Abraham&#8217;s Table.</p>
<p>The regions, like Harran, Antioch, and Cappadocia, have realized the idea of coexistence since before thousands of years, and legated it to future generations.</p>
<h4>Winter in the Region</h4>
<p>However, in contrast to Abraham&#8217;s Table, inhuman practices, barbarities, brutalities, and tyrannies have been experiencing in this region in recent years.</p>
<p>Unlawful and arbitrary trials, unidentified murders, demonstrations with no endings, operations, hundreds of toddlers who have started their life in prisons, tens of thousands of woman squeezed into prisons&#8230;</p>
<p>Dragging a dead body with police vehicle in Sirnak; a mother who has forced into keeping her dead child in the fridge because of curfew; forbidding one of leading dissident politician&#8217;s mother&#8217;s burial in Ankara; releasing blatantly the torture photos of peeled off and handcuffed suspects; women who gave birth by herself in detention centers; patients who are handcuffed to their beds although they have no strength to move; mothers who are arrested just after their childbirths even before seeing their toddlers for the first time; people who are dragged and handcuffed from both hands although they are old enough to not walk by themselves&#8230; These are the some examples of level of inhumanity, insanity, and intolerance in this region.</p>
<p>Moreover, Syria, Iran, Lebanon, Israel, Palestine which share the same Ashura culture are not so different from Turkey. In these regions which are known with their human rights violations and sorrow, humanity has never deteriorated so badly.</p>
<h4>Only Solution is Uniting together in the Abraham&#8217;s Table</h4>
<p>The fragmentation and violence in the region of Ashura and Abraham&#8217;s Table culture is an inconceivable phenomenon. It has to save itself from this vicious circle. Otherwise, a total destruction is looming on the horizon.</p>
<p>The salvation from this circle is again possible with the logic of Ashura and Abraham&#8217;s Table and legacy. The living together brotherly, peacefully, and in tranquility can help us to reach humanistic perfection. It is necessary to view different religions, languages, and cultures, and protect them instead of disintegration and alienation.</p>
<p>*Turkish original text has been translated into English by a couple of human rights volunteers.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BALYOZ VE ERGENEKON DAVALARINDA HATA YAPILDI MI?</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2018/06/25/balyoz-ve-ergenekon-davalarinda-hata-yapildi-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Weiser NİCHT]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Jun 2018 20:36:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[Weiser NİCHT]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1412</guid>

					<description><![CDATA[1. Tarihi Süreç Ergenekon ve Balyoz davası başta olmak üzere genel olarak 2008 de başlayıp 2013, 2014 yıllarına kadar süren, kamuoyu gündeminde yoğun şekilde yer alan davalar, esasında derin devlet yargılamalarıdır. Derin devlet; teşkilat yapısı, çalışma ve hizmet düzeni Anayasa, kanunlar ve diğer mevzuatla belirlenen aleni devlet yapısının dışında yer alan ve fakat aynı saha &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>1. Tarihi Süreç</h1>
<p>Ergenekon ve Balyoz davası başta olmak üzere genel olarak 2008 de başlayıp 2013, 2014 yıllarına kadar süren, kamuoyu gündeminde yoğun şekilde yer alan davalar, esasında derin devlet yargılamalarıdır.</p>
<p>Derin devlet; teşkilat yapısı, çalışma ve hizmet düzeni Anayasa, kanunlar ve diğer mevzuatla belirlenen aleni devlet yapısının dışında yer alan ve fakat aynı saha ve konular hakkında kayıt dışı faaliyet gösteren yapıyı ifade etmektedir.</p>
<p>Konu; içerik, zaman ve alan itibariyle çok kapsamlıdır. Bu yüzden sağlıklı ve doğru değerlendirme için geriye çekilip resme bütüncül bakabilmek gerekir. Dahası resmin üçüncü boyutunu da görmek icap etmektedir.</p>
<h1>2. Soğuk Savaş Dönemi</h1>
<p>Malum olduğu üzere, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Dünya’da düzen yeniden kuruldu. Yeni ittifaklar, yapılar, hükümranlık alanları teşekkül etti. İki blok oluştu: ABD ve SSCB yani Rusya. ABD öncülüğünde batı bloğunu ve hükümranlık alanını korumak maksadıyla NATO kuruldu. Türkiye de tarihi müktesebatı ve menfaatleri gereği batı bloğunda yerini aldı. Çok partili sisteme geçiş ve demokrasi şartıyla NATO’ya kabul edildi. Nitekim 1950’de Türkiye serbest seçim ve muhalefetin bulunduğu demokrasi tecrübesiyle tanıştı.</p>
<p>Bundan sonra Dünya yaklaşık yarım asır boyunca bu iki bloğun gerilimleri, sinir harpleri ve çekişmelerine sahne oldu ki bilindiği gibi bu döneme soğuk savaş dönemi denilmektedir. 1990’larda SSCB’nin dağılması ve Berlin Duvarı’nın yıkılmasına kadar sürdü.</p>
<h1>3. Gladio’nun İfşası</h1>
<p>Gerilim ve soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte, el altında ve perde gerisindeki malzemeler, veriler, bilgiler bir bir gün yüzüne çıkmaya başladı. İki bloğun alan hakimiyeti adına kıyasıya mücadele için yaptıkları hamleler, oluşturdukları yapılar, operasyonlar hep otaya çıktı ve tartışılmaya başlandı. Özellikle ana teması özgürlük ve şeffaflık olan Batı Dünyası’nda, beklendiği gibi bu tür konular halk arasında çok çabuk gündem oldu.</p>
<p>İşte tam da bu safhada, 1950’lerin başlarında, ABD ve İngiltere’nin öncülüğünde NATO ülkeleri içerisinde, gizli ve gayrı resmi istihbarat ve silahlı operasyon örgütünün kurulduğu ortaya çıktı. Bu durum demokrasi, özgürlük ve şeffaflık kavramlarının en yüksek marka değerine sahip olduğu Batı Dünyası’nda kıyameti koparmaya yetti.</p>
<p>İtalya’da 1984’de başlayan ve başbakan dahil pek çok üst düzey kamu görevlisinin yargılandığı meşhur <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Gladio">Gladio</a> yargılamasının aslında bu kapsamda kurulan örgütün faaliyetleri olduğu anlaşıldı.</p>
<h1>4. Avrupa Parlamentosu’nda Gladio’nun Tasfiye Kararı</h1>
<p>Avrupa Parlamentosu 22 Kasım 1990’da, 1) Kayıt ve kontrol dışı istihbarat ve operasyon örgütlerinin derhal tasfiyesi, 2) Diplomasi diline göre oldukça sert bir uslupla, bütün bunların başının altından çıkan ABD’nin uyarılması yönünde <a href="https://en.wikisource.org/wiki/European_Parliament_resolution_on_Gladio">karar aldı</a>.</p>
<p><a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=uriserv:OJ.C_.1990.324.01.0186.01.ENG%20">Karar</a> içerik itibariyle aynı zamanda bir devlet ve demokrasi manifestosu gibidir:</p>
<p>“C. Söz konusu gizli örgütün üye devletlerin iç siyasi işlerine yasadışı müdahale etmiş olabileceği ve hala müdahalesinin sürüyor olabileceği korkusu ile,</p>
<ol>
<li>Muhtelif yargı araştırmalarıyla da ispatlandığı üzere, belli üye devletlerde, askeri istihbarat teşkilatlarının (ya da bunların kontrol edilmeyen birimlerinin) ciddi terör ve suç olaylarına karıştığı hususu çerçevesinde,</li>
<li>Bu örgütlerin, her hangi bir parlamento içi kontrole tabi olmadıkları için, tamamen hukuka aykırı olarak faaliyet gösterdikleri ve göstermeye devam ettikleri ve devlet daireleri ile anayasal kuruluşlarda en yüksek görevlerde bulunan kişilerin bu konularda aydınlatılmadığı hususu çerçevesinde,</li>
</ol>
<p>&#8230;</p>
<ol start="3">
<li>Üye devletlerin hükümetlerine tüm gizli askeri ve milis örgütlerinin lağvedilmesi çağrısında bulunmaktadır,</li>
<li>Söz konusu askeri örgütlerin mevcudiyetinin belirlenmiş olduğu ülkelerin yargı makamlarına, bunların içeriklerinin ve faaliyet şekillerinin tamamen aydınlığa çıkarılması ve keza bunların, üye devletlerin demokratik yapısını istikrarsız hale getirmek için yapmış olabilecekleri eylemlerin de ortaya çıkarılması çağrısında bulunmaktadır.</li>
</ol>
<p>&#8230;”</p>
<p>Sonrasında başta İtalya, Belçika, Yunanistan olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde Gladio türünden yapılar bir bir ortaya çıkarıldı ve tasfiye edildi.</p>
<h1>5. Gladio’nun Türkiye’de Varlığı</h1>
<p>Türkiye çok partili parlamenter sistemi hayata geçirdikten ve demokrasiyi benimsedikten sonra 1952’de NATO üyesi oldu. Türkiye Avrupa’nın, yani NATO’nun güneydoğu sınırını teşkil ettiğinden ve düşman cepheyi teşkil eden SSCB’ne güneyden komşu olduğundan, NATO’nun güvenlik bakımından en önemli ve hassas coğrafyasını teşkil etmektedir. Tabiatıyla, ‘olağanüstü durumlarda NATO hattını sivil unsurlarla korumak’ mantığı üzerine kurulan Gladio örgütünün en önemli yapılanmasının da Türkiye’de olması kaçınılmazdır.</p>
<p>Nitekim Avrupa’da bu tartışmaların sürüp gittiği dönemlerde, Türkiye de gündeme geldiğinde ABD ve NATO’nun en önemli Gladio teşkilat yapılanmasının Türkiye’de olduğu etkili çevrelerce ifade edilmişti.</p>
<p>Gerçekten Ergenekon davasının gerekçeli kararının giriş bölümünde, konu kuş bakışı özetlendikten sonra aynı noktaya değinilmekte, bu tür kayıt dışı örgütlerin tasfiyesi amacıyla 1979’da savcı Doğan ÖZ’ün yürüttüğü soruşturmaya dikkat çekilmektedir (İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (TMK 10. Maddesi ile Yetkili) E: 2009/191, K: 2013/95 sayılı gerekçeli   kararı, Giriş bölümü, sayfa: 2, dipnot: 2).</p>
<h1>6. Gladio Örgütlerinin Türkiye’de Yargı Yoluyla Tasfiye Çabası</h1>
<p>Avrupa ülkeleri, 1990’larda soğuk savaşın bitmesinin, Gladio yapılanmasının ifşasının ve AP kararının ardından, büyük oranda bu türden kayıt dışı örgütlerini, bazıları yargı yoluyla, bazıları parlamento, siyaset ve idare yoluyla büyük oranda tasfiye ettiler.</p>
<p>En güçlü yapılanma Türkiye’de olduğuna göre burada da tasfiye edilmesi beklenirdi. Ancak kamuoyunda tartışmalar sürüp gitmesine ve daha 1979’larda Başbakan Ecevit’in gayretleriyle tasfiye süreci için savcı Doğan ÖZ vasıtasıyla bir hamle yapılmış olmasına rağmen, ahtapota bir türlü el atılamadı. Taa ki 2008’lerde Ergenekon ve benzeri davalar başlayana kadar.</p>
<p>2002 de iktidara gelen AKP hükümetlerinin en önemli vaadlerinden biri AB üyeliği idi. Bunun için de AB, temel hak ve hürriyetler konusunda Avrupa sıtandartlarının yakalanması, Gladio tipi kayıt dışı yapıların tasfiyesi, AB müktesebatının kabulü ve uygulanmasını şart koşmaktaydı. Avrupa Birliği’ne tam üyelik mezakereleri sürecinde her yıl düzenli olarak yayınlanan <a href="https://www.ab.gov.tr/ilerleme-raporlari_46224.html">raporlarda</a> bu açıkça görülmektedir. Nitekim iktidarın ilk yıllarında AB ile tam entegrasyon ve üyelik için hemen her alanda reformlar, mevzuat değişiklikleri peş peşe geldi. Bütün bunlar belli aralıklarla ‘uyum müzakereleri’ çerçevesinde AB ile işbirliği ve eşgüdüm halinde yapılıyordu. İşte Ergenekon, Balyoz ve benzeri davaların soruşturmaları ve yargılamaları da aynı döneme denk gelmiş oldu.</p>
<p>Soruşturmalar ve yargılamalar başladığında gerek Türkiye’deki siyasi ve sosyal çevreler gerekse yurtışındaki çevreler olumlu ve memnuniyetle karşıladılar. Nitekim Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN her seferinde bu soruşturmaları ve davaları savundu, askeri vesayetin tasfiyesi olark tavsif etti, hatta daha da ileri giderek “ben bu davaların savcısıyım” <a href="https://www.youtube.com/watch?v=Epr3n9wSdbQ">dedi</a>. Keza AB ve AK çevrelerinden de askeri vesayetin tasfiyesi, kayıtdışı Gladio tipi yapılanmaların dağılmasına yönelik yargılamaların desteklendiği yönünde açıklamalar <a href="https://www.haberler.com/ab-den-ergenekon-davasina-destek-demokrasi-icin-haberi/">gelmekteydi</a>. Örneğin <a href="http://www.ab.gov.tr/files/AB_Iliskileri/AdaylikSureci/IlerlemeRaporlari/turkiye_ilerleme_rap_2010.pdf">2010 AB ilerleme raporunda</a> şu görüşe yer verilmişti: “Sonuç olarak, suç örgütü olduğu iddia edilen Ergenekon adlı oluşuma ilişkin soruşturma ve birçok başka darbe planının araştırılması, demokratik kurumların düzgün işleyişine ve hukukun üstünlüğüne duyulan güvenin güçlendirilmesi bakımından Türkiye için bir fırsat olmayı sürdürmektedir.” (sayfa: 7).</p>
<h1>7. Yargılama Kapsamı ve Süreci</h1>
<p>Gladio tipi örgütlerin soruşturması ve yargılaması yatay olarak da dikey olarak da çok geniş bir alan ve hacim kaplamaktadır. Yani hem ülkenin ve devletin bütün coğrafyasına yayılmakta, hem de bütün katmanlarına sirayet etmektedir. Bu da işin tabiatı gereğidir. Dünyadaki en meşhur örneklerinde İtalya Gladio davası da yıllarca sürmüştü. Çünkü bu türden dosyalar milyonlarca belgenin incelenmesini, muhakemesini, binlerce delilin tahlilini gerektirmektedir. Dahası yargılama devlet organlarından bilgi, belge celbini zorunlu kılmaktadır. Devlet organları da yargılama yapılan örgüt tarafından rehin alınmışsa, otomatikman dirençle karşılaşılmaktadır. Bütün bunların aşılması, sayısı yüzleri aşan sanıkların, sayısı binleri geçen eylemlerinin veya vakıaların usulünce muhakemesi yıllarca sürebilmektedir.</p>
<p>Türkiye’de de örneğin Ergenekon davasının sadece gerekçeli kararı 16.798 sayfadır. 275 sanık yargılanmıştır. Keza Balyoz davasında da 361 sanık yargılanmış, bilgi, belge itibariyle Ergenekon kadar çok olmasa da yüzlerce klasör, milyonlarca belgenin inceleme, analiz ve tahlili yapılmıştır.</p>
<h1>8. 17/25 Aralık Soruşturmaları</h1>
<p>Balyoz, Ergenekon ve benzeri davaların yargılaması ilk derece mahkemelerinde veya temyiz aşamasında sürerken, bu arada başka gelişmeler de oldu. 2012 yılında devletin milli istihbarat teşkilatının PKK terör örgütüyle kayıt dışı pazarlığa oturduğu, hatta teröristlere silah temin ettiğine ilişkin iddialar, buna <a href="https://www.youtube.com/watch?v=qOy0LQAksjo">ilişkin</a> <a href="https://www.youtube.com/watch?v=nPOmZvLi-9s">ses</a> <a href="https://vimeo.com/51264002">kayıtları</a> kamuoyuna yansıdı.</p>
<p>2013 yılında hükümet ve bazı üst düzey bürokratların yakınlarının da aralarında bulunduğu kişilerin yolsuzluk yaptıkları, rüşvet, irtikap gibi suçlar işledikleri, hatta uluslararası yasa dışı altın, petrol, silah kaçakçılığı, kara para aklama suçuna bulaştıkları gibi ciddi iddia ve isnatlar gündeme <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/17_Aral%C4%B1k_yolsuzluk_ve_r%C3%BC%C5%9Fvet_soru%C5%9Fturmas%C4%B1">geldi</a>.</p>
<p>Tabiatı gereği görevinin bilincinde ve devletine bağlı savcılar bu iddiaları soruşturmak üzere soruşturma başlattılar.</p>
<p>Bunun üzerine hükümet o zamana kadar savcısı olduğunu belirttiği davalar hakkında makam değiştirip avukatlığına soyundu. Sürmekte olan davalar hakkında ‘orduya kumpas’ kurulduğunu iddia <a href="http://www.star.com.tr/yazar/ellerinde-nur-mu-var-topuz-mu-yazi-820061/">etti</a>. Oysa ki söz konusu davalar tek celsede, bir çırpıda olup bitmiş yargılamalar değildi. İşin tabiatı gereği yıllarca sürmüştü, devletin tam da en önemli merkezi/merkezlerinin bilgisi ve haberi dahilinde yapılmıştı.</p>
<p>Yargılamalar aleni olduğuna ve yıllardır devam ettiğine göre, hükümetin geçmiş duruşmalardan haberinin olmadığını iddia etmesi, evvela varlık nedeniyle çelişmekteydi. Çünkü, yargılamaların kumpas olduğunu öğrendiğine göre, sorumlu bir hükümetse, buna engel olması, en azından bunu halka duyurarak önleyici tedbirler hakkında parlamentoda fikir üretilmesini sağlamalıydı. Zaten bizzat başbakan söz konusu davalar hakkında defalarca ‘ben bu davaların savcısıyım’ diyerek desteklediğini ve askeri vesayetin tasfiyesini istediğini açıklamıştı. Sonuç olarak ‘bu davalar orduya karşı kumpastır’ açıklaması iyi niyetle yapılmış bir açıklama değildi.</p>
<h1>9. Yargılamaya İlişkin İddialar</h1>
<p>Hükümetin bu tavır değişikliğinin ardından, yargılamayı engellemek ve sürüncemede bırakmak, maddi vakıanın tam anlamıyla aydınlanmasına mani olmak isteyen sanıklar ve yakınları, daha yoğun ve ciddi şekilde yargılamaya ve mahkeme heyetlerine yönelik isnat ve iddialarda bulunmaya başladılar. Genel olarak,</p>
<ul>
<li>Tutukluluğun çok uzun sürdüğü,</li>
<li>Sahte delillerle yargılama yapıldığı, örneğin balyoz davasında Gölcük Donanma Komutanlığında ele geçirilen deliller arasında bulunan CD’nin oraya soruşturma makamlarınca koyulduğunu, dolayısıyla düzmece olduğu,</li>
<li>Savunma tanıkları Hilmi ÖZKÖK, Aytaç YALMAN dinlenmeden karar verildiği,</li>
<li>Bazı CD’ler hakkında verilen bilirkişi raporlarının gerçeği yansıtmadığı, savunma tarafının serbest piyasadan aldığı bilirkişi raporlarının nazara alınmadığı,</li>
</ul>
<p>gibi iddiaları sürekli tekrarlayarak gündemde <a href="https://odatv.com/balyoz-delilleri-sahte...-0308121200.html">tuttular</a>.</p>
<h1>10. İddiaların Mahiyeti ve Ciddiyeti</h1>
<p>Bütün Dünya’da özellikle Avrupa’da Gladio iddia ve yargılamalarının mahiyeti tam olarak da bu olguyu içermektedir aslında. Şöyle ki, demokrasiyle idare edilen demokratik toplum düzeninde kamuyu ilgilendiren bütün konuların kural olarak herkes tarafından öğrenilmesi, bunlar hakkında herkesin bilinçli ve sorumlu vatandaşlar olarak fikrini beyan edip yönetime katılabilmesi esastır. Bu nedenle devlet teşkilatında şeffaflık, hesap verebilirlik, basına ve halka karşı sorumluluk duygusuyla hesap vererek aklanma ve ibra edilebilme, olmazsa olmaz unsurlardandır.</p>
<p>Gladio yapılanması ise tam bu noktada demokrasi kavramıyla tezat teşkil etmektedir. Çünkü Gladio kuruluş amacı gereği halkın manipüle edilmesini, belli konularda isteği doğrultusunda kamuoyu oluşmasını, böylece kitlelerin güdülmesini, hatta eylemlerle, toplu kalkışmalarla devletin ve toplumun yönlendirilmesini, idaresini öngürmektedir. Bu maksatla özellikle basının kontrolü, gündemin kontrol altında tutulması, hatta istenildiği şekilde gündem oluşturulması en önemli argümanlardandır. Bu durumun ise özgürlük ve şeffaflık şiarı olan demokrasi sistemiyle ve demokratik toplum düzeniyle bağdaşmayacağı açıktır.</p>
<p>Yukarıda bazı örnekleri verilen iddialara bakınca da bu durum akla gelmektedir. İşin maddi yönüne ve münhasıran iddianın içeriğine tek başına odaklanıldığında haklı gibi görünebilir, hatta maddi vakıa olarak doğru da olabilir.</p>
<p>Örneğin Balyoz davasında tutukluluğun uzun sürmesi, savunma tarafının ibraz ettiği bilirkişi raporlarının mahkemece yeniden incelemeye tabi tutulmaması gibi hususlar vakıa olarak doğrudur.</p>
<p>Yukarıda değinildiği gibi bu tür davaların yıllarca sürmesi niteliği gereğidir. Dünyadaki örnekleri Türkiye’dekinden çok daha fazla sürenler olmuştur. Nitekim tam da bu gerekçeyle bazı sanıkların başvurularını AİHM, dosyadaki deliller ve yargılamanın seyrine göre makul bularak kabul etmemiştir (Mesela: 1- AİHM, T: 10/02/2012, Başvuru No: 28484/10, Çetin DOĞAN v. Türkiye; 2- AİHM, T: 12/02/2013, Başvuru No: 3329/12, Ali Rıza SÖZEN v. Türkiye; 3- AİHM, T: 19/02/2013, Başvuru No: 58223/10, Cem Aziz ÇAKMAK v. Türkiye).</p>
<p>AİHM’ne göre özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin “Sözleşme’nin 5. maddesi, 1. paragrafı, Sözleşmeye taraf devletlerin güvenlik görevlilerinin organize suçlarla etkili olarak mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye sebep olabilecek biçimde uygulanmamalıdır (bkz. mutatis mutandis, Klass ve diğerleri v. Almanya, § 58-68, A serisi, no. 28, 6 Eylül 1978).” (Ayrıntı için bakınız: AİHM, T: 10/02/2012, Başvuru No: 28484/10, Çetin DOĞAN v. Türkiye, pr: 80).</p>
<p>Yargıtay Balyoz kararının temyiz incelemesini yaparken söz konusu itirazları da irdelemiş ve hatta gerekçesinde bunlara da değinmiştir. Mesela Hilmi ÖZKÖK ve Aytaç YALMAN’ın dinlenmemesi konusunda, “yüklenen suça yönelik icra hareketlerinin tamamlanmamasına ilişkin olarak mahkemece gösterilen gerekçenin, karargahın karşı çıkması ve engellemek için çaba göstermesinden ibaret olması karşısında, Genelkurmay Başkanı Hilmi ÖZKÖK ve Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç YALMAN’ın tanık olarak dinlenmemesinin, taleplerin reddine ilişkin gerekçe ve mevcut deliller nazara alındığında sonuca etkili olmadığı” gerekçesiyle bozma nedeni yapmamıştır (Yargıtay 9. CD, T: 2013/9110, K: 2013/12351, sh: 17). Yargıtay ‘adı geçen tanıklar gelip sanıklar lehine beyanda bulunsa ortaya çıkacak sonucu zaten yerel mahkeme kabul etmiş’ demektedir.</p>
<p>Yine davanın en önemli delillerinin bulunduğu Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne ait üç odada ele geçirilen CD’lere ilişkin Yargıtay, aramanın bir askeri savcı ve yedi askeri personelle gerçekleştirildiği, bütün safhalarının kayıt altına alındığı, askeri personelin de katılımıyla imaj alma işleminin gerçekleştirildiği; delillerin ele geçirildiği yerin sınırlı sayıdaki personelin girebildiği en korunaklı yerlerden olduğu, malzeme ve delilleri koyanlar hakkında görevlilerin dinlendiği, oların da koyanlara ve yapılanlara ilişkin somut bilgiler verdiği; ayrıca aynı delillerin Eskişehir’de emekli Hava Albay olan sanığın evinde de ele geçtiği Yargıtay ilamında belirtilmektedir (Yargıtay 9. CD, T: 2013/9110, K: 2013/12351, sh: 20).</p>
<p>Keza Yargıtay, CD’lerde sahtecilik yapıldığı, savunmanın dışarda bağımsız bilirkişilere hazırlattığı raporların nazara alınmadığı yönündeki iddiaları da tahlil etmiş, sahtecilik iddialarının CD’lerin korunmasına ilişkin olmadığını, içerikleri hakkında ise sahte olduğu iddia edilen deliller yok farz edilse bile dosyadaki diğer belge, ifade ve delillerle eylemin sübuta erdiğini belirtmiştir.</p>
<p>Bu konuda bir diğer handikap, yargılamanın süresi ve kapsamıdır. Örneğin savunma tarafının dışarda hazırlattığı her rapor hakkında yeniden inceleme yapılması, mesela kanunlarda sayı sınırlaması da belirtilmediğinden gösterilen bütün tanıkların çağrılması, yargılamanın onlarca yıl sürmesine neden olacaktır. Bu kez de yargılama uzun sürdüğünden zulüm yapıldığı, bunun adil bir yargılama olmadığı iddia edilecektir.</p>
<p>Nitekim yukarıda sayıları verilen dosyalarda bütün bu iddialar AİHM nezdinde de ileri sürülmüş, AİHM hiçbirini gerçekçi bulmadığından hak ihlali taleplerini reddetmiştir.</p>
<p>Ancak Anayasa Mahkemesi, 18/06/2014 tarihli kararıyla 1) Dijital deliller hakkında sahtecilik iddiaları konusunda gerekçe yetersiz olduğundan gerekçe hakkının ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği, 2) Savunma tanıkları Hilmi ÖZKÖK ve Aytaç YALMAN’ın dinlenmediği gerekçesiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ve yargılamanın yenilenmesine hükmetmiştir (AYM, T: 18/06/2014, Bireysel Başvuru No: 2013/7800).</p>
<h1>11. Ergenekon ve Balyoz Davalarının Yeni Yargılama Süreci</h1>
<p>Balyoz davası AYM’nin söz konusu kararı sonrası yeniden yerel mahkemeye gönderilmiş ve yargılama yeniden yapılmıştır. Bu kez, Hükümetin tavır değişikliği ve yargıya etkisi sonucunda, yüklenen suç sabit olmadığından bütün sanıkların beraatlerine hükmedilmiş, bu karar da savcılık tarafından temyiz edilmiş, Hükümet tarafından bir baskı unsuru olarak kullanması için de, Yargıtay henüz temyiz incelemesi yapmamıştır.</p>
<p>Keza Ergenekon kararı da, 2014 HSYK seçimleri sonrasında kanun değişikliği ile üye ve daire sayısının artırılması üzerine kurulan Yargıtay 16. CD tarafından bozulmuş ve yerel mahkemeye gönderilmiştir.</p>
<p>Bu arada şu hususu önemle belirtmek gerekir. 17-25 Aralık 2013 tarihinden sonra Türkiye’de yargının bağımsızlık ve tarafsızlık vasıfları giderek artan oranda erozyona maruz kalmış, halihazırda ise, pek çok uluslararası resmi kurum veya STK vasfındaki bağımsız kuruluşların gözlem ve raporlarına yansıdığı gibi, artık bağımsızlık ve tarafsızlık vasıfları tamamen yok olmuştur.</p>
<h1>12. Terazinin Dengesi veya Silahların Eşitliği</h1>
<p>Tartışmalı bir konu hakkında iki taraf çekişiyorsa, uyuşmazlığın sağlıklı olarak çözülebilmesi için her iki tarafa da aynı kuralın ve aynı usulün uygulanması zorunludur. Aksi halde taraf tutmuş olursunuz ve adil bir sonuca ulaşmanız imkansızdır, ya da en iyi ihtimalle sadece rastlantıya kalır.</p>
<p>Bir tarafın iddiaları ve isnatları üzerine odaklanıp büyüteç altında incelemeye tabi tutarken, diğer tarafın çıplak gözle bile görülebilen iddialarını veya olgularını görmezden gelmek elbette doğru değildir. Diğer bir deyişle takip edilen usul her iki tarafa eşit seviyede uygulanmak zorundadır.</p>
<p>Elbette ki bu durum, ‘maddi gerçekliğin ortaya çıkarılmasından vazgeçilsin’ demek değildir. Tam aksine ‘geciken adalet adalet değildir’ gerçeği nedeniyle, maddi gerçekliğin bir an önce tespiti ve adaletin beklenmeksizin yerine getirilmesi, bozulan düzenin yeniden sağlanması veya bu konuda kafalarda oluşan tereddütlerin izalesi için gereklidir.</p>
<p>Hakim uyuşmazlık konusunun muhakemesinde, maddi gerçeklik hakkında hiç bir tereddüte mahal kalmadan vakıanın tahakkuku hakkında kesin kanaate varmışsa ve de noksan kalan hususların varılan sonucu değiştirmeyeceği kesinse, bunların beklenmesine gerek yoktur. Çünkü belirtildiği gibi yargılamada en önemli esaslardan biri adaletin hızlı tecelli etmesidir.</p>
<p>Balyoz, Ergenekon veya benzeri davalara bu açıdan da bakmak gerekir. Sanıklar ve destekçilerinin itiraz ve sahtecilik olarak ileri sürdüğü iddia ve argümanların yanısıra, hakkında hiç tereddüt olmayan veya varlığı ve gerçekliği sabit vakıa ve delliller de aynı anda nazara alınmalıdır.</p>
<p>Çok hacimli ve kapsamlı dosyalarda maddi vakıa ve müsnet fiil hakkında kesin tespit yapıldıktan sonra sonucu etkilemeyecek gereksiz tartışmalardan vazgeçilebilir. Zaten sanıklar, pek çok ayrıntıya girerek davayı sürüncemede bırakmak ve içinden çıkılmaz bir hale sokmak isteyeceklerdir.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında Balyoz ve Ergenekon gibi davalarda, kamuoyuna yansıyan bilgilerde bile akıl ve mantık kurallarına göre sübutu kesinleşmiş pek çok maddi vakıa ve suç unsuru vardır.</p>
<p>Nitekim AİHM de örneğin Çetin DOĞAN’ın başvurusu hakkında bu konuda önemli bir gerçekliğe değinmektedir: “Aralarında başvuran tarafından imzalanmış birçok belgenin de yer aldığı 2.229 sayfa belge, 19 adet CD ve 10 adet teyp kasetinin ve başvuranın konuşma yaptığı toplantılara ait ses kayıtlarının bulunduğu paket, Savcılık tarafından başvuranın Ceza Kanununca şiddetli şekilde cezalandırılan atılı suçu işlediğine dair şüphelere dayanarak yakalanmasından önce ele geçirilmiştir.” (AİHM, T: 10/02/2012, BN: 28484/10, Çetin DOĞAN v. Türkiye, pr: 82)</p>
<p>Gerçekten, içeriğinde senaryo savunmasıyla izah edilemeyecek özel isimlerin yer aldığı, darbe sırasında toplanan kişilerin tutulacağı stadyum gibi mekanların konuşulduğu söz konusu ses kayıtları hakkında, bizzat Çetin DOĞAN, TV programında, konuşmaların <a href="https://www.youtube.com/watch?v=vH9jIglznDg">kendine ait olduğunu</a> <a href="http://www.haberturk.com/video/haber/izle/emekli-org-cetin-dogan-teke-tekte/40724">kabul</a> <a href="http://www.sacitaslan.com/cetin-dogan-pasa-serefi-ustune-yemin-etti-video-5964">etmiştir</a>.</p>
<h1>13. Sabit Gerçekler ve Sübuta Ermiş Deliller</h1>
<p>Yargılama faaliyetinde her yerde geçerli genel bir kural vardır: Malum ve meşhur vakıaların ispatlanması gerekmez. Örneğin Güneş’in doğudan doğup batıdan battığını ispatlamaya çalışmak abesle iştigaldir.</p>
<p>Türkiye’nin özellikle 1960’dan itibaren askeri darbeler, ihtilaller, cuntalar sarmalında düşe kalka demokrasi yolunda ilerlemeye çalıştığı herkesçe bilinen sabit bir gerçektir. Bu durum yargılamanın terminolojik deyimiyle kaziyye-i muhkeme gibidir. İspatlanması gerekmez. Aksine bir durum ve iddianın ispatlanması gerekir.</p>
<p>1950-1990 arasında etkisi bütün Dünya’yı saran, NATO çatısı altında bütün üye devletlerde kurulan, Gladio tarzı kayıt ve kontrol dışı istihbarat ve operasyon örgütlerinin kurulduğu da malum ve meşhur bir vakıadır. SSCB’nin dağılması, Berlin Duvarı’nın yıkılması ve özellikle yukarıda bahsi geçen 1990 tarihli AB, AP kararı sonrası bunun aksini iddia etmek ve ispatlanmasını istemek akılla alay etmek demektir. Nitekim anılan karar sonrası pek çok Avrupa ülkesi söz konusu yapıları ortaya çıkarıp tasfiye etmiştir.</p>
<p>İkinci bir husus, yargılamada kesinleşen hususlar gözardı edilemez. Örneğin yukarıda değinildiği gibi, Balyoz davasının baş akörü olan Çetin DOĞAN’a ait olduğu iddia edilen ses kayıtları bizzat kendisi tarafından, üstelik kendi isteğiyle katıldığı bir televizyon proğramında kabul edilmiştir. Aksi iddia edilmediği gibi, aksini gerektirecek bir ihtimal de ortada yoktur. Bu durumda anılan konuşmaların Çetin DOĞAN tarafından yapıldığı sübuta ermiş bir vakıadır. Bu sübut yok sayılamaz.</p>
<p>Oysa ki Balyoz davasının yeniden yapılan yargılamasında bütün sanıkların beraatine karar verilmiş, Ergenekon hakkında ise Yargıtay 16 CD, siyasi iradenin etkisinde kalarak, ele geçirilen bombaları, suikast planları, işlenen cinayetleri, saklanan askeri silahları, tanık anlatımları vs. göz ardı ederek ‘böyle bir örgüt yoktur’ gerekçesiyle yerel mahkemenin mahkumiyet kararını bozmuştur.</p>
<p>Halihazırdaki bu durum, hem Türkiye dahil Avrupa’daki, hatta Dünya’daki sabit gerçekleri yok sayma, hem de sübuta ermiş delilleri görmezden gelme demektir. Avrupa Parlamentosu’nun 22 Kasım 1990 tarihli kararı, bu karara neden olan bütün olaylar, soğuk savaş süreci, ayrıca karar sonrası, karara uygun yapılan tasfiyeler, bütün Avrupa’daki siyasi veya yargısal süreçler yok sayılmaktadır. Keza örneğin İtalya’da meşhur Temiz Eller Operasyonu ve devamındaki yargılama süreci inkar edilmektedir. Aynı şekilde, varlığı yüzde yüz sübuta ermiş vakıalar da görmezden gelinmektedir.</p>
<p>Sabit gerçekler, meşhur ve malum vakıalar yok sayılmakla yok olmazlar. Onlar yine varlıklarını sürdürürler. Keza aynı durum sübuta ermiş vakıa ve delliller için de söz konusudur.</p>
<p>Bunları inkar eden veya görmezden gelen sadece kendini tartışmaya açmış olur. Türk yargısının, Hükümet yolsuzluklarını konu eden 17/25 Aralık 2013’den bu yana sürüklendiği ve evirildiği, bağımsızlık ve tarafsızlığını kaybettiği durum da budur.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Hakimin Zulümden Kaçış Yolculuğu</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2018/06/23/bir-hakimin-zulumden-kacis-yolculugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Weiser NİCHT]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Jun 2018 21:38:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[Weiser NİCHT]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1402</guid>

					<description><![CDATA[Ben ki Kendi Halimde Ama İdealist Bir Hukukçuydum Dünya’nın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de hukukçuluk, özellikle hakimlik çok itibarlı bir meslektir, olmalıdır da. Hukukçuların itibarı hayatın hukuk üzerine kurulu olmasındandır. Bilhassa hâkimler insanların hürriyetleri ve mamelekleri hakkında karar vermektedirler. Otomatikman bu da onları halkın nezdinde çok saygın bir yere konumlandırmaktadır. Halk açısından saygınlık, hâkim &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Ben ki Kendi Halimde Ama İdealist Bir Hukukçuydum</h1>
<p>Dünya’nın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de hukukçuluk, özellikle hakimlik çok itibarlı bir meslektir, olmalıdır da. Hukukçuların itibarı hayatın hukuk üzerine kurulu olmasındandır. Bilhassa hâkimler insanların hürriyetleri ve mamelekleri hakkında karar vermektedirler. Otomatikman bu da onları halkın nezdinde çok saygın bir yere konumlandırmaktadır. Halk açısından saygınlık, hâkim açısından sorumluluktur aynı zamanda.</p>
<p>Liseyi bitirip hukuk fakültesini kazandığımda benim kadar ailem de çok sevinçli ve gururluydu. Çünkü evlatları okuyup hâkim olacaktı. Üstelik köyden o zamana kadar hiç hâkim çıkmamıştı. Fakülteyi bitirip de hakimlik imtihanlarını kazandığımda da aynı heyecanı yaşamıştım. Gerçi doğrudan avukatlık yapma imkânım da vardı, ama benim idealim hâkimlikti. Sonuçta bütün engelleri başarıyla geçip hâkim cübbesini giymiştim.</p>
<p><a href="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2018/06/yrgty-amblem.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-1404 alignleft" src="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2018/06/yrgty-amblem-300x162.jpg" alt="" width="300" height="162" srcset="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2018/06/yrgty-amblem-300x162.jpg 300w, https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2018/06/yrgty-amblem.jpg 607w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>İnsan idealleriyle yaşar. Hâkim olmakla yol sona ermiyor elbette. Hayat devam ettiği müddetçe insanın da idealleri olacaktır. Daha doğrusu insan her ulaştığı mekândan ve noktadan sonra idealini bir üst basamakla, bir sonraki hedefle güncellemezse duraklaması, geriye kayması kaçınılmazdır. Yaklaşık yirmi yıllık yorucu, bir o kadar da onurlu hakimlik hayatından sonra temyiz mahkemesine, yani yüksek mahkemeye üye seçilmiştim. Bu Türkiye’de her hâkimin ulaşmak isteyeceği en yüksek makamdır. Bütün ülkedeki uyuşmazlıklar hakkında son sözün söylendiği noktada görev yapmak, bana iki duyguyu verdi: Onur ve sorumluluk. Bir taraftan ulaştığım makamla iftihar ederken, beri taraftan omuzuma binen yükün ağırlığını hissediyordum. Aslında böyle olması da bir zorunluluktur. Çünkü sorumluluğu hissedilmeyen bir onurun da geçerli bir değeri yoktur.</p>
<h1>Memleketle Beraber Benim Hayatım da Altüst Oldu</h1>
<p>Ben onur ve sorumluluk tahterevallisinde dengeyi sağlayıp işimi sürdürmeye çalışırken her şey malum 15 Temmuz darbe teşebbüsüyle alabora oldu. Darbecilerin dışındaki herkes gibi ben de olan biteni TV’lerden öğrendim. Tuhaflıklar daha ilk saatlerden itibaren dikkati çekiyordu. Benim bildiğim darbe başkentte ve hükümete karşı olur. Oysa bunlar İstanbul’da boğaz köprüsünü kapatarak işe başlamışlardı, üstelik sadece bir yönünü! Bırakın hükümet yetkililerini, hiçbir siyasiyi etkisiz hale getirme veya başına asker dikme gibi en basit ve ilk akla gelen tedbirlerden eser yoktu. Gece saatlerinde TBMM’yi bombalamakla tüy diktiler. Aklı başında olan hiçbir darbeci meclisi bombalamaz. Çünkü başarılı olması için hazırlanmış her darbenin halkı ikna etmesi gerekir. Meclisler de her millet için, mecazi anlamda, kutsal mekanlardır. Toplumun en değerli mekanına bomba atan bir darbecinin, bırakın halkın desteğini arkasına almayı, herkesin toptan tam karşısına geçeceğini ve bunun hızla kabaran bir öfkeye dönüşeceğini bilir. Türkiye’de neredeyse her on yılda bir sahici darbe olageldiğinden hem halk hem de darbe yapma imkânı veya niyeti olanlar bunu çok iyi bilirler.</p>
<p>Bu durumda insanın aklına ister istemez ikinci ihtimal geliyor: Yoksa bu çakma bir darbe teşebbüsü mü? 17/25 Aralık 2013’den beri zaten Erdoğan ve Hükümet, sanki faka basmış gibi, aklını ve sağduyusunu kaybetmiş vaziyette, can havliyle sağa sola saldırıp durmaktaydı. İlk yaptıkları işlerden biri, adli soruşturmaların gizli yürütülmesine ilişkin kuralı değiştirmek oldu. Savcıların başlattıkları her soruşturma için kaymakam veya valiye bilgi verme yükümlülüğü getirdiler. Peki, soruşturma, bilgi verilecek olan mülki amirin yolsuzluğu hakkındaysa durum ne olacak? Olacak belli! Nitekim hükümet erkanı bütün soruşturmalardan haberdar olduktan sonra kuralı tekrar eski haline çevirdiler; çünkü bu kez, kendilerine veya yandaşlarına karşı soruşturma yapanlar hakkında soruşturma yapacaklardı. Mesela, örgütlü suçlarla mücadele için önemli bir husus olan iletişimin tespiti, kayda alınması gibi soruşturma işlemleri kadimden beri medeni dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de sulh ceza hakiminin kararıyla olabiliyordu. 17/25’ten sonra alelacele değiştirdikleri hükümlerden biri de bu oldu. Artık bu tür kararlar üç kişilik heyet halinde çalışan ağır ceza mahkemelerince verilebilecekti, üstelik oybirliği şartıyla! Düşünün, ağır ceza heyetinin oy çokluğuyla, bir sanığın müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermesi mümkün, ama bir hazırlık soruşturması işlemi olan iletişimin kayda alınması kararını vermesi mümkün değil! Tabi aklın yolu bir; yargı hükümeti tatmin edecek seviyede kontrol altına girdikten sonra, bu hükmü de aslına geri döndürdüler; çünkü artık ihtiyaçları kalmadı. Sadece yargı alanındaki garabetleri saymak sayfalarca tutar. Bir tek yargı alanı mı? Tabi ki değil. Mesela, darbe teşebbüsünün arifesinde kamuoyunun en çok tartıştığı konulardan biri Erdoğan’ın üniversite diplomasıydı. Üstelik bazı gazeteciler bu konuda oldukça önemli detaylara, çelişkilere, tutarsızlıklara ulaşmış ve odaklanmışlardı. Bugüne değin bu konu henüz aydınlanmış ve medyanın ortaya koyduğu sorulara tatmin edici cevap verilmiş değil. Konumuz bu değil. Yoksa açmaya ve yazmaya kalksak ciltlerce kitap olacak kadar malzeme bulmak çok kolay.</p>
<p>Bunları zaten süreçte yaşamakta olduğumuzdan, bunun çakma darbe olma ihtimalinin giderek ağırlık kazandığı kanaati bende oluşmaya başladı. Üstelik tarihe baktığımızda bunun pek çok örneği de vardı. Hukuk dışında at koşturan iktidarların, halkı sürü yerine koyarak istedikleri mecralara ve maceralara sürüklemek için, hedef kitleye uydurma suç isnadında bulunarak onları yok etmeye teşebbüsleri, eskiden beri bilinen bir taktikti. Mesela, 1933 Reichstag yangını. Bütün bunları düşününce yaşananların göründüğü veya gösterildiği gibi olmadığını, tuhaflıklar ve tersliklerle dolu, neyin ne olduğunun ilk etapta kestirilemeyeceği bir olaylar selinin içinde olduğumuzu anlamıştım.</p>
<p>Derken sabaha karşı 140 civarı Yargıtay üyesinin, 40 kadar Danıştay üyesinin ve binlerce hâkimin darbeye teşebbüs ettikleri gerekçesiyle, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından haklarında soruşturma başlatıldığı, yakalama, gözaltı ve arama kararları verildiğine dair haberler medyada dolaşıma sokuldu. Şaşkınlık içindeydim. Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de kuvvetler ayrılığı, hakimlerin bağımsız ve tarafsız görev yapabilmelerinin teminatı olarak, Anayasa ve ilgili kanunlar gereği, hakimlerin suç soruşturması ve kovuşturması özel hükümlere tabidir. Bunun için de bahsi geçen üyeler ve hakimler için ilgili kurulların ve mercilerin öncelikle karar vermesi, Anayasa ve kanunlarda yazılan hükümlere riayet etmeleri gerekmektedir. Oysa ki darbe teşebbüs saati ile gözaltına dair haberler arasında geçen süre içerisinde bırakın gerekli prosedür ve işlemlerin yapılmasını, gözaltı listelerindeki üye, hâkim ve savcıların sadece isimlerini kâtibe yazdırmak bile imkansızdı. Bu kadar usulsüzlük ve kanunsuzluğu alenen ve fütursuzca işleyenlerin daha neler yapabilecekleri meçhuldür. Nitekim zaman benim endişelerimi fazlasıyla haklı çıkardı ne yazık ki!</p>
<h1>Öyleyse Kaçmalıyım</h1>
<p>O halde kaçmalıydım. Aslında kaçma fikri, özellikle görevi mevzuatı uygulamak olan hakimler için en son akla gelen seçenektir. Benim için de öyle oldu. Zulmün paletleri altından boşluklar bulup, özgürlüğü öz yurdumun dışında aramak üzere yollara düştüğümde en çok kendimle mücadele ettim. Mesela aracılık eden insanlar, yol çevirmelerinde polise veya jandarmaya yakalanmamam için resmi bana benzeyen bir kimlik bulup getirdiler. Başta bunu asla kabul etmedim ve tepki gösterdim. Ben ki bütün memuriyet hayatı boyunca kanuna, nizama riayeti meslek edinmiş biriydim; şimdi kendim bunu nasıl yapabilirdim. Çeyrek asırlık meslek hayatıma ihanet etmiş olmaz mıydım? Hem karakter ve hayat tarzı olarak bunu yapmam mümkün değildi. Epeyce dil döktüler, yalvardılar. Oysa ki darbe teşebbüsünden sonra daha ilk günden itibaren iş çığırından çıkmış, hukuk ve adalet bitkisel hayatta can çekişiyordu. Mesela sözde soruşturmacılar ama gerçekte işkenceciler işkence görüntülerini bizzat kendi sosyal medya hesaplarından paylaşıyorlardı. Yine, cezaevinde şaibeli şekilde vefat etmiş ama ‘intihar etti’ açıklaması yapılmış bir savcı hakkında haftalar sonra ‘tahliye talebinin reddine’ dair karar verilebiliyordu. Örneğin, darbe teşebbüsünden aylar önce başka sebeple rahmetli olmuş ve HSYK resmi internet sitesinde de taziye mesajı yayınlanmış bir meslektaşımız hakkında, HSYK Genel Kurulu meslekten ihraç kararı alıyordu. Dediğim gibi örnekleri toplasak ciltlerle kitaplar olur.</p>
<p>Bütün bunları biliyor olmama rağmen yine de ikna olamadım. ‘Eğer çevirme olur da yakalanırsam vedalaşır giderim, veremeyeceğim hesap yok’ düşüncesindeydim. Allah’tan ki hiçbir çevirmeye ve yol kontrolüne takılmadan hedeflere varabildik. Tabi ki bu sanıldığı kadar kolay ve basit değil aslında. Yola çıkılacak saati, bindiğiniz arabayı, polisin dikkatini çekmemek için arabada kaç kişi olmanın daha isabetli olacağını, polisin bulunması muhtemel yerleri ve saatleri vs hep hesap ediyorduk.</p>
<p>İnanılır gibi değildi. Daha birkaç gün önce polislerin amiri pozisyonunda üst kademede görev yaparken ve halka adalet dağıtırken, herkes gibi şaşkınlık içinde izlediğim garip olayların içine çekildim ve bir anda aynı polislerin amansızca takip ettiği bir terörist olmuştum!</p>
<p>Artık, Dünya’nın her yerinde en ağır suçlardan kabul edilen insan kaçakçılığını ifa eden kişilerle temas yolları arayacak durumdaydım. Daha düne kadar biz bunları yargılamıyor muyduk? Şimdi yargıladığımız, belki de kamu düzeni adına kızdığımız, sevmediğimiz insanlardan medet umuyorduk, hatta kapılarına, ayaklarına gidiyorduk. Derken eskiden tanıdığım ve üniversitede öğretim üyeliği yapan bir arkadaşım sürpriz bir teklifle çıkageldi.</p>
<h1>Ve Macera Başlıyor</h1>
<p>Özgürlük ve güvenliğin, beslenme ve barınma haklarından, ihtiyaçlarından daha öncelikli ve önemli olduğunu bu süreçte yaşayarak öğrendim. Bizde “denize düşen yılana sarılır” şeklinde bir atasözü vardır. İnsan zorda kalınca her türlü çareyi, her yerden arayıp bulma kabiliyeti sergileyebiliyor. Tabiatıyla ıztırar haline maruz kişiler de piyasada bu işleri yapanlarla yolunu bulup irtibata geçiyorlar. Benimkisi de aynı hesap oldu.</p>
<p>Öğretim üyesi arkadaşım vasıtasıyla Türkiye’nin güneybatısındaki insan kaçakçılarıyla irtibata geçtik. Yol yordam öğrendik. Bütün bunlar benim için o zamana kadar akşamları yemek sırasında veya yorgunluk atarken ana haber bültenlerinin mutat ve klasikleşmiş haberlerinden ibaretti. Aslında Anadolu neredeyse çeyrek asırdır taa Çin Denizi ve Pasifik’ten itibaren özgürlüğe ve medeniyete kaçan insanların geçiş güzergahında bulunuyordu. Tabi ki insanların dramlarına üzülüyorduk, onlara acıyorduk, hatta onlara bu acıları yaşatanlara kızıyor ve söyleniyorduk. Fakat bu kez güvenli ve rahat ortamda uzaktan üzülmek veya kızmakla, bizzat yaşamak arasındaki farkın ne demek olduğunu tecrübe ettim.</p>
<p>Yaklaşık bir ay, sahil boylarında karşı Yunan adalarına geçiş için uygun zaman ve zemin kollamakla geçti. Daha doğrusu kaçakçı bize böyle açıklıyordu. Bu arada birkaç kez başarısızlıkla sonuçlanan teşebbüsümüz oldu. Hatta ilkinde gecenin tam ortasında tekne şaha kalkmış tam gaz yol alırken birden hız kesmesinin ve ani bir U dönüşü yapmasının pek hayra alamet olmadığını hemen anladım. Meğer sahil güvenlik komutanlığının devriye botu denizin ortasında demir atmış, ışıklarını da söndürüp pusu kurmuş. Zifiri karanlıkta kaptan erken fark etmese sahil güvenliğin botuna tam ortadan bindireceğiz. Hatta içimizdekilerden biri Suriyelileri taşıyan teknelerden birinin sahil güvenlik botuna ortadan çarptığını, hepsinin de boğulduğunu anlatmıştı.</p>
<p>Bu aleme girince pek çok hikâye, efsane, trajedi dinliyor, öğreniyorsunuz. Hatta bazen bunların bizzat öznesi veya nesnesi oluyorsunuz. Askerlik hatırası gibi çoğu hafızanızın veri tabanına kalın harflerle yazılıp unutulmaz hatıralara dönüşüyor. Mesela ilk denememizden hüsranla geri dönüş sırasında ben ‘Allahtan sahil güvenlik fark etmedi’ diye sevinirken aramızdaki tecrübeli biri “Şu anda hayatta kaldığımıza şükretmeliyiz. Kaçakçımız çok insaflı ve vicdanlıymış, Öyleleri var ki tehlike görünce teknedekilere denizi gösterip ‘atlayın’ diyor. Atlamazlarsa bir tanesinin kafasına sıkıyor, sonrasında herkes çığlık çığlığa atlıyor ve tabi ki hepsi de boğuluyor. Devriye tekneyi yakalasa da boş teknedeki adam ‘balığa çıkmıştım’ diyor” demişti. Trajedinin sembolleşmiş örneklerinden sadece birisi olan Aylan bebeği hatırlarsınız. Denizler dile gelse de söylese, nice canlar, nice sevdalar, nice hayaller soğuk suların kahreden karanlığında dipsiz derinliklere gömülüp gitti.</p>
<p>Bazen de trajediyle birlikte komedi de aynı anda yaşanıyor. Kaçakçı veya tekneci sizin hâkim ya da savcı olduğunuzu öğrenince muhabbetin teması otomatikman, yaptıkları işin ne kadar iyi olduğuna, aslında insanlara iyilik yaptıklarına, mahkemede çok ceza vermememiz gerektiğine gelip dayanıyor ve ‘Abi aslında biz Allah rızası için çalışıyoruz, kötü bir niyetimiz ve kastımız yok’ söylemiyle noktalanıyor. Siz de ‘Bir daha denk gelirse bakarız’ tarzında bir cevabın ardından “şimdi ne yapmamız gerekiyor” diyerek asıl konuya usturuplu bir geçiş yapıyorsunuz.</p>
<h1>Özgürlükle Ölümün Ortak Sınırı</h1>
<p>Yine bir akşam üstü kaçakçı gelip hemen hazırlanmamız gerektiğini söyledi. Pek çok denemeden hüsranla dönmüştük. Kiminde orman içinden, kiminde sahilden, kiminde ise anlattığım gibi denizin ortasından kös kös dönüp gelmiştik. Buna rağmen her seferinde yine aynı heyecan ve umutla yola koyuluyorduk.</p>
<p>Bizi sahile götüren araba bazen farlarını da söndürerek dar ve kıvrımlı, toprak orman yollarında, karanlığa rağmen, bazen derenin dibine inerek, bazen tepenin başına çıkarak ilerliyordu. Nihayet bizi alacak olan teknenin geleceği karanlık koyun koynunda bir zula bularak tek sıra halinde dizildik. Bu arada heyecan ve gerilimin arasında hoş bir sürprizle de karşılaşmıştım. Aynı noktaya başka bir arabayla gelenlerin arasından birini, koyu karanlıkta arkadan siluetini görünce tanımıştım. Bu yakın mesai arkadaşlarımdan ve aile dostlarımdan biriydi.</p>
<p>Sonunda tekneye binmiştik. Yirmiye yakın müşteri vardı. Tekne önce aheste ve sükûnetle sahile paralel bir süre yol aldı, sonra da gürültü ve homurtuyla tam gaz burnunu hedefe yöneltti. Fakat birkaç dakika geçmemişti ki yavaşladı ve geri döndü. Artık tecrübeliydim. Ya ilerde sahil güvenlik vardı veya gözcüler ortaya çıkan bir tehlikeyi haber vermişti. Başlangıç noktasına geri döndük. Henüz bizi getiren arabacılar ayrılmamıştı. Arabacılarla tekneci arasında, kimin tekneden inmesi gerektiği konusunda bir tartışma başladı. Meğer sayı fazla olduğundan tekne yeterince hızlanamamış, bu yüzden yükün hafifletilmesi gerekiyormuş. Sonuçta dört kişi inmeyi kabul etti ve yolculuk tekrar başladı.</p>
<p>Burada birbirine zıt duyguların arkadaşlığından ve zorunlu ortaklığından bahsetmeliyim. İnsanın kendi vatanını ve canından artık sevdiklerini arkada bırakarak hızla uzaklaşması yürek yaralayan bir acı. Ama aynı anda özgürlüğe doğru hızla yaklaşmak da doyumsuz bir lezzet. Ayrıca o gece sanki ben bu duyguları bütün berraklığı ve şeffaflığıyla yaşayabileyim diye, sahne ve dekor olağanüstü hazırlanmış gibiydi. Bir taraftan bahsettiğim acıyı ve lezzeti aynı anda tadıyor ve yaşıyordum. Üstelik tehlikenin farkındaydım, hayalim gözümün önüne sahil güvenliğin yol kesmesinden, çatışma ve kargaşa çıkmasına, Ege’nin serin sularının bana meçhul bir mezar olmasına varıncaya kadar farklı manzaralar sergiliyordu. Diğer taraftan ortam ve sahne muhteşemdi. Yarım saat kadar yol aldıktan sonra karşımda sol çaprazda ufuktan yükselen bir ışık yumağı ve parıltı fark ettim. Önce Yunan adasındaki şehrin ışıklarının uzaktan görüntüsü diye düşündüm. Birkaç dakika geçmemişti ki mehtap bütün ihtişamı, güzelliği ve aydınlığıyla yükselmeye başladı. Ömrümde bu kadar büyük, yakın ve muhteşem bir mehtap görüntüsünü hatırlamıyorum. Deniz de ‘çarşaf gibi’ denecek kadar sükûnetli ve huzurluydu. Neredeyse hiç dalga yoktu. Zaten botumuz hız için tasarlandığından su seviyesinden yüksek değildi. Suya uzaklığımız bir karıştı. Hızla yol alırken kenarlardan sanki ateş böcekleri bize gösteri yapıyor gibi parıltılar bitevi bir görünüp bir kayboluyordu. Ben önce “sürtünmenin etkisiyle çıkan kıvılcımlar mı parlıyor” dedim. Denizcilikte tecrübeli arkadaşım “hayır onlar yakamoz” dedi. Manzara ve ortam doyumsuzdu. Âlem özgürlüğe kurtuluşumuzu coşkuyla kutluyordu.</p>
<h1>Bahtımın Rüzgarına Kendimi Bıraktım</h1>
<p>İnsan hayatı boyunca aşina olduğu çevreden, ailesinden, yakınlarından, bütün dostlarından, gözünden esirgediği canlardan ayrılmak zorunda olunca ne yapar, nereye gider? Tehlike bunları dahi arkada bırakmayı gerektirecek kadar büyükse, bulduğu ilk fırsatı ve imkânı değerlendirip tehlikeli ortamı terk etmektir ilk hedef. Sonrasının planlaması sonra düşünülür.</p>
<p>Ben de başlangıçta ilk hedef olarak ABD’yi belirlemiştim kendimce. Üzerinde düşünülmüş bir planlama ve hazırlığım yoktu. Bütün umudum bir akrabamın Ditroit taraflarında çalışması ve onun çevresiydi. Doğrusu sağlıklı ve güvenli bir iletişim ortamı dahi olmadığından O’nunla doğru dürüst bir irtibat sağlayıp fikrini alma imkânım bile olmadı.</p>
<p>Üzerinde detaylarıyla çalışılmış bir gelecek planlaması yapamayınca kendinizi kaderin akıntısına bırakıyorsunuz. Daha doğrusu böyle yapınca rahatlıyorsunuz. Düşünün öz vatanınızdan ayrılıp hiç bilmediğiniz bir ülkeye, üstelik kaçak yollarla giriyorsunuz. Orada nelerin sizi beklediği meçhul. Gündelik hayatınız bilinmezler, meçhuller, ihtiyaçlar, zorluklar, sorular, endişelerle dolu. Bütün bunları kendi başına halletmeniz, altından kalkmanız fiilen ve fiziken imkânsız. Sonuçta alınyazınızda ne varsa o gerçekleşeceğine göre, o an için yapılabilecek en akıllıca davranışı sergileyip, gerisini merakla beklemenin tek çıkar yol olduğunu tecrübe ettim. Asla beyninizin contalarını zorlamamanız gerekiyor. Yoksa hararet yapma ihtimali oldukça yüksek.</p>
<p>Bazen kader karşınıza sürprizlerle de çıkabiliyor. Mesela sahilde karşıya geçmek üzere beklediğim sıralarda, orada tanıdığım yine benim gibi canını kurtarmanın derdine düşmüş bir meslektaşımdan Almanya’da ortak tanıdıkların olduğunu öğrendim. Onlarla irtibat kurdum. Ve böylece ben rotamı ABD’den Almanya’ya çevirdim.</p>
<p>Karşı sahile vardıktan sonrası artık rahatlamıştım. Güvenlik duygusuna ve özgürlüğe sahip olduktan sonra, sıradaki bütün sorunlarla baş edilebilirdi. Gerçekten de yaklaşık iki yıldır yaşadığım süreçte bunu defalarca test ve tecrübe ettim.</p>
<h1>Meğer En İsabetli Tercih Almanya’ymış</h1>
<p>İnsan en mükemmel tasarımda yaratılmıştır. Karakterinde ve genetiğinde sürekli mükemmeli arama eğilimi de belki buradan geliyor. Keza insan gibi insanlık da daima mükemmeli aramakta ona sahip olmak için didinip durmaktadır. Zaten medeniyet de bu serüvenin sonucu değil midir?</p>
<p>Başa gelen belaları bertaraf etme, acıları unutma, yaraları sarma ve huzurlu, müreffeh bir hayata kavuşma insanın ve insanlığın daimî meşgalesi.</p>
<p>Öbür taraftan insanlık tarihinin en büyük acıları yirminci asırda yaşandı. Almanya ise neredeyse hemen hepsinin içinde bir şekilde yer almış. Tabiatıyla buranın düşünen beyinleri, duyarlı vicdanları çareler üzerinde çok kafa yormuşlar. Gerçekten de tüm insanlığa ışık tutacak kavramlar ve müesseseler de geliştirilmiş. Mesela sosyal hukuk devleti, sosyal devlet, düşman ceza hukuku gibi.</p>
<p>Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası ilk maddesinde “İnsanın onur ve haysiyeti dokunulmazdır” hükmüyle başlamaktadır. İkinci maddede “Alman milleti, bu nedenle dokunulmaz ve devredilmez insan haklarını, yeryüzünde her insan topluluğunun, barışın ve adaletin temeli olarak kabul eder” denilmiş.</p>
<p>Ben şimdilerde hem ülkemde hem de bütün Dünya’da onuru ve haysiyeti zedelenen, haksızlığa uğramış insanlara nasıl yardım edebilirim; bu haksızlıkları yapanlarla nasıl mücadele edebilirim; insan onur ve haysiyetinin daha iyi nasıl korunabileceği konusunda neler yapabilirim telaşını yaşıyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BYLOCK: ENSLAVEMENT OF FREEDOMS IN TURKEY*</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2018/06/18/bylock-enslavement-of-freedoms-in-turkey/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Weiser NİCHT]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Jun 2018 08:27:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[English Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Weiser NİCHT]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1369</guid>

					<description><![CDATA[Since attempted coup in Turkey dated July 15, 2016, government and judicial institutions continue a relentless witch hunt against opposition. Number of dismissed officials from the public sector exceeded hundreds of thousands long ago. It is doubles or triples when include private sector. Prisons have occupancy well above their capacities. Number of children and babies &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Since attempted coup in Turkey dated July 15, 2016, government and judicial institutions continue a relentless witch hunt against opposition. Number of dismissed officials from the public sector exceeded hundreds of thousands long ago. It is doubles or triples when include private sector. Prisons have occupancy well above their capacities. Number of children and babies stay in prison with their mother long pass thousands. At the same time, the government is trying to build new prisons and expand its widespread which hunt. It even develops projects to construct large prisons in open spaces and forests, just like concentration camps. Can you imagine that officials attend to TV programs and talk about gathering the oppositions in those camps and allocate food with ration. People trying to sell all their belongings and escape from the country. Incredible dramas, even catastrophes, taking place in foreign countries, in the seas, in winter conditions, in mountains of other countries or in difficult camp conditions. The number of the lost souls and catastrophes took place the Aegean Sea and Maritsa River have already passed hundreds.</p>
<p>The government tries every possible option to crush the oppositions. For example, it was written in the indictment of Kadri Gürsel, a very famous and doyen columnist of Cumhuriyet, that he is a member of a terrorist organization for being called by someone who has ByLock application on his cellular. Deniz Yucel a Turkish origin German columnist arrested because of a news he published<sup>1</sup>.</p>
<p>It became enough reason to be a subscriber of Zaman in previous years, which was most selling and reading newspaper up until the government decided to wage a war against it, to have an account in Bank Asya, which was a bank that institutions such as Turkish Airline and Department of Religious Affairs control budgets grater then many Ministries entrusted their money and constantly audited by relevant and authorized institutions of the state, to send their children to schools which organized event such as  The International Festival of Language and Culture” with the theme “Colors of the World” to be a “member of a terrorist organization”. A few months before the coup attempt, a small demonstration of 14<sup>th</sup> Language Olympics were held at the UN General Assembly Hall<sup>2</sup>. Secretary General Ban Ki-moon and President Obama sent their congratulatory messages. Many states and international originations such as Council of Europe supported and took it under the auspices these Olympics<sup>3</sup>. For instance, a small demonstration of 2015 Olympics realized under the auspice of the Council of Europe headed by Martin Shchulz<sup>4</sup>. Many government members and party officials, attorney generals who are leading the investigations and judges who convicted people with above-mentioned “crimes” also committed the same subscription, having account at Bank Asya and enrolling their children to school “crimes”. On the eve of 2016 coup attempt, while the greatest victim of the witch-hunt Hizmet Movement was organizing “Colors of the World- The International Festival of Language and Culture”, one of the hottest topic of Turkey was if President Recep Tayyip Erdogan has a diploma and if he has, was it real or not<sup>5</sup>.</p>
<p><strong>Open World Internet Application in Virtual Market: ByLock</strong></p>
<p>The ones carry out the witch-hunt in Turkey shows ByLock communication app as most common and widespread reason for their actions. ByLock was an instant chatting program active between 2013-2016 just lie WhatsApp, Telegram, Viber etc, which has many substitutes in virtual market. Open world application can be started by adding one another. It was downloaded from Google Play Store by 500.000<sup>6</sup>, from Apple Store by 100.000<sup>7</sup> people. Application still can be found in many world-known application sharing websites which are commonly used especially by young people<sup>8</sup>. The app was put into service by a private company whose servers are in Lithuania. But since the beginning of 2016 the servers were out of service for not paying monthly fees<sup>9</sup>.</p>
<p><strong>Communication is First and Foremost Condition of Democracy</strong></p>
<p>The highest experience points human history reached for the administration of the society without a doubt is the rule of law and democratic social order. And those can be build on and stationed democratic stratum. Communication is free and confidential in every country which has democratic culture and rule of law. But of course, there are essential ground for that.</p>
<p>Firstly, basis of democracy is for every citizen having rights to express themselves about every topic related to them, having a voice if they desire, in short having right to participate to governance. For that, democracy requires that every citizen 1) should be able to reach comprehensive information, 2) should be able reach a conclusion by using the information he/she collected, 3) should be able to convey his/her ideas and convictions about the event takes place in daily life. As is known, these are also form the basis of freedom of speech. For that, freedom of speech, freedom of communication, press and media freedom, internet freedom are civil liberties.</p>
<p>Secondly, fundamental values of democracy necessitate confidentiality of communication. Every person is free as an individual. Of course, he/ she is free to decide with whom to communicate, on which topic to communicate and how to communicate.</p>
<p>Thirdly, democracy absolutely requires opposition. Because criticism of power, exhibiting the mistakes, demonstration of better alternatives only possible if there is an opposition. Moreover, improvement in notion, art, culture, in short in every aspects of life is possible by contradiction and clash of ideas. Ziya Pasha, one of the famous statesmen and poets of the last period of Ottoman Empire, has a famous idiom: “The truth sparks out of the collision of ideas”.</p>
<p><strong>Communication is Confidential </strong></p>
<p>Individuals ability to communicate freely, oppositions and individuals with different notions ability to produce different ideas only possible with confidentiality of the communication. Thus, competent international organizations such as UN Human Rights Council and Council of Europe remark the confidentiality of communication, in this context confidential communication via social media and applications such as WhatsApp and ByLock is a basic human right, and these cannot be classified as crimes.</p>
<p>In the report prepared by UN Special Rapporteur on the promotion and protection of the right to freedom of opinion and expression David Kaye in 2015, it was stressed that encoded and anonymized social media or internet applications cannot be criminalized<sup>10</sup>.</p>
<p>Moreover, UN Human Rights Council Special Rapporteur on the right to privacy Prof. Joseph Cannataci mentioned on his report dated March 8, 2016 that states required to ensure the security of encrypted and anonymized communications<sup>11</sup>.</p>
<p>In the report submitted by The Association for Progressive Communications (APC) to the UN Human Rights Council’s 36. Session<sup>12</sup>;</p>
<p><em><strong>“As previous HRC resolutions have emphasized, the use of secure digital communications should be</strong></em></p>
<p><em><strong>available to all people, including civil society in Turkey. Instead, the Turkish government is</strong></em></p>
<p><em><strong>criminalizing these tools, and intentionally conflating what are standard good security practices with</strong></em></p>
<p><em><strong>terrorist activity.</strong></em></p>
<p><em><strong>Ultimately, this is a failing strategy. It fails to comply with Turkey’s human rights obligations by</strong></em></p>
<p><em><strong>criminalizing tools that are necessary for the exercise of human rights in the digital age; and it fails</strong></em></p>
<p><em><strong>from a security perspective, because in the contemporary technological environment, intentionally</strong></em></p>
<p><em><strong>compromising encryption, even for arguably legitimate purposes, weakens everyone’s security</strong></em></p>
<p><em><strong>online.”</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Therewithal, Turkish government was advised not to charge its citizens for using secure digital communication options<sup>13</sup>.</p>
<p>It was known fact that competent judicial institutions such as ECHR, EU Court of Justice’s consistent jurisprudences are at the same direction.</p>
<p>Likewise, experts, columnists, academists and scientists make statements and comments at parallel directions.</p>
<ul>
<li>Frank Uberall “The fact that using an application is the reason for the arrest is nothing but nonsense”</li>
<li>Since using ByLock application cannot be accepted as a crime, events taken place in Turkey signifies the violation of European Convention on Human Rights clauses 5,6 and 7<sup>15</sup>.</li>
</ul>
<p>Despite all that, Turkish government and judiciary, as if a magic show, depict using ByLock to communicate confidentially as a criminal act.</p>
<p><strong>Turkey Violated the International Law</strong></p>
<p>Funny businesses about the ByLock is not limited to these. Since the servers are in Lithuania, it is necessary to get in touch with this country to establish names of its users, acquire contents o their messages. Normally this should be done by Turkish judiciary in accordance with international and bilateral agreement by following official procedures. At present the subject is already regulated and in practice for many years. For example, both parties are signatures of The European Convention on Mutual Assistance in Criminal Matters. There are some international agreements more closely related to the topic.  Council of Europe (CoE) &#8211; Convention on Cybercrime was open to signing on 23 November 2001 and came into force on 1 July 2004. Turkey approved the Convention by Law No. 6533 published in the Official Gazette on 02 May 2014 and was in force since that date. Article 35 of the Convention requires parties to establish contact points to act quickly for an investigation or prosecution. Turkey for this purpose has established “Cyber Crime Combating Department” and the department continues to function since then. Lithuania is a member of EU an CoE. Accordingly, while the fastest and most reliable method to reach the ByLock evidences was to request from the Lithuanian point of contact, Turkey didn’t do it. In addition, there are also bilateral agreements on legal assistance between Lithuania and Turkey.</p>
<p>Erdogan set up a “pool system” to accumulate fund to capture media outlets for many years ago. This “pool media” which is close to government published articles about infiltration of Turkish spies to ByLock’s server in Lithuania to bring it to Turkey. In the articles, it was mentioned that Turkish spies flew to Lithuania with a private jet, infiltrated to building after a week of work where the server is located, in the middle of the night, broke the password to seize the data base and got back to Turkey<sup>16</sup>. There is even a book publish about operation<sup>17</sup>. Pool media mention these as a reason to be proud.</p>
<p>Actually what happened was scandalous and shameful. International law was violated, information about private lives, personal data and content of communications of hundreds of thousands of people was stolen. In addition, there is a possibility that espionage and violation of terms of Convention on Cybercrime or actions that fall within the scope of the International Criminal Court was committed. Moreover, this situation being sold as reason to be proud of by government and sources close to the intelligence services.</p>
<p>The issue was discussed in a closed session at the Lithuanian Parliamentary Law and Legal Order Committee. Chief of Committee expressed there are information that the data acquired without following proper procedures<sup>18</sup>. The issue was discussed in a secret session by the Specialization Commission in the Lithuanian Parliament. Some human rights organizations addressed the issue, appealed to the parliament.</p>
<p><strong>Contradictory Against Turkish Law</strong></p>
<p>The process of obtaining ByLock data by the Turkish authorities is also contradictory to the legislation of the Republic of Turkey, too. For example, Turkish law legislates basic penalties and jurisprudence such as how and by whom forensic evidence can be handled, judge order is necessary before acquiring digital data, necessity of informing accused or his/her proxy during the confiscation, if the accused or proxy desire they can get a copy of confiscated evidence, intelligence agents and agencies has no authorities in legal investigations.</p>
<p>Almost all of them overlap and coincide countries with the advanced democracy. Firstly, during the foundation of the Republic of Turkey in 1920’s latest and up to date legislations of the Wester countries was taken into consideration, many laws translated and put into force. For instance, Turkish Criminal Procedure Code was prepared by translating German Law, 2015 renovation was also based on German Law on Criminal Procedure.  Secondly, since the 8. President Turgut Ozal, until December 2013 when the government decided to shunt, Turkey has taken great steps through integration with Western democracies and building democratic social order with great acceleration. In this framework, substantial distances have been taken to align and adapt Turkish legislation with the EU’s. As a matter of fact, until the last years, full membership negotiations with the EU were being held regularly. The jurisprudence of the Turkish judiciary in this process became largely parallel to the jurisprudence of the European Court of Human Rights. Unfortunately, since the beginning of the corruption operations on December 17/25, 2013, all these gains have gone down to the drain in a very short time. Just like a prodigal son losing lifetime accumulation of his prudent and accountable tradesmen father in a night of gamble.</p>
<p><strong>Like a Trill-Comedy Movie</strong></p>
<p>In fact, logic defying events did not just consist procedural mistakes. The information generated from the obtained data or the content that is claimed as outputs are full of nonsense. E.g:</p>
<ul>
<li>After July 2016 tens of thousands of people were arrested because of ByLock, but judge order to investigate the ByLock database was obtained months later, in December 2016.</li>
<li>Authorized institution sends two different reports on existence of ByLock, one is positive, another is negative, to two different court about same person<sup>19</sup>.</li>
<li>Expert witness report claims that defendant was online for “10 hours and 30” and “63 hours” at the same time<sup>20</sup>.</li>
<li>Even though thousands of people can get online by using same internet IP and this is a scientific fact, there is no reasonable explanation as how to identify person of interest as defendant based on the National Intelligence Agency (MIT) report<sup>21</sup>.</li>
<li>An elderly person who uses Beloc hearth medicine was questioned in the court room for ByLock</li>
<li>And many more examples…</li>
</ul>
<p><strong>MIT Report Confirms that Data were Altered</strong></p>
<p>Every investigations related to ByLock done in accordance with a report “ByLock Application Technical Report” prepared by same center. It is known as “MIT Report” by public. A watchful eye can realize just by looking at the annexes or correspondences that evaluations in the report are untrustworthy, beside there are suspicion that some information is altered. All these were established and reported by many reputable institutions. For instance, Netherland based FOT IT firm inspected the case at a technical level, and reported the discrepancies, contradictions and unsubstantial data in details<sup>23</sup>.</p>
<p><strong>Moreover, Fake Evidences were Produced</strong></p>
<p>At first media outlets which has close ties with government claimed that coup attempt was organized by using ByLock. They event published photos of cellular phones with visible ByLock logos on the screen in the hands of attempters<sup>24</sup>.</p>
<p>But when the news stating that ByLock was out of service since 2016 was revealed, it was understood that the photos in the news were produced by photomontage method. On top of that, while these media groups claimed that “ByLock was used during the coup attempt” just a short while ago, they begun making the exact opposite news when the truth was out<sup>25</sup>. Imaginary and produced evidences are not limited to these.</p>
<p><strong>Even in This Case There is no Equal Treatment, There is Discrimination and Favoritism</strong></p>
<p>The tragicomedy is not limited to these. According to the sources which has close ties with government claimed that 2 minister and 8 ex-minister, 33 MPs and 47 ex-MPs all from ruling Justice and Development Party (AKP) were using ByLock<sup>26</sup>. Some sources even claimed 60 MPS were using it<sup>27</sup>. But there no investigation or prosecution made about them.</p>
<p><strong>All of These were Reported by Many Reputable and Independent International Institutions</strong></p>
<p>Many investigations very made about ByLock application, many inspections and analysis were made related to illogical and unlawful prosecutions in Turkey, they were made public all around the world<sup>28</sup>.</p>
<p><strong>The Higher Judicial Bodies Became Partners of Lawlessness</strong></p>
<p>Despite all that, The Supreme Court’s, which is the final authority in solving penal dispute in Turkey, relevant department and even the Constitutional Court agreed that “MIT can collect intelligence, and ByLock can be included to coincidental evidence category” and accepted ByLock as a sufficient evidence to be “a member of terrorist organization”. Attitudes and preferences of high courts, despite the non-compliance with the procedural provisions such as lack of judge order and authority, alongside the inconsistencies and issue of trust at the texts submitted as evidence, are legally unacceptable.</p>
<p>Whereas, it was expected that high judicial bodies to side with rights and freedoms, protect the human honor and dignity against governments and other abusers of rights. This is a clear indicator of dysfunctionality of domestic remedies of Turkey.</p>
<p><strong>UN International Criminal Court is Jammed</strong></p>
<p>Because UN ICC judge Aydın Sefa Akay was arrested in Turkey for the accusation of using ByLock, ICC couldn’t meet for examinations of appeals and crucial international mechanisms for humanity have become inoperable<sup>29</sup>. Turkey was referred to UN Security Council for not releasing Judge Akay<sup>30</sup>. David KAYE said justification for ByLock arrests were vague and inadequate<sup>31</sup>.</p>
<p><strong>Allegations and Claims should be Discussed by Following Proper Procedures</strong></p>
<p>In recent months, newspapers are publishing news which includes ByLock chat’s contents. Media outlets which are under complete control of government releases      preposterous texts nearly every day. Such as, correspondences and messages that are implying judges and prosecutors generals trying and taking decisions in accordance with orders from the government.</p>
<p>It is neither conceivable not acceptable that a judge in a position of decision maker use his authority in the direction of another will. Such an activity cannot be described as a trial anyway. In terms of the rule of law, it is even abstinent to debate this principle.</p>
<p>Proving a claim is a job for claimant. A trail is a science such as math. How to make a claim or defense, how to inquire, compare and subject to analyze was long identified and being practiced for centuries in countries where the rule of law is valid. Procedural rules, especially in criminal proceedings, are the result of thousands of years of accumulation and experience of mankind. Unfortunately, in terms of the procedure, since some of the above-mentioned rules are not respected, it is legally impossible to evaluate the content and texts as evidences. Even if we ignore the procedural rules, when we get in to the grounds, aforementioned produced and imaginary contents come to mind.</p>
<p>Essentially fact detection is simple. As mentioned, a trial has a logic and a system just like for operations in math. Claims and defense subjected to analyzes by using methods and tools identified by science and mind, and result would be achieved.</p>
<p>If we apply these to our case, it is easy to decide what to do about the claims “when a judge is handles a trial and reaches a verdict in compliance with instruction”. The mishandled file would be reviewed again. The claims and defenses would be subjected to new analyzes by following proper procedures. New and old verdict would be compared. If it turned out that the judge has reached a different verdict than the correct one deliberately, we can reach to a conclusion that the judge acted with order.</p>
<p>Around 5 thousand judges and prosecutors, around 150 higher court members and two Constitutional Court members are being accused of being member of a terrorist organization and taking orders while handling trails. However, there is not even one concrete evidence proves those claims. Even if one or two of them are guilty of these claims, it is illogical to take legal actions against thousands for the crimes of a few.</p>
<p>A file can be extrajudicial if not proper procedures are followed, more precisely, it may not be possible to reach a final verdict by a judicially. As a matter of fact, the procedural shortcomings in the concrete debate have made it impossible to obtain a definite and clear solution to the subject case due to suspected fraud on the grounds. But juts because a case could be clarified through judicial procedures doesn’t mean couldn’t be discussed from the aspects of freedom of press and speech. Because democracy requires every topic related to society to be discussed. Unfortunately, government, the media it controls and the Turkish judiciary by altering evidences and information at will made it impossible the subject to be discussed by press and public healthily.</p>
<p>Indeed, precisely this point is a matter which must be discussed in absolute terms regarding the future of mankind. Because Fethullah Gulen, his followers and supporters are identified as an “armed terrorist groups” by government and judiciary since 15 July 2016. However, weeks before the coup attempt, as mentioned in the beginning, the Hizmet Movement was making a very important contribution to the democracy&#8217;s settlement by blending language and culture with the theme of “The Colors of the World&#8217; in many countries of the world; opening nearly 5,000 water wells in African countries, organizing meat distribution campaigns for the oppressed areas under the pressure of poverty.</p>
<p>Undoubtedly, all of these are activities that should be appreciated and supported for the future of the world which is caught in the spiral of acts of violence. Exactly at this point, the irrational behaviors of some judges and prosecutors, if there is, allegedly belong to the same social class had to be uncovered and removed. The hope and ideal of living together in peace, while preserving different cultural values, should not be undermined. Unfortunately, government, the media and the judiciary that have been guided by the it have destroyed this possibility.</p>
<p><strong>Hope and Expectation</strong></p>
<p>As seen, the problem has long gone beyond the borders of Turkey and become an international one. It even reached to a level that could affect the future of humanity. Now, it is time for international community and everyone and every institution that attach importance to humanity, human rights, human honor and dignity to act find a solution to this problem…</p>
<p>*Turkish original text has been translated into English by a couple of human rights volunteers.</p>
<p><strong>Sources:</strong></p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td width="623">1-       http://www.dw.com/tr/gazeteci-deniz-yücel-tutuklandı/a-37740232</td>
</tr>
<tr>
<td width="623">2-       https://www.youtube.com/watch?v=qkQMXTDfHpg</td>
</tr>
<tr>
<td width="623">3-       <a href="http://romanyahaber.com/2016/05/31/sevgi-cocuklarina-fransa-cumhurbaskani-himayesi/">http://romanyahaber.com/2016/05/31/sevgi-cocuklarina-fransa-cumhurbaskani-himayesi/</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623">https://www.youtube.com/watch?v=O4aMslszDo0</td>
</tr>
<tr>
<td width="623">4-       <a href="https://www.haberler.com/sevgi-cocuklari-baskan-schulz-himayesinde-avrupa-7381636-haberi/">https://www.haberler.com/sevgi-cocuklari-baskan-schulz-himayesinde-avrupa-7381636-haberi/</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623">5-       https://taneryildizblogg.wordpress.com/2016/06/08/bu-yazi-erdogani-bile-diplomasinin-olmadigina-inandiracak/</td>
</tr>
<tr>
<td width="623">6-       https://web.archive.org/web/20150322201135/https://play.google.com/store/apps/details?id=net.client.by.lock.</td>
</tr>
<tr>
<td width="623">7-       <a href="http://www.hurriyet.com.tr/iste-by-lock-david-keynes-40257030">http://www.hurriyet.com.tr/iste-by-lock-david-keynes-40257030</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623">8-       <a href="https://apkpure.com/bylock-secure-chat-talk/net.client.by.lock">https://apkpure.com/bylock-secure-chat-talk/net.client.by.lock</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623">9-       http://www.hurriyet.com.tr/iste-by-lock-david-keynes-40257030</td>
</tr>
<tr>
<td width="623">10-   Kaye, D. (2015). Report of the Special Rapporteur on the promotion and protection of the right to freedom of opinion and expression, David Kaye (A/HRC/29/32), paragraph 23. <a href="http://www.un.org/ga/search/view_doc.asp?symbol=A/HRC/29/32">www.un.org/ga/search/view_doc.asp? </a><a href="http://www.un.org/ga/search/view_doc.asp?symbol=A/HRC/29/32">symbol=A/HRC/29/32</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623">11-   <a href="http://www.ohchr.org/Documents/Issues/Privacy/A-HRC-31-64.doc">http://www.ohchr.org/Documents/Issues/Privacy/A-HRC-31-64.doc</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623">12-   https://www.apc.org/en/pubs/hrc-36-secure-digital-communications-turkey-are-essential-human-rights</td>
</tr>
<tr>
<td width="623">13-   <a href="https://www.apc.org/sites/default/files/G1725558_0.pdf">https://www.apc.org/sites/default/files/G1725558_0.pdf</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623">14-   <a href="https://t.co/YF8FXMPxdj">https://t.co/YF8FXMPxdj</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623">Computer Bild, 20/2017</td>
</tr>
<tr>
<td width="623"><a href="https://twitter.com/cansuipek40/status/920212203327942656">https://twitter.com/cansuipek40/status/920212203327942656</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623">15-   http://www.rcmediafreedom.eu/Tools/Legal-Resources/Turkey-the-legality-of-post-coup-actions-and-the-use-of-Bylock-App-as-evidence-in-trials#.Wct3HNtMN84.twitter</td>
</tr>
<tr>
<td width="623">16-   <a href="http://www.sabah.com.tr/gundem/2017/01/30/son-dakika-haberi-bylockun-ana-serveri-ele-gecirildi">http://www.sabah.com.tr/gundem/2017/01/30/son-dakika-haberi-bylockun-ana-serveri-ele-gecirildi</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623">17-   Fetö’nün Dijital “İni” ByLock’a Böyle Girildi: Kod Adı Baybay, Turkuvaz Haberleşme ve Yayıncılık A. Ş., İstanbul, Temmuz 2017</td>
</tr>
<tr>
<td width="623">18-   https://www.15min.lt/naujiena/aktualu/lietuva/seimo-komitetas-aiskinasi-ar-lietuva-galejo-turkijai-perduoti-bylock-vartotoju-duomenis-56-868536</td>
</tr>
<tr>
<td width="623">19-   <a href="http://odatv.com/birileri-bylocku-sifirliyor-2002171200.html">http://odatv.com/birileri-bylocku-sifirliyor-2002171200.html</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623">20-   <a href="https://mobile.twitter.com/EmreErcis1/status/914168446270795777">https://mobile.twitter.com/EmreErcis1/status/914168446270795777</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623">21-   https://koray.peksayar.org/siz-internet-baglantinizi-paylasmiyor-olabilir-peki-servis-saglayiciniz-sizden-habersiz-paylastiriyorsa/</td>
</tr>
<tr>
<td width="623">22-   <a href="https://mobile.twitter.com/cumhuriyetgzt/status/917472078311448578">https://mobile.twitter.com/cumhuriyetgzt/status/917472078311448578</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623">23-   <a href="https://foxitsecurity.files.wordpress.com/2017/09/bylock-fox-it-expert-witness-report-english.pdf">https://foxitsecurity.files.wordpress.com/2017/09/bylock-fox-it-expert-witness-report-english.pdf</a>, özellikle sayfa: 24 ve sonrası</td>
</tr>
<tr>
<td width="623">24-   <a href="http://www.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/397804.aspx">http://www.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/397804.aspx</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623"><a href="http://www.yeniakit.com.tr/haber/o-darbeci-askerler-de-bylock-kullanmis-206526.html">http://www.yeniakit.com.tr/haber/o-darbeci-askerler-de-bylock-kullanmis-206526.html</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623"><a href="http://www.takvim.com.tr/guncel/2016/09/08/feto-phone">http://www.takvim.com.tr/guncel/2016/09/08/feto-phone</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623"><a href="http://www.sabah.com.tr/galeri/turkiye/10-soruda-bylock-gercegi/2">http://www.sabah.com.tr/galeri/turkiye/10-soruda-bylock-gercegi/2</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623"><a href="http://www.haber7.com/guncel/haber/2144267-darbeciler-bylocktan-bu-mesaji-gonderdi">http://www.haber7.com/guncel/haber/2144267-darbeciler-bylocktan-bu-mesaji-gonderdi</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623">25-   https://magdurhakimlervesavcilar.wordpress.com/2017/05/19/ugruna-onlarca-sahte-fotomontaj-ve-mesaj-icerigi-haberi-yapilan-ama-sonradan-vazgecilen-bir-yalan-darbe-sirasinda-bylock-kullanildi</td>
</tr>
<tr>
<td width="623">26-   <a href="http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/abdurrahman-dilipak/kim-fetocu-kim-degil-16292.html">http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/abdurrahman-dilipak/kim-fetocu-kim-degil-16292.html</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623"><a href="http://www.shaber3.com/61-akpli-milletvekili-ve-bakanda-bylock-var-haberi/1286825/">http://www.shaber3.com/61-akpli-milletvekili-ve-bakanda-bylock-var-haberi/1286825/</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623">27-   <a href="http://na-copywriting.com/2017/05/the-bylock-report/">http://na-copywriting.com/2017/05/the-bylock-report/</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623"><a href="https://www.acato.org/index.php/en/device-forensics/app-forensics/bylock-forensics">https://www.acato.org/index.php/en/device-forensics/app-forensics/bylock-forensics</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623">28-   <a href="http://bylockgercegi.com/index.php/raporlar/digital-forensic-corp">http://bylockgercegi.com/index.php/raporlar/digital-forensic-corp</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623"><a href="http://bylockgercegi.com/index.php/raporlar/jason-frankovitz-uzmanl-k-raporu">http://bylockgercegi.com/index.php/raporlar/jason-frankovitz-uzmanl-k-raporu</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623"><a href="https://www.theguardian.com/world/2017/sep/11/turks-detained-encrypted-bylock-messaging-app-human-rights-breached">https://www.theguardian.com/world/2017/sep/11/turks-detained-encrypted-bylock-messaging-app-human-rights-breached</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623">https://www.2bedfordrow.co.uk/opinion-on-the-legality-of-the-actions-of-the-turkish-state/</td>
</tr>
<tr>
<td width="623">https://foxitsecurity.files.wordpress.com/2017/09/bylock-fox-it-expert-witness-report-english.pdf</td>
</tr>
<tr>
<td width="623"><a href="http://bylockgercegi.com/wp-content/uploads/2017/05/BYLOCK_Report_Ver_Signed_4_19_2017.pdf">http://bylockgercegi.com/wp-content/uploads/2017/05/BYLOCK_Report_Ver_Signed_4_19_2017.pdf</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623"><a href="http://www.platformpj.org/opinion-arbitrary-use-bylock-instrument-false-accusation/">http://www.platformpj.org/opinion-arbitrary-use-bylock-instrument-false-accusation/</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623">Computer Bild, 20/2017</td>
</tr>
<tr>
<td width="623">29-   <a href="http://www.platformpj.org/opinion-observations-bylock-app-arrest-un-judge-sefa-akay/">http://www.platformpj.org/opinion-observations-bylock-app-arrest-un-judge-sefa-akay/</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623">30-   <a href="http://m.haberdar.com/gundem/turkiye-tutuklu-yargici-serbest-birakmadigi-icin-guvenlik-konseyi-ne-sevkedildi-h45042.html">http://m.haberdar.com/gundem/turkiye-tutuklu-yargici-serbest-birakmadigi-icin-guvenlik-konseyi-ne-sevkedildi-h45042.html</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623">31-   <a href="https://mobile.twitter.com/cansuipek40/status/923213899100577792/photo/1">https://mobile.twitter.com/cansuipek40/status/923213899100577792/photo/1</a></td>
</tr>
<tr>
<td width="623"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
