<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>TURKISH WRITINGS &#8211; Justice Square</title>
	<atom:link href="https://www.justicesquare.com/blog/category/turkish-writings/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.justicesquare.com</link>
	<description>Justice Square</description>
	<lastBuildDate>Sun, 12 Oct 2025 12:52:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-GB</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/02/cropped-LOGO-32x32.png</url>
	<title>TURKISH WRITINGS &#8211; Justice Square</title>
	<link>https://www.justicesquare.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>TÜRKİYE’DE 15 TEMMUZ SONRASI İŞLENEN NEFRET SUÇLARI</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2025/10/12/turkiyede-15-temmuz-sonrasi-islenen-nefret-suclari-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Oct 2025 12:43:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Actual]]></category>
		<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Editor]]></category>
		<category><![CDATA[Türkish]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[ADALET BAKANLIĞI]]></category>
		<category><![CDATA[Hate crime]]></category>
		<category><![CDATA[Hate Crimes]]></category>
		<category><![CDATA[Hizmet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İçişleri Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret Suçları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1898</guid>

					<description><![CDATA[Bilindiği üzere, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası başta Gülen Hareketi mensupları olmak üzere muhalif kesime yönelik başlatılan soruşturmalarda sistematik ve toplu gözaltı ve tutuklama kararları verilmiş ve adeta rejim mahkemelerine dönüşen yargı mercilerince ağır cezalara çarptırılmışlardır. Bu hukuksuz süreçte insanların en temel hakları olan özgürlük ve güvenlik ile adil yargılanma hakları bir devlet politikası olarak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Bilindiği üzere, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası başta Gülen Hareketi mensupları olmak üzere muhalif kesime yönelik başlatılan soruşturmalarda sistematik ve toplu gözaltı ve tutuklama kararları verilmiş ve adeta rejim mahkemelerine dönüşen yargı mercilerince ağır cezalara çarptırılmışlardır. Bu hukuksuz süreçte insanların en temel hakları olan özgürlük ve güvenlik ile adil yargılanma hakları bir devlet politikası olarak ellerinden alınırken gerek ceza evlerinde ve gerekse sivil hayatta bu nefret politikasının etkisi ile sivil ölüme terkedilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Bu sivil ölüme terk sürecinde başvurulan yöntemlerden biri de nefret söylemi ve suçlarıdır. Türkiye’de 17/25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarıyla başlayan ve 15 Temmuz darbe girişimiyle devlet politikası haline gelen nefret söylemi ve devlet uygulamaları toplumda da karşılık bulmuştur. İktidar mensupları ve devlet görevlilerinin geliştirdiği nefret politikaları doğrudan eyleme dökülmüş ve ortaya çok ciddi <strong>nefret suçları</strong> çıkmaya başlamıştır. Kamu görevliler tarafından gerek cezaevinde ve gerekse sivil hayatta başta KHK’lılar olmak üzere muhalif kesime yönelik gerçekleştirilen şiddetꓹ tehditꓹ yaralama ve taciz gibi eylemlerin benzerlerinin sivil vatandaşlar tarafından da <strong>nefret saikiyle</strong> işlendiği görülmektedir. Bu noktada vahim olan ise bu eylemlerin yargı mercilerince cezasız bırakılmasıdır. Burada iktidar söylemiyle bir politika olarak geliştirilen muhaliflere yönelik nefret söylemi yargı eliyle de koruma altına alınmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Son günlerde; deprem nedeniyle <strong>TUBİTAK</strong> tarafından verilecek burs bakımından KHK’lı olmaması koşulu getirilmesi veya deprem nedeniyle alınacak banka kredisinin başvurucunun eşinin KHK ile ihraç edilmiş olması nedeniyle reddedilmesi ya da <strong>YÖK’ün</strong> KHK ile ihraç edilip iadesine karar verilen öğretim görevlilerinin İstanbul, Ankara ve İzmir illeri dışına yapılan atamalarının “Geri Alınmayacağına” ve “AYM kararının uygulanmayacağına” dair işlemleri veyahut <strong>İş Bankası</strong> tarafından KHK’lı depremzede için banka hesabı açılmaması Türkiye’deki nefret eylemlerinin geldiği noktayı ortaya koymaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Bu zamana kadar bu hukuksuzlukların uluslararası kuruşlulara taşınması ve bu kuruşluların raporlarında yer bulması için yoğun bir gayret sarf edilmektedir. Bu kapsamda, Türkiye’de son dönemde gerçekleştirilen nefret suçlarının tespit ve uluslararası raporlara yansıtılması için <strong>Justice Square Foundation (JSF)</strong> bünyesinde yeni bir çalışma başlatılmıştır. Bu noktada çalışmanın sağlıklı yapılabilmesi ve doğru verilerin sahadan toplanabilmesi bakımında öncelikle nefret suçlarını oluşturan eylemlerin tespiti ve <strong>“nefret suçu”</strong> kavramının kısaca açıklanması gerekmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;"><strong>Nefret suçu</strong>; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi ön yargı doğurabilecek nedenlerden ötürü işlenen, genellikle şiddet içeren suçlardır. Eğer bu suç bir defaya mahsus olarak işlenmemişse ve süreklilik arz ediyorsa, suç işleyenler <strong>nefret grubu</strong> olarak tanımlanmaktadır. Burada kanunda suç olarak tanımlanan eylem mağdurun kimliğinden kaynaklı duyulan nefret nedeniyle sistematik ve planlı bir şekilde işlenmektedir. Diğer bir ifade ile nefret saikiyle yaygınlaşan bir durum söz konusudur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Uluslararası kuruluşlar nefret suçu ve söylemiyle mücadele adına yılık raporlar yayınlamakta ve muhatap ülkeler bu konuda gerekli tedbirleri almaya davet etmektedirler. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı  <strong>(AGİT)</strong> bu kurumlardan biridir. AGİT’e göre ortada bir nefret suçunun bulunduğuna karar verebilmek için, suç teşkil eden bir eylemin <strong>nefret saikiyle</strong> işlenmiş olması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle burada <strong>özel bir kast</strong> bulanmaktadır. Burada nefretin kaynağı ise mağdura karşı ait olduğu ırk, milliyet, etnik köken, din, dil, renk, cinsiyet, cinsel yönelim, yaş, engellilik ve benzeri sebeplerden dolayı duyulan ön yargıdır. Burada fail mağdura sahip olduğu kimlikten kaynaklı olarak bu kimliği ile mevcut toplumun bir parçası olamayacağını ve böyle bir hakkının olmadığı mesajı verilmektedir.  AGİT kayıtlarına göre Türkiye her ne kadar yıllık verilerini iletse de kolluk tarafından nefret suçu kaydı tutulmayan ülkelerden biridir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;"><strong>Nefret suçu</strong>; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din,  cinsiyet  ve cinsel yönelim gibi ön yargı doğurabilecek nedenlerden ötürü işlenen, genellikle şiddet içeren suçlardır. Eğer bu suç bir defaya mahsus olarak işlenmemişse ve süreklilik arz ediyorsa, suç işleyenler <strong>nefret grubu</strong> olarak tanımlanmaktadır. Burada kanunda suç olarak tanımlanan eylem mağdurun kimliğinden kaynaklı duyulan nefret nedeniyle sistematik ve planlı bir şekilde işlenmektedir. Diğer bir ifade ile ortada KHK’lılara duyulan nefret saikiyle KHK’lıları hedef alan ve nefret söylemini aşıp doğrudan nefret suçunu oluşturan yaygınꓹ somut ve fiziki bir eylem bir durumu söz konusudur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Diğer taraftan nefret suçu TCK’nın “Nefret ve Ayırımcılık Suçu”  başlıklı 122. maddesinde de düzenlenmiştir. Buna göre:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;"><em> (1) Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle; </em></span></p>
<ol style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: 10pt;"><em>a) Bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini, </em></span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;"><em>b) Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını, </em></span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;"><em>c) Bir kişinin işe alınmasını, </em></span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;"><em>d) Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını, engelleyen kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</em></span></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Maddedeki düzenleme uyarınca  yağma, hakaret, yaralama, öldürme ve cinsel saldırı sözlü taciz, tehdit ve nefret içerikli hakaret gibi suçların, yukarıda sayılan özellikleri taşıyan kişilere karşı önyargı ile işlenmesi bu suçların yanı sıra nefret suçunu da oluşturacaktır. Benzer şekilde;</span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin ait olduğu yukarıda bahsedilen gruplardan kaynaklı olarak işten çıkarılması,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin HH mensubu olması veya KHK’lı olduğundan bahisle banka veya sağlık veyahut bir başka kamu hizmetini almasının engellenmesi,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin yukarıda bahsedilen gruplardan birine olan aidiyeti nedeniyle kamusal ibadet alanlarına girişinin engellenmesi,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Hükümlü olması nedeniyle denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme koşulları oluşmasına karşın kişinin Hizmet Hareketi mensubu olması nedeniyle bu haklardan sistematik ve planlı olarak faydalandırılmaması,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">KHK ile ihraç edilmesine karşın Komisyon veya Mahkeme kararıyla göreve iade edilen bir kişinin ilgili kurum tarafından görevi kötüye kullanmak suretiyle göreve başlatılmaması,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Özel sektörde işveren olan kişinin veya esnafın iş yapmasını engelleyici uygulamalara ya da belediye veya diğer kamu kurumları tarafından haksız ve kötü niyetli denetimlere veya idari para cezalarına tabi tutulması,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">İşyerlerinin kundaklanması veya mala yönelik tahrip etme ve zarar verme eylemlerinin gerçekleştirilmesi,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Geçmişte KHK ile kapanmış kurumlarda çalışmış olmak veya bu kurumlardan mezun olmak ya da KHK ile ihraç edilmiş olmak nedeniyle yapılan iş başvurularının reddedilmesi,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin çalıştığı iş yerinde bu sebeple mobinge uğraması,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin KHK ile ihraç edilmiş olmaktan kaynaklı olarak malvarlığına el konulması ve el koyma kararı kalkmasına rağmen satış ve devir işlemlerinin yapılmaması,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin KHK’lı veya Hizmet Hareketi mensubu olduğunu belirtmek ve toplumda onu damgalamak için ad veya lakap takılması ya da yazılı görsel ve sosyal medyada hedef haline getirilmesi,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin örgüt üyeliğinden yargılanması veya KHK ile ihraç edilmiş olması nedeniyle postayla, e-postayla, telefonla, mesajla, veya duvar yazısı ile rahatsız edilmesi,</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">şeklindeki eylemler de nefret suçunu oluşturacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">İzah edilen gerekçeler ışığında, <strong>Justice Square Foundation</strong> (<strong>JSF) </strong>tarafından başta <strong>AGİT </strong>olmak üzere uluslararası kuruluşlarca hazırlanacak raporlama çalışmalarına katkı sunmak için bir çalışma yapılacaktır. Özellikle 2022 yılını kapsayan rapor çalışmalarında kullanılmak üzere Türkiye’de veya yurtdışında nefret eylemlerine maruz kalan kişilerin bu konudaki somut bilgi ve beyanlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Yukarıdaki açıklamada örneklemesi yapılan ve nefret suçunu oluşturan eylemlerin uluslararası kurumlar nezdinde gündeme getirilmesi bakımından aşağıdaki şablonda belirtilen şekilde olayꓹ yerꓹ tarih, fail ve olay bilgisi gibi temel bilgiler ile varsa şikayet ve alınan bir yargı kararının <strong>justicesquarefoundation@gmail.com</strong> adresine bildirilmesi gerekmektedir. Hukuksuzlukla mücadele adına bu eylemleri gerçekleştiren faillerin ortaya çıkarılması ve bu konudaki devlet politikasını bütün dünyaya anlatılması adına yardımlarınıza ihtiyaç vardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Bu noktada toplanacak veriler kişisel verilerin gizliğine uygun olarak ve yalnızca JS bünyesindeki veya benzer veriler çerçevesinde çalışmalar yapan uluslararası kuruluşlarla yapılacak çalışmalarda kullanılacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/03/NEFRET-SUCU-BILDIRIM-FORMU.docx">NEFRET SUÇU BİLDİRİM FORMU</a></p>
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>15 TEMMUZ SONRASI AİHM TARAFINDAN TÜRKİYE ALEYHİNE VERİLEN İHLAL KARARLARI</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2023/04/18/15-temmuz-sonrasi-aihm-tarafindan-turkiye-aleyhine-verilen-ihlal-kararlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Apr 2023 11:42:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkish]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1951</guid>

					<description><![CDATA[Evrensel hukuka ve anayasal güvencelere ilişkin en temel tespitleri içeren bu kararlar ışığında Türkiye’de yaşanan hak ihlallerinin en kısa zamanda sona ermesi temennisiyle Justice Square bünyesinde hazırlanmış bu çalışmanın faydalı olması dileğiyle…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="_df_book df-lite" id="df_1964"  _slug="15-temmuz-sonrasi" data-title="15-temmuz-sonrasi" wpoptions="true" thumbtype="" ></div><script class="df-shortcode-script" nowprocket type="application/javascript">window.option_df_1964 = {"outline":[],"autoEnableOutline":"false","autoEnableThumbnail":"false","overwritePDFOutline":"false","direction":"1","pageSize":"0","source":"https:\/\/www.justicesquare.com\/wp-content\/uploads\/2023\/04\/tr_yukle.pdf","wpOptions":"true"}; if(window.DFLIP && window.DFLIP.parseBooks){window.DFLIP.parseBooks();}</script>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜRKİYE’DE 15 TEMMUZ SONRASI İŞLENEN NEFRET SUÇLARI</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2023/03/02/turkiyede-15-temmuz-sonrasi-islenen-nefret-suclari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 17:07:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Actual]]></category>
		<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Türkish]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[ADALET BAKANLIĞI]]></category>
		<category><![CDATA[Gülen Movement]]></category>
		<category><![CDATA[Hate Crimes]]></category>
		<category><![CDATA[Hizmet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İçişleri Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret Suçları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1902</guid>

					<description><![CDATA[Bilindiği üzere, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası başta Gülen Hareketi mensupları olmak üzere muhalif kesime yönelik başlatılan soruşturmalarda sistematik ve toplu gözaltı ve tutuklama kararları verilmiş ve adeta rejim mahkemelerine dönüşen yargı mercilerince ağır cezalara çarptırılmışlardır. Bu hukuksuz süreçte insanların en temel hakları olan özgürlük ve güvenlik ile adil yargılanma hakları bir devlet politikası olarak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Bilindiği üzere, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası başta Gülen Hareketi mensupları olmak üzere muhalif kesime yönelik başlatılan soruşturmalarda sistematik ve toplu gözaltı ve tutuklama kararları verilmiş ve adeta rejim mahkemelerine dönüşen yargı mercilerince ağır cezalara çarptırılmışlardır. Bu hukuksuz süreçte insanların en temel hakları olan özgürlük ve güvenlik ile adil yargılanma hakları bir devlet politikası olarak ellerinden alınırken gerek ceza evlerinde ve gerekse sivil hayatta bu nefret politikasının etkisi ile sivil ölüme terkedilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Bu sivil ölüme terk sürecinde başvurulan yöntemlerden biri de nefret söylemi ve suçlarıdır. Türkiye’de 17/25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarıyla başlayan ve 15 Temmuz darbe girişimiyle devlet politikası haline gelen nefret söylemi ve devlet uygulamaları toplumda da karşılık bulmuştur. İktidar mensupları ve devlet görevlilerinin geliştirdiği nefret politikaları doğrudan eyleme dökülmüş ve ortaya çok ciddi <strong>nefret suçları</strong> çıkmaya başlamıştır. Kamu görevliler tarafından gerek cezaevinde ve gerekse sivil hayatta başta KHK’lılar olmak üzere muhalif kesime yönelik gerçekleştirilen şiddetꓹ tehditꓹ yaralama ve taciz gibi eylemlerin benzerlerinin sivil vatandaşlar tarafından da <strong>nefret saikiyle</strong> işlendiği görülmektedir. Bu noktada vahim olan ise bu eylemlerin yargı mercilerince cezasız bırakılmasıdır. Burada iktidar söylemiyle bir politika olarak geliştirilen muhaliflere yönelik nefret söylemi yargı eliyle de koruma altına alınmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Son günlerde; deprem nedeniyle <strong>TUBİTAK</strong> tarafından verilecek burs bakımından KHK’lı olmaması koşulu getirilmesi veya deprem nedeniyle alınacak banka kredisinin başvurucunun eşinin KHK ile ihraç edilmiş olması nedeniyle reddedilmesi ya da <strong>YÖK’ün</strong> KHK ile ihraç edilip iadesine karar verilen öğretim görevlilerinin İstanbul, Ankara ve İzmir illeri dışına yapılan atamalarının “Geri Alınmayacağına” ve “AYM kararının uygulanmayacağına” dair işlemleri veyahut <strong>İş Bankası</strong> tarafından KHK’lı depremzede için banka hesabı açılmaması Türkiye’deki nefret eylemlerinin geldiği noktayı ortaya koymaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Bu zamana kadar bu hukuksuzlukların uluslararası kuruşlulara taşınması ve bu kuruşluların raporlarında yer bulması için yoğun bir gayret sarf edilmektedir. Bu kapsamda, Türkiye’de son dönemde gerçekleştirilen nefret suçlarının tespit ve uluslararası raporlara yansıtılması için <strong>Justice Square Foundation (JSF)</strong> bünyesinde yeni bir çalışma başlatılmıştır. Bu noktada çalışmanın sağlıklı yapılabilmesi ve doğru verilerin sahadan toplanabilmesi bakımında öncelikle nefret suçlarını oluşturan eylemlerin tespiti ve <strong>“nefret suçu”</strong> kavramının kısaca açıklanması gerekmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;"><strong>Nefret suçu</strong>; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi ön yargı doğurabilecek nedenlerden ötürü işlenen, genellikle şiddet içeren suçlardır. Eğer bu suç bir defaya mahsus olarak işlenmemişse ve süreklilik arz ediyorsa, suç işleyenler <strong>nefret grubu</strong> olarak tanımlanmaktadır. Burada kanunda suç olarak tanımlanan eylem mağdurun kimliğinden kaynaklı duyulan nefret nedeniyle sistematik ve planlı bir şekilde işlenmektedir. Diğer bir ifade ile nefret saikiyle yaygınlaşan bir durum söz konusudur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Uluslararası kuruluşlar nefret suçu ve söylemiyle mücadele adına yılık raporlar yayınlamakta ve muhatap ülkeler bu konuda gerekli tedbirleri almaya davet etmektedirler. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı  <strong>(AGİT)</strong> bu kurumlardan biridir. AGİT’e göre ortada bir nefret suçunun bulunduğuna karar verebilmek için, suç teşkil eden bir eylemin <strong>nefret saikiyle</strong> işlenmiş olması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle burada <strong>özel bir kast</strong> bulanmaktadır. Burada nefretin kaynağı ise mağdura karşı ait olduğu ırk, milliyet, etnik köken, din, dil, renk, cinsiyet, cinsel yönelim, yaş, engellilik ve benzeri sebeplerden dolayı duyulan ön yargıdır. Burada fail mağdura sahip olduğu kimlikten kaynaklı olarak bu kimliği ile mevcut toplumun bir parçası olamayacağını ve böyle bir hakkının olmadığı mesajı verilmektedir.  AGİT kayıtlarına göre Türkiye her ne kadar yıllık verilerini iletse de kolluk tarafından nefret suçu kaydı tutulmayan ülkelerden biridir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;"><strong>Nefret suçu</strong>; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din,  cinsiyet  ve cinsel yönelim gibi ön yargı doğurabilecek nedenlerden ötürü işlenen, genellikle şiddet içeren suçlardır. Eğer bu suç bir defaya mahsus olarak işlenmemişse ve süreklilik arz ediyorsa, suç işleyenler <strong>nefret grubu</strong> olarak tanımlanmaktadır. Burada kanunda suç olarak tanımlanan eylem mağdurun kimliğinden kaynaklı duyulan nefret nedeniyle sistematik ve planlı bir şekilde işlenmektedir. Diğer bir ifade ile ortada KHK’lılara duyulan nefret saikiyle KHK’lıları hedef alan ve nefret söylemini aşıp doğrudan nefret suçunu oluşturan yaygınꓹ somut ve fiziki bir eylem bir durumu söz konusudur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Diğer taraftan nefret suçu TCK’nın “Nefret ve Ayırımcılık Suçu”  başlıklı 122. maddesinde de düzenlenmiştir. Buna göre:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;"><em> (1) Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle; </em></span></p>
<ol style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: 10pt;"><em>a) Bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini, </em></span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;"><em>b) Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını, </em></span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;"><em>c) Bir kişinin işe alınmasını, </em></span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;"><em>d) Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını, engelleyen kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</em></span></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Maddedeki düzenleme uyarınca  yağma, hakaret, yaralama, öldürme ve cinsel saldırı sözlü taciz, tehdit ve nefret içerikli hakaret gibi suçların, yukarıda sayılan özellikleri taşıyan kişilere karşı önyargı ile işlenmesi bu suçların yanı sıra nefret suçunu da oluşturacaktır. Benzer şekilde;</span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin ait olduğu yukarıda bahsedilen gruplardan kaynaklı olarak işten çıkarılması,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin HH mensubu olması veya KHK’lı olduğundan bahisle banka veya sağlık veyahut bir başka kamu hizmetini almasının engellenmesi,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin yukarıda bahsedilen gruplardan birine olan aidiyeti nedeniyle kamusal ibadet alanlarına girişinin engellenmesi,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Hükümlü olması nedeniyle denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme koşulları oluşmasına karşın kişinin Hizmet Hareketi mensubu olması nedeniyle bu haklardan sistematik ve planlı olarak faydalandırılmaması,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">KHK ile ihraç edilmesine karşın Komisyon veya Mahkeme kararıyla göreve iade edilen bir kişinin ilgili kurum tarafından görevi kötüye kullanmak suretiyle göreve başlatılmaması,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Özel sektörde işveren olan kişinin veya esnafın iş yapmasını engelleyici uygulamalara ya da belediye veya diğer kamu kurumları tarafından haksız ve kötü niyetli denetimlere veya idari para cezalarına tabi tutulması,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">İşyerlerinin kundaklanması veya mala yönelik tahrip etme ve zarar verme eylemlerinin gerçekleştirilmesi,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Geçmişte KHK ile kapanmış kurumlarda çalışmış olmak veya bu kurumlardan mezun olmak ya da KHK ile ihraç edilmiş olmak nedeniyle yapılan iş başvurularının reddedilmesi,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin çalıştığı iş yerinde bu sebeple mobinge uğraması,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin KHK ile ihraç edilmiş olmaktan kaynaklı olarak malvarlığına el konulması ve el koyma kararı kalkmasına rağmen satış ve devir işlemlerinin yapılmaması,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin KHK’lı veya Hizmet Hareketi mensubu olduğunu belirtmek ve toplumda onu damgalamak için ad veya lakap takılması ya da yazılı görsel ve sosyal medyada hedef haline getirilmesi,</span></li>
<li><span style="font-size: 10pt;">Kişinin örgüt üyeliğinden yargılanması veya KHK ile ihraç edilmiş olması nedeniyle postayla, e-postayla, telefonla, mesajla, veya duvar yazısı ile rahatsız edilmesi,</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">şeklindeki eylemler de nefret suçunu oluşturacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">İzah edilen gerekçeler ışığında, <strong>Justice Square Foundation</strong> (<strong>JSF) </strong>tarafından başta <strong>AGİT </strong>olmak üzere uluslararası kuruluşlarca hazırlanacak raporlama çalışmalarına katkı sunmak için bir çalışma yapılacaktır. Özellikle 2022 yılını kapsayan rapor çalışmalarında kullanılmak üzere Türkiye’de veya yurtdışında nefret eylemlerine maruz kalan kişilerin bu konudaki somut bilgi ve beyanlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Yukarıdaki açıklamada örneklemesi yapılan ve nefret suçunu oluşturan eylemlerin uluslararası kurumlar nezdinde gündeme getirilmesi bakımından aşağıdaki şablonda belirtilen şekilde olayꓹ yerꓹ tarih, fail ve olay bilgisi gibi temel bilgiler ile varsa şikayet ve alınan bir yargı kararının <strong>justicesquarefoundation@gmail.com</strong> adresine bildirilmesi gerekmektedir. Hukuksuzlukla mücadele adına bu eylemleri gerçekleştiren faillerin ortaya çıkarılması ve bu konudaki devlet politikasını bütün dünyaya anlatılması adına yardımlarınıza ihtiyaç vardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;">Bu noktada toplanacak veriler kişisel verilerin gizliğine uygun olarak ve yalnızca JS bünyesindeki veya benzer veriler çerçevesinde çalışmalar yapan uluslararası kuruluşlarla yapılacak çalışmalarda kullanılacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 10pt;"><a href="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/03/NEFRET-SUCU-BILDIRIM-FORMU.docx">NEFRET SUÇU BİLDİRİM FORMU</a></span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEPREM SONRASI BAŞVURULACAK ADLİ VE İDARİ YOLLAR</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2023/02/20/turkiyede-deprem-gercegi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2023 13:05:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Actual]]></category>
		<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Editor]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1850</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de 06.02.2023 tarihinde Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ illerimizde meydana gelen deprem felaketi nedeniyle aziz milletimizin acısını yürekten paylaşıyoruz. Depremden zarar gören vatandaşlarımızın hukukuna sahip çıkıldığı ve depremin felakete dönüşmesinde ihmali olanlardan hesap sorulduğu bir sürecin işletilmesini arzu ediyoruz. Bu dilek ve temennilerle bu sürece katkı sağlama adına &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><div class="_df_book df-lite" id="df_1842"  _slug="1842" data-title="turkiyede-deprem-gercegi" wpoptions="true" thumb="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/02/kapak-dusuk-ocuznurluk.pdf" thumbtype="" ></div><script class="df-shortcode-script" nowprocket type="application/javascript">window.option_df_1842 = {"outline":[],"autoEnableOutline":"false","autoEnableThumbnail":"false","overwritePDFOutline":"false","direction":"1","pageSize":"0","source":"https:\/\/www.justicesquare.com\/wp-content\/uploads\/2023\/02\/KITAP-DEPREM-SONRASI-BASVURULACAK-ADLI-ve-IDARI-YOLLAR.pdf","wpOptions":"true"}; if(window.DFLIP && window.DFLIP.parseBooks){window.DFLIP.parseBooks();}</script>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Türkiye’de 06.02.2023 tarihinde Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ illerimizde meydana gelen deprem felaketi nedeniyle aziz milletimizin acısını yürekten paylaşıyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Depremden zarar gören vatandaşlarımızın hukukuna sahip çıkıldığı ve depremin felakete dönüşmesinde ihmali olanlardan hesap sorulduğu bir sürecin işletilmesini arzu ediyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bu dilek ve temennilerle bu sürece katkı sağlama adına <strong>Justice Square</strong> bünyesinde gönüllü faaliyet gösteren hukukçuların katkılarıyla hazırlanmış bu çalışmanın faydalı olması dileğiyle…</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"> </p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AİHM YALÇINKAYA/TURKİYE DOSYASI BÜYÜK DAİRE DURUŞMASININ DEĞERLENDİRMESİ</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2023/01/19/aihm-yalcinkaya-turkiye-dosyasi-buyuk-daire-durusmasinin-degerlendirmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2023 13:58:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Gökhan Güneş]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[AİHS]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[ECtHR]]></category>
		<category><![CDATA[Gülen Movement]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçınkaya/Türkiye (Başvuru No: 15669/20]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1834</guid>

					<description><![CDATA[Bilindiği üzere,  15 Temmuz darbe girişimi bahanesiyle kitlesel olarak Gülen Hareketi mensuplarına yönelik başlatılan hukuksuz soruşturmalarda ana delil olarak MİT’in kendi hazırladığı Teknik Raporda dahi harici yöntemler kullanılarak elde edildiği ve adli soruşturmalarda kullanılamayacağı belirtilen Bylock mesajlaşma programına ilişkin verilerdi. Bu hukuk aykırı yöntemlerle elde edilen ve hukuki güvenliği ve bütünlüğü bulunmayan bu verilerin 5271 &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bilindiği üzere,  15 Temmuz darbe girişimi bahanesiyle kitlesel olarak Gülen Hareketi mensuplarına yönelik başlatılan hukuksuz soruşturmalarda ana delil olarak MİT’in kendi hazırladığı Teknik Raporda dahi harici yöntemler kullanılarak elde edildiği ve adli soruşturmalarda kullanılamayacağı belirtilen Bylock mesajlaşma programına ilişkin verilerdi. Bu hukuk aykırı yöntemlerle elde edilen ve hukuki güvenliği ve bütünlüğü bulunmayan bu verilerin 5271 sayılı CMK’nın 206 ve 217. Maddeleri gereğince ceza yargılamasında kullanılamayacağına ilişkin itirazlar yerel mahkemeler ve Yargıtay ile  nihayetinde Anayasa Mahkemesince dikkate alınmamış ve hukuka aykırı bu veriler üzerinden binlerce kişiye örgüt üyeliği suçlamasıyla ağır cezalar verilmiş ve halen verilmeye devam etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bu hukuksuz yargılamalara ilişkin iç hukuk yollarının tüketilmesi ve nihayetinde AİHM nezdinde bireysel başvuru yollarına başvurulmasıyla birlikte bu verilerin durumu evrensel hukukun ilkeleri çerçevesinde belki de  ilk defa ele alınma fırsatı <strong>Yalçınkaya/Türkiye </strong><strong>(Başvuru No: 15669/20)</strong> dosyasıyla doğmuş oldu.  AİHM 15 Temmuz darbe girişimi sonrası &#8220;FETÖ/PDY&#8221; üyeliğinden tutuklanan ve yargılandıktan sonra 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum edilen Yüksel Yalçınkaya adlı eski bir öğretmenin başvurusunu &#8220;pilot dava&#8221; olarak belirlemişti. </p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bu noktada doğrudan Bylock delilinin kullanıldığı iddiasının ispatı ve hukuki niteliği ile örgüt üyeliği suçlamasında kullanılması hususlarının ele alındığı Yalçınkaya başvurusunun duruşması AİHM Büyük Dairesi’nde 18 Ocak’ta yapıldı. </p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bu dosya hakkında Bylock iddiası da bulunan ve 15 Temmuz sonrası örgüt üyesi olmakla suçlanan yüzbinlerce insan için ana içtihat olacak niteliktedir. Büyük bir ilginin olduğu ve Hükümetin bütün imkanlarını seferber ettiği bu dosyada gerek savunmanın ve gerekse hükûmetin duruşma sürecinde ön plana çıkarttığı hususları aşağıda genel hatlarıyla ele aldık.</p>



<h1 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">A. BYLOCK VERİLERİNİ YARGILAMA SRECİNDE KULANILMASINDA ADİL YARGILANMA HAKKI VE İÇERDİĞİ İLKERE AYKIRI HAREKET EDİLMESİ (AİHS md. 6)</h1>



<h4 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">a.  Hükumet</h4>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Hükümet, AİHS’nin 6. Maddesini ihlal iddialarına ilişkin olarak delillerin değerlendirilesinin esas olarak ulusal mahkemelerin yetkisinde olduğunu ve mahkeme kararlarının AİHM’in müdahalesini gerektirecek “bir keyfilik veya açıkça mantık dışı bir yön” içermediğini savunuş ve bu bağlamda AYM’nin Ferhat Kara kararına dayanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Savunmada sürekli olarak mahkemelerin detaylı incelemeler sonucunda Bylock’un münhasıran FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için kullanıldığı savunması vurgulanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Hükümete göre çelişmeli bir yargılama yürütülmüş ve başvurucuya Bylock’a itiraz etme ve onun kullanımına karşı çıkma fırsatı tanınmıştır. Bununla birlikte, delilleri değerlendirmenin ulusal mahkemelere düştüğü denilerek bu noktadaki eksikliklerin (Bylock’un getirilmesi veya yeni rapor alınması taleplerinin reddi) hususlarına değinilmeden üstü örtülmeye çalışılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Hükümet Yargıtay ve yerel mahkemelerce verilen kararlara atıfla bulunarak Bylock’un hukuka uygun elde edildiğinin saptandığı iddia etmiştir. Yargılamayı yapan mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiası yönünden, AİHM’in Başer ve Özçelik kararında bu iddianın reddedildiği ve yargılayan hakimlerin diğerleriyle aynı güvencelere sahip olduğunu ve hakimlerin önyargılı davrandığına dair delilin bulunmadığını savunmuştur.</p>



<h4 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">b. Başvurucu</h4>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Başvurucu avukatları öncelikle, bu davanın benzer ihlallerle ve keyfi yargılamalarla karşılaşan binlerce kişi için de önem taşıdığının altı çizilmiş ve tüm şikayetlerin en azından öz olarak mahkemeler önünde ileri sürüldüğü de ifade edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bylock, herkes tarafından indirilebilen bir uygulamaydı ve 800.000 kişi indirmiştir. Bylock iki nedenle ihlal oluşturmaktadır:</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><strong>a)</strong> Türk hukukuna aykırı elde edilmiştir,</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><strong>b)</strong> somut bir yasal temeli yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">MİT’in verileri Mayıs 2016’da mahkeme kararı olmadan ele geçirdiği belirtilmektedir ve savunmada belirtilen Sulh Ceza Mahkemesinden alınan karar ise işlemden 7 ay sonra verilmiştir. Bu arada, bu veriler kişiler aleyhinde zaten kullanılmaya başlamıştı. Nitekim başvurucu Eylül 2016’da gözaltına alınmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Ancak Türk hukukuna göre MİT iletişime müdahale etmek için önceden mahkemeden karar almalı veya acil durumlarda ise 24 saat içinde mahkemeden onay alınmalıydı. Ancak başvurucunun durumunda, bu yükümlülüğe uyulmamış ve Yargıtay bunu görmezden gelmiştir. Bu ihlali aşmak için MİT Kanunu’nun 6/1 maddesine dayanılmışsa da Kanunîn bu hükmü iletişimin denetlenmesi kapsamındaki verilerin doğrudan MİT tarafından mahkeme kararı olmaksızın temin edilmesine imkan vermemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">İkinci unsur (b) bakımından ise verilerin nasıl elde edildiği ve bütünlüğünün korunduğuna dair bir fikrimiz yok. İlk derece mahkemesi, verilerin Litvanya’dan satın alındığını; diğer belgeler ise çalındığını belirtiyor. Bu verilere bütünüyle şüphe düşürmektedir. Türkiye’nin atadığı uzmanlar dahi, verilere mahkeme kararından önce, 26 Ekim 2018’de müdahale edildiğini teyit etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Başvurucuya ilişkin yargılama özelinde ise orijinal Bylock verileri ile ona isnat edilen Bylock kullanım bilgileri başvurucu ve mahkemeye sunulmuştu. Başvurucuya isnat edilen Bylock iletişim kayıtları ulusal mahkemelere değil, sadece bu yargılama kapsamında AİHM’e gönderilmiştir. Orijinal veriler ise açık talebe rağmen AİHM’e sunulmamıştır. Ancak savcılık bu verilere sahipti ve başvurucu ve mahkemeye vermeyi reddetmiştir. Başvurucu ancak bu verilere eriştiği takdirde kendini etkili şekilde savunabileceğinden dolayı, bu durum adil yargılanma hakkı açısından sorunludur. Yargılamada dört defa bu veriler istenmiş fakat elde edilememiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Başvurucunun veriler üzerinde bağımsız bilirkişi incelemesi talepleri de kabul edilmemiştir. BAM’ın görevlendirdiği uzman da gerçek anlamda bilirkişi olarak değerlendirilemez çünkü ne Bylock verilerine ne de başvurucuya isnat edilen Bylock iletişim kayıtlarına erişebilmişti. Başvurucunun nihayetinde atadığı uzman (Bay Kılıç) bu verilere erişim sağlayamamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Durumun karmaşıklığı şöyle özetlenebilir, BTK ve MIT raporları başvurucunun Ekim 2015’te 6 gün Bylock kullandığını söylemektedir. Ancak AİHM’e sunulan rapora göre, Bylock’la gönderdiği mesaj tarihi Ekim değil Mayıs 2015’tir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Başvurucunun savunma açısından karşılaştığı bu dezavantajları dengeleyici bir şey mahkemelerce yapılmamıştır. Başvurucu Bylock verilerine hiçbir şekilde erişim sağlayamamış fakat bu veriler, yine de mahkumiyetin belirleyici delili olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Münhasıran kullanım iddiası da doğru değildir. Çünkü Mor Beyin yoluyla 10.000 kullanıcı hakkındaki soruşturmalar, bu kişiler AKP’ye yakın görüldüğü için sonlandırılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bylock’un yasadışı bir iletişim programı olmadığı BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu tarafından ve bir ölçüde Mahkeme’nin Akgün/Türkiye kararında teyit edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bu açıklamalar doğrultusunda, başvurucu açısından 6 ve 8. maddelerin açık bir ihlali gerçekleşmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığı hususunda, başvurucunun davasına bakan mahkemeler üzerindeki baskıyı gösteren 8 nokta vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">667 sayılı KHK’nın 3 maddesi uyarınca HSYK, çelişmeli bir inceleme olmadan hakim ve savcıları ihraç edebilmekteydi ve bu kişiler, tekrar kamu sektöründe avukat olarak dahi çalışamamaktadır. Bu sivil ölüm anlamına geliyor. Başvurucunun davasına bakan hakimler de bu sonuca açıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">İkincisi bu endişe, teorik değildir. 15 Temmuz 2016’dan Temmuz 2022’ye kadar, bu usulde 4360 yargı mensubu ihraç edilmiştir. Bunun, benzer davalara bakan hakimler üzerindeki etkisi dikkate alınmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Üçüncüsü, HSYK idari bir kurumdur ve başkanı Adalet Bakanıdır. Oluşumu, Venedik Komisyonu ve Uluslararası Hukukçular Komisyonu tarafından da ağır şekilde eleştirilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Dördüncüsü, 2017’te Danıştay’a dava yolu açılmıştır fakat Danıştay’ın kendi beyanına göre 2022 sonuna dek tek bir nihai karar alınmamıştır. Danıştay, davaların %3’ünün kabul edildiğini özür dileyerek belirtmiş ve bunların temyize tabi olduğunu hemen eklemiştir. Bu durum, HSYK’nın hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı dokunulamaz konumunu ve başvurucunun davasına bakan hakimler açısından hakimlerin azledilemezliği kuralının hukuken ve fiilen mevcut olmadığını göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Beşinci olarak, Türk Hükumeti alenen hakimlere 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarını hükumete darbe olarak kabul etmeleri talimatını vermiştir. Ancak ABD’deki dava bile, bu yolsuzluk soruşturmalarının doğruluğunu göstermektedir. Bu talimata uymamanın sonuçları, gerçektir ve başvurucunun davasına bakan hakimler üzerinde korkutucu bir etkisi olmuştur. Bu etkinin bir örneği polis ve bir gazeteciyi salıveren hakimler Başer ve Özçelik’in kararı, HSYK ve Erdoğan tarafından hemen eleştirilmiş, karar uygulanmamış ve hakimler tutuklanmıştır. Venedik Komisyonu, hakimlerin bağımsızlığı için yetersiz güvenceler olduğu şeklinde bunu eleştirmişti. AİHM’in ihlal bulduğu bu hakimler hakkındaki karar, başvurucunun mahkumiyetinde ve Hükumet savunmasında kullanılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Altıncı olarak Gülen üyesi olduğu düşünülen kişiler hakkında en ufak lehe karar veren hakimler hakkında hukuksuz ve anlaşılamaz tutum sergilenmektedir. Hakim “Beyit”, dört askeri delil yokluğundan tahliye etmiş, iki gün sonra savcı ve polis duruşma salonuna girerek onu tutuklamış, cezaevinde 3 ay kalmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Yedinci olarak, Bylock’un delil değerini sorgulayan birçok hakimler ya meslekten ihraç edilmiş, disiplin soruşturmasına uğramış ya da mahkemelerinden alınmıştır. Eylül 2016’da Hatay 2. ACM’nin üç hakimi Bylock delili konusunda verdikleri karar nedeniyle haklarında disiplin işlemi başlatılmıştır. Çoğunlukla verilen bazı kararlarda tedbirler sadece sanık lehine oy kullanan hakimler hakkında uygulanmıştır. Bu itibarla, azledilememe ilkesinin yanında görevden alınamama teminatının da başvurucunun davasına bakan hakimler açısından geçerli olmadığı anlaşılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Sekizinci olarak Yargıtay’ın yeniden düzenlendiğini zaten biliyoruz. Ayrıca Temmuz 2016 tarihinde, 140 üye meslekten ihraç edildi; Aralık 2017’de, başvurucunun davasının görülmesinden yaklaşık birkaç ay önce, 100 yeni üye atanmıştır. Başvurucunun dosyası 16. Ceza Dairesine geldiğinde, 18 üyenin 7’si kararnameyle değiştirilmişti. Ayrıca kurallar değiştirilmiş ve daire başkanına dosyaya bakacak 5 kişiyi keyfi şekilde belirleme yetkisi verilmiştir. Dosyanın müzakereler başladıktan sonra da başkan üyeleri değiştirebilirdi. Başvurucunun durumunda bu olmasa bile olma ihtimali dosyaya bakan üyeler üzerinde, Hükumet politikaları yönünde karar vermeleri hususunda aşırı bir baskı oluşturmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Başvurucunun davasına bakan Ağır Ceza Mahkemesinin oluşumu da değiştirilmiştir. Bu süreçte 173 ACM üyesi görevden alınmış ve bir hafta sonra bunların yerine Gülen davalarına bakmaya yetkili başka hakimler atanmıştır. (1:04:40 ila 1:05:05 arasını tam anlamadım. Biri daha baksın). Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi bakımından, HSYK yeni bir başkan atamış, bir üyeyi talebi olmadan almış ve yeni bir üye atamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bunlar bağımsızlık ve tarafsızlığa ilişkin endişelerin soyut olmadığını göstermektedir.</p>



<h1 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">B. SUÇ ve CEZALARIN KANUNİLİĞİ İLKESİNİN İHLAL EDİLMESİ (AİHS md. 7)</h1>



<h3 class="wp-block-heading" style="text-align: justify;">a.    Hükümet</h3>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Terör örgütü üyeliği kanunlarda suç olarak düzenlendiği ve kişinin mahkumiyeti için örgütün varlığına dair önceden verilmiş bir mahkeme kararının gerekli olmadığı belirtilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Hükümet savunmasında, Fethullah Gülen hakkında 2008 tarihinde verilen beraat kararının da konuyla ilgili olmadığı ileri sürülmüş. Çünkü dosya, 2000’e kadar olan olayları ilgilendirmekteydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Başvurucu yargılanırken örgütü terörist ilan eden kararlar vardı. İddianame Erzincan ACM’nin, yargılama mahkemesi Tokat ACM ve Samsun BAM kararlarına ve Ankara BAM, Yargıtay’ın Başer ve Özçelik kararlarına dayanmıştı. Buradan hareketle, Parmak ve Bakır/Türkiye kararının bu davaya uygulanmayacağı savunulmuştur. Davaya bakan Ankara BAM’ın Ekim 2015 tarihi itibariyle FETÖ’nün terör örgütü olduğunun herkes tarafından makul şekilde öngörülebileceğine hükmettiği belirtilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Mahkemelerin suçun manevi unsurun başvurucu açısından gerçekleştiğini tespit ettiğinden ve bu konuda yapılacak değerlendirmenin ulusal mahkemeler ait olduğundan ve AİHM’in bu konuya girmemesi gerektiğinden bahsedilmiştir. Savunmaya göre başvurucu Bylock kullanımından, sendika üyeliğinden veya para yatırmadan dolayı cezalandırılmamıştır; bunlar sadece. Terör örgütü üyeliğinin delilleridir.</p>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">b. Başvurucu</h2>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Başvurucu taraf 2008’de Gülen hareketinin terör örgütü olmadığına karar verildiğini ve başvurucunun yargılanmaya başlandığı tarih itibariyle Gülen Hareketine ilişkin kesinleşmiş ve bilinen tek karardır ve başvurucu bu karara dayalı hareket etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Terör örgütü ibaresi ilk defa Haziran 2016 MGK kararında kullanılmıştır, daha önce kullanılmış bir kavram değildir. Başvurucunun bütün eylemleri bu tarihten öncedir ve sadece dernek üyeliği bu tarihten iki hafta sonra sonlandırılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Başvurucunun terör örgütü niteliğini bildiği ve istediği unsuru açıkça mevcut değildir ve gerçek anlamda da incelenmemiştir. Mahkemelere sunulmayan Bylock içerikleri hiçbir biçimde terörizmle ilişkili değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bu açıklamalar doğrultusunda, 7. maddenin ihlal edildiği anlaşılmaktadır.</p>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">C. İNSANLARIN ÖZEL VE AİLE HAYATINA SAYGI HAKKINA MÜDAHALE EDİLMESİ  (AİHS md. 8)</h2>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">a.    Hükümet</h2>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">MIT, 2937 sayılı Kanun’a dayanarak, yurt dışındaki Bylock ham verilerini ele geçirmiştir. Veriler indirilmiş fakat şifreli olduklarından içerikleri bilinmemekteydi. 9.12.2016’da verilerin incelenmesi için hakim kararı verilmiştir. 9.02.17 tarihli uzman raporu, bu karar üzerine incelenen verilerden çıkarılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Veriler BTK tarafından mahkemelere sunulmuştur ve verilerin saklama süresi operatörleri bağlamaktadır. BTK’yı bağlayan bir süre olsa ve bu aşılsa bile bu veriler bir mahkeme kararı üzerine bir mahkemeye sunulduğundan 8. madde ihlal edilmiş olmayacaktır.</p>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">b. Başvurucu</h2>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">HTS kayıtları, 12 aylık saklama süresinden çok sonra da muhafaza edilmiştir. Hükumetin bu sürenin, sadece operatörlerin sorumluluğu olduğunu söylüyor ama doğru değildir. Şöyle olmuştur verilere sahip operatörler saklama süresinin sonu yaklaşınca bunları BTK’ya iletmişlerdir. Böylelikle verileri saklama süresinden sonra tutan, BTK olmuştur. Hükumetin söylediği gibi olsa bile bu Mahkeme içtihatlarına aykırıdır (<a href="https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-186828">Mutu ve Pechstein/İsviçre</a>). Ayrıca bu, TCK m. 135-138 maddeleri anlamında da suç oluşturmaktadır. Anayasa ve CMK uyarınca ise ceza mahkumiyeti yasa dışı delile dayandırılamaz ki bu davada, böyle olmuştur.</p>



<h1 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">D. TOPLANTI VE DERNEK KURMA ÖZGÜRLÜĞÜNUN İHAL EDİLMİŞ OLMASI  (AİHS md. 11)</h1>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">a.    Hükümet</h2>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Hükümete göre, başvurucu dernek veya sendika üyeliğinden mahkum edilmemiştir; bunlar başvurucunun üyeliğini belirlemek için kullanılmıştır.</p>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">b. Başvurucu</h2>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Başvurucunun sendika ve dernek üyeliği, mahkum edilmesinin esaslı delilleri arasında sayılmıştır ve 11. maddeyi ihlal etmektedir.</p>



<h1 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">E. AİHM YARGIÇLARININ SORULARI</h1>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">a.    Yargıç Ravarani: Başvurucu, Bylock kullanmış mıdır?</h2>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><strong>Başvurucu:</strong> Başvurucu uygulamayı kullanmamıştır. Yargıç Yükselin belirttiği belgeler üretilmiş, en azından kendi içinde çelişmektedir. Örn. Başvurucunun Bylock kullandığı tarihler. Başvurucunun kullanıcılığı ancak orijinal verilere ulaşılırsa belirlenebilirdi.</p>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">b. Yargıç Yüksel: Başvurucunun Bylock kullandığına dair tespitler var. Başvurucu, AİHM’den bu tespitleri bir kenar koymasını mı öneriyor?</h2>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">c.  Yargıç Dercinovic: Başvurucu telefonuna Bylock’u nasıl yüklemiştir; indirerek mi yoksa başka bir şekilde mi?</h2>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><strong>Hükümet:</strong> Hükumet bunu bilmemektedir. İndirilmiş veya başka yolla yüklenmiş olabilir. Başvurucu telefonunu teslim etmediğinden, appstore’dan indirip indirmediği de anlaşılamamıştır.</p>



<h2 class="has-medium-font-size wp-block-heading" style="text-align: justify;">d. Yargıç Simackova: Başvurucunun davasına bakan mahkemelerin bağımsız olmadığına dair Hükumetin yorumu nedir?</h2>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><strong>Hükümet:</strong> Başvurucu tarafı soyut iddialarda bulunmuştur fakat bu Türkiye’deki yargının genel durumu değildir. Davaya katılan hakimlere bireysel olarak yöneltilmiş bir isnat yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><strong>Başvurucu:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Hükümet tarafı, başvurucunun 600.000 kullanıcı iddiasının doğru olmadığını belirtiyor. Buna karşı başvurucu temsilcisi, Hükumetin sunduğu Ek 40 s. 42’de atıf yapılan MIT raporuna göre 513.000 Bylock kullanıcısı vardır ve bu hususta yanlış bilgi verilmemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Hükümet, Bylock verilerinin orijinalliğinin mahkemelerce teyit edildiğini savunuyor fakat başvurucunun bu uygulamayı indirdiğini ve nasıl indirdiğini dahi söyleyemezken, mahkemeler verilerin orijinalliğini nasıl teyit edebilirler. Ulusal hakimlerin, bu verilerin orijinalliğine dair herhangi bir bilgiye erişimi yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bağımsızlık hususunda başvurucu tarafı genel olarak Türk yargısının bağımsız olduğunu söylememektedir. İddiamız, Yalçınkaya davasına bakan hakimlerin bilhassa Yargıtay ve Ağır Ceza Mahkemesindekilerin bağımsız şekilde karar verme konumunda olmadıklarıydı. Çünkü çalıştıkları mahkemeler temizliğe uğradı, 140 üye ihraç edildi, 16. Dairenin 7 üyesi değiştirildi, bunlar olgusal unsurlardır. Üyeler ayrıca, daire başkanının istediği zaman dairenin oluşumunu değiştirebileceğini biliyordu. Bir insan olarak hakimler korkudan azade değildir. Neler olabileceğinden endişe eden bir hakim sanık veya objektif bir gözlemci tarafından bağımsız görülemez.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ADALET BAKANLIĞI MEVZUAT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NDEN İNCİLER</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2023/01/16/adalet-bakanligi-mevzuat-genel-mudurlugunden-inciler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2023 15:42:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Bahadır ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[“Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük]]></category>
		<category><![CDATA[ADALET BAKANLIĞI]]></category>
		<category><![CDATA[Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik]]></category>
		<category><![CDATA[Ekrem ÇETİNTÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[HAKYOL]]></category>
		<category><![CDATA[İnfaz Yönetmeliği]]></category>
		<category><![CDATA[MENZİL]]></category>
		<category><![CDATA[MEVZUAT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Niyazi ACAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1825</guid>

					<description><![CDATA[Bilindiği üzere Cumhurbaşkanlığı’nın 28.3.2020 tarihli ve 2324 sayılı Kararı’yla “Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün yürürlükten kaldırılmasına ve “Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik&#8216;in (İnfaz Yönetmeliği) yürürlüğe konulmasına karar verilmiş ve bu karar 29.3.2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştı. İnfaz mevzuatında yapılan bir kısım &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Bilindiği üzere Cumhurbaşkanlığı’nın <strong>28.3.2020 </strong>tarihli ve 2324 sayılı Kararı’yla “<strong>Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük</strong>’ün yürürlükten kaldırılmasına ve “<strong>Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik</strong>&#8216;in (İnfaz Yönetmeliği) yürürlüğe konulmasına karar verilmiş ve bu karar 29.3.2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">İnfaz mevzuatında yapılan bir kısım yasal değişikliklerle uyumun sağlanması için  Cumhurbaşkanlığı’nın <strong>11.11.2021 </strong>tarihli ve 4773  sayılı Kararı’yla İnfaz Yönetmeliği’nin 51 maddesinde değişiklik yapıldı. Yapılan değişiklikleri ise 12/11/2021 tarihli resmi gazetede yayınlandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">İnfaz Yönetmeliği gibi infaz surecinin en önemli düzenlemesinin aradan bir buçuk yıl sonra bu kadar kapsamlı değişikliği uğramasını temel nedeni esasen yönetmelik hazırlayan Adalet Bakanlığı  <a href="http://mgm.adalet.gov.tr/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><strong>Mevzuat Genel Müdürlüğü</strong></a>ile Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Birimindeki görevli bürokratların özensiz tutumundan kaynaklanmaktadır. Adalet Bakanlığı’nda 17/25 Aralık sureciyle birlikte başlayan nitelikli kadroların tasfiyesi ve nihayetinde 15 Temmuz Darbe girişimi sonrası niteliksiz partizan bürokratların hükümranlığı ile birlikte mevzuat yazma usul ve esasları terk edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">17/25 Aralık Rüşvet Yolsuzluk Operasyonları öncesinde mevzuat yazım teknik ve yöntemlerinin çok profesyonel bir bicimde yürütüldüğü o dönem çıkan kanun ve yönetmeliklerden açıkça görülmektedir. Tasfiye süreciyle birlikte Kenan Özdemir gibi bu işin duayeni olan bürokratlar tasfiye edilip cezaevlerinde sivil ölüme terk edilirken meydan <strong>HAKYOL</strong> ve <strong>MENZİL</strong> benzeri yapılardan destek alan <strong>Ekrem ÇETİNTÜRK</strong>  ve <strong>Niyazi ACAR’a</strong> kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Kadroların işgalini sorumsuz ve sınırsız yetki olarak algılayan bu bürokratlar mevzuat hazırlamanın usul ve esaslarını terk etmiş ve çalakalem hazırladıkları taslakları Cumhurbaşkanlığının ilgili birimine havale etmek suretiyle iş görmeye başladılar. Bunun en iyi örneği ise yaptığım bir çalışmada ele aldığım <strong>İnfaz Yönetmeliğinde</strong> gösterdiler. Yönetmelikte belki Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hazırlanan hiçbir mevzuatta görülmeyecek kadar yazım yanlışına ve anlatım bozukluğuna imza atılmış. Bu kadar önemli bir mevzuat düzenlemesi çalakalem hazırlanmış ve hiçbir şekilde kontrol edilmeden Cumhurbaşkanlığına kabul edildikten sonra yayınlanmak üzere gönderilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">İnfaz Yönetmeliği gibi önemli bir mevzuat çalışmasında yapılan bu yazım yanlışları ve anlatım bozuklukları normal zamanda ilgili bürokratlar için ciddi bir sorundur.  Ancak <strong>Saray Rejimi</strong> hakim olduğu için hemen örtbas edilmiştir. Bunun için de <strong>Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik </strong>çıkarıldı. Yönetmelik değişikliği ile düzeltilen yazım yanlışları ve anlatım bozukluklarını sizin takdirlerinize bırakıyoruz:</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><strong>Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik</strong></p>



<ul class="wp-block-list" style="text-align: justify;">
<li>MADDE 25- Aynı Yönetmeliğin 59 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan <strong>&#8220;işlemlerine&#8221;</strong> ibaresi <strong>&#8220;işlemlerini&#8221;</strong> şeklinde değiştirilmiştir.</li>
</ul>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized" style="text-align: justify;"><a href="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/25.madde_.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1826" src="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/25.madde_.png" alt="" width="830" height="98" srcset="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/25.madde_.png 474w, https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/25.madde_-300x35.png 300w" sizes="auto, (max-width: 830px) 100vw, 830px" /></a></figure>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><em>Hükümlünün kişisel eşyasının korunması MADDE 59- (1) Hükümlünün beraberinde getirmiş olduğu eşya ve elbiseler temizlendikten sonra bir paket yapılır ve ambar memuruna teslim edilir. Ambar memuru, gelen eşyaya ilişkin gerekli kayıt <strong>işlemlerini</strong> yapar ve buna ilişkin kaydın bir örneği hükümlüye verilir, birisi eşya paketi üzerine iliştirilir, diğeri de kurum kayıtlarında muhafaza edilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><strong><em>NOT:</em></strong><em> Burada metnin tekrar okunmadan ve gerekli yazım ve dilbilgisi kontrolleri yapılmadan  yayınlandığı çok net olarak görülmektedir. Zira  “…kayıt <strong>işlemlerine </strong>yapar” şeklinde bir ifadenin anlatım bozukluğu içerdiği ve  basit bir okumayla dahi görüleceği açıktır.</em></p>



<ul class="wp-block-list" style="text-align: justify;">
<li><strong>MADDE 26-</strong> Aynı Yönetmeliğin 62 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan <strong>&#8220;göra&#8221;</strong> ibaresi <strong>&#8220;göre&#8221;</strong> şeklinde değiştirilmiştir.</li>
</ul>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized" style="text-align: justify;"><a href="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/26.madde_.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1827" src="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/26.madde_.png" alt="" width="822" height="88" srcset="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/26.madde_.png 487w, https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/26.madde_-300x32.png 300w" sizes="auto, (max-width: 822px) 100vw, 822px" /></a></figure>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><em>Hükümlülerin gözlem ve sınıflandırılması MADDE 62- (1) Hükümlülerin gözlem ve sınıflandırılması, 5275 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinde belirtilen esaslara <strong>göre</strong> yapılır</em></p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><strong><em>NOT:</em></strong><em> Metindeki  “göre” kelimesinin  <strong>“göra”</strong> olarak yazılması yapılacak basit bir incelemeyle bunun yazım yanlışı içerdiği tespit edilebilecek niteliktedir.</em></p>



<ul class="wp-block-list" style="text-align: justify;">
<li><strong>MADDE 31-</strong> Aynı Yönetmeliğin 80 inci maddesinin başlığında yer alan <strong>&#8220;eşyalar&#8221;</strong> ibaresi <strong>&#8220;eşya&#8221;</strong> şeklinde değiştirilmişti</li>
</ul>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized" style="text-align: justify;"><a href="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/31.madde_.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1828" src="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/31.madde_.png" alt="" width="860" height="89" srcset="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/31.madde_.png 492w, https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/31.madde_-300x31.png 300w" sizes="auto, (max-width: 860px) 100vw, 860px" /></a></figure>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><strong><em>Oda ve eklentilerinde bulundurulabilecek kişisel eşya</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><em>MADDE 80- (1) Kapalı kurumlarda bulunan hükümlülerin oda ve eklentilerinde bulundurabilecekleri veya bulunduramayacakları kişisel eşya, gıda, tıbbi malzeme ve diğer ihtiyaç maddeleri Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><strong><em>NOT:</em></strong> Buradaki “eşya” kelimesi<em>  </em>&#8220;şey&#8221; kelimesinin çoğuludur, yani &#8220;eşya&#8221; &#8220;şeyler&#8221; demektir. Bu sebeple de mevzuat çalışmasında &#8220;eşyalar&#8221; diye bir kullanım olmaz. Geçmiş mevzuat çalışmaları dahi incelense bu kullanımın hatalı olduğu görülecektir.</p>



<ul class="wp-block-list" style="text-align: justify;">
<li><strong>MADDE 32-</strong> Aynı Yönetmeliğin 81 inci maddesinin başlığında yer alan <strong>&#8220;Hükümlüleri&#8221;</strong> ibaresi <strong>&#8220;Hükümlülerin&#8221;</strong> şeklinde değiştirilmiştir.</li>
</ul>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized" style="text-align: justify;"><a href="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/32.-madde.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1829" src="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/32.-madde.png" alt="" width="816" height="71" srcset="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/32.-madde.png 496w, https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/32.-madde-300x26.png 300w" sizes="auto, (max-width: 816px) 100vw, 816px" /></a></figure>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><strong><em>Hükümlülerin çalıştırılması</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><em>MADDE 81- (1) Kurum hekimi tarafından ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı olduğu belirlenen meslek sahibi olmayan hükümlüler ile meslek sahibi olan istekliler, kurum imkanları ölçüsünde belirlenen ücret karşılığında, atölye veya işyurtlarında, 5275 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinde belirtilen hususlar dikkate alınarak çalıştırılabilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;"><strong><em>NOT: </em></strong><em> </em>Adalet Bakanlığı hazırladığı İnfaz Yönetmeliğinin 80 ve 81. maddelerinde doğrudan madde başlığında anlatım bozukluğuna sebebiyet veren yazım yanlışını görememiştir. Zira madde başlığındaki   “<strong>Hükümlüleri çalıştırılması</strong>” şeklinde bir ifadenin anlatım bozukluğu içerdiği ve basit bir okumayla dahi görülebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align: justify;">Görüldüğü üzere bir tek İnfaz Yönetmeliğinde yapılan basit incelemede bu kadar yazım yanlışı ve anlatım bozukluğu tespit edilmiştir. Esasen bu dönemde çıkarılan çoğu mevzuatta benzer durumlar vardır. Niteliksiz kadrolar tarafından adeta dingonun ahırına çevrilen Adalet Bakanlığı’nın hali ortada.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’deki Hukuksuzluğun Meşruiyet Kaynağı: YARGI</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2023/01/12/turkiyedeki-hukuksuzlugun-mesruiyet-kaynagi-yargi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2023 13:50:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Bahadır ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[2014 HSK seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[ANAYASA MAHKEMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[BANK ASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BAROLARBİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[DANIŞTAY]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenekon ve Balyoz]]></category>
		<category><![CDATA[HAKYOL]]></category>
		<category><![CDATA[HAKYOLꓹ Menzil]]></category>
		<category><![CDATA[HTS]]></category>
		<category><![CDATA[iktidarın köpeği]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMUR TOPAÇ]]></category>
		<category><![CDATA[Perincek]]></category>
		<category><![CDATA[Rıza Zarrap]]></category>
		<category><![CDATA[sendika]]></category>
		<category><![CDATA[YARGITAY]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1815</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye 17/25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarıyla birlikte Anayasal güvencelerden ve evrensel ilkelerden uzak anti demokratik uygulamaların merkezi haline geldi. Bu sürecin başlamasını esasen tetikleyen sebepler her donem bu ülkede hukuksuz uygulamaları yapmayı kendinde hak gören devlet içinde yuvalanmış ve kimi zaman kendilerini derin devlet olarak tanımlaya kliklerin deşifre olmasıydı. Ergenekon ve Balyoz süreciyle başlayan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye 17/25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarıyla birlikte Anayasal güvencelerden ve evrensel ilkelerden uzak anti demokratik uygulamaların merkezi haline geldi. Bu sürecin başlamasını esasen tetikleyen sebepler her donem bu ülkede hukuksuz uygulamaları yapmayı kendinde hak gören devlet içinde yuvalanmış ve kimi zaman kendilerini derin devlet olarak tanımlaya kliklerin deşifre olmasıydı. <strong>Ergenekon ve Balyoz </strong>süreciyle başlayan bu açığa çıkarma sürecinin sonucu devlet yavaş yavaş illegaliteden kurtulmaya başlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devlette bir taraftan temizlik başlarken diğer taraftan iktidarın nimetleriyle akıl tutulması yaşayan hükûmet kanadı bir başka pisliğin içine dalmıştı. Yaptıklarından daha fazlasını keselerine indirmek ve malvarlıklarının büyütmek adına <strong>Rıza Zarrap</strong> gibi şarlatanlarla işbirliği yapmaktan tutun da her turlu para getiren illegalitenin içine girmişlerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İktidar ve şürekâsının bu fosseptik çukura dönüşen yolsuzluk ve devletin parasına çökme &nbsp;işlerinin temizliği ise 17/25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarıyla başladı. Ancak geçmişin derin kliklerinin ortadan kaldırılması ve devletin temizlenmesine ses çıkarmayan iktidar kendisinin oluşturduğu pisliğin temizlenmesine ise müsaade etmedi. Zira rüşvet ve yolsuzluk batağı kişisel veya iktidarın içinde bir kliğin işleri olmaktan çok <strong>“tepeden tırnağa”</strong> tabiriyle izah edilecek nitelikteydi. Diğer bir ifadeyle en üstten en alttaki ilçe başkanına kadar organize bir <strong>modern hırsızlık sistemine </strong>dönmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte gerek geçimisin vesayetçileri ve gerekse modern zamanın hırsızlarını temizlemek için çok ciddi mücadele eden bir yargı çok geçmeden altına konan siyasal dinamitlerle yok edildi. Çünkü iktidar partisinin bir vekilinin dediği gibi <strong>“insanların günah işleme özgürlüğüne”</strong> müdahale edilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Suçüstü yakalanan <strong>geçmişin derin klikleri</strong> ile boğazına kadar yolsuzluğa bulaşan <strong>modern iktidar hırsızları</strong> çıkışın kendilerini suçüstü yakalayanları cezalandırmaktan geçtiğini anlayarak bir anlaşma yoluna girdiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu iki suçlu grubun var olmak için yaptıkları anlaşma gereğince kendilerini yok eden yargı başta olmak zere bütün devlet kurumları etkisizleştirilecek; namuslu hâkimꓹ savcıꓹ polisꓹ asker ve diğer kamu görevlileri sistemden çıkarılacaktı. Hükûmet bu işte başarılı olmak için bütün hukuksuzluklarını bulaştırdığı başta <strong>HAKYOL</strong>ꓹ <strong>Menzil</strong><strong> </strong>ve <strong>İlim Yayma Vakfı </strong>olmak üzere bütün iş yapabilecek cemaat ve tarikatları devlet nimetleriyle ve elinde tuttuğu sopayla kendi saflarında savaşa hazır hale getirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hükümet ile kol kola giren<strong> geçmişin derin klikleri</strong> ise hale deşifre olmamış unsurlarıyla MİTꓹ emniyetꓹ jandarma ve muhalefet partilerindeki bütün unsurlarıyla demokratik temizlik hareketini yapanları belirleme ve ortadan kaldırma çalışmalarına başladırlar. &nbsp;Bunun en kolay yöntemi onları&nbsp; bir camiaya dahil ettikten&nbsp; sonra şeytanlaştırmaktı.&nbsp; Kendilerini deşifre eden insanları önce <strong>Paralel Devlet Yapılanması</strong> olarak tanımladılar bu tanım yeterli olmayınca bu defa örgüt söylemini kullanmaya başladılar.&nbsp; Nihayetinde ise Gülen Hareketi yapılan hırsızlıklara ortak olmadığı için açık ve aleni hedef haline getirildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gülen hareketini ortadan kaldırmak için kurulan bu suç oluşumu 17/25 Aralık operasyonlarıyla birlikte aktif faaliyetlere ve eylemlere başladılar. Suç ortaklığının askeri ve derin kanadındaki ulusalcıların lideri <strong>Perincek’in </strong>söylemiyle <strong>“iktidarın köpeği”</strong> olacak bir yargı inşa etme sürecine girdiler. Gerek meclisten çıkarttıkları Anayasa’ya aykırı kanunlar ve gerekse idari kararlarla önce Paralel Yapı temizliği adı altında hukuk dışı her türlü eylemi gerçekleştirdiler . Ancak bekledikleri oranda toplumda karşılık bulamayınca bu defa kontrollü darbe planıyla sonuca gitmeye çalıştılar. Artık adını çerçevesin ve delillerin kendilerini belirlediği bir terör örgütü kurmuşlardı . Geriye sadece bu örgüt torbasına konulacak insanları belirlemek kalıyordu. Bunu da sahadaki ekipleri sayesinde çok önceden oluşturdukları fişleme listeleriyle kısa zamanda hallettiler. Darbe girişimi bitmeden listeler havada uçuşmaya başlamıştı bile.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda özetlediğim derin klikler ile modern hırsızların ittifakı süreci ve ortaya koydukları eylemlerde at başı olarak kullandıkları temel unsur her zaman <strong>YARGI </strong>olmuştur. Zaten Erdoğan daha Başbakan iken 17/25 Aralık operasyonları sonrası yaptığı açıklamalarda yeniden yapılandırılan <strong>bundan sonraki operasyonların sulh ceza hakimlikleri üzerinden yürütüleceğini </strong>söylemesi bu sürecin başlangıç noktası olmuştur. Sonraki süreçte MİT kontrolünde ve devletin bütün imkânları kullanılarak <strong>2014 HSK seçimlerini</strong> kazanmaları gerekiyordu. Hâkim ve savcılar bazen doğrudan bazen zımni tehditlerle veya sicil affı ve <strong>1100 </strong>TL zam sözüyle HSK seçimlerini kıl payı da olsa kazanarak yargıdaki kontrolü ele geçirdiler. Sonraki süreçte yargıyı etkisizleştirip <strong>Saray uşağı</strong> haline getirecek Anayasal ve yasal düzenlemelerle yol almayı başardılar. Zaten 15 Temmuz darbe girişimi bahanesiyle <strong>5000 </strong>civarında namuslu hakim ve savcıyı meslekten atınca meydan hırsızlık ve hukuksuzluk yapmaya müsait hale gelmiş oldu. &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Artık yaptıkları her türlü hukuksuzluğa fetva verecek ve hukuken kendilerine meşruiyet tanıyacak bir <strong>YARGILARI</strong> vardı Bu yargıda ittifakın unsurları olan AKP’lilerꓹ Ulusalcılarꓹ <strong>HAKYOLCULARꓹ </strong> Menzilcilerꓹ Okuyucularꓹ Süleymancılarꓹ İlim Yaymacılarꓹ Milliyetçiler ve tabi ki sözde solu temsil eden <strong>ÖMUR TOPAÇ</strong>’cılar kendi payları oranında yargıdaki yeniden yapılanmadan pay alıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ÖMUR TOPAÇ</strong> her ne kadar sonraki süreçte de muhalefetin kontenjanından Meclis tarafından HSK’ya seçilmiş ise de bugüne kadar ihraç edilen yaklaşık <strong>5.000</strong> hakim ve savcının hukuksuz ihracının altına gözünü kırpmadan imza atmış ve tek satır muhalefet şerhi yazmamıştır. Dolayısıyla bugün yargı içerisinde oluşturulan ittifak esasen Türkiye’deki muhalefetin de hukuksuzluklar karşısında sus pus olmasını çok güzel açıklıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Artık iktidarın gözünün içine bakan <strong>SAVCILARI</strong><strong>ꓹ</strong> yüzbinlerce insanın haksız tutuklanmasını sağlayacak <strong>SULH CEZA MAHKEMELERİ</strong>; Bank Asya’da hesabı olmasından dolayı onları terör örgütü üyeliğinden cezalandıracak <strong>AĞIR CEZA MAHKEMELERİ</strong>; koca bir camiayı 7 katmana ayırıp bazı katmanları hiçbir eylemi olmasa da sanal olarak suçlu ilan edecek bir <strong>YARGITAYLARI;</strong> hukuksuz ihraçlara dur demek yerine REİSLERİYLE çay toplamaya gidecek &nbsp;bir <strong>DANIŞTAYLARI </strong>ve bütün bu hukuksuzluklar nedeniyle kendisine gelen vatandaşa “burada bir hukuksuzluk yok “ diyecek &nbsp;ancak Erdoğan’ın önünde iki büklüm eğilecek bir <strong>ANAYASA MAHKEMELERİ</strong> vardı. Tabiri caizse her türlü hukuksuzluğa uygun fetvaları verecek yargı mercileri oluşmuştu.&nbsp; İktidarın köpeği olacak bir yargı hayalı gerçeğe dönüşmüştü. &nbsp;Tabi burada bunca hukuksuzluğa karşı tek söz etmeyen aksine hükumeti ayakta alkışlayan sözde akademisyen ve TBB Başkanı <strong>Metin Feyzioğlu</strong> <strong>gibi</strong> <strong>TİPLERİ </strong>de hukuksuz sürece katkılarını unutmamak lazım. Ha birde sert zamanlarda hukuksuzluğu normal bir durum gibi vatandaşa anlatan ve ne hikmetse bütün kanallarda sandalyeleri hazır bekleyen ve araba lastikleri konusunda dahi konuşmaya yetkin &nbsp;<strong>Ersan Şenleri de </strong>unutmamak lazım.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin anti demokratik yapılanması sürecinin mimarları 17/25 Aralık süreciyle başlayan 8 yıllık süreçte yaptıkları hukuksuzluklar gün yüzüne çıkmaya başlayınca yeni arayışlara girdiler. Hukuksuzluklar&nbsp; iç hukuk yolları tükenip de AİHM ve BM ‘ye taşınmakla birlikte hükûmet hesap veremez hale gelmişti. Yapılan hukuksuzlara verecek tek satır gerekçe bulamıyorlardı. Uluslararası kurumlara karşı söyleyecek sözleri olmayan iktidar yine kurtuluşu <strong>kuklaya</strong> çevirdiği yargıda buldu. Bu nokta da &nbsp;hükûmetin elini güçlendirmek için başta Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi sözde ve muhtemelen genele yaygınlaştırılmayacak <strong>afili kararlar</strong> vermeye başladılar. İnsan hakları ve özgürlük kokan bu kararlar iyi bir <strong>makyaj</strong> çalışmasıydı. Uluslararası kurumlara sunulmak üzere sipariş ve nokta atışı kararlar peş peşe çıkmaya başladı. Anayasa Mahkemesi <strong>sohbete</strong> katılma<strong>ꓹ</strong><strong> sendika</strong> üyesi olma ve &nbsp;<strong>HTS </strong>kaydı gibi suç olmayan eylemlerin suç olmadığını &nbsp;<strong>6 yıl</strong> geçtikten sonra anladı. Suçsuz insanlar cezasını çekip cezaevlerinden çıktıktan sonra sözde <strong>PARDON</strong> denilmişti<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a>.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine birçok kararda insanlar <strong>BANK ASYA’ya</strong> para yatırılması nedeniyle nedeniyle tutuklanıp cezaevlerine düşerken &nbsp;ve 2013 tarihinden sonraki para yatırmaları otomatik örgüt talimatı kabul eden <strong>AYM</strong> &nbsp;&nbsp;tamı tamına 6 yıl geçtikten sonra şimdilerde TMSF’ye devredilen <strong>Bank ASYA’</strong>daki katılım fonunun bloke edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine hükmetti<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte Türkiye’nin bu karanlık çukura düşmesinde at başı olarak kullanılan yargının en üst organı olan <strong>AYM</strong> Erdoğan’ın talimatlarıyla &nbsp;konjonktürel kararlar vermeye başladı. Ancak amaç hukuksuzlukları gidermek değil uluslararası camaida kaybedilen imajı kurtarmaktı. Ancak bizim gördüğümüzü <strong>AİHM</strong> ve <strong>BM</strong> gibi uluslararası kuruluşlarda gördüğü için artık çoğu konuda AYM etkin bir iç hukuk yolu olarak bile görmemektedir. Dolayısıyla ne kadar hükûmetin talebiyle sipariş kararlar verirlerse versinler <strong>AİHM</strong> ve <strong>BM</strong> eliyle gerek <strong>HÜKÛMETİN</strong> ve gerekse <strong>YARGININ</strong> insanlığa karşı suça dönüşen hukuksuzlukları tescillenecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a><em>&nbsp; Bilal Celalettin Şaşmaz</em>, B. No: 2019/20791, 18/10/2022, https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/20791</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> &nbsp;<em>Ayşe Sabahat Gencer</em>&nbsp;[GK], B. No: 2018/34950, 20/10/2022, https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/34950</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DANIŞTAY SAVCISININ MASUMİYET KARİNESİNE AYKIRI TERÖR SUÇLUSU YORUMU</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2023/01/08/danistay-savcisinin-masumiyet-karinesine-aykiri-teror-suclusu-yorumu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Jan 2023 19:17:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Gökhan Güneş]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[DANIŞTAY SAVCISI]]></category>
		<category><![CDATA[İçişleri Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[MASUMİYET KARİNESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Ödül Hakkında Yönetmelik]]></category>
		<category><![CDATA[TERÖR SUÇLUSU]]></category>
		<category><![CDATA[Terörle Mücadele Kanunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1805</guid>

					<description><![CDATA[05/11/2019 tarihli ve 30939 sayılı Resmi Gazete&#8217;de yayımlanarak yürürlüğe giren Terör Suçlarının Ortaya Çıkarılmasına veya Delillerin Ele Geçirilmesine ya da Suç Faillerin Yakalanmasına Yardımcı Olanlara Verilecek Ödül Hakkında Yönetmelik kapsamında oluşturulan listelerle yüzlerce kişi peşinen terör suçlusu ilan edilmiş ve temel hakları ihlal edilmiştir. İçişleri Bakanlığı tarafından güncellenen “Terörden Aranalar Listesi”nin kişilerin özel hayat hakkınıꓹ &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">05/11/2019 tarihli ve 30939 sayılı Resmi Gazete&#8217;de yayımlanarak yürürlüğe giren <strong>Terör Suçlarının Ortaya Çıkarılmasına veya Delillerin Ele Geçirilmesine ya da Suç Faillerin Yakalanmasına Yardımcı Olanlara Verilecek Ödül Hakkında Yönetmelik</strong> kapsamında oluşturulan listelerle yüzlerce kişi peşinen terör suçlusu ilan edilmiş ve temel hakları ihlal edilmiştir. İçişleri Bakanlığı tarafından güncellenen <strong>“Terörden Aranalar Listes</strong>i”nin kişilerin özel hayat hakkınıꓹ adil yargılanma hakkını ve en önemlisi de masumiyet karinesini ihlal etmesi; adalet mücadelesi verenlere gözdağı vermeyi ve Türkiye’de işlenen insanlık suçlarının tüm dünyaya duyurulmasını engellemeyi amaçlaması gibi hukuka aykırı yönleri bir önceki yazımızda ele alınmıştı.<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kapsamda Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın da sanığı olduğu ÇHD davasının firari sanığı&nbsp; avukat <strong>Özgür Yılmaz</strong>’ın adının “terör arananlar” listesine yazılması işleminin hukuka aykırı olması nedeniyle İlgili Yönetmeliğin bazı maddelerinin iptali için dava açılmıştır. Açılan davada davacının adının “Terör Arananlar Turuncu Listeye” yazılmasına ilişkin işlemin, bu işlemin dayanağı olan 05/11/2019 tarihli ve 30939 sayılı Resmi Gazete&#8217;de yayımlanarak yürürlüğe giren Terör Suçlarının Ortaya Çıkarılmasına veya Delillerin Ele Geçirilmesine ya da Suç Faillerin Yakalanmasına Yardımcı Olanlara Verilecek Ödül Hakkında Yönetmelik’in öncelikle yetki yönünden tamamının, aksi takdirde 5, 6 ve 8. maddelerinin ve bu maddeler uyarınca oluşturulan Kırmızı, Mavi Yeşil, Turuncu ve Gri Listelerin iptali talep edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açılan dava kapsamında Danıştay Savcısı hazırladığı görüşün sonuç kısmında <em>“…Bu halde, aranan terör suçu faillerinin yakalanmaları için Komisyon tarafından suç ya da suçlu hakkında önem sıralaması yapılarak, listeler oluşturulmasına ve davacının da bu kapsamda oluşturulan Turuncu listeye dahil edilmesine yönelik idari işlemde hukuka uyarlık bulunmamıştır.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Açıklanan nedenlerle, dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrasının ve uygulama işlemin<strong> <u>iptali,</u></strong> davanın; Yönetmeliğin 5. maddesi, 6. maddesinin 1. fıkrası ve 8. maddesine ilişkin kısmının <strong><u>reddi</u></strong> gerektiği, düşünülmektedir.”</em> demek suretiyle Yönetmeliğin bazı maddelerinin iptali talebinin reddini ve 6. maddenin ikinci fıkrasındaki düzenlemenin de iptalini talep etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Danıştay savcısı tarafından hazırlanan görüş aşağıda açıklanan sebeplerle eksik ve hatalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>a. Yönetmeliğin 6/1. Maddesinde Yer Alan “Terör Suçlusu”&nbsp; Kavramının Masumiyet Karinesine Aykırı Olması</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Her ne kadar Danıştay Savcısı hazırladığı görüşünde dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasına ilişkin kısmının iptali isteminin reddi gerektiğini ifade etmiş ise bu talep ve talep kapsamında ”terör suçlusu” kavramına ilişkin yapılan açıklamaları hatalıdır. Şöyle ki Yönetmeliğin <strong>“İlan” </strong>kenar başlıklı 6. Maddesinin birinci fıkrasında yer alan <em>“(1) Ödül vaadiyle aranan <strong>terör suçlularına</strong> ilişkin bilgiler ve fotoğrafları ile aydınlatılacak suça ilişkin gerekli görülen bilgiler ve yardımcı olanlara verilebilecek azami ödül miktarları her türlü iletişim aracı ve internet/dijital ortamda yayımlanabilir. İlanların yayımlanması ve yayımdan kaldırılmasına yönelik işlemler Ödül Komisyonunca belirlenen usulle yerine getirilir” </em>&nbsp;şeklindeki hüküm başta içerik ve kapsam itibariyle&nbsp; Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenmiş olan masumiyet karinesine&nbsp; ve Terörle Mücadele Kanunu’na (TMK) aykırıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilindiği üzere masumiyet karinesi suçu işlediği kesinleşmediği sürece kimsenin suçlu&nbsp;sıfatıyla değerlendirilemeyeceğini ifade eden temel hukuk karinesidir. &nbsp;Adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak masumiyet karinesi hem Anayasa’da hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde hüküm altına alınmış bir ilkedir. Nitekim Anayasa’nın <strong>“Suç ve cezalara ilişkin esaslar” </strong>başlıklı 38. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan&nbsp; <em>“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”</em> ve AİHS’nin 6. maddenin ikinci <em>fıkrasında &nbsp;“suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.”</em> &nbsp;denilerek masumiyet karinesini açıkça vurgu yapılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anayasa’da hüküm altına alınmış masumiyet karinesi aynı zamanda hukuk devleti ilkesinin alt unsurlarından da biridir. Zira hukuk devleti ilkesinin bir gereği de vatandaşların hukuki güvenlikleri ile birlikte suç ve cezalara ilişkin gerekli güvencelerin sağlanmasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karine hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında geçerli olduğu gibi idari mercilerin de bu ilkeye uygun hareket etmesi gerekmektedir. Nitekim AİHM <strong>Allenet de Ribemont/Fransa</strong> &nbsp;başvurusunda,<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a> başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasından sonra ve ceza davasının açılmasından önce İçişleri Bakanı ve soruşturmayla ilgili bir polisin basın toplantısı düzenleyerek başvurucuyu suçlu ilan etmesinin suçsuzluk karinesini ihlal ettiği yönünde karar vermiştir. Benzer şekilde, <strong>Ürfi Çetinkaya/Türkiye</strong> kararında<a href="#_ftn3" id="_ftnref3">[3]</a> başvurucuyu lekeleyici ithamlar içeren ve kendisini uyuşturucu kaçakçısı olarak gösteren gazetelerdeki haberlerle, suçsuzluk karinesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. İçtihada göre masumiyet karinesi gereğince kamu makamlarındaki görevlilerin, bir mahkeme tarafından suçlu oldukları tespit edilmeden önce de kişilere suçlu gibi davranmama yükümlüğü bulunmaktadır. Bu devletin vatandaşa karşı&nbsp; aynı zamanda bir yükümlüğüdür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Masumiyet karinesinin bu açık gereklerine rağmen hazırlanan Yönetmeliğin 6. maddesinin birinci fıkrası ile&nbsp; hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulanmayan kişiler terör suçlusu olarak listelemekte ve ilan edilmektedirler.Bu listeleme ve ilan işlemini ise Yönetmelikle oluşturulmuş bir idari kurul yapmaktadır.&nbsp; Bir kişinin hakkında terör suçlaması olması veya bu suçlama nedeniyle hakkında yakalama kararı olması onu doğrudan “terör suçlusu” yapmaz.Yönetmeliğin düzenleniş amacı ve dayanağını oluşturan TMK’nın 19. Maddesinin nihai amacının bu olmadığı da dikkate alındığında Yönetmelik hükmü masumiyet karinesine aykırıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan Yönetmeliğin bu hükmü TMK’’ya da aykırıdır.&nbsp; Şöyle ki <strong>“Terör suçlusu”</strong> kavramı TMK’nın 2. maddesinde tanımlanmış ve şöyle denilmiştir; <em>“Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin <strong><u>mensubu olup da</u></strong>, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına <strong><u>suç işleyen</u></strong> veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin <strong><u>mensubu olan kişi </u></strong>terör suçlusudur.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Maddedeki düzenleme Anayasa’nın 38/4. fıkrasında düzenlenmiş olan masumiyet karinesiyle birlikte değerlendirildiğinde bir kişinin terör suçlusu olarak kabul edilebilmesi için<strong> “suç işlediği”</strong> ya da <strong>“bir örgütün mensubu olduğunun”</strong> <strong>sabit</strong> olması gerekir. Terör suçlusu için sübuta yani bir kesinliğe vurgu yapılmıştır. Bu da ancak kişi hakkında kesinleşen bir mahkumiyet hükmüyle mümkündür. Buna karar verecek mercii ise elbette tarafsız ve bağımsız mahkemelerdir. Dolasıyla, hakkında verilmiş bir mahkeme kararı olmayan kişilerin terör suçlusu kabul edilmesi mümkün değildir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yönetmeliğin atıfta bulunduğu TMK hükmü doğrudan masumiyet karinesine uygun olarak <strong>“terör suçlusu”</strong> kavramını açıklamasına karşın bu Kanun’un 19. maddesine göre çıkarılan Yönetmeliğin “ <strong>İlan” </strong>kenar başlıklı 6. maddesinin birinci bu yönüyle <strong>açıkça masumiyet karinesine ve TMK’nın 2. maddesindeki “terör suçlusu” kavramına aykırıdır.</strong> Zira Yönetmelikteki düzenleme ve İçişleri Bakanlığının açılan davaya verdiği cevap uyarınca henüz hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmayan kişilerinde bu listeye dâhil edilmesine imkan verilmektedir. Zaten hazırlanan listelerdeki bir çok kişi hakkında henüz kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmamasına rağmen “terör suçlusu” olarak renklere göre kategorize edilen listelere dahil edildikleri görülmektedir. Yönetmelik kişi hakkında kesinleşmiş mahkumiyeti değil de kişi hakkında çıkarılmış olan arama ve yakalama kararını kişinin <strong>“terör suçlusu”</strong> olarak bu listelerde yer alması için yeterli görmektedir<a href="#_ftn4" id="_ftnref4">[4]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla, Yönetmeliğin 6. maddesinin ikinci fıkrası Kanun’un vermediği bir yetkinin kullanılması nedeniyle iptali gerektiği gibi birinci fıkrası ise Anayasanın 38/4 ve TMK’nın 2. maddesine açıkça aykırı olması nedeniyle iptali gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>b. Danıştay Savcısı Görüsündeki “Terör Suçlusu” Kavramına İlişkin Açıklamalarının Hukuka Aykırılığı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan Yönetmeliğin bu hükmünün masumiyet karinesine ve TMK’nın 2. maddesine açıkça aykırı olmasına rağmen Danıştay savcısı hazırladığı Görüşün 11. paragrafında <em>“…her ne kadar ilan edilecek bilgilerin terör suçlusuna ait bilgileri olduğu belirtilmiş ise de suçun yargılama sonucunda kesinleşecek olmasına rağmen suç faili ifadesi yer almasa da Terörle Mücadele Kanununda terör suçlusunun tanımlanmış olması karşısında, <strong>terör suçlusu ifadesinin yargılama yapılmadan önce kullanılamayacak bir ifade olmadığı sonucuna varılmakla birlikte,</strong> aynı maddenin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemenin yasa ile verilen yetkinin amacı ve kapsamı çevresinde değerlendirilmesi gerekmektedir…”</em> ifadesine yer vermiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öncelikle bu ifade başta&nbsp; Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenmiş olan masumiyet karinesine&nbsp; ve Terörle Mücadele Kanunu’nun 2. maddesine aykırı olduğu gibi&nbsp; Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinin bu konudaki yerleşik içtihatlarına da&nbsp; aykırıdır. Terör suçlusu sıfatı ancak yargılama yapılıp yargılama sonucunda verilecek mahkûmiyet kararının kesinleşmesiyle oluşabilecek bir konumdur. Aksinin kabulü yukarıda izah edildiği üzere masumiyet karinesine aykırı olarak suçluluğu hükmen sabit olmadan bir kimseyi suçlu ilan etmek sonucunu doğurur. Danıştay savcısı bu noktada Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinin terör suçlusu kavramına ilişkin geçmiş içtihatlarını görmezden gelerek masumiyet karinesine aykırı bir yorumda bulunmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anayasa Mahkemesi 3713 sayılı Kanun&#8217;un 2. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve terör örgütü mensubu olmadığı hâlde bu örgüt adına suç işleyenlerin terör suçlusu sayılacağı hükmüne ilişkin bir şikâyeti ele aldığı kararında terör suçlusu kavramının neyi ifade ettiğini net olarak ortaya koymuştur. Mahkeme kararında <em>“…</em><em>İncelenen kural uyarınca bir kimsenin terör suçlusu sayılması, elbette terör örgütü mensubu olarak örgütün amacı doğrultusunda bir suç işlediğinin ya da böyle bir örgüte mensup olduğunun, bağımsız mahkemelerce yapılan yargılama sonucu saptanmasına bağlıdır. Böyle bir nitelendirme temelde, yargı organının mahkumiyet kararına dayanır. Kişi bu alandaki suçluluğu belirlendikten sonra terör suçlusu sayılacaktır…”</em> demek suretiyle bir kimsenin terör suçlusu sayılmasının terör örgütü mensubu olarak&nbsp;örgütün&nbsp;amacı doğrultusunda bir suç işlediğinin&nbsp;ya da böyle bir örgüte mensup olduğunun bağımsız mahkemelerce yapılan yargılama sonucu saptanmasına bağlı olduğu özellikle vurgulanmıştır.<a href="#_ftn5" id="_ftnref5">[5]</a>Mahkeme aynı gerekçeyi10/6/2021 tarihli <strong>Hamit Yakut </strong>kararında da tekrarlamıştır.<a href="#_ftn6" id="_ftnref6">[6]</a> Yargıtay da <strong>”Terör”</strong> ve <strong>“Terör Suçlusu</strong>” kavramların irdelediği kararında Anayasa Mahkemesinin bu kararına atıfta bulunmuş ve bu kavramları ve kapsamlarını Yüksek Mahkemenin kararı doğrultusunda yorumlamıştır.<a href="#_ftn7" id="_ftnref7">[7]</a><strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Görüldüğü üzere masumiyet karinesini bir gereği olarak kişinin terör suçlusu olarak kabulü için öncelikle hakkında örgüt suçundan kesinlermiş bir mahkumiyet kararının bulunması gerekir. Ancak Danıştay savcısı “<strong><em>terör suçlusu ifadesinin yargılama yapılmadan önce kullanılamayacak bir ifade olmadığı</em></strong>” şeklinde ortaya koyduğu görüşüyle Yönetmeliğin 6. maddesinin birinci fıkrasının ortaya koyduğu hukuka aykırı “terör t suçlusu“ kavramını masumiyet karinesine ve yüksek mahkemelerin bu konudaki içtihatlarına rağmen hukuka uygun bulmuştur. Bu aynı zamanda idareye mahkemelerin yerine geçerek “terör suçlusu” belirleme yetkisini vermek anlamına gelmektedir. Zaten Yönetmeliğin hukuka aykırı 6/1. maddesine istinaden hazırlanan terörden arananlar listesine eklenen çok sayıda kişi hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadığı gibi büyük çoğunluğu hakkında başlamış bir kovuşturma da olmamasına karşın “terörden arananlar listesine” dahil edilmişlerdir. Dolasıyla, hakkında verilmiş bir mahkeme kararı olmayan kişilerin <strong>terör suçlusu</strong> kabul edilerek kişisel bilgileriyle birlikte resimlerinin paylaşılması suç olduğu gibi açıkça masumiyet karinesinin ihlali sonucunu doğurmaktadır. Bu sonucu doğuran Yönetmelik hükmünün de iptali gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadan bu kişilerin liste halinde arananlar listesine dahil edilmesi mümkün değildir. Daha önce de vurgulandığı üzere yargılaması devam etmekle birlikte ulaşılamayan veya firari olan şüpheli ve sanıklara ilişkin uygulanacak usul ve esaslar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 247 ve devamı maddelerinde hüküm altına alınmıştır. Eğer arananlar listesinde yer alan kişilerin kaçak olduğu değerIendiriliyorsa öncelikle&nbsp; <strong>“Kaçakların Yargılanması”</strong>na ilişkin hükümlerin yer aldığı CMK’nın 247 ve devamı maddelerindeki usul işlemlerinin tamamlatılması gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak listede hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmayan birçok kişi de olduğu dikkate alındığında İçişleri Bakanlığının idari bir karar ve işlemle yüzlerce kişiyi terör suçlusu ilan ettiği görülmektedir. İşlem bu yönüyle de açıkça hukuka aykırıdır. Kaldı ki çıkarılan Yönetmelik’te de liste hazırlama ve kategori oluşturma yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla Danıştay savcısının görüşü yerinde olmayıp idareye “terör suçlusu” belirleme yetkisi vermesi nedeniyle Yönetmeliğin 6. maddesinin birinci fıkrasının da iptal edilmesi gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>c. Yönetmeliğin 6/2. Maddesinde Yer Alan “terör örgütündeki hiyerarşik konumları ve/veya yaptıkları eylemin sonuçlarının ağırlığı”&nbsp; İfadesinin Masumiyet Karinesine Aykırı Olması</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yönetmeliğin 6. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; <em>“(2) Ödül vaadiyle aranan terör suçluları, terör örgütündeki hiyerarşik konumları ve/veya yaptıkları eylemin sonuçlarının ağırlığına göre Ödül Komisyonunca gruplandırılarak ve her bir grupta yer alanlara verilebilecek azami ödül miktarı belirtilmek suretiyle ilan edilebilir”&nbsp; </em>şeklindeki hüküm de&nbsp; masumiyet karinesi&nbsp; ve TMK’ya aykırıdır. Şöyle ki; birinci fıkra ile ilgili açıklamalarda yer verildiği üzere, terör suçlularının<em> “örgüt içindeki hiyerarşik konumları ve/veya yaptıkları eylemin sonuçlarının ağırlığına” </em>karar verecek merci de şüphesiz mahkemelerdir ve bu hususlar ancak yapılacak bir yargılama sonucunda anlaşılabilir. Bu fıkra gereğince, idari bir merci olan Ödül Komisyonu’na, Anayasa’nın 9. maddesine aykırı olarak yargı yetkisi verilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Danıştay savcısı, bu fıkranın iptali yönünde görüş bildirse de; gerekçe olarak ileri sürdüğü hususlar, aslında neden birinci fıkranın da iptal edilmesi gerektiğinin izahı niteliğindedir. Zira Danıştay savcısı konuyla ilgili olarak şunları söylemiştir; <em>“</em><em>Yönetmeliğin hazırlanma amacı; işlenişine iştirak etmemiş olmak koşulu ile 3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçların ortaya çıkarılmasına veya delillerin ele geçirilmesine ya da suç faillerinin yakalanabilmesine yardımcı olanlara veya yerlerini yahut kimliklerini bildirenlere <strong>verilecek para ödülünün miktar, usul ve esaslarını düzenlemek olduğu</strong> bir kez daha dikkate alındığında, ikinci fıkrasında komisyon tarafından kullanılan yetki, terör suçlarının, elde edilen delillerin ya da terör suçlularının sınıflandırılmasına yönelik bir yetkidir. <strong>Yani terör suçlularının örgüt içindeki hiyerarşik konumları ve/veya yaptıkları eylemin sonuçlarının ağırlığına göre hangisinin daha önemli olduğu ya da az önemli olduğuna yönelik bir derecelendirme yapmaya yönelik bir yetkidir.</strong> Oysa Yönetmeliğin hazırlığı amacı esas alındığında, 3713 sayılı Yasa kapsamına giren suçların ortaya çıkarılmasına veya delillerin ele geçirilmesine ya da suç faillerinin yakalanabilmesine yardımcı olanlara veya yerlerini yahut kimliklerini bildirenlere verilecek ödülün miktarlarının tespit edilmesi gerekmekte, <strong>suçun ya da suçlunun veya failin önem sırasının farklı listelerle belirlenmesi yerine suçun ya da suçlunun ya da failin hiyerarşik durumu veya eyleminin ağırlığına göre yapılacak değerlendirme ile bir tutarın ağırlığına göre yapılacak değerlendirme ile bir tutarın belirlenmesi mümkün bulunmaktadır.</strong></em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu Yönetmeliğin ödülün usul ve esaslarını düzenlemeyi amaçladığı ödülün verilmesinde üç kıtasın esas alındığı görülmekte, birincisi suçun ortaya çıkarılması, ikincisi delillerin ortaya çıkarılması, üçüncüsü suç faillerinin yakalanmasına yardımcı olanlar için verilebilecek ödül miktarının belirlenmesi için suçun ağırlığı, suç failinin terör örgütü içindeki hiyerarşik konumu ve eyleminin sonuçlarına göre ödül miktarının belirlenmesi için bir değerlendirme yapılması gerekmekte ise de, Ödül Komisyonuna tanınan, verilecek ödül miktarının belirlenmesi yetkisinin, aranan terör suçlularının önem sıralaması sonucunu doğuran bir liste yapmayı sağlayan bir yetki olarak kullanımı mümkün bulunmamaktadır. Aranan terör suçlusu ya da faili yönünden böyle bir listeleme yapılması Anayasal düzenin devamı açısından gerekli olması halinde <strong>bu listelemenin, terör suçlarının ortaya çıkarılmasına, delillerin ele geçirilmesine ve suç faillerin ele geçirmesine yardımcı olanlara verecek ödülü belirleyecek olan Ödül Komisyonu tarafından yapılması tanınan yetkiyi aşar nitelikte bulunmaktadır.</strong></em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Davalı idarece, davacının terör örgütündeki hiyerarşik/yönetsel konumları ve/veya yaptıkları eylemin sonuçlarının ağırlığına göre Ödül Komisyonunca Turuncu renk kategorisinde ilan edilmesine karar verildiği, <u>kolluk birimi tarafından hazırlanan ödül talep dosyalarındaki raporların esas alındığı</u> savunmada belirtilmiş olup,</em></strong><em> davalı idareye tanınan yetki, terör suçlarının ortaya çıkarılmasına veya delillerin ele geçirilmesine ya da suç faillerinin yakalanabilmesine yönelik kolluk birimlerine bilgi verenleri veya yerlerini yahut kimliklerini bildirenlere verilecek ödülün miktarı, usul ve esaslarının belirlenmesi hususlarını kapsamaktadır. <strong>Yapılan düzenlemede; ödüle nasıl karar verileceği, ödülün verilme şartları, ödülün miktarı, belirlenen azami ödül miktarının ilanı, ödeme şekli, ödülü verecek olan ödül komisyonunun oluşumu, ödenek ve kimliklerin ve bilgilerin gizliliği ile suç failinin yurtdışında yakalanmasına yönelik konulara yer verilmiş bulunmaktadır.</strong></em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Her ne kadar da davalı idare savunmasında; haklarında arama/yakalanma kararı bulunan şahısların listeler halinde yayımlanarak kamuoyu bilgilendirme usulünün sadece ülkemize özgü bir durum olmadığı ileri sürülmekte ise de, verilen örneklerin INTERPOL “Wanted persons” kısmında uluslararası arananların bilgileri ve fotoğrafları, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Polis Teşkilatlarının işbirliği yapabilmesi amacıyla oluşturulan Avrupa Polis Teşkilatı olarak bilinen “EUROPOL” “Europe&#8217;s Most Wanted Fugitives” listesinde arananların bilgiler ve fotoğrafları, ABD “FBI’ın resmi Web Sitesi “Most Wanted” kısmında aranan şahısların bilgiler ve fotoğrafları ve ödül miktarlarının bulunduğu <strong>belirtilmiş olmasına karşın yapılan listelemelerin hepsinin de Polis Teşkilatı ya da kolluk kuvvetlerince gerçekleştirilen listelemeler olduğu, <u>ödül komisyonu tarafından gerçekleştirilen bir listelemeden söz edilmediği açıktır.</u></strong></em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu halde, aranan terör suçu faillerinin yakalanmaları için <strong>Komisyon tarafından suç ya da suçlu hakkında önem sıralaması yapılarak, listeler oluşturulmasına</strong> ve davacının da bu kapsamda oluşturulan Turuncu listeye dahil edilmesine yönelik idari işlemde hukuka uyarlık bulunmamıştır.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Danıştay savcısı, 2. fıkranın iptalini isterken buna gerekçe olarak Komisyona böyle bir yetki verilmediğini söylemek suretiyle doğru bir tespit yapmıştır. Ancak bu tespitin dayanağı, terör suçlularının<em> “örgüt içindeki hiyerarşik konumları ve/veya yaptıkları eylemin sonuçlarının ağırlığına” </em>karar verecek mercinin sadece mahkemeler olması değil; Yönetmeliğin dayanağı olan TMK’nın 19. maddesinin bu hususun Yönetmelikte düzenlenmesi konusunda bir yetki vermemesidir. Oysa ki, TMK sadece 2. fıkrada yer verilen hususa değil, 1. fıkrada haklarında kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmayan kişilerin terör suçlusu olarak ilanına da imkan vermemektedir. Bu nedenle, olması gereken ve beklenen 6. maddenin her iki fıkrasının iptali yönünde görüş bildirilmesiyken, sadece 2. fıkranın iptali yönündeki görüş hatalı ve eksiktir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>d. Hazırlanan Listeler Ödül Komisyonu Tarafından Hazırlanmamaktadır</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Danıştay savcısının görüşünde yer verilen hususlar, listelerin nasıl hazırlandığının ve kolluk birimleri tarafından oluşturulan ve yayınlanmasının suç olan isim listesinin, hukuka aykırı bu Yönetmelik hükmüyle yasal hale getirilmeye çalışıldığının delili olmuştur. Zira İçişleri Bakanlığı yaptığı savunmada;<strong><em> davacının terör örgütündeki hiyerarşik/yönetsel konumları ve/veya yaptıkları eylemin sonuçlarının ağırlığına göre Ödül Komisyonunca Turuncu renk kategorisinde ilan edilmesine karar verildiğini ve <u>kolluk birimi tarafından hazırlanan ödül talep dosyalarındaki raporların esas alındığını </u></em></strong>belirtmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yapılan bu savuma bile oluşumu itibariyle tamamıyla İçişleri Bakanlığına bağlı Ödül Komisyonu’nun hiçbir yetkisi olmadığının, hakkında kesinleşmiş yargı kararı olmayan kişilerle ilgili terör suçlaması yapan, hiyerarşik yapı içinde konum tayin eden ve kişilerin eylemlerinin sonuçlarının ağırlığını tayin eden mercinin doğrudan Bakanlık olduğu ve dolayısıyla ilgililerin Anayasal ve yasal haklarını ihlal edip suç işleyen merciin de yine Bakanlık olduğu itiraf edilmiştir. Ayrıca, Danıştay savcısının belirttiği üzere, Dünya’da benzer listelerin Ödül Komisyonu benzeri bir komisyon tarafından hazırlanmasının ve daha önemlisi de internet ortamında ilan edilmesinin bir örneği yoktur.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> “İçişleri Bakanlığı’nın Arananlar Listesinin Hukuka Aykırılığı Üzerine” &nbsp;&nbsp;<a href="https://www.justicesquare.com/turkish-writings/icisleri-bakanliginin-arananlar-listesinin-hukuka-aykiriligi-uzerine/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://www.justicesquare.com/turkish-writings/icisleri-bakanliginin-arananlar-listesinin-hukuka-aykiriligi-uzerine/</a></p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> Başvuru No: 15175/89 K.T: 10/02/1995.</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref3" id="_ftn3">[3]</a> Başvuru No:&nbsp; 19866/04&nbsp; K.T:23.03.2013.</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref4" id="_ftn4">[4]</a> Davalı İçişleri Bakanlığının Danıştay Savcısının Görüşünde yer alan cevabının özet kısmı şöyledir <em>“…</em><em>Her ne kadar da davalı idare savunmasında; haklarında arama/yakalanma kararı bulunan şahısların listeler halinde yayımlanarak kamuoyu bilgilendirme usulünün sadece ülkemize özgü bir durum olmadığı ileri sürülmekte ise de, verilen örneklerin INTERPOL “Wanted persons” kısmında uluslararası arananların bilgileri ve fotoğrafları, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Polis Teşkilatlarının işbirliği yapabilmesi amacıyla oluşturulan Avrupa Polis Teşkilatı olarak bilinen “EUROPOL” “Europe&#8217;s Most Wanted Fugitives” listesinde arananların bilgiler ve fotoğrafları, ABD “FBI’ın resmi Web Sitesi “Most Wanted” kısmında aranan şahısların bilgiler ve fotoğrafları ve ödül miktarlarının bulunduğu belirtilmiş olmasına karşın yapılan listelemelerin hepsinin de Polis Teşkilatı ya da kolluk kuvvetlerince gerçekleştirilen listelemeler olduğu, ödül komisyonu tarafından gerçekleştirilen bir listelemeden söz edilmediği açıktır…”</em></p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref5" id="_ftn5">[5]</a> AYM, E.1991/18, K.1992/20, 31/3/1992.</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref6" id="_ftn6">[6]</a> &nbsp; Başvuru Numarası: 2014/6548, P.46; “<em>Anayasa Mahkemesi 3713 sayılı Kanun&#8217;un 2. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve terör örgütü mensubu olmadığı hâlde bu örgüt adına suç işleyenlerin terör suçlusu sayılacağı hükmüne ilişkin bir şikâyeti 1992 yılında karara bağlamış ve dava konusu 2. maddenin Anayasa&#8217;nın 38. maddesine aykırı olmadığı sonucuna varmıştır. Söz konusu hükmün anlaşılması güç, dolayısıyla uygulamada yanlışlıklara ve haksızlıklara yol açabilecek bir hüküm olduğu, bu nedenle Anayasa&#8217;nın 38. maddesinde yer alan suçun kanuniliği ilkesi ile bağdaşmadığı iddiasını inceleyen Anayasa Mahkemesi; iptali istenen hükümde örgüt adına suç işlemekten söz edildiğine göre suçun örgütün bilgisi ve istemi dâhilinde işlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Anayasa Mahkemesi ayrıca, incelenen kural uyarınca bir kimsenin terör suçlusu sayılmasının terör örgütü mensubu olarak örgütün amacı doğrultusunda bir suç işlediğinin ya da böyle bir örgüte mensup olduğunun bağımsız mahkemelerce yapılan yargılama sonucu saptanmasına bağlı olduğunu, bu bakımdan ilgili kuralın masumiyet karinesine veya ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine aykırı bir düzenleme de olmadığını ifade etmiştir (AYM, E.1991/18, K.1992/20, 31/3/1992).”</em></p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref7" id="_ftn7">[7]</a> Yargıtay 16. Ceza Dairesi 2015/2084 E., &nbsp;2017/5026 K., 05.10.2017 T.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ANAYASA MAHKEMESİ’NİN BİLAL CELALETTİN ŞAŞMAZ KARARINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2023/01/07/anayasa-mahkemesinin-bilal-celalettin-sasmaz-kararina-iliskin-degerlendirme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2023 11:22:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Gökhan Güneş]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[17/25 Aralık]]></category>
		<category><![CDATA[Aktif Eğitim Sen]]></category>
		<category><![CDATA[ANAYASA MAHKEMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[BANK ASYA]]></category>
		<category><![CDATA[BAROLARBİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Bozdağ]]></category>
		<category><![CDATA[BİLAL CELALETTİN ŞAŞMAZ]]></category>
		<category><![CDATA[BYLOCK]]></category>
		<category><![CDATA[HTS kayıtları]]></category>
		<category><![CDATA[örgüt üyeliği]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Hayata Saygı Hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[SEMPATİZAN]]></category>
		<category><![CDATA[Sendika Hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[suç ve cezaların kanuniliği ilkesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1800</guid>

					<description><![CDATA[1.&#160; Olaylar Öğretmen olan başvurucu sohbetlere katıldığı yönündeki tanık beyanlarına, örgüt imamı olduğu ileri sürülen kişilerle olan içeriği belli olmayan HTS kayıtlarına ve 2013 yılı sonrasında da devam eden Aktif Eğitim Sen üyeliği gerekçesiyle örgüt üyeliğinden cezalandırılmıştır.[1] 2. Karar a. Suç ve Cezaların Kanuniliği İlkesi Bakımından Anayasa Mahkemesi, başvurucunun sohbet toplantılarına katılmasının, sendika üyeliğinin ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.&nbsp; Olaylar</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Öğretmen olan başvurucu sohbetlere katıldığı yönündeki tanık beyanlarına, örgüt imamı olduğu ileri sürülen kişilerle olan içeriği belli olmayan HTS kayıtlarına ve 2013 yılı sonrasında da devam eden Aktif Eğitim Sen üyeliği gerekçesiyle örgüt üyeliğinden cezalandırılmıştır.<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2. Karar</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>a. Suç ve Cezaların Kanuniliği İlkesi Bakımından</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Anayasa Mahkemesi, başvurucunun sohbet toplantılarına katılmasının, sendika üyeliğinin ve HTS kayıtlarının örgüt üyeliği bilinciyle gerçekleştirildiğinin ortaya konamadığını belirterek silahlı terör örgütü üyeliği suçununun öngörülemez şekilde genişletildiğini ve Anayasa’nın 38. maddesindeki suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (par. 64 ve 65).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>b. Özel Hayata Saygı Hakkı ve Sendika Hakkı Yönünden</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kararda aynı şekilde, başvurucunun temel hakların kullanımı niteliğindeki (sohbetlere katılma ve sendika üyeliği) eylemlerinin örgütsel hiyerarşi içerisinde gerçekleştirildiğinin mahkeme kararlarında açıklanamadığı gerekçesiyle; bu eylemlerden dolayı başvurucunun cezalandırılmasının özel hayata saygı ile sendika haklarını ihlal ettiğine karar verilmiştir (par. 68 ve 69).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3. </strong><strong>Karara İlişkin Değerlendirme</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Karar, bir kişinin örgüt üyeliğinden cezalandırılabilmesi için iddia edilen örgütün amacını bildiğini ve isteyerek böyle bir yapı içerisinde yer aldığının kanıtlanmasının gerektiğini vurgulaması itibariyle bir ölçüde olumlu görülebilir. Ancak AYM’de, rejimin söylemleri gibi 17/25 Aralık , MİT Tırları ve 2013 sonrası MGK kararlarını ve üst düzey devlet görevlilerinin açıklamalarını zımnen milat kabul etmiştir (par. 50, 54 ve 63). Böylece, bu olaylardan sonrası gerçekleştirilen meşru eylemlerden hareketle kişilerin cezalandırılmasında bir sorun görmeyeceğini ortaya koymuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karar, terör örgütü üyeliği suçu için “<strong><em>bilme ve isteme</em></strong>” isteme unsurunun zorunlu olduğunu belirtmesi yönü ile yargılamalarda ve AYM’ye yapılacak başvurularda kullanılabilir. Ayrıca, 2013 sonrasında gerçekleşse bile herhangi bir suçun işlenişine yönelik olmayan sohbet, banka veya Bylock gerekçesiyle yapılan başvuruların reddedilmesinin haksızlığının uluslararası merciler önünde kanıtlanmasına da yardımcı olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda yer verilen hususlar dışında, 15 Temmuz sonrası başlayan hukuksuz süreçte dernek/sendika üyeliği, HTS kaydı veya bir tanığın <strong><em>“sanığı sohbetlerde gördüm”</em></strong> şeklindeki beyanı üzerine en az 6 yıl 3 ay hapis cezası verilen binlerce insanın başvurusunda ihlal bulmayan AYM’nin bugünkü “göstermelik” kararının hiçbir kıymeti yoktur ve tam bir ikircikli tavırdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AYM bu kararları; <em>‘Türkiye’de hukuk işliyor/AYM etkin bir iç hukuk mekanizmasıdır’</em> denilebilmesi için vermektedir. Kararda yer verilen hususlar şu soru işaretlerine neden olmuştur ve bu soruların cevabını kararda bulmak mümkün değildir;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Bu karara imza atan 5 üyenin 4’ü 2016’dan beri görevde olmalarına rağmen yapılan başvurularda ihlal iddialarını görmezden gelirken, şimdi ne olmuştur da suç ve cezaların yasallığı ilkesini hatırlamışlardır?</li>



<li>Kendileri “sosyal çevre bilgisi” saçmalığıyla iki üyesini ihraç ederken, nasıl olmuştur da bu gerekçeyle verilen mahkumiyet kararında ihlal bulmuşlardır?<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a></li>



<li>&nbsp;Acaba, AYM neden kararda ortaya koyduğu ilkeleri bile somut olaya uygulamaktan korkmuş ve sendika üyeliğinin cezalandırmaya gerekçe yapılmasıyla ilgili; “Anayasa ile teminat alınan bir faaliyet nasıl örgüt üyeliğinin delili olabilir” diyememiştir. Hatta, sendika üyeliği gibi yasal bir faaliyette bulunmayı bile uyduruk başka kriterlerin varlığı halinde örgüt hiyerarşisine dahil olma olarak kabul edebileceğini göstermiştir.<a href="#_ftn3" id="_ftnref3">[3]</a></li>



<li>Bylock ve Banka kriteri olmayan ve bu dosyadakine benzer gerekçelerle yerel mahkemelerin dahi artık beraat verdiği bir başvuruda AYM’nin korkak/çekingen davranmasının ve bir paragrafta ortaya koydu evrensel ilkeleri diğer paragrafta düzeltmek ya da açıklamak zorunda kalmasının sebebi nedir? &nbsp;</li>



<li>Kimin aradığı ve içeriği belli olmayan ankesörle aranma iddialarında ihlal bulmayan AYM, ne olmuş da kim olduğu da belli olan ve “mahrem imam” dediği kişilerin aramalarını örgüt üyeliğine delil kabul etmemiştir? O zaman ankesör saçmalığıyla hayatları karartılan kişilerin tutuklanmasında niçin bir sakınca görmemiştir (Bkz. Abdurrahman Yemiş kararı).<a href="#_ftn4" id="_ftnref4">[4]</a></li>



<li>Kararda; “başvurucunun bu şekilde terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilmesi anılan suçun başvurucunun aleyhine öngörülemez biçimde genişletici bir yoruma tabi tutulması ile mümkün olmuştur diyen AYM,&nbsp; ortaya koyduğu bu ilkeyi neden Bylock’ta görmezden gelmiştir? Acaba, Bylock kullandığı iddia edilen kişilerden bu ilklerle beraat etmeyecek bir kişi var mıdır? Ya da Bylock dosyalarının bu başvurudan ne farkı vardır?</li>



<li>Ayrıca, “Hata” hükümleriyle ilgili 30. maddenin yorumunda da Yargıtay’ın “7 katlı piramit” zırvasını tekrar etmiştir. Bu zırvaya göre; kişinin ne yaptığının ya da hangi faaliyetlerde bulunduğunun bir önemi yoktur. Zira kişi örneğin asker ya da savcı ise otomatik olarak nihai amacı biliyor ve istiyor kabul edilmekte ve 30. maddedeki hata hükümlerinden yararlandırılmamaktadır. Bu “şekli suç” mantığıyla yapılan terör yargılamalarının belki de hukuk tarihinde bir örneği yoktur.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4. Anayasa Mahkemesi Bu kararları Neden Vermektedir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tür özel amaç güden ve günü geldiğinde kullanılmak üzere verilen göstermelik kararlar, uluslararası yargı mercilerine sunulacak malzemeler olacaktır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesine ve AİHM’e, Türkiye’nin savlarını ispatlamak için sunulacak sipariş kararlara ihtiyaç duyulduğunda işte bu kararlara sığınılacaktır. Nitekim böyle olmuş ve işkence sebebiyle nezarette hayatını kaybeden Gökhan Açıkkollu adına BM İnsan Hakları Komitesine yapılan başvuruda, Türkiye savunma olarak yalnızca bir tane ihlal kararı sunmuştur. İşte bu karar da tıpkı o gün BM’ye sunulan tek ihlal kararı gibi ‘ihtiyaç anında kullanılmak üzere’ verilmiş ve bir köşeye konulacak bir karardır. Bu dediklerimizin Yalçınkaya kararında gerçekleşmesi hiç şaşırtıcı olmayacaktır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son olarak vurgulamak gerekir ki; AYM’nin verdiği <em>“dostlar alış verişte görsün”</em> kabilindeki bu kararlarının halen devam eden yargılamalarda pozitif bir etkisinin olması da beklenmemektedir. Çünkü 15 Temmuz sonrası yapılan yargılamalarda hakim ve savcıların gerçekte yargılama yapmadıkları ve gönderilen emir ve talimatlara <em>“mahkeme kararı”</em> kılıfı giydirdikleri herkesin malumudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sonuç</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">AYM’nin arada bir verdiği bu tür ihlal kararlarına bir önem atfetmeye gerek yoktur. Hukukun yavaş yavaş da olsa geri geldiğine inanmak için ortada bir neden de bulunmamaktadır. AYM, <strong><em>zevahiri kurtarmak için</em></strong> bu kararları vermektedir. Bu göstermelik kararın Yalçınkaya duruşmasına hazırlık olduğu çok açıktır. Ancak AİHM, AYM’nin tüm hukuksuz kararları gibi Bylock ve Banka kriterinin de olduğu Yalçınkaya kararını da paçavraya çevirerek yüzüne çarpacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kararların bir başka özelliği de AYM üyelerinin işledikleri insanlığa karşı suçların delili olmasıdır. Zira bu kişiler, verdikleri hukuksuz kararları bile isteye vermekte ve isteyince de hukuku çok güzel hatırlayabilmektedirler. Türkiye’nin içinde bulunduğu bu hukuksuz döneme yol veren en başat aktörler yargı camiası, özelde de Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi’dir. Dolayısıyla, <em>“katilin maktülün cenazesine gelip dua okuması işlediği cinayeti temize çıkarmaz!”</em></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> B. No. 2019/20791, 18/10/2022; https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/20791.</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> &nbsp;Geriye ilk derece mahkemesinin ifade ettiği şekliyle &#8220;<em>HTS kayıtlarından yola çıkılarak varılan <strong><u>sosyal çevre</u></strong></em><strong><u>&#8221; bilgisi</u></strong> ve tanıkların başvurucuyu &#8220;<em>cemaat mensubu&#8221;</em>&nbsp;olarak bildiklerine dair anlatımları kalmaktadır&nbsp;(P.59).</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref3" id="_ftn3">[3]</a> “…iltisak boyutunu aşarak örgütle organik bir bağ kurup <strong><u>hiyerarşisine dâhil olduğunu ispat etmeye yeterli örgütsel faaliyetlerin varlığı ile desteklenmeden (Yargıtay içtihadı için bkz. §§ 17, 18), FETÖ/PDY&#8217;ye müzahir bir sendikaya üye olmasının terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasında</u></strong> delil olarak kullanılması nedeniyle sendika hakkına (sendika hakkına ilişkin değerlendirmeler için bkz. § 57-58) müdahalede bulunulmuştur” (P.66)</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref4" id="_ftn4">[4]</a> <em>“…imam seviyesinde oldukları iddiasıyla yargılanmakta olan kişilerle iletişime ilişkin HTS kayıtlarının -bir bütün olarak ele alındığında- başvurucunun bir terör örgütüne üye olma bilinciyle hareket ettiğini ortaya koymakta başarılı olamamıştır”</em> (P.64).</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NIN ARANANLAR LİSTESİNİN HUKUKA AYKIRILIĞI ÜZERİNE</title>
		<link>https://www.justicesquare.com/blog/2023/01/03/icisleri-bakanliginin-arananlar-listesinin-hukuka-aykiriligi-uzerine/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2023 17:35:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Gökhan Güneş]]></category>
		<category><![CDATA[TURKISH WRITINGS]]></category>
		<category><![CDATA[ARANANLAR LİSTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Can Dündar]]></category>
		<category><![CDATA[İÇİŞLERİ BAKANLIĞI]]></category>
		<category><![CDATA[Ödül Yönetmeliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.justicesquare.com/?p=1778</guid>

					<description><![CDATA[İçişleri Bakanlığı bu hafta terör kapsamında arananlar listesini güncelleyerek Bakanlığın http://www.terorarananlar.pol.tr/tarananlar isimli sitesinde yayınladı. Listede Can Dündar başta olmak üzere birçok gazeteci ve insan hakları aktivisti ve hukukçunun yer aldığı görülmektedir. Listede 19 farklı terör örgütünün mensubu olmakla itham edilen toplam 971kişi yer almaktadır. Ancak sayılara bakıldığında listenin büyük çoğunluğunu Gülen Hareketi ile irtibatlı olduğu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">İçişleri Bakanlığı bu hafta terör kapsamında arananlar listesini güncelleyerek Bakanlığın <a href="http://www.terorarananlar.pol.tr/tarananlar"><strong>http://www.terorarananlar.pol.tr/tarananlar</strong></a> isimli sitesinde yayınladı. Listede Can Dündar başta olmak üzere birçok gazeteci ve insan hakları aktivisti ve hukukçunun yer aldığı görülmektedir. Listede 19 farklı terör örgütünün mensubu olmakla itham edilen toplam 971kişi yer almaktadır. Ancak sayılara bakıldığında listenin büyük çoğunluğunu Gülen Hareketi ile irtibatlı olduğu söylenen isimler oluşturmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bakanlık sayfasında listenin nasıl hazırlandığına ilişkin bir açıklama yer almamakla birlikte Bakanlık tarafından önceki yıllarda yapılan ilanlara ilişkin açıklamalarda bu listelerin terörle daha etkin mücadele edilebilmesi için 2018 yılında Terörle Mücadelede Kanununun <strong>“Ödüllendirme”</strong> başlıklı 19’uncu maddesinde yapılan değişiklikle birlikte hazırlandığı belirtilmiştir. Bakanlığın açıklamasına göre değişiklikle işlenişine iştirak etmemiş olmak koşuluyla bu kanun kapsamına giren suçun ortaya çıkarılmasına veya delillerin ele geçirilmesine ya da suç faillerinin yakalanabilmesine yardımcı olanlara veya yerlerini yahut kimliklerini bildirilenlere para ödülü verilebilmesine imkan sağlanarak, ödülün miktarının belirlenmesi ve ödül verilmesine ilişkin usûl ve esaslarının İçişleri &nbsp;Bakanlığına bırakılmıştır<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a>.</p>



<h3 class="wp-block-heading">a)&nbsp;&nbsp;&nbsp; TMK ve Yönetmelik Kapsamında Değerlendirme</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Bakanlığın açıklamaları çerçevesinde 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunun (TMK) 19. maddesinin ve ilgili Yönetmeliğin öncelikle incelenmesi gerekmektedir. Terörle Mücadele Kanunu’nun 18/10/2018 tarih ve 7148 sayılı Kanunun 28. maddesiyle değişik <strong><em>“Ödüllendirme”</em></strong> kenar başlıklı 19.maddesindeki düzenleme uyarıncaişlenişine iştirak etmemiş olmak koşuluyla bu Kanun kapsamına giren suçun ortaya çıkarılmasına veya delillerin ele geçirilmesine ya da suç faillerinin yakalanabilmesine yardımcı olanlara veya yerlerini yahut kimliklerini bildirenlere para ödülü verilebilir. Maddenin ikinci fıkrasında ise ödül miktarının belirlenmesi ve ödülün verilmesine ilişkin usul ve esasların İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği düzenlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kanun düzenlemeye bakıldığında yargılamaları devam eden ve haklarında halen kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı da bulunmayan bir kısım şüpheli veya sanıkların uluslararası prosedürlerde tamamlanmadan kategorize edilerek aranmasına imkan tanıyan bir düzenlemenin madde içeriğinde yer almadığı görülmektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan Bakanlık açıklamalarında söz konusu listenin Kanun değişikliği sonrası Bakanlığa verilen yetki kapsamında çıkarılan <strong>Terör Suçlarının Ortaya Çıkarılmasına Veya Delillerin Ele</strong> <strong>Geçirilmesine Ya Da Suç Faillerinin Yakalanmasına</strong> <strong>Yardımcı Olanlara Verilecek Ödül</strong> <strong>Hakkında Yönetmelik </strong>çerçevesinde hazırlandığı belirtilmiştir.&nbsp; Bu kapsamda Yönetmeliğin “ <strong>İlan” </strong>kenar başlıklı 6. Maddesinde<em>“(1) Ödül vaadiyle aranan <strong><u>terör suçlularına</u></strong> ilişkin bilgiler ve fotoğrafları ile aydınlatılacak suça ilişkin gerekli görülen bilgiler ve yardımcı olanlara verilebilecek azami ödül miktarları her türlü iletişim aracı ve internet/dijital ortamda yayımlanabilir. İlanların yayımlanması ve yayımdan kaldırılmasına yönelik işlemler Ödül Komisyonunca belirlenen usulle yerine getirilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(2) Ödül vaadiyle aranan terör suçluları, terör örgütündeki hiyerarşik konumları ve/veya yaptıkları eylemin sonuçlarının ağırlığına göre Ödül Komisyonunca gruplandırılarak ve her bir grupta yer alanlara verilebilecek azami ödül miktarı belirtilmek suretiyle ilan edilebilir.” </em>hükmüne yer verilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öncelikle Yönetmelikte yer verilen “<strong><em>terör suçlusu”</em></strong> kavramının irdelenmesi gerekmektedir. Bu kavram TMK’nın 2. maddesinde tanımlanmış ve şöyle denilmiştir; <em>“</em><em>Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin <strong><u>mensubu olup da</u></strong>, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına <strong><u>suç işleyen</u></strong> veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin <strong><u>mensubu olan kişi </u></strong>terör suçlusudur.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Maddeden de anlaşılacağı üzere, bir kişinin terör suçlusu olarak kabul edilebilmesi için “suç işlediği” ya da “bir örgütün mensubu olduğunun” sabit olması gerekir. Buna karar verecek yer de elbette tarafsız ve bağımsız mahkemelerdir. Oysa ki, terörden arananlar listesine eklenen çok sayıda kişi hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadığı gibi büyük çoğunluğu hakkında başlamış bir kovuşturma da yoktur. Dolasıyla, hakkında verilmiş bir mahkeme kararı olmayan kişilerin terör suçlusu kabul edilerek kişisel bilgileriyle birlikte resimlerinin paylaşılması suç olduğu gibi açıkça masumiyet karinesi ve özel yaşama saygı hakkının ihlalidir.&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yönetmelikte esasen kanunun vermediği bir yetkini kullanıldığı görülmektedir. Zira Kanun maddesinde sadece ödül miktarının belirlenmesi ve ödülün verilmesine ilişkin usul ve esasların Yönetmelikle belirleneceği düzenlenmiştir. Buna uygun olarak da Yönetmelik’in İkinci Bölümünde<em> “Ödül Verilmesinde Esas Alınacak İlkeler” </em>başlığı altında ve 4. maddede <em>“ödül verilme şartları”</em>, 5. maddede <em>“ödül miktarının belirlenmesi”</em>, 7. maddede <em>“ödeme şekli”</em> düzenlenmiştir. Ancak, Kanunun vermediği bir yetki olan <em>“ilan”</em> başlıklı 6. madde de Yönetmeliğe eklenmiştir. Zira Kanun metninde ancak hakkında mahkeme kararıyla yakalama çıkarılabilecek kişilere ilişkin idareye resen “arananlar listesi” hazırlamaya imkân veren bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak Yönetmeliğin 6. maddesinde Kanun’un vermediği bir yetkiye yer verilerek <em>“</em><em>terör suçlularına ilişkin bilgiler ve fotoğrafları ile aydınlatılacak suça ilişkin gerekli görülen bilgilerin yayınlanacağı”</em> düzenlenmiştir. Bu noktada henüz hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmayan kişinin Yönetmelik’te yer alan <strong>“terör suçluları”</strong> kavramına dâhil olmayacağı evrensel bir hukuk kuralıdır. Dolayısıyla Yönetmelik hükmü esas alınsa bile söz konusu listeye ancak hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunanlara uygulanabilir. Ancak listede hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmayan birçok kişide olduğu dikkate alındığında İçişleri Bakanlığının idari bir karar ve işlemle yüzlerce kişiyi terör suçlusu ilan ettiği görülmektedir. İşlem bu yönüyle de açıkça hukuka aykırıdır. Kaldı ki çıkarılan Yönetmelik’te de liste hazırlama ve kategori oluşturma yetkisi bulunmamaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">b)&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kaçak Olmayan Kişilere Kaçak İşleminin Uygulanması</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer taraftan yargılaması devam etmekle birlikte ulaşılamayan veya firari olan şüpheli ve sanıklara ilişkin uygulanacak usul ve esaslar 5271 sayılı Kanun’un 247 ve devamı maddelerinde hüküm altına alınmıştır. Eğer arananlar listesinde yer alan kişilerin kaçak olduğu değerIendiriliyorsa öncelikle &nbsp;<strong>“Kaçakların Yargılanması”</strong>na ilişkin hükümlerin yer aldığı CMK’nın 247 ve devamı maddelerindeki usul işlemlerinin tamamlatılması gerekmektedir. Şöyle ki Kanun’un <strong>“Kaçağın tanımı”</strong> kenar başlıklı 247. maddesi uyarınca hakkındaki soruşturmanın veya kovuşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlamak amacıyla yurt içinde saklanan veya yabancı ülkede bulunan ve bu nedenle Cumhuriyet savcısı veya mahkeme tarafından kendisine ulaşılamayan kişiye kaçak denir. Hakkında, Kanun’un 248’inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen suçlardan dolayı soruşturma veya kovuşturma başlatılmış olan şüpheli veya sanığın, yetkili Cumhuriyet savcısı veya mahkemece usulüne göre yapılan tebligata uymamasından dolayı verilen zorla getirilme kararı da yerine getirilemez ise, Cumhuriyet savcısı veya mahkeme;</p>



<p class="wp-block-paragraph">a) Çağrının bir gazete ile şüpheli veya sanığın bilinen konutunun kapısına asılmak suretiyle ilânına karar verir; yapılacak ilânlarda, onbeş gün içinde gelmediği takdirde 248’inci maddede gösterilen tedbirlere hükmedilebileceğini ayrıca açıklar,</p>



<p class="wp-block-paragraph">b) Bu işlemlerin yerine getirildiğinin bir tutanak ile saptanmasından itibaren onbeş gün içinde başvurmayan şüpheli veya sanığın kaçak olduğuna karar verir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kanunun <strong>“Zorlama amaçlı elkoyma ve teminat belgesi”</strong>&nbsp; başlıklı 248. maddesinde ise bu kaçağın Cumhuriyet savcısına başvurmasını veya duruşmaya gelmesini sağlamak amacıyla Türkiye&#8217;de bulunan mallarına, hak ve alacaklarına amaçla orantılı olarak Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi veya mahkeme kararıyla el konulması ve gerektiğinde kayyım atanmasına ilişkin hükümler ile bu hükümlerin uygulanacağı suç tiplerine yer verilmiştir.&nbsp; Dolayısıyla yasal düzenlemeler bir bütün olarak değerIendirildiğinde&nbsp; arananlar listesindeki kişileri kaçak olduğundan bahisle bu listeye alınmışlarsa öncelikle Kanun 247. maddesindeki yasal zorunluluk gereğince öncelikle, Cumhuriyet savcısı veya mahkemece bir gazete ile şüpheli veya sanığın bilinen konutunun kapısına asılmak suretiyle ilânını içeren bir çağrının yapılması gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak ifadesi alınmış ve dosyası şu an Yargıtay veya istinaf veyahut ilk derece mahkemesinde yer alan ve bu mahkemelerce verilmiş bir yakalama ve tutuklama kararı bulunmuyor ise bu kişilere “kaçak” muamelesi de yapılamaz. Ancak soruşturma ve kovuşturmada ulaşılamayan kişiye kaçak muamelesi yapılabilir. Bunun içinde yasanın öngördüğü emredici usul işlemlerinin yerine getirilmesi gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda Bakanlığın “arananlar listesi” incelendiğinde listede yer alan kişilere ilişkin çağrı ve gazetede ilan prosedürleri tamamlatılmadan insanların kaçak gibi arananlar listesine dahil edildiği görülmektedir. Adil yargılanma hakkına aykırı olarak henüz devam eden bir davada bu şeklide idari merci olan İçişleri Bakanlığı’nın kendini yargı mercilerinin yerine koyarak insanlara kaçak muamelesi yaptığı görülmektedir.&nbsp; Yapılan işlem bu yöneyle de hukuka aykırıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">c)&nbsp;&nbsp;&nbsp; Adil Yargılanma Hakkı ve Masumiyet Karinesini İhlal Edilmiş Olması</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Listede yar alan kişilerin bir kısmının halen dosyasının Yargıtay veya istinaf veyahut ilk derece mahkemelerinde derdest olduğu; bir kısmım kişiler hakkındaki dosyaların ise halen soruşturma aşamasında olduğu görülmektedir. Bu noktada ilgili yargı merciinden herhangi bir karar alınmadan bu listelerin hazırlanmış olduğu görülmektedir. Özellikle içlerinde yer alan bir kısım hakim ve savcılar hakkında AİHM tarafından yakın tarihte hak ihlali kararı verilmiş olduğu düşünüldüğünde bu listenin masumiyet karinesini ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiği açıktır. Aynı şekilde internet ortamında bu şekilde kişisel bilgilerin açık ve aleni bir şeklide hukuka aykırı olarak paylaşılması suretiyle başta lekelenmeme hakkı, maddi ve manevi vücut bütünlüğüne saygı hakkı, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ve bireylerin onur kırıcı herhangi bir muameleye tabi tutulamayacağını öngören insan onuruna saygı hakkı ihlal edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dosyası Yargıtay ve yerel mahkemede olan ve hakkında bu mercilerce verilmiş bir yakalama ve tutuklama kararı olmaksızın idari bir işlemler insanların arananlar listesine dahil edilmesi masumiyet karinesini ve adil yargılanma hakkının ihlalidir. Bu noktada ilgili kişiler hakkında bu şekilde mahkemesinden alınmış bir karar olduğu dahi belirtilmeksizin&nbsp; listeler oluşturulmuştur. Aynı şekilde henüz “kaçak” konumunda bile olmayan kişilerin Yönetmelik hükmüne istinaden <strong>“suçlu”</strong> sayılması bir diğer hukuksuzluk örneğidir.&nbsp; Eğer listede yer alan kişilerin kaçak olması nedeniyle bir arama kararı listesi çıkarılacaksa öncelikle CMK’nın kaçaklara ilişkin hükümleri çerçevesinde gerekli usul işlemlerinin yapılması gerekmektedir. Aynı şekilde hakkında mahkemesince veya istinaf veya Yargıtay tarafından yakalama veya tutuklama kararı verilmemişse zaten bu kişilerin bu listelere dahil edilmesi hukuken mümkün değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan listenin AİHM ve diğer uluslararası kuruluşlar nezdinde hak arayışında bulunan veya sosyal medya platformlarında hukuki mücadelesi veren kişilerin sindirilmesi amacıyla hazırlandığı görülmektedir. Diğer bir ifade ile gerek Kanun ve Gerek yönetmelik hükümlerine aykırı olarak hazırlanan ve kişilerin özel hayat hakkınıꓹ adil yargılanma hakkını ve en önemlisi de masumiyet karinesini ihlal eden listenin adalet mücadelesi verenlere gözdağı vermek ve Türkiye’de işlenen insanlık suçlarının tüm dünyaya duyurulmasını engellemek olduğu görülmektedir.&nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading">d)&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yurtdışındaki Türklerin Ajanlık Yapmaya Teşvik Edilmesi</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda da izah edildiği üzere söz konusu “arananlar listesi” hukuka aykırı olarak hazırlanmıştır. Bu noktada uluslararası prosedürlere de aykırı hareket edilmektedir.&nbsp; Yönetmeliğin <strong>“</strong><strong>İlan” </strong>kenar başlıklı 6. Maddesindeki düzenleme<em> </em>ile özellikle yurtdışındaki Türklerin ajanlık yapmaya teşvik edildiği görülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özellikle hakkında uluslararası prosedürlere uygun bir arama kararı bulunmayan bir kişinin İçişleri Bakanlığı’nın hukuka aykırı olarak hazırlanan arananlar listesine istinaden Türkiye’deki yetkili makamlara bildirilmesi bunu n yapan kişilerin bulundukları ülkede ajanlık suçundan yargılanmalarına nerden olabilir Aynı şeklide bu tip eylemlerin tespiti halinde ilgililerin vatandaşlıktan çıkarılmalarına veya sınır dışı edilmelerine neden olacağı açıktır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">e)&nbsp;&nbsp;&nbsp; İNTERPOL Prosedürünün İhlal Edilmesi ve Alternatif Arayışlar</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Bilindiği üzere Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı (INTERPOL), 194 üye ülkede polisin uluslararası suçları önlemek ve bunlarla mücadele etmek için birlikte çalışmasına olanak sağlayan hükümetler arası bir organizasyondur. İNTERPOL sürecini işletilmesi belirli ilke ve esaslara bağlanmıştır. Bu kapsamda Interpol Anayasası&#8217;nın 2/1. Maddesindeki düzenlemedeki düzenleme uyarınca Interpol farklı ülkelerde var olan kanunların sınırları içinde ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi&#8217;nin ruhuna uygun olarak tüm ceza polisi makamları arasında mümkün olan en geniş karşılıklı yardımı sağlamalı ve teşvik etmelidir. Görüldüğü üzere uluslararası polis iş birliği, tüm BM Üye Devletlerinin desteklemesi beklenen insan haklarını koruyan bir dizi ilke olan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi&#8217;nin ruhuna uygun olarak yürütülmektedir. Bu kapsamda Interpol’ün “siyasi, askeri, dini veya ırksal nitelikte herhangi bir müdahale veya faaliyette bulunmasını” yasaklayan Interpol Anayasasını ihlal etmeleri durumunda “kırmızı bültenler” yayınlanmamaktadır. Ayrıca 2015 yılında Interpol ayrıca, kişinin 1951 Mülteci Sözleşmesi kapsamında mülteci olarak tanındığının doğrulanması halinde “kırmızı bülteni” kaldırmak için yeni bir politika benimsemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda Temmuz 2016&#8217;daki darbe girişiminden bu yana, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Interpol düzenlemelerinin lafzına ve ruhuna aykırı olarak ve yürürlükteki ulusal ve uluslararası hukuka aykırı olarak, Interpol aracılığıyla siyasi amaçlı bültenler yayınlayarak yurtdışındaki muhalifleri ve aktivistleri baskı altın almak ve zulmetmek için büyük çaba sarf etmiştir. Yurt dışında yüzlerce, hatta binlerce Türk muhalif, seyahatlerinde kırmızı bültenler veya pasaportlarının iptali nedeniyle çeşitli ülkelerdeki kolluk kuvvetleri ve göçmenlik yetkilileri ile zorluklarla karşı karşıya kalmıştır.&nbsp; Ancak Interpol, Türkiye tarafından yayınlanan ve siyasi suistimal oluşturan ve dolayısıyla Interpol Anayasasını ihlal eden bültenleri yayınlamaktan vazgeçmiştir. 3 Haziran 2021 tarihinde, Türkiye Dışişleri ve İçişleri Bakanlığı&#8217;ndan<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a> üst düzey yetkililer, 89. Interpol Genel Kurulu hazırlıkları hakkında Türkiye Parlamentosu&#8217;nda rapor verirken, Interpol Genel Sekreterliği&#8217;nin Hizmet Hareketiyle algılanan üyelerinin gözaltına alınmasına yönelik 773 talebi<a href="#_ftn3" id="_ftnref3">[3]</a> reddettiğini belirtmiştir. Bu kapsamda Bu taleplerin kuruluş ilkelerine uymadığı görüşünde olan Teşkilat,&nbsp;Euronews&#8217;a&nbsp;<a href="https://www.dw.com/tr/can-d%C3%BCndardan-k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1-b%C3%BClten-a%C3%A7%C4%B1klamas%C4%B1-interpol-ciddiye-alm%C4%B1yor/a-57813698">Can Dündar ile ilgili</a>&nbsp;Türkiye&#8217;den daha önce gelen kırmızı bülten talebini reddettiğini resmen açıklamıştır<a href="#_ftn4" id="_ftnref4">[4]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla İnterpol karnesi çok kötü olan ve kırmızı bülten çıkaramayan Türkiye yurtdışındaki muhalifleri ve aktivistleri baskı altın almak ve zulmetmek için bu defa TMK’ya ve Yönetmeliğe aykırı olarak “Arananlar listesi” çıkarmıştır. Böylelikle yurtdışındaki vatandaşların ajanlık yapmaya sevk etmek suretiyle hedefin ulaşmayı amaçlamaktadır. Diğer bir ifade ile listenin hazırlanış usulü olarak uluslararası aramalara ilişkin <strong>İNTERPOL </strong>prosedürünü de ihlal ettiği görülmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">f)&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Listeye Karşı Yasa Yollarına Başvurulmasının Mümkün Olması</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Öncelikle hazırlanan listenin açıkça hukuka aykırı olması nedeniyle hukuken kaldırılması mümkündür. Özellikle İçişleri Bakanlığı’nın idari bir kararı ve işlemiyle hazırlanmış olması nedeniyle bu listenin kaldırılması için ilgililerin <strong>idare mahkemesine dava açması</strong> mümkündür. Ayrıca daha hızlı sonuç alma adına <strong>5651 sayılı Yasa</strong> kapsamında temel hak ve hürriyetleri ihlal etmesi nedeniyle erişim engeli kararı için sulh ceza mahkemesine başvuru yapılması mümkündür. Zira<strong> 5651 sayılı Kanun’un “</strong>İçeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi” kenar 9. maddesi uyarınca internet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğin çıkarılmasını ve/veya erişimin engellenmesini de isteyebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kapsamda Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın da sanığı olduğu ÇHD davasının firari sanığı&nbsp; avukat Özgür Yılmaz’ın adının “terör arananlar” listesine yazılması işleminin hukuka aykırı olması nedeniyle açılmış olan dava kapsamında Danıştay Başsavcılığı, İçişleri Bakanlığı’na bağlı Ödül Komisyonu’nun &#8220;Terör Arananlar&#8221; listesi yapması yetkisinin hukuka aykırı olduğunu belirterek, buna izin veren yönetmelik maddesinin iptalini istedi. Başsavcılık, Ödül Komisyonu’nun &#8220;aranan terör suçlularının önem sıralaması sonucunu doğuran bir listeleme yapmayı sağlayan bir yetki olarak kullanımı mümkün bulunmadığını belirterek, avukat Özgür Yılmaz’ın adının “terör arananlar” listesine yazılması işleminin hukuka aykırı olduğuna vurgu yaparak&nbsp; Ödül Komisyonu’na &#8220;terör arananlar listesi&#8221; yapma yetkisinin iptalini talep etmiştir<a href="#_ftn5" id="_ftnref5">[5]</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan gerek kanun hükümlerindeki yasal zorunlu işlemlerin tamamlatılmadan liste oluşturulması ve gerekse kanunun vermediği bir yetkinin kullanılması süetiyle ilgili bakanlık ve kamu görevlilerinin halen yargılamaları devam eden kişilerin kişisel bilgilerin ifşa etmek suretiyle özel hayata saygı hakkı ve peşinen suçlu ilan etmek suretiyle adil yargılanma hakkını ve masumiyet karinesini ihlal etmişlerdir. Bu şeklide görevin gereklerine aykırı hareket eden kişiler hakkında başta görevi kötüye kullanma ve TCK’nın 136. maddesinde düzenlenen kişisel bilgilerin yayılması suçunu işlemeleri nedeniyle suç duyurusunda bulunulabilir. TCK’nın 136. maddesinde düzenlenen bu suç şikayete tabi olmadığı gibi kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle işlendiği için suçun nitelikli halini oluşturmaktadır.&nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading">g)&nbsp;&nbsp;&nbsp; Listelerde İsimleri Yer Alanların Bulundukları Ülkelerde İlgili İdari Birimlere Başvuru Yaparak Bu Konuda Gerek Yargısal Veya İdari Karar Çıkarmaları</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Listelerde isimleri yer alanların bulundukları ülkelerde ilgili idari birimlere başvuru yaparak bu konuda gerek yargısal veya idari karar çıkarmaları da mümkündür. Zira hukuk aykırı olarak hazırlanan arananlar listesi ile bu kişilerin hedef haline getirildiği açıktır. Bu noktada ilgili ülke makamlarına kendileri hakkında hazırlanmış bir liste olduğu ve bu listedeki kişiler hakkında ödül belirlenmesi nedeniyle can güvenliklerinin tehlikede olduğunun bildirilmesi faydalı olacaktır. Ayrıca bu makamlara başvurmak suretiyle listeye yönelik özellikle bulundukları ülke bakımından erişim engeli kararı aldırılabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aynı şekilde Listelerde isimleri yer alanların bulundukları ülkelerde iltica işlemlerinin devam etmesi hallinde listenin ve öngörülen ödülün kendilerini aleni olarak hedef haline getirmesi nedeniyle ivedi olarak işlemlerini tamamlanması bakımından ilgili ülkenin göç idaresinden iltica işlemlerinin ivedi bir şeklide sonuçlanması talep edilebilir.&nbsp;</p>



<h3 class="wp-block-heading">h)&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hukuka Aykırı Listeye İlişkin Yapılabilecek Diğer Hususlar</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Söz konusu hukuka aykırı arananlar listesine ilişkin olarak yukarıda belirtilenlerin haricinde aşağıda belirtilen hususlarda da gerekenler yapılabilir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>İnternet sitesinin engellenmesi kararı alınması durumunda bu kapsamdaki linklerin Google arama motorundan çıkartılmasının istenmesi,</li>



<li>Facebook hesabında (<a href="https://www.facebook.com/terorarananlar/">https://www.facebook.com/terorarananlar/</a>) isim ve fotoları yayınlananlar tarafından facebook’a başvuru yapılarak, içeriğin kaldırılması talebinde bulunulması</li>



<li>“Aranan teröristler‏&nbsp;@terorarananlar” veya emniyet ve MİT bağlantılı diğer&nbsp;&nbsp; twitter hesaplarında isimleri ve resimleri yayınlananlar tarafından twittera başvuru yapılarak, içeriğin kaldırılması talebinde bulunulması,</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda bahsedilen konulara ilişkin dilekçe örnekleri aşağıda yer almaktadır:</p>



<div class="wp-block-file"><a id="wp-block-file--media-6dc520ba-3bcb-4b16-abca-93d9bcabe5a5" href="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/ICISLERI-BAKANLIGINDAN-ARANANLAR-LISTESINDEN-CIKARILMA-TALEP-DILEKCESI.docx">ICISLERI-BAKANLIGINDAN-ARANANLAR-LISTESINDEN-CIKARILMA-TALEP-DILEKCESI</a><a href="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/ICISLERI-BAKANLIGINDAN-ARANANLAR-LISTESINDEN-CIKARILMA-TALEP-DILEKCESI.docx" class="wp-block-file__button wp-element-button" download aria-describedby="wp-block-file--media-6dc520ba-3bcb-4b16-abca-93d9bcabe5a5">Download <br></a></div>



<div class="wp-block-file"><a id="wp-block-file--media-cc880375-1120-4620-8f50-7cdb248972d2" href="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/SULH-CEZA-HAKIMLIGINDEN-ERISIMIN-ENGELLENMESI-TALEP-DILEKCESI.docx">SULH-CEZA-HAKIMLIGINDEN-ERISIMIN-ENGELLENMESI-TALEP-DILEKCESI</a><a href="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/SULH-CEZA-HAKIMLIGINDEN-ERISIMIN-ENGELLENMESI-TALEP-DILEKCESI.docx" class="wp-block-file__button wp-element-button" download aria-describedby="wp-block-file--media-cc880375-1120-4620-8f50-7cdb248972d2">Download</a></div>



<div class="wp-block-file"><a id="wp-block-file--media-224fc8d9-f526-4034-9325-14d543721119" href="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/SUC-DUYURUSU-ORNEK-DILEKCE-1.docx">SUC-DUYURUSU-ORNEK-DILEKCE-1</a><a href="https://www.justicesquare.com/wp-content/uploads/2023/01/SUC-DUYURUSU-ORNEK-DILEKCE-1.docx" class="wp-block-file__button wp-element-button" download aria-describedby="wp-block-file--media-224fc8d9-f526-4034-9325-14d543721119">Download</a></div>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> <a href="https://www.icisleri.gov.tr/bakanligimiz-tarafindan-teror-kapsaminda-arananlar-listesi-guncellendi">https://www.icisleri.gov.tr/bakanligimiz-tarafindan-teror-kapsaminda-arananlar-listesi-guncellendi</a> İET: 02/01/2023</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> Turkish Deputy Foreign Minister Yavuz Selim Kıran and Head of Europol Department of the Interior Ministry, Lütfi Çiçek.</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref3" id="_ftn3">[3]</a> https://www.hurriyetdailynews.com/interpol-rejects-turkeys-773-red-notice-requests-on-feto-official-165277.</p>



<p class="has-small-font-size wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref4" id="_ftn4">[4]</a> <a href="https://www.dw.com/tr/yorum-interpol-t%C3%BCrkiyeye-insan-haklar%C4%B1n%C4%B1-hat%C4%B1rlatt%C4%B1/a-57851287">https://www.dw.com/tr/yorum-interpol-t%C3%BCrkiyeye-insan-haklar%C4%B1n%C4%B1-hat%C4%B1rlatt%C4%B1/a-57851287</a></p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong><a id="_ftn5" href="#_ftnref5">[5]</a> “Danıştay Başsavcılığı: Terör arananlar listesi hukuka aykırı” https://www.dw.com/tr/dan%C4%B1%C5%9Ftay-ba%C5%9Fsavc%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1-ter%C3%B6r-arananlar-listesinin-iptalini-istedi/a-63621492</strong></h5>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
